|
|
 |
Ülkemiz Türkiye. Dilimiz Türkçe.
T U R
K L A N D |
 |
Değerli
Okurlarımız,
"Türkiye"
sözcüğünün Anglo-Amerikan dillerindeki yakışıksız
karşılığından duyduğumuz rahatsızlığı dile getiren yorum ve
girişimler, çok gecikmeli de olsa, artık gündemdedir. Bu
sözcüğün tarihsel bir "kaza" ile bugünkü anlamını kazanmış
olması, sorunu yokmuş gibi görmenin özürü olamaz.
Acı bir
gülümseme ile hatırlıyorum: Neredeyse yarım yüzyıl geçmiş
aradan. Anglo-Amerikan diyarlarında sıkıcı şakalara muhatap
olan bir avuç öğrenciydik; ve İngilizce şimdiki "lingua
franca" niteliğini daha yeni kazanmağa başlıyor
sayılabilirdi.
Etkili ve/ya
yetkili kişi ve çevrelere, gazete ve dergilere gönderdiğimiz
dilek ve dilekçelerin nasıl sağır duvarlara çarptığını
hatırlıyorum. En çok da, çöp sepetlerini boşaltan çaycılar
bıkmıştır sanırım...
Düşüncem,
bildiğimiz o görkemli "a Turk" ve "Turks" sözcüklerinin
yanıbaşına "Turkland" güzellemesi ve
koçaklamasının
yerleştirilmesi için çaba gösterilmesi gerektiği yolundaydı...
Değerli
Okurlarımız,
"Efendim,
bizler de Mısır ve Hindistan diyoruz, ama bu sözcükler
bizlere mısır bitkisini veya bir kümes hayvanını
çağrıştırmıyor," şeklindeki görüş yanlış bir
değerlendirmedir. Cahilane bir
züğürt tesellisinden başka birşey değildir.
MI-sır
bir ülke adı, mı-SIR
ise bitkinin adıdır. Hece vurgusu anlamı değiştirir; yanılsama
imkanı sözkonusu değildir. "Benzerliğin" farkına bile
varmayız. "Koşun,
gelin; gelin
geliyor," sözleri anlamda herhangi bir muğlaklık, bir tereddüt doğurmakta mıdır?
İstanbul'da, "Mısır çarşısına mısır almağa gidiyorum,"
dediğinizde, "Uçakla mı, denizden mi?" diye soran oluyor mu
hiç?
[Oysa, /DU-yu-like-TÖR-ki/ sorusu pekala çift-anlamlıdır;
çünkü sözcük her iki anlamında da aynı şekilde okunur. Oysa
/MI-sır-YER-misiniz/ şeklinde bir soru hiçbir
anlam iletmez; soruyu /mı-SIR/ şeklinde sormak zorundasınız;
çünkü ikisi iki ayrı sözcüktür. Gerçek bu iken, yapmadığı
bir hakaretin kendince kefaretini, sürekli uğradığı bir
hakareti bağışlayarak ödediğini düşünenlere benim lügatımda
ancak "hödük" denir.]
"Hindistan"
sözcüğünü de "Hind-istan" şeklinde algılarız
("Hindi-stan" veya "Hindi-istan" değil). Tıpkı, "Türk-istan", "Macar-istan",
"Yunan-istan", "Moğol-istan"
gibi... Nasıl
ki bunları, "Türk ülkesi", "Macar ülkesi", "Yunan Ülkesi", "Moğol Ülkesi" şeklinde
anlıyorsak, Hindistan'ı da "Hint Ülkesi" şeklinde anlıyoruz.
(Türkçe, sözcük sonunda yumuşak ses kullanmaz -- nasıl ki
"yalab şalab" demiyorsak, yalap şalap bilgilerle
de sağlıklı tezler geliştirilemez.)
[Tut
ki, "mısır/hindistan" örneklerinin tarihsel/etimolojik
kökleri, günümüzdeki duruma ilişkin yorumumuzu naksediyor
olsun. Yani şimdi ruh halimiz, "Bana dilediğinizce
küfredebilirsiniz, çünkü bir zamanlar ben de başkalarına
küfretmiştim," şeklinde mi olmalıdır?]
Sözü fazla
uzatmayalım: Bizdeki bu iki sözcükten çok farklı olarak,
Anglo-Amerikan dilinde ülkemize reva görülen isim, atfedilen
her iki anlamında da, yazılışı ve okunuşu ile aynıdır. Daha açık
söyleyeyim; ülkeler coğrafyası okuyacakları yaşlara değin, Anglo-Amerikan evlatlarının kafasında
"hindi" sözcüğünün uyandırdığı
tek çağrışım "Noel hindisidir".
Kaldı ki, İngilizce'deki "hindi" sözcüğüne kabul edilemez
yananlamlar yüklenmiştir. Nedeni de, "hindi" adı
verilen
kuşun, bütün kültürlerde, "düşük zeka seviyesi" ile ün
salmış olmasıdır. İngilizce'deki ek ve yan anlamlarından aşağıda ayrıntılı söz edeceğim.
Değerli
Okurlarımız,
Sorunu aşmak için çeşitli öneriler ileri sürülmektedir.
"Republic of Türkiye" önerisi, İngilizce'de "ü" harfi
olmaması hasebiyle tutmayacaktır. Yüz milyonlarca klavyeye
"ü" harfini bizim hatırımız için ekleyecek değiller.
"Turkiye"
şeklindeki bir yazılım da esasen yarım devrimdir; ve yarım
devrimler tutmaz...
Kaldı ki, her
iki durumda da, sözcüğün İngilizce okunuşu, şimdiki /TÖ:-ki/
den [ABD: /TÖR-ki/] pek farklı olmayacak; yabancı
kamuoyu değişikliğin farkına bile varmayacak, bildiğini
okumaya devam edecektir. [Bu yol benimsenecek olursa, en
azından, sözcüğün "Turchia" şeklinde yazılması yerinde olur
(İtalyanca'da yazıldığı şekilde). Ancak, dediğim gibi, bu
yazılım da İngilizce'deki okunuşu pek değiştirmeyecek;
istenen sonuç elde edilemeyecektir.]
Bir başka
öneri ise, Uluslararası terminolojide, İngilizce'deki şekil
yerine, Fransızca veya Almanca
şeklinin tercihi için uğraş vermektir. Fakat, bildiğimiz
gibi, uluslararası kullanımlarda artık yalnızca
İngilizce'nin borusu ötüyor. Üstelik, pek fazla onurlu
bir çözüm olduğu da söylenemez.
Evet, sözü uzatmayayım. Dergimiz, 6000 kayıtlı aboneye
ulaşmakta, ayrıca sitemiz de hergün yüzlerce kişi tarafından
ziyaret edilmektedir.
Bundan böyle, bu Dergi'de, ülkemizin adı TURKLAND'dır.
"I am / come from TURKLAND... I am a TURK...
We are TURKS... We speak TURKISH... I am a
citizen of THE TURKISH REPUBLIC... I am a
citizen of THE REPUBLIC OF TURKLAND...
Evet -- TURKLAND...
Uluslararası terminolojiye uygun olduğu kadar, bize yakışır,
ahenkli ve heybetli bir kelime...
Düşününüz, sınırlarımıza koyacağımız "hoşgeldiniz" sözünün
kalplerde uyandıracağı dikkatli saygıyı:
WELCOME TO
TURKLAND...
Peki, tutar
mı?
Elli yıl önce,
İngiliz halkı "İran" diye bir sözcük işitmemişti,
bilmezlerdi... Bugün ise, "Persia" sözcüğü ancak tarihsel
bağlamda kendine yer bulabiliyor... Afrika'da adı değişen
ülkelerin sayısı çetelesi tutulamayacak kadar çok... Bana en
çarpıcı gelen örnek ise bir kent adı: Bizler 500 yıllık
İstanbul'u ancak Cumhuriyet'ten sonra giderek kabul
ettirtebilirken, bildiğimiz "Peking" in 20-30 yıl içinde
"Beijing" e dönüşüvermiş olması... 1989
itibariyle, Batılı'ların verdiği "Burma" adı yerli "Myanmar"
a dönüştürülmüştür. ABD ve GB resmi belgeleri hala ısrarla
eski sömürge adında direniyor; ama CNN, The Economist
ve The New York Times artık ülkenin yerli adını
kullanıyorlar.
İranlılar,
Çinliler, Dahomey'liler ("Benin"), Zimbabwe'liler
(Rodezya), Etiyopiya'lılar,
Sri Lanka'lılar (Ceylon - Seylan), Myanmar'lılara tanınan ayrıcalık nereden
kaynaklanıyor? Bizim farkımız acaba
duyarsızlığımız mıdır? İşi tutup koparacak mevkilerde olan
kişilerin sömürgeci uşaklığına has kaderci gevşekliği
midir? ("Kodum mu oturturum"
şeklindeki görüşümden, yazının sonunda yeniden söz edeceğim.)
BÖLÜM -- 2
Önce,
"gereksiz alınganlık" gösterildiğini düşünen az sayıda
okurumuza cevap:
Patatesin anavatanı Güney, bizonların da anavatanı Kuzey
Amerika'dır. Şimdi tasavvur buyurunuz: Keşfedilen yeni
kıtayı, önemli nebâtat ve hayvânatına izafeten isimlendirmiş
olsaydık, Sayın Bush ülkemizi ziyaretlerinde şu sözlerle
karşılanmayacak mıydı: "Hoşgeldiniz, Birleşik Patates
Devletleri Sayın Başkanı..." yada, "Buyrun sizi şöyle
alalım, Birleşik Bizon Devletleri Sayın Başkanı..."
Aynı mantıkla, "Geyik Cumhuriyeti", "Havyar Federasyonu",
"Panda Halk Cumhuriyeti", "Birleşik Deve Emirlikleri" gibi
ülke adları vermiş olsaydık?
Başımıza yıkmazlar mıydı dünyayı?...
"Hindistan, Mısır" örneklerinin geçersizliğini, yukarda
gösterdik... Söz aramızda kalsın, dilimizde sorun olan tek
bir topluluk adı vardır: SİKHLER -- ki Pencap çıkışlı bu
soylu ve kalabalık topluluğu da kibarca ve mecburen yok
sayıyoruz.
* * * * *
İngilizce'deki "Turkey" Sözcüğünün Etimolojisi:
Diyeceksiniz ki, "Ama, ülkemize verdikleri ad konusundaki
süreç yukarda verdiğiniz abartılı örneklerin tersine işledi:
Ülkenin adı, eskilerden beri, Türklerin kendi deyişi olan
"Türkiye" sözcüğünden İngilizce'ye uyarlamış oldukları
"Turkey" sözcüğü idi. Sonradan, o ülke çıkışlı olduğunu
sandıkları bir kuş türüne de yanlışlıkla genişletiverdiler."
Aman, ne teselli, ne teselli...
Bu adın İngilizce'deki tarihçesini biraz deşelim bakalım:
Madagaskar adası çıkışlı bir kuş türü olan "gine horozu"
(Numida meleagris) ilk kez 16. yüzyıl başlarında Osmanlı
toprakları üzerinden İngiltere'ye getirilir. O dönemde,
"Türkiye" üzerinden iş yapan tüccarlara genel olarak "Turkey
traders" adı verilmektedir. Ülkenin adını, işte bu
deyimden çıkarıp, herhangi bir tamlama, türetme eki,
yada vurgulama farkı olmaksızın, yeni tanıdıkları bir kuşun adı
olarak kullanmağa başlarlar...
Şöyle izah edelim: İngiltere'den bugüne değin tanımadığımız
bir kabak türü ithal etsek ve ona "İngiliz kabağı" yerine
kısaltıp "ingil" desek;
bu sözcük birkaç yıla kalmaz "kabak" sözcüğünün bütün
niteliklerini paylaşmağa başlamaz mı -- "ingil" musakka,
"ingil" turşu, ve saçlar dökülüyorsa "ingil kafa... 12 Eylül'ün
nitekim âlim ve ehil yöneticileri Rus
salatasını Amerikan salatasına tahvil ederlerken bu hataya
düşmemiş; salata yine aynı salata olmakta devam etmiştir...
Brüksel lahanası için kısaca
"brüksel" deseydik, AB muhatabımız La Hey
kadar La Hana da olmaz mıydı? Esasen,
müzakerelerin gidişatı şimdilik lahanaya talimden öte görünmüyor...
Öykü daha yeni başlıyor... Aztekler tarafından
evcilleştirilip, "conquistador" lar tarafından ilk kez
1523'de İspanya'ya getirilen, Amerika çıkışlı Meleagris
gallopavo (= bildiğimiz hindi) görünüş olarak Numida meleagris'e
benzerlikler taşır.
İspanya'dan Avrupa kıtasına yayılması
da, o zamanlar Osmanlı
yönetimi altında olan Kuzey Afrika üzerinden olmuştur.
İngilizler, Gine horozu gibi, ona pek bir benzettikleri bu
yeni kuş türüne de, "Turkey traders" yani "Türkiye
tüccarları" deyiminden kısaltarak,
"turkey" adını yakıştırmakta gecikmemişlerdir.
(Başka bir deyişle, Brüksel'den gelen yeni sebze, bir
hamlede, hem "Brüksel" hem "lahana" oluvermiştir.)
Yazılı
metinlerde ilk kez 1555 yılında rastlanılan bu kısaltmayı,
daha sonraki Britanya'lı göçmenler Amerika'ya da
taşımışlardır. Nitekim, Anglo-Amerikan dilleri dışında
hiçbir dilde ülkemiz ve bu kuş türüne verilen ad arasında
uzaktan yakından bir çağrışım sözkonusu değildir.
* * * * *
Sorun Nezaman Suyüzüne Çıkmıştır?
Geçtiğimiz
yüzyılın başlarına değin, İngilizce ile sınırlı mevzii bir
"dilsel talihsizlik" sayılabilirdi. Üstelik, sözcük bugünkü
yananlamlarını kazanmamıştı ve "hindi" ise, Benjamin
Franklin tarafından ülkesinin timsali olarak Amerikan
bayrağına resmedilmesi önerilecek ölçüde sempatik ve kutsal
bir hayvan olarak görülüyordu.
İkinci Dünya Savaşından sonra Anglo-Amerikan kültürünün
bütün dünyada hızla yayılması ve İngilizce'nin uluslararası
iletişim ve diplomasi dili (lingua franca) niteliği
kazanması ile, sorun bütün çıplaklığı ile gözler önüne
serilmiştir. Spor organizasyonlarından güzellik
yarışmalarına, Birleşmiş Milletler'den Avrupa birliğine her
zeminde ülkenin adı La Turquie, Die Türkei, La Turchia,
Turquía, Τουρκία, Турция, Turkije değil, artık illaki de
Turkey'dir...
* * * * *
Yeni
Yeni Anlamlar...
Kaldı ki İngilizce'de nice yeni anlamlar da yüklenmiştir
"turkey" sözcüğüne -- kuşun kendine özgü niteliklerinden
esinlenilerek!! (Dolayısıyla, İngiliz dostlarımızın, yukarda
yaptığım "ingiltere - kabak" teşbihinden gocunmağa hiç
hakları yok.)
İşte, "turkey" sözcüğüne günlük dilde ve argoda yüklenebilen
yananlamlardan benim saptadıklarım:
1. 1920'lerden bu yana, özellikle tiyatroda, ve anlam
genişlemesiyle diğer gösteri sanatları ve sinemada
"başarısız
produksiyon, fiasko" anlamında kullanılmaktadır...
Örneğin, Dakota Üniversitesi
öğrencilerinin kurduğu bir tiyatro kulübünün adı, "Fear the
Turkey"
dir. Sorarsanız, "Sanatçılar olarak, bizi en çok korkutan
olasılık başarısız bir prodüksiyondur" diyecek ve
ekleyeceklerdir: "If a
play or
movie is really bad, we might say 'It is a real turkey.'"
2. 1950'lerden bu yana "turkey" sözcüğü günlük dilde
horlayıcı, küçümseyici yananlamlar kazanmıştır. "Aptal,
yavaş,
beceriksiz ve genelde önemsiz/değersiz bir kimse" anlamında
kullanılmaktadır. Bu anlamın, "hindi" adı verilen kuş
türünün
darb-ı meselleşmiş "düşük zeka" sından esinlendiği
muhakkaktır. Örnekler:
Aww! You are such a turkey!!
Öff, amma da salaksın /
hödüksün ha!!
Hahahahahaha! You are such a turkey for falling for this
one!!
Ehe, ehe, yuuuf sana! İnsan bunu yutar mı hiç? Hiç
buna
kanılır mı?
3. İş hayatında, başarısız proje ve yatırımlar... Bu
kullanım da giderek siyasetten spora yaygınlık kazanmıştır.
Örnekler:
Don't be a turkey when it comes to finances. Here are some
useful suggestions for reorganizing your finances.
My colleagues, forgive me for being blunt, but this bill is
a real turkey and most of you know what I do to turkeys. If
the
bill’s many defects are not fixed in this Committee, I will
do everything within my power to put this legislation out of
its
misery at the earliest opportunity.
(Amerikan Kongresi'ndeki
bir konuşmadan.)
Anyone who votes for that is a real Turkey.
He used to be a good player himself, but he is a real turkey
when it comes to commenting on modern tactics.
4. "Going cold turkey": Özellikle sigarayı bırakmak için,
azaltma, ciklet çiğneme, nikotin bantları, grup terapisi
veya
akupünktür gibi yardımcı yöntemler olmaksızın, bütün
sıkıntısına katlanarak "birden bırakma" yöntemine başvurmak.
Bu
deyim de hertürlü alışkanlık için yaygınlık kazanmak
eğiliminde. Örnek: "I have decided to try out going cold
turkey."
5. "Talking turkey", sözlüklerdeki anlamıyla, "lafı
dolandırmayı bırakıp, sadede gelmek, asıl konuya girmek"
şeklinde
tanımlanıyor. -- Ama, günlük dilde bir okadar da tam tersi
anlamda kullanılma örnekleri var: abuk subuk, anlaşılmaz
sözler
sıralamak; sözü dağıtmak, lüzumsuz gevezelik etmek...
Aşağıda önce olumlu, ardından olumsuz kullanımını
örnekleyeceğim:
Before you can start talking turkey with Web design firms,
you need to figure out just what kind of site you want.
Trade unions leaders want to start talking turkey with the
government on this issue without any further delay.
-------------------------------------
Stop talking turkey and start with the work.
You're right guys -- it's probably time to stop talking
turkey. It's been pheasant though!
("pheasant" - "keklik"
sözcüğü ile
"pleasant" sözcüğüne gönderimle yapılan sözcük oyununa
dikkatinizi çekerim.)
6. "Turkey shoot" deyimi "hedefin kolay vurulması" kavramını
içerir. Anlam genişlemesiyle, "durumun tamamen lehimize
olduğunu, karşı tarafı kolayca bertaraf edebildiğimizi"
iletir. Sıra sıra dizilmiş hindiyi nişangah olarak kullanan
binlerce
bilgisayar oyunu var internette... Deyimi bilmeyen acemi bir
tercüman, aşağıdaki cümleyi çevirmeğe kalkışırsa, 1. Irak
Harekatını Türklerin gerçekleştirdiği sonucuna varacaktır:
100,000, perhaps 200,000 or more, Iraqis died in a "Turkey
Shoot" inappropriately called a "war." Photos show
thousands of cars burned on the road from Kuwait to Basra.
7. "Turkey" sözcüğünün olumlu bir anlam taşıdığı tek alan
biliyorum: Bovling oyununda ardarda üç vuruş kaydetmek --
ki,
orada bile bu yalnızca vuruşu yapan adına bir zaferdir;
kaybeden taraf için ise tam bir hezimet...
8. İki
kavramı birbirine karıştırmadıklarını, ayrı tutabildiklerini
düşünüyorsanız, hergün milyonlarca kişiye ulaşan Yahoo Groups
mesajlarında, konu Turkey olduğunda, reklam
veren sponsor firmalara bir göz atınız: Turkey Travel;
Turkey Vacation... Hemen ardından ne geliyor? Smoked
Turkey (Hindi Füme)...
(Daha
önce "Mısır" ve "Hindistan" sözcüklerine ilişkin olarak
verdiğim açıklamaya rağmen, hala körün değneğini bellediği
gibi bu yanlış kanıya sarılan cahil cühela takımına
soruyorum: Türkçe'de Mısır'a tur düzenleyen turizm
firmalarının reklamları arasına, mısır bitkisini,
Hindistan'ı hedef alanlar arasına hindiyi ilgilendiren bir
reklam sokuşturmak mümkün yada anlamlı olabilir mi?)
9.
Bir zamanlar "turkey trot" (hindi koşturmacası) diye bir
dans çıkmıştı; Londra'daki evsahibimin küçük kızı beni
tebrik etmişti: Çok güzel bir dans icat etmişsiniz, diye... Bazı
saflar, bir züğürt tesellisi olarak şöyle düşünebilirler:
"Hayvan adları Anglo-Amerikan kültürlerinde bizdeki gibi
küfür olarak algılanmaz; üstelik 'hindi' de bayağı sempatik
nüanslarla düşünülen, bir hayli de kutsal bir simge (Noel
bağlantısından dolayı) niteliğindedir." -- Oysa yukarda
verdiğim örnekler açıkça gösteriyor ki, durum hiç de öyle
değildir: "Hindi"
sıfatının hoşgörüyle karşılanması için hiçbir özür ileri
sürülemez.
10.
Nitekim, eşdeğerli sözcükler konusunda tartışmasız otorite olan
Roget's Thesaurus'ta "failure"
maddesi altında gösterilen eşdeğer sözcüklerden seçmeler:
"abortion, bankruptcy, botch, breakdown, bummer, bungle,
bust, clinker, collapse, downfall, dud, failing, faux pas,
fiasco, flop, total loss, turkey."

Şimdi sıkı
durunuz: Bu listeyi daha önce bu noktada kesmiştim. Amacım
besbelli ki bir infial yaratmak değildir. Ayrıca her ülke
gibi, Anglo-Amerikan diyarları insanlarının da efendisi var,
densizi var; topyekun suçlamada bulunacak değilim. Üstelik,
gençliğimi geçirdiğim, büyük sevgiler ve dostluklar
yaşadığım o güzel Britanya ülkesine olan gönül bağlarım
körelmiş değil.
Fakat, "Konuyu
fazla abarttığım" yolunda aldığım eleştiriler karşısında,
listeyi biraz daha genişletmek zorundayım. Elimdeki
örneklerin en sivrilerini açıklamaktan kaçındığımdan emin
olabilirsiniz. Duygusal hezeyanlara kapılmaktan çok, sorunu
mantık yoluyla çözmeğe çalışmakta yarar var. Fakat
öncelikle, ortada bir sorun olduğuna dair, yavaş
yurttaşlarımızı ikna etmek gerekecek gibi görünüyor... İşte
listemin devamı:
11.
Amerikan politik mizahında görebileceğiniz yüzlerce örnek:
["Gobble" sözcüğünün bir anlamı, hindinin "glu glu" sesi
çıkarması, diğer anlamı ise "bir hamlede ağzına atıp yutmak"
demektir.]
Başkan
Bush bir Noel hindisi ile konuşuyor:
Bush: “What should I do with Iran?”
Turkey: Gobble, gobble, gobble.
Bush: “And Syria?”
Turkey: Gobble, gobble, gobble.
Bush: “And North Korea?”
Turkey: Gobble, gobble, gobble.
Bush: “Hey, you're one smart turkey, aren't you. I think
you should be in the EU too.”
12.
Spor basını "Turkey" sözcüğü üstüne kurulu kelime
oyunlarıyla lebaleb doludur. Binlerle değil, onbinlerle
örneğine rastlarsınız. Hatta, Türk takımlarıyla oynadıkları
maçta İngiliz taraftarların hindi sesleri çıkararak bizim
oyunculara sataştıkları söyleniyor. (Şahsen tanık olmadım;
ama öte yandan zaten 30 yıldır maçları yalnızca TV'den
izliyorum.)
13.
"Saygın" ve entelliğe soyunan birçok Batılı
internet mizah sitesinde ülkemizin İngilizce adına ilişkin
yorumlarda bakınız nasıl dalgalarını geçiyorlar: Sakın
adınızı "Turkalonia" şeklinde değiştirmeğe kalkışmayınız;
yoksa "Babelonia" ("Babylonia" - Babil) ile
karıştırılacaktır... "Turkey-in-EU" ("AB'li Turkey")
tanımlamasınını da hiç düşünmeyin; ekonomisi hindi
ihracaatına dayanan Portekizliler buna rıza
göstermeyeceklerdir... "Midnight-Express-Ville"
("Geceyarısı-Ekspresi-Diyarı") adını düşünebilirsiniz... Ama
en iyisi hindilerle aranızda, "T" harfini isminin başında
kimin büyük yazacağına dair müzakerelerde bulunup bir
andlaşma imzalayın...
14.
Aşağıdaki adreste, "Define your world" (=dünyanızı
tanımlayınız) sloganı altında, insanların kendi çevrelerinde
kullanılan argo sözcükler, deyimler ve anlamlarını yazıp
gönderdikleri bir Amerikan argo sözlüğü yer alıyor:
http://www.urbandictionary.com
[Tavsiyem, sözüme itimat buyurunuz ve hiç açıp bakmayınız;
amacım nefret körüklemek değil; ortada acil bir sorun
bulunduğu bilincinin uyanmasına katkıda bulunmak.]
Çağımızın
betimleyici dilbilim (descriptive linguistics) anlayışı
açısından fevkalade saygın bir girişimdir: Nede olsa, dil
dillerde yaşar...
Gelgelelim, "turkey" başlığı altındaki anlam ve deyimlerden
yana bir araştırma yapmanızı hiç tavsiye etmem. Bu sözcüğe
halk arasında, başta cinsel konularda olmak üzere, akıl
almaz iğrençlikte yananlamlar yakıştırıldığını, sözcüğe
türlü sapık ilişkileri ifade eden çok sayıda deyimde yer
verildiğini görürsünüz.
Bu anlam ve
deyimlerin, "Turk" ve "Turkish" sözcükleri ile birlikte
değerlendirilerek, Rum ve Ermeni lobileri mensupları
tarafından nasıl istismar edildiğini de görürsünüz...
* * * * *
Katlanılacak bir durum değildir.
Umarım, verdiğim örnekler, "Turkey" ve "turkey"
sözcüklerinin konuşmada telaffuz ve vurgu gözetilmeksizin
tıpatıp aynı
olmasının bilinçaltında ne tür oluşumlara yol
açtığı konusunda bir fikir vermiş; bilinç düzeyinde yapılan
kabasaba şaka ve terbiyesizliklerin de nedenini açıklamış olacaktır. Ulusal gurur (bazıları bu
kavramı pek hamasi ve dinozorvari bulur!) bir yana,
uluslararası ilişkilerde psikoloji ve sosyal psikoloji
açısından da önemli bir mesele olduğu kanaatindeyim. İsimler önemlidir;
karşımızdaki kişi hakkında oluşturduğumuz önyargıların ilk
basamak nedenleri arasında yer alırlar.
Cevriye hanımın
mutlu, Saadet hanımın mutsuz, Kâmil beyin çocuksu, Munis
beyin kavgacı olması pek bir şaşırtır bizi...
Yalnızca
karşımızdaki kişi hakkında mı? Kendimize ilişkin
kavramlarımız da, bize verilmiş/verilen ad ve
lakablardan fevkalade etkilenir. Abdülrezzak Yılmaz'ın
kendisini genç kızlara "Merhaba, ben Yılmaz," şeklinde
takdim etmesine hiç mi tanık olmadınız? Çocuklarımıza
ad koyarken, Aslan, Kartal, Ceylan sevdiğimiz kavramlardır...
Çocuğuna "hindi" adını verecek bir anababaya ise hiç
rastlamadım...
Kimse, İngilizce'deki o terbiyesiz sözcüğün iki
anlamının birbirine karıştırılmadığını
söylemesin. Yok efendim, birisi büyük harfle diğeri küçük
harfle
yazılıyormuş... Yukarda değindiğim gibi, ülkeler coğrafyası
okuyacakları yaşlara değin, Anglo-Amerikan evlatlarının
kafasında "hindi" sözcüğünün uyandırdığı tek
çağrışım "Noel hindisidir". Gerisi
laf-ü güzaftır...
Evet, katlanılacak bir durum değildir.
Aslında bütün
dillerde, diğer ülke insanlarına yönelik kimisi oldukça
sevimli, kimisi yüksek derecede hakaretamiz isim ve
sıfatlara rastlanır. Biraz araştırınca görülür ki bu konuda
Türkçemiz belki de en saygılı, en masum olanıdır. (Başka
alanlardaki lastikli söz ve küfür zenginliğimize rağmen.)
Ne var ki bu tip sözcükler halk arasında yaşar; resmi ve duyarlı
zeminlerde asla işitilemez. En azından insanların yüzüne
karşı istihza ile kullanılmazlar. Ciddi yayınlara veya ders kitaplarına
filan girdikleri duyulmamış, görülmemiştir. Dünya
dillerindeki örnekleri binlerle ölçülebilir. Ama, dediğim gibi, bu sözcüklerin hiçbiri resmi dile yolunu
bulamaz; daha doğrusu "hate language" başlığı altında
sansürlenirler. İngilizce'de kullanılanlardan birkaçını
örneklersek; Fransızlar için "Frog", Italyanlar için "Dago"
veya "Ginzo", Almanlar için "Germs"... Ama bu kaba argo
sözcüklerin hiçbirisi resmi bir ülke adına dönüşmemiş,
"Frogland", "Dagoland", "Ginzoland", "Germland" gibi
sözcükler türetilmemiştir. Çin'e "Ching Chongland", İsrail'e
"Heebieland" veya "Kikeland", Arabistan'a
"Camel-Jockeyland"... demiyorlar.
Bize tanınan bu ayrıcalık
acaba nereden kaynaklanıyor?
Daha da önemlisi, bu küfür sözcüklerine
muhatap olan ülke ve milletlerin bu sözcükleri kabullenip,
benimseyip kendileri de kullanmaları düşünülemeyecek bir
durumdur. Bir Amerikalı, olimpiyatlarda ülke kafilesi önünde
"Gringos" veya "Gringoland" levhasının taşınmasına
katlanabilir mi? Güzellik yarışmalarında, Amerikan güzelinin
boynunda "Miss Septic Tank", İngiliz güzelinin boynunda
"Miss Inselaffe" (Almanca, Ada Maymunu), İskoç güzelinin boynunda
"Miss Ginger-Nob", İrlanda güzelinin boynunda "Miss Paddy"
yaftasını görmek mümkün müdür?
Bizlerin bu konudaki duyarsızlığımız affedilebilir mi?
* * * * *
Neler Yapılabilir?
Neler yapılabilir? Bir kere, bu rezilliğe bir son verme
nezaketini onlardan beklemek abesle iştigal olur. Tam
tersine, konuyu çok eğlenceli buldukları muhakkak: "Germany
got hungry, ate turkey fried in grease."... ["Almanya'nın
karnı acıktı; yağda kızartılmış hindi yedi." -- Macaristan
ve Yunanistan'ın okunuşları aynı olsa da, hiç olmazsa
yazılışları farklı.]
Öncelikle, adamların bize yakıştırdığı
bu "adı" bizim de
aynen kullanmamıza psikiatride ne ad verilebilir
düşünemiyorum.
Biz "İngiltere" diyoruz diye, onlar da bizimle konuşurken
kendi ülkelerini bu şekilde anmıyorlar.
Asla İngilizce'deki o hakaretâmiz sözcüğü kullanmamalı,
"Türkiye" veya "Turkish Republic" sözcüklerini
kullanmalıyız...
(Az sonra yeniden savunacağım TURKLAND önerimi saklı
tutuyorum.)
Suçun asıl büyüğü kendimizdedir...
İlk önemli adım, olimpiyat seremonilerinden güzellik
yarışmalarına bize layık görülen bu etiketi kabul etmemek,
reddetmektir.
Bir
milyar insanın izlediği olimpiyat kafilemizin önünde
İngilizce "Turkey" levhasının taşınmasına izin verirsek,
kendi ülkemizde tertiplediğimiz bir yarışmada güzelimizin
boynuna "Bayan Hindi" ibaresini asmakta devam edersek, dünya
kamuoyunu nasıl suçlayabiliriz ki...
Örneğin, The
Associated Press 2002 yılında Indianapolis dünya basketbol
şampiyonasında Lübnan'ı yenerek ikinci tura kalan
"Turkey" ekibinin taraftarlarıyla birlikte o gece
bir "Turkeyfest" eğlencesinde nasıl
eğlendiklerini şöyle anlatıyordu:
"After Saturday's victory over Lebanon clinched a
second-round berth for Turkey, the team headed downtown
with the fans for ``Turkeyfest,'' an outdoor party that
went on well into the night.
["turkeyfest" = son yıllarda yaygınlaşan Şükran Günü
eğlence partileri]
Hani olur da
anlamayız diye, AP ajansı sözcüğü büyük harfle yazmayı da
ihmal etmemiş... Ama sonuçta "turkeyfest" eğlencesini
düzenleyenler bizim kökenlilerdir ve yaranmağa çalışan
bir azınlık ezikliği içinde olduklarının çarpıcı bir
örneğidir.
Yada, Kültür ve Turizm Bakanlığı kendi bastırdığı güzelim
broşürlerde ülkemizin adını İngilizce amblemle temsil etmeğe
devam ederse, kendimizden başka kimi suçlayabiliriz ki?...
Tabii ki, münhasıran şimdiki Bakan Bey ile ilgili olarak
söylemiyorum; bunun günahı onun üstüne değil -- ama bugüne
değin gelenlerin yolunda devam ederse, o da bu hataya
iştirak etmiş olur.
Biliyorsunuz, benim önerim ve uygulamam TURKLAND sözcüğü
yönünde. Bunu bir önceki yazımda da duyurmuştum.
Aşağıda yeniden savunacağım. Sonuçta, ülkemizin adını
değiştirmiyoruz. "İngilizce'deki adını" değiştirme çabası
gösteriyoruz.
Öncelikle bizlerin günlük dilde fertler olarak
zorlayacağımız değişim, zamanla, devletler arası hukuk vs.
İngilizce metinlere
de girmeğe başlayacaktır. Dışişlerindeki muhterem
diplomatlarımızın ustalığına ve konuyu önemseyip
asılmalarına bağlı...
Tutar mı?
Walla, "Buş'a dedim ki... Bleyir'e dedim ki..." cakasıyla
konuşabilecek bir konumda ben olsam, "Kodum mu
oturttururdum"!!
Herneyse...
Önemli olan, öncelikle bilinçlenmek, görüş birliğine varmak
ve hazırlıklarımızı yapmaktır. Ulusalcı ve haysiyyetli bir
siyasal irade döneminde, ister elimizi öperek ister
homurdana homurdana, bugünkü o utanmaz istihzayı uygun
şekilde ortalıktan yoketmeyi bileceklerdir...
* * * * *
---------LAND örneğinde ülke adları:
England, Finland, Greenland, Ireland, (the) Netherlands, New
Zealand, Poland, Scotland, Swaziland, Switzerland,
Thailand...
Hele de bizatihi kendileri: England, Scotland, Ireland...
Bir yanlış anlaşılma olmaması için tekrar ediyorum: Burada
teklif edilen, ülkemizin kendi dilimizdeki adının
değiştirilmesi
değil, İngilizce'deki adının değiştirme çabasıdır.
Esasen,
İskandinav dillerinde, "Turkland" sözcüğü mevcuttur ve
yadırganmamaktadır. İsveç kökenli olduğunu sandığım popüler
bir bilgisayar oyununda, eski Osmanlı coğrafyasının adı
"Turkland" dır... Türkiye'ye tur düzenleyen bir Avustralya
turizm şirketinin adı "Turkland" dır ve Avustralya'da yaygın
tanınan bir şirkettir...
Ama en
önemlisi, "Turkland" önerisinin, duyarlı yurttaşlarımız
arasında giderek yaygınlık kazandığına ve gururla
kullanıldığına gerek birinci elden gerek bağımsız
kaynaklardan tanık oluyorum. Sanılandan çok daha kısa bir
süre içinde bu konuda bir bilinç patlaması yaşanacağından ve
sonuç alınacağından kuşkum yok.
* * * * *
TURKLAND
Okunuşu:
/TÖ:K-lınd/ (Brit) /TÖRK-lınd/ (USA)
Vurgulu okunuşu:
/TÖ:K-LÆND/ (Brit) /TÖRK-LÆND/ (USA)
* * * * *
Gerekçemi üstünkörü okuyup anlamamış olanlar için
tekrarlıyorum:
"Republic of Türkiye" önerisi, İngilizce yazıda "ü" harfi
olmaması ve ayrıca ses benzerliği dolayısıyla asla tutmayacaktır.
Devrim, tam devrim olmak zorundadır. Ayrıca, yüz milyonlarca
klavyeye
"ü" harfini bizim hatırımız için ekleyecek değiller.
Uluslararası ilişkiler elyazısı ile yürümüyor...
"Turkiye",
"Turchia" veya "Turkia", bir sesbirim daha eklemeleri
hasebiyle daha uygun çözümlerdir. Fakat bunlar da İngilizce
anadil konuşanlar için yeterince çarpıcı veya çekici
olmayacak, çoğunluk farkedilmeyecek ve devrim niteliği
taşımayacaklardır.
"---land"
soneki, İngilizce'ye maledilemez. Hint-Avrupa kökenlerinden
insanlığın ortak diline armağan edilmiş bir ülke adı
sonekidir. "Deutschland über alles" deyiminin Almanlara
verdiği gururu, İskoçya'dan Swaziland'a çok çeşitli ülke
halkları da birebir hissedebiliyor.
Bu bakımdan,
ülkenin uluslararası toplumdaki adı olarak "Turkland"
sözcüğünü "İngilizce'ye teslimiyet" olarak görenlere
hayretle bakıyorum. "Turkiye", "Turchia" veya "Turkia"...
itirazım yok; yeter ki mevcut rezilliğe bir son verilsin.
Ama, tutmayacak bir duaya âmin dememi beklemeyiniz.
TURKLAND
Uluslararası terminolojiye uygun olduğu kadar, bize yakışır,
ahenkli ve heybetli bir kelimedir...
O görkemli "a Turk" ve "Turks" sözcüklerinin yanıbaşına
yakışacak bir güzelleme, bir koçaklamadır "Turkland"
sözcüğü...
Düşününüz, sınırlarımıza koyacağımız "hoşgeldiniz" sözünün
kalplerde uyandıracağı dikkatli saygıyı:
WELCOME TO
TURKLAND...
| |
Türk Ülkesine Hoşgeldiniz... Türklerin Ülkesine Hoşgeldiniz... Türk Topraklarına Hoşgeldiniz... Türklerin Topraklarına Hoşgeldiniz... |
Doç.
Dr. Yalçın İzbul
(Hacettepe Üniv. eski öğr. üyesi)
http://www.ingilizce-ders.com
yalc.izbul@ingilizce-ders.com

|
|
|