HABER

İngilizce yardımcı
kaynak olarak yurttan ve dünyadan haberler; haber, haberler, Türkçe
haberler, ingilizce haberler, aktüalite, dünyadan haberler;
açıklamalı yurt ve dünya haberleri; yurt haberleri, yurttan haber,
yurttan haberler, haberci, haberciler, haber bülteni, ingilizce
yardımcı kaynak
HABER
|
|

All passages
are subject to modification in keeping with this E-zine's
TESL (teaching of English as a second language) policies or
general humouristic approach. Factual or scientific validity
is not guaranteed...
Yayınlanan bütün
pasajlarda E-Dergimizin İngilizce öğretim anlayışı veya
genel mizahi yaklaşımı çerçevesinde değişiklik yapılabilir.
Olayların aslına uygunluk veya bilimsel geçerlik teminatı
verilmemektedir...

August
29th, 2007
SPORTS
NEWS -- Spor Haberleri
| |
|
Liverpool Beats Toulouse 4-0
Liverpool Toulouse'u 4-0 Yendi
"Sıfır" sözcüğü için = nil denir:
okunuşu /nil/ (kalın /l/ ile)
Liverpool made short work of Toulouse to book
their place in the group stage of the Champions
League. Crouch scored his eighth goal in his
last 10 Champions League starts.
Peter Crouch put the Reds ahead when he
stretched to meet Dirk Kuyt's cross. Kuyt had
run on down the left before supplying a peach of
a cross which the tall striker turned in at the
far post.
Liverpool, who were inspired by Yossi Benayoun,
went on to dominate. Sami Hypia made it 2-0 when
he met Benayoun's corner at the near post.
Liverpool were home and dry when Hypia rose
unmarked at the near post after the break to
head home Benayoun's corner.
The home side were not finished yet and Benayoun
was again the creator, sliding a ball through to
Kuyt. Kuyt netted with a low shot to make it 3-0
then ran clear to slot home a fourth goal. |
|
|
"made short work of"
= işini çabuk bitirdi; işi kısa kesti...
to book = yer
ayırtmak, yerini ayırtmak...
"the group stage"
= grup maçları etabı...
to score =
gol atmak, sayı "kaydetmek" (= yapmak)...
"Champions League
starts" = Şampiyonlar Ligi ön eleme maçları...
"put ahead" = öne geçirdi...
"he stretched to meet Dirk
Kuyt's cross" = Dirk Kuyt'un yandan yaptığı orta ile uzanıp
buluştu... to stretch = gererek veya çekiştirerek uzatmak
("sündürmek") veya kendisi uzanmak, kendini sündürmek,
kendisi uzamak...
Böylece, neden "sedye" için "stretcher"
dediklerini anlamış oluyorsunuz: üzerinde hastayı/yaralıyı
"uzandırdıkları/uzattıkları" taşıma düzeneği...
Bir de, bizdeki "streç" çoraplar filan...
"had run on down the left" = sol cenahtan koşarak
gelmişti/inmişti... "to supply a peach of a cross" = yandan
şeker gibi (şeftali gibi!) bir orta yapmak...
striker =
hücum oyuncusu, golcü (="vurucu")...
defender =
savunma oyuncusu... "turned in"
= (ortayı)
"içeri" döndürdü (yani, gol yaptı)...
the far post = uzak direk
(opp. "the near post")...
inspired by = (burada) tarafından coşturulmuş (ilham almak,
kavramından)... to dominate = baskı kurmak...
"were home and
dry" = "artık selamete çıkmışlardı"
("dalgalı denizleri aşıp
karaya/eve dönmüş, kuru toprağa ayak basmışlardı"
kavramından olsa gerek)...
"rose unmarked" [to rise - rose -
risen] = marke edilmemiş şekilde yükseldi...
"after the
break" = devre arasından (haftaymdan) sonra...
"to head home
Benayoun's corner" = Benayoun'un köşe vuruşundan gelen topunu
kafayla kaleye sokmak ["home" = hedef, gidilecek yer,
"kale"]...
the home side = evsahibi takım (opp.
the visiting side)...
"were not finished yet" = işi daha bitirmemişlerdi [Dikkat: Bu
bir edilgen/pasif yapı değil. "Be + sıfat" kalıbı]...
"sliding a ball through to Kuyt" = aradan Kuyt'a bir top
"kaydırarak"...
netted = ağlara taktı...
with a low shot =
yerden bir şutla...
"then ran clear" = daha sonra koşarak
rakiplerini geçti [= kendini "clear" duruma getirdi]...
to
slot home a fourth goal = dördüncü bir gol atmak...
"Home" burada, "hedef, kale"... "Slot" parayı attığınız veya
bilardo topunu geçirdiğiniz delik... Burada fiil olarak
kullanılıyor: "geçirdi/soktu"... [Fakat, kalbinizi
bozmayınız hemen -- bu ifadeyi "başka" bağlamda
kullanamazsınız...]
----------------------------------------------------------------------
İzbul's Comments:
Görüyorsunuz, Değerli Okuyucularımız, İngiliz
spor basını da en az bizimkiler kadar renkli bir dil
kullanıyor. Biraz hayal gücünüzü işe koşarak, bildiğiniz bir
spor dalında neler olup bittiğini takip etmekte fazla güçlük
çekmezsiniz.
Bu sayımızda yurttan haber veremiyorum...
Değişen birşey yok. Eski hamam eski tas. Sadece tellakların
bir kısmı değişti... Helin Avşar Mykonos adasında üstsüz
masaj yaptırmış, filan...
----------------------------------------------------------------------
Doç. Dr. Yalçın İzbul
Browse our free Internet publications: Ücretsiz İnternet yayınlarımıza bir göz atınız, derim...
http://www.ingilizce-ders.com
--------------------------------------------------------
Süper İngilizce Eğitim Setimiz -- Bilgi için tıklayınız:
http://www.ingilizce-ders.com/gunes-dil/mesaj.htm

August
31st, 2007
| |
|
Hundreds
Arrested at Chile Demo
Şili'deki Gösterilerde Yüzlerce Kişi Tutuklandı
[Medyanın telegrafik üsluptaki manşetlerini
gramer için örnek almayınız]
More than 400 people have been arrested after
police using tear gas and water cannon clashed
with demonstrators in the Chilean capital,
Santiago. There were clashes throughout the day
in Santiago, where riot police tried to stop
demonstrators moving on the government palace.
The marchers threw stones, while the police
responded with teargas and water cannon.
The day-long protest was called by Chile's
largest trade union federation against
free-market economic policies. They marched in
several cities around the country. Outside the
capital they were mostly peaceful.
President Michelle Bachelet said there was space
within Chilean democracy for people to express
their demands but it should be done peacefully.
Democracy, she added, did not need disorder and
violence.
Chile has one of the strongest economies in
Latin America but still suffers from high
unemployment and increasing poverty. The
popularity of President Bachelet's government
has slumped, with Chileans regularly taking to
the streets to demonstrate, among other things,
against unemployment, the education system and
poor public transport. |
|
|
to arrest =
tutuklamak... [to
detain /di-TEYN/ = gözaltına almak...
Dikkat ederseniz, İngilizce bildiğini iddia eden, ama bu
arada Türkçe bildikleri bile şüpheli anlı şanlı TV
kanallarımızda buna "gözlem altına almak" diyorlar. Cehalet
heryerde dizboyu.]...
tear gas /Tİ-ı-GÆS/
= gözyaşartıcı gaz.
[Dikkat ediniz, paragrafta ikinci geçişinde bitişik
yazılmıştır. Bugün için her iki yazım da olanaklı. Aslında
nisbeten yeni bir bileşik ismin giderek yaygınlık kazanan
bitişik yazımı olarak yorumlamak gerekir]...
water cannon
/W@-tı-KÆ-nın/
= basınçlı su fışkırtma. [cannon = (savaş) topu]...
to clash (with)
= (ile) çatışmak...
demonstrators
/DE-mınstreytırs/ = göstericiler (nümayiş
yapanlar)... riot
police = bizdeki "toplum polisi". [riot /RAY-ıt/
= sokak gösterisi, genellikle sosyal/siyasal bir amaca
yönelik kalabalık kargaşası]...
marchers /MA:-çız]
= yürüyüşçüler (= göstericiler)...
the day-long ------
= günboyu süren ------ ...
to call a protest
= protesto eylemi çağrısında bulunmak...
trade union
/TREYD-YÜN-yın/ = işçi sendikası...
free-trade economic
policies = serbest piyasa ekonomisi politikaları...
peaceful =
olaysız, olay çıkmayan veya çıkarmayan.
[Burada "barışçıl" şeklinde çevirmek yanlış olur]...
"outside" =
"dışında" kavramını burada "diğer yerlerde" ("apart from,
excepting" = ---den maada) anlamında yorumlayınız...
"there is space
within ------ for" = içinde ------ için yer var =
içinde ona da yer var
[space
= mekan, yer, boşluk -- buradaki ifadeyi insanlar için
kullanamayız -- "There is room/place for everyone."]...
to express =
ifade etmek, dile getirmek...
disorder =
kargaşa...
to suffer (from)
= (---den) çekiyor/çekmekte (="muzdarip") olmak...
unemployment
= işsizlik...
poverty /PA-vıti/ = fakirlik
["poor" sözcüğünden] [Dikkat: "w" ile yazanın eline
cetvelle vurunuz; /w/ ile okuyanın diline biber
sürünüz; bir daha yapmasınlar]...
increasing poverty
= artan (=artmakta olan) fakirlik...
to slump =
hızla düşmek, hızla yere yığılarak çökmek...
regularly =
belli aralıklarla, muntazaman, sık sık...
to take to the
streets = sokaklara dökülmek (gösteri yapmak
amacıyla)... "poor
public transport" = kötü (=zayıf) kamu ulaşımı...
Deyişler: Very soon he took to writing
[=
yazmaya/yazarlığa başladı, yazarlığa soyundu];
he began dreaming of becoming a famous author on the
subject... He took to the stage early in life
[=
tiyatroya intisab etti, oyunculuğa soyundu]...
She took to writing for the papers. She quickly got tired of
it and this time took to sculpting
[=
heykeltıraşlığa heves etti ve başladı]...
They took to the streets because the Government consistently
turns a blind eye to their constant misery...
----------------------------------------------------------------------
Süper İngilizce Eğitim Setimiz -- Bilgi için tıklayınız:
http://www.ingilizce-ders.com/gunes-dil/mesaj.htm
----------------------------------------------------------------------
İzbul's Comments:
Chilean trade union leaders ought to learn some
clever tactics and fruitful policies from their Turkish
counterparts. To wit, our confederations put in a demand for
25% increase in wages (in keeping with the annual inflation
rate). The government, in return, offers two percent.
Eventually, the two sides compromise on a three percent
increase. Now, that is what I call driving a hard bargain...
Şilili sendika liderleri bizim sendikacılardan bazı acar
taktikler ve verimli politikalar öğrenseler iyi ederler.
Örneğin, bizim konfederasyonlar (yıllık enflasyon oranını
dikkate alarak) ücretlerde %25 artış talebinde bulunurlar.
Hükumet, karşılık olarak, %2 teklif eder. Sonunda, iki taraf
%3'lük bir artışta uzlaşırlar. İşte sıkı pazarlık etmek diye
ben buna derim!
Bu hafta Türkçe'nin İngilizce'den çok daha zengin
bir dil olduğu gerçeğinin bir başka kanıtına daha tanık
olduk... İngilizce'de "Mr. President" lafına "My Mr.
President" veya "Mr. My President" gibi anlamkâr eklemeler
yapılamaz iken, bakınız bizim "Sayın Cumhurbaşkanı / Sayın
Cumhurbaşkanım" ikilisi ile ne taşlar atıldı, ne başlar
yarıldı...
Nitekim, bilirsiniz, Batı'lı insanın suratı boş
kızartma tavası gibi ifadeden yoksun, bakışları da tirene
bakar gibidir. Neden acaba Batı'lı insanın gözleri anlamdan
böylesi yoksunken, biz Doğu'lular dünyaya bunca anlamlı
gözlerle bakarız? Bunun nedenleri bizdeki kundak geleneğinde
saklıdır... Onlarda bebek eli kolu serbest yatar kalkar,
ağzına da emziği tıkaçlamazlar. O da, elini kolunu rahatça
sallayarak, derdini gönlünce anlatır. Bizde öyle mi? Çocuğu,
ağzında sinirinden cakcak emdiği emziğiyle sucuk gibi
sımsıkı kundaklar bağlanz. Yavrucak çevresiyle gözlerini
kullanarak iletişim kurmağa çalışır... İşte o nedenle bunca
anlamlı gözlerimiz var, bunca anlamlı bakarız, birbirimizle
gözgöze gelebildiğimizde... [İzbul, Nah İnsana ve Anasni
Han, 1990]

September 1st, 2007
| |
|
No
More Virgin Chickens in China !!
1.
Olabilir anlam:
Çin'de Artık Bakire Piliç Yok !!
[present] -- veya,
2.
Olabilir anlam:
Çin'de Bundan Böyle Bakire Piliç Olmayacak !!
[future]

Menu Translations To Be Checked & Changed If
Necessary
Yemek Adı Çevirileri Gözden Geçirilerek
Gerekiyorsa Değiştirilecek
[Manşetlerde "future tense" mastar (the
infinitive) ile ifade edilir]
[Burada mastar edilgen]

China is taking action on the English
translations of its restaurant menus in its
campaign to brush up the country's image for
next year's Olympics. The reason given is that
"poor English translations either scare or
embarrass foreign customers and may cause
misunderstanding of China's diet habits".
The Chinese are working hard to present a
positive image during the Games and the
government has launched a major drive to present
a good image next year.
The names of many Chinese dishes have
historical, cultural, regional and political
connotations that would be little understood or,
worse still -- be misinterpreted by foreigners.
Translations such as "virgin chicken" for a
young chicken dish and "burnt lion's head" for
pork meatballs are confusing for foreigners.
The tourism bureau is seeking opinions on the
translations of 2,753 dishes and drinks. The
final, approved list of translated names will
then be rolled out to restaurants across the
country.
Spitting, littering and bad driving have all
been targeted in a bid to stamp out bad habits
in the Chinese capital ahead of the Olympic
Games. |
|
|
"is taking action
on" = (sözü edilen) eylem ve önlemleri uygulamaya
geçiyor ve başladı...
menu okunuşu
DÜM-tek düzeninde: /MEN-yu:/ ; /u:/ sesini
fazla uzatmayınız... Çoğul okunuşu: /MEN-yu:z/...
Daha az yaygın bir okunuş: /MEYN-yu:/, /MEYN-yu:z/...
to brush up =
elden geçirip arzu edilir duruma getirmek veya eski
iyi/üstün/vb niteliklerini yeniden kazandırmak;
canlandırmak, canlılık/parlaklık/vb kazandırmak
[fırçalayıp parlatmak, kavramından]...
"the reason given"
= "the reason which is given" -- gösterilen neden,
verilen/yapılan açıklama...
poor translation
= kötü tercüme, zayıf çeviri...
to scare
/SKEE/ = korkutmak... to
embarrass
/im-BER-ıs/ = utandırmak
(= ayıp bulmasına neden olmak) veya (suçluluk suygusu ile)
utanmasına neden olmak. [Tıpkı bizde olduğu gibi, hangi
anlamda olduğu ancak bağlamdan anlaşılır]...
misunderstanding
= yanlış anlama...
diet habits /DA-yit-HÆ-bits/ = yemek
alışkanlıkları, genelde yedikleri...
"are working hard"
= sıkı çalışıyorlar, sıkı mesai yapıyorlar, harıl harıl
uğraş veriyorlar...
to present /pri-ZENT/ = sunmak...
"the Games" =
the Olympic Games, the Olympics...
to launch
/LONÇ/ = başlatmak, yürürlüğe sokmak...
drive =
girişim, kampanya, kararlıkla sürdürülen bir atılım...
Chinese dishes
= Çin yemekleri...
connotations = yan anlamlar, yananlamlar
[Niçin bitişik yazabiliyoruz? Çünkü böyle bir terimimiz var.
Neden önce ayrı yazdım? Çünkü herkes bu terimi bilmiyor;
önce izah etmek gerekti... Fakat, yediden yetmişe herkesin
bildiği "ilkokul" gibi bir sözcüğü "ilk okul" diye yazmağa
kalkışmak abesin abesi bir yanlışlık]...
"worse still"
= daha da kötüsü...
to be misinterpreted = yanlış anlaşılmak, yanlış
yorumlanılmak...
burnt = yanmış, yanık [to burn -- burnt -- burnt;
veya burned - burned][Aşağıda
Gramer Notu bölümünde izah ediliyor]...
pork = domuz
eti... meatball
= "köfte" [bizdeki sulu köfte tarzında]...
confusing =
kafa karıştırıcı...
to seek =
istemek, aramak, özlemle aramak, peşinde olmak...
seeking opinions
(on) = (ilişkin/üzerinde) herkesten fikirlerini
soruyor/alıyorlar...
"the final, approved list" = the final (and) approved
list... to be rolled
out to = to
be circulated to (daha yaygın) = "sirküle edilmek";
bütün birimlere birer kopyası gönderilmek...
across the country
= ülkenin heryerine/heryerinde, baştan başa...
spitting =
tükürmek...
littering = yere/sokağa çöp atmak...
to target =
hedeflemek [burada edilgen kullanım]...
(in a) bid (+
mastar) = girişim, kuvvetli hedefleme; amacıyla...
to stamp out
= tümüyle yok etmek, köküne kibrit suyu dökmek...
ahead of =
öncesinde, ötekisinden daha önce...
YORUM:
Çinli dostlarımız bu işe el atmışken, bize de
İngilizce'deki "hindi" sözcüğü konusunda bir güzellik
yapıverseler ya!!
| |
|
Gramer Dağarcığınıza Katınız:
Fiilin "past participle" formu
[go - went - "gone", gibi]
sıfat niteliğinde kullanılabilir.
[İlgilendirici (linking) fiillerin
tamamlayıcısı (predicative) olarak: "He is
gone." = Gitti, burada yok... veya,
belli deyim/deyişlerde (punduna getirebilirseniz
keyfinizce de) doğrudan ismin önündeki sıfat
(attributive) olarak kullanabilirsiniz.]
Fiilin eski/tarihsel çekimi hala kullanımdaysa,
sıfat formu genellikle bu olur: burnt, drunken,
molten, proven, shrunken, spoilt, stricken,
wrought...
Örnekler:
how to clean a burnt pan
[= yanık bir tava nasıl temizlenir];
the burnt body of the victim
[kurbanın yanmış cesedi];
What shall we do with the drunken sailor?
[Şarkı sözleri: Bu sarhoş gemiciyi ne yapsak
ki?];
molten iron ore
[erimiş/eritilmiş demir cevheri];
It's a proven case.
[Kanıtlanmış bir olgudur.];
a shrunken head
[eskiden Maori'lerde öldürülen düşmanın
"büzüştürülüp" boyuna takılan düşman kafası];
a spoilt child
[şımarık/şımartılmış çocuk];
panic-stricken crowds
[paniğe kapılmış kalabalıklar; "panik vurmuş"
kavramından];
wrought iron, wrought silver
[işlenmiş, demir, gümüş, vb. "To work" fiilinin
eski past participle formu]. |
|
|
Body Parts Of A
Chicken

Daha
ayrıntılı diyagramlar için:
http://www.ansi.okstate.edu/resource-room/general/poultry/chicken.htm
----------------------------------------------------------------------
Doç. Dr. Yalçın İzbul
Browse our free Internet publications: Ücretsiz İnternet yayınlarımıza bir göz atınız, derim...
http://www.ingilizce-ders.com
--------------------------------------------------------
Süper İngilizce Eğitim Setimiz -- Bilgi için tıklayınız:
http://www.ingilizce-ders.com/gunes-dil/mesaj.htm


Dostlarınızın e-mail adresini göndererek Grubumuza üye
kaydettirebilirsiniz. Sizden bir armağan olduğu kendilerine
iletilecektir.
susannah@ingilizce-ders.com
|
|
HABER

İngilizce yardımcı
kaynak olarak yurttan ve dünyadan haberler; haber, haberler, Türkçe
haberler, ingilizce haberler, aktüalite, dünyadan haberler;
açıklamalı yurt ve dünya haberleri; yurt haberleri, yurttan haber,
yurttan haberler, haberci, haberciler, haber bülteni, ingilizce
yardımcı kaynak
HABER
|