BÖLÜM - 3

THE TENSES (02)

İNGİLİZCE'DE ZAMANLAR

BU BÖLÜMÜN KONULARI

The Simple Present  /  The Present Continuous  / The Simple Past  / The Past Continuous  /  The Simple Future  / The Future Continuous  /  The Present Perfect Simple  /  The Present Perfect Continuous  /  The Past Perfect Simple  / The Past Perfect Continuous  /  The Future Perfect Simple  /  The Future Perfect Continuous  /  Exercise - 1  /  Exercise - 2

 

 

EĞİTİM SETİ'mizin, İngilizce'nin temel yapısı ve ana gramerini ele alan Essential English for Turkish Speakers başlıklı kitabından kısa bir bölüm burada örnekleniyor.

EĞİTİM SETİ'mizde İngilizce'de değişik konu, yaklaşım ve becerileri ele alan böyle 9 KİTAP DAHA yer almaktadır.

 

 

ÇOK KISA GİRİŞ !!

Bu Bölümde, İngilizcenin Haber Kipinde (The Indicative Mood) yer alan 12 Tense'in başlıca kullanım alanlarını gözden geçireceğiz; Bölüm sonunda ise "her derde deva" egzersizlerimize yer vereceğiz. Karşılaştırmalı yaklaşım önplanda olacak.

 

THE SIMPLE PRESENT TENSE

 1.  Geçmiş/şimdiki/gelecek zaman (=past/present/future) genelinde, yani üç aşağı beş yukarı türkçedeki GENİŞ ZAMAN'da geçerlik taşıyan, süren, yinelenen olay, durum ve eylemler:

The sun rises in the east... Not all clouds bring rain; some are signs of fine weather... A week has seven days... Ali speaks English fluently. Güneş plays the guitar... I sleep late on Sundays... How often do you wash your hair?

Dikkat ederseniz, bu cümlelerin bir bölümü, Türkçe'de bizim "present continuous" ile de söylenebilir: "Saçınızı ne sıklıkta yıkıyorsunuz? -- AMA, TÜRKÇE'DE -- İNGİLİZCE'DE DEĞİL!) Nitekim:

Do you like ice-cream? Do you love him? (Üstelik ikinci cümle, Türkçe'de "present simple" ve "present continuous" arasında anlam farklılığı taşıyor: "Onu sever misin?" "Onu seviyor musun?")

Do you read comics a lot?... I understand you dance well; do you sing a little, too? = Çok çizgi roman okur musunuz? Anladığım kadarıyla iyi dansediyorsunuz; biraz şarkı da söyleyebiliyor musunuz acaba? (Örneğin, gazinoya başvuran bir sahne sanatçısına böyle sorulabilir)...

...gibi cümleleri İngilizce'de "present continuous" karşılıkları ile birlikte irdeleyiniz. Aradaki fark besbellidir: Are you reading comics again? = Yine oturmuş çizgi roman mı okuyorsun?... What is this funny song you're singing is called? = Bu söylemekte olduğun komik (= tuhaf, biçimsiz) şarkının adı ne?

 2.  Alışkanlık, karakter, huy, iş, meslek gereği, değişmeyen, tekrarlanan davranış ve eylemler: (Bu başlık altında verdiğimiz örnekler, yukardaki maddede verilenlerle aynı niteliktedir)

He leaves the house at eight... = (Sabahları) evden sekizde çıkıyor / çıkar... On a normal day, we stay in and watch TV after supper... Don't worry; she keeps her word... (I sleep late on Sundays... How often do you wash your hair?)

 3.  Doğal olarak, "eşyanın tabiatı" türünden belirlemelerde de hep bu tense kullanılacaktır: Sözkonusu durumun, genel geçerlik taşıyıp taşımadığına bakacağız. (İçinde bulunduğumuz an itibariyle varlığı/yokluğu önemli değil.)

Dogs bark... Birds fly... Fish swim... All cats love milk...

Bu örnekleri, "Listen, the dogs are barking... The ones I saw were flying south... Why are some of the fish in your tank standing still while others are swimming about?" türünden bildirimler ile karşılaştırınız. Aralarındaki fark apaçık görülebiliyor. = Köpekler havlar... Dinle bak, köpekler havlıyor... Birincisi: Simple Present; ikincisi: Present Continuous...

 4.  Bilimsel belirlemeler (Pek tabii!! Bilimsel belirlemelerin genel geçerliği olmasını bekleriz):

Water consists of hydrogen and oxygen.

Nimbus clouds are very dark clouds that you see when there is a huge downpour. They bring lots of rain. [downpour = yağış, yağmurun "aşağı boşanması"]

 5.  Atasözlerinin büyük bölümü:

The pot calls the kettle black. ("Tencere dibin kara." "Seninki benimkinden kara...")

Every cock crows on his own dunghill. (Her horoz kendi tezek yığınında öter.)

God helps those who help themselves. (Deveni önce ağaca bağla; sonra Allah'a emanet et... yada belki, Kurda sormuşlar neden boynun kalın; kendi işimi kendim görürüm demiş... -- ikisi de tam tutmuyor ama!)

 6.  Kitaplar, duyuru metinleri, veya yakın zamanda alınmış mektuplardan söz ederken. (Türkçede ise kimi zaman "present continuous" tense kullanıldığına dikkat ediniz) :

The author says that a solution cannot be provided under the present conditions and goes on to explain the reasons for his conviction.

"What does the notice say?" "It says, 'No Parking Here'."

"I see that you've got a letter from Güneş. What does he say?" "He says..." (Diyor ki...)

It repeatedly says in the Koran that we must be fair and kind to people of all races.  (Der ki...)

 7.  Tarihten söz ederken:

Atatürk decides to proclaim the Republic on the following day. Indeed, the voting on October 29, 1923 is unanimous (= ittifakla) and the country becomes a democratic republic. However, there still exists a big problem: how to get rid of the Caliph (= Halife)  who is still residing in İstanbul...

 8.  Gazete başlıklarında "past tense" yerine kullanılır:

Foreign Debts Reach A Record Level = Dış Borçlar Rekor Düzeye Erişti.

Two Men Die In A Lorry Crash = Kamyon Kazasında İki Kişi Öldü.

Galatasaray Beats Milan = Galatasaray Milan'ı Yendi.

 9.  Tiyatro eserlerinde diyaloglar arasında verilen sahneleme önerilerinde:

When the curtain rises, there are two servants entering from the door on the right. The phone rings, and they both make an attempt to reach out for it first...

 10.  Günlük dilde, özellikle de bizim "mahalle geyiği" diye adlandırılacak konuşma ortamlarında olaylar dostlara anlatılır, dedikodu yapılır, dertleşilirken:

I give her what she wants and she goes away. I say to myself, (=hatta, "I says to myself"!) "Good riddance; I hope I've seen the last of her." But, not a week passes, and I come home one night, and just guess who is sitting on my very doorstep... [Good riddance; I hope I've seen the last of her. = Oh, be! Kurtuldum. Umarım bir daha suratını görmem.]

 11.  Örneğin gezi programları gibi, gelecek günlere dönük planlanmış eylemler:

We leave Ankara at 10:00 on Saturday and arrive at Nevşehir at 14:00. We spend two hours shopping, and then leave for the Göreme Valley.

 12.  Ve asla unutmamanız gereken bir nokta: Ana-cümlecik herhangi bir "future tense" olduğunda, zaman belirten yan-cümlecik bir "present tense" olmak zorundadır: (Tabii, "Present Simple" olmak zorunda değil; üç adet daha present tense vardır.)

We'll leave when you are ready.

Shall we set out as soon as he comes back?

They won't be leaving until they've finished the job. (Bu sonuncu örneği, herhangi bir present tense kullanılabileceğini örneklemek için ekledim)

 

vb... vb... vb...

SON KILÇIK !! (Advanced Level) -- Neden herşey daha kolay ve basit değil?... Neden Future Perfect Continuous benzeri tense'ler yaratmışlar? Neye yararlar ki?... İşte, zengin anlatım ortamlarında kaçak güreşmek eğiliminde olanlar için, birkaç dakika içinde İnternet'ten birkaç sevimli örnek kaydediverdim. Fazla aramak zorunda da kalmadım. Heryerdeler... Buraya aldıklarım, "have to" (zorunluluk) yardımcı fiilinin past perfect ve future perfect kullanımlarını ilgilendiriyor:

Needless to say my husband and I were terrified. I had had to have steroids to help the baby's lungs and I was petrified that the baby wouldn't be all right. = kullanmak zorunda kalmıştım.

He was telling Paul how he had had to have the remains transported out of town for cremation because this service was not locally available. [ "have something done" ettirgen kalıbı ile]

Jackie had had to have separate housing because the hotel the rest of the team was staying at would not allow blacks to enter and room. = "sahip olmak zorunda olmak" kavramından...

In order to successfully complete this assignment students will have had to have read, analyzed, and synthesized information. = Öğrenciler, bilgileri okumuş, çözümlemiş ve sentezlemiş olmuş olmak zorunda kalmış olacaklardır !!

To actually be listed on the left hand menu under hosted sites, your site will have had to have been around long enough that it established a continual and substantial fan base. = uzun süredir devam edegelmiş konumunda olmuş olmak zorunda olacaktır !!

Before any patients are approached to take part in a research study at Liverpool Women’s Hospital, the study will have had to have been approved by the Hospital’s Research & Development Committee. = onaylanmış olmuş olmak zorunda olmuş olacaktır !! Korku filmi gibi cümleler... Ama, yine de, "Türkçe öğrenmeğe çalışan İngilizler" değil, "İngilizce öğrenmeğe çalışan Türkler" olduğumuza şükredin siz...

YABANCI DİL ÖĞRENMENİN, AZ ÇABA - KOLAY İŞ OLDUĞUNU KİM SÖYLEMİŞSE YALAN SÖYLEMİŞ !!

*  *  *  *  *

 

EXERCISE - 1

Şimdi sizlere her derde deva türden bir egzersiz sunuyorum... Bu karşılaştırmalı çalışma sonunda, artık zamanlar ile ilgili sıkıntılı bir nokta kalmayacağına inanıyorum.

Verilen ilk cümlede, şıklarda belirttiğim zaman göstergeçlerini kullanarak, gerekli "tense" değişimlerini uygulayınız.

Fiilin anlam özelliğinden kaynaklanarak, gerek simple gerek continuous seçeneklerin her ikisinin de geçerlik taşıması durumunda, ortaya çıkan nüansları irdeleyiniz:

(AÇIKLAMALI YANITLAR EGZERSİZİN BİTİMİNDE)

UNUTMAYINIZ: Altı çizilmiş olan zaman belirtecini kaldıracak, yerine şıklarda verilen zaman belirteçlerini yerleştireceksiniz: ["never", "already" gibi örneklerde, belirtecin cümlede yer değiştireceğine dikkat ediniz.]

 01  He will be earning a lot of money next year. (Bu cümle "yılboyu sürekli olarak", kavramını içeriyor; "will earn" seçeneği ise, "önümüzdeki yıl bir ara" anlamını verecektir. Bu tür bir irdelemeyi, siz de aşağıdaki şıklara göre tense değişikliği yaparken uygulayınız)

a. before he retired last year

b. in his present job

c. just recently

d. last year

e. by the end of this year

 

 

vb... vb... vb...

 

YANITLAR

 01  a. had earned... veya... had been earning = sürekli kazanagelmişti ve hala kazanmaktaydı...  b. is earning... (earns, yaklaşık olarak eşdeğer)...  c. has earned = şu yakınlarda kazandı... has been earning = bir süredir ve hala kazanıyor (ki, bu tümceler hikayenin gelişine göre past perfect veya future perfect'e de taşınabilir)... d. earned = kazandı... was earning = geçen sene kazanıyordu ama bu yıl kazanamıyor, veya tanık olduğum sıralarda kazanıyordu ama sonra ne oldu bilmem nüanslarını verecektir)... e. will have earned = kazanmış olacaktır... will have been earning = bir süredir ve hala kazanıyor olmuş olacaktır...

 

vb... vb... vb...

 

BAŞA DÖNÜŞ

Lütfen Sorularınızı Esirgemeyiniz:

YALÇIN İZBUL -- İNGİLİZCE-DERS.COM

     

EĞİTİM SETİ TANITIMI

CD SETİ TANITIMI

GENEL TANITIM

SATINALMA BİLGİLERİ