TÜRKLER İÇİN İNGİLİZCE

GÜNCEL, PRATİK

haber

dünyadan haber WORLD NEWS yurt haberleri DOMESTIC NEWS

DÜNYADAN VE YURTTAN HABERLER

Pratik ve Güncel İngilizce Çalışmak İsteyenler İçin

Doç. Dr. Yalçın İzbul

haberler

News -- 006

 

haber HABER haberler

İngilizce yardımcı kaynak olarak yurttan ve dünyadan haberler; haber, haberler, Türkçe haberler, ingilizce haberler, aktüalite, dünyadan haberler; açıklamalı yurt ve dünya haberleri; yurt haberleri, yurttan haber, yurttan haberler, haberci, haberciler, haber bülteni, ingilizce yardımcı kaynak

haber HABERhaberler

 

haber

All passages are subject to modification in keeping with this E-zine's TESL (teaching of English as a second language) policies or general humouristic approach. Factual or scientific validity is not guaranteed... Yayınlanan bütün pasajlarda E-Dergimizin İngilizce öğretim anlayışı veya genel mizahi yaklaşımı çerçevesinde değişiklik yapılabilir. Olayların aslına uygunluk veya bilimsel geçerlik teminatı verilmemektedir...

haberler

August 29th, 2007

SPORTS NEWS -- Spor Haberleri

 

Liverpool Beats Toulouse 4-0

Liverpool Toulouse'u 4-0 Yendi


"Sıfır" sözcüğü için = nil denir: okunuşu /nil/ (kalın /l/ ile)

Liverpool made short work of Toulouse to book their place in the group stage of the Champions League. Crouch scored his eighth goal in his last 10 Champions League starts.

Peter Crouch put the Reds ahead when he stretched to meet Dirk Kuyt's cross. Kuyt had run on down the left before supplying a peach of a cross which the tall striker turned in at the far post.

Liverpool, who were inspired by Yossi Benayoun, went on to dominate. Sami Hypia made it 2-0 when he met Benayoun's corner at the near post. Liverpool were home and dry when Hypia rose unmarked at the near post after the break to head home Benayoun's corner.

The home side were not finished yet and Benayoun was again the creator, sliding a ball through to Kuyt. Kuyt netted with a low shot to make it 3-0 then ran clear to slot home a fourth goal.

 

"made short work of" = işini çabuk bitirdi; işi kısa kesti... to book = yer ayırtmak, yerini ayırtmak... "the group stage" = grup maçları etabı... to score = gol atmak, sayı "kaydetmek" (= yapmak)... "Champions League starts" = Şampiyonlar Ligi ön eleme maçları...

"put ahead" = öne geçirdi... "he stretched to meet Dirk Kuyt's cross" = Dirk Kuyt'un yandan yaptığı orta ile uzanıp buluştu... to stretch = gererek veya çekiştirerek uzatmak ("sündürmek") veya kendisi uzanmak, kendini sündürmek, kendisi uzamak...
Böylece, neden "sedye" için "stretcher" dediklerini anlamış oluyorsunuz: üzerinde hastayı/yaralıyı "uzandırdıkları/uzattıkları" taşıma düzeneği... Bir de, bizdeki "streç" çoraplar filan...

"had run on down the left" = sol cenahtan koşarak gelmişti/inmişti... "to supply a peach of a cross" = yandan şeker gibi (şeftali gibi!) bir orta yapmak... striker = hücum oyuncusu, golcü (="vurucu")... defender = savunma oyuncusu... "turned in" = (ortayı) "içeri" döndürdü (yani, gol yaptı)... the far post = uzak direk (opp. "the near post")...

inspired by = (burada) tarafından coşturulmuş (ilham almak, kavramından)... to dominate = baskı kurmak... "were home and dry" = "artık selamete çıkmışlardı"
("dalgalı denizleri aşıp karaya/eve dönmüş, kuru toprağa ayak basmışlardı" kavramından olsa gerek)... "rose unmarked" [to rise - rose - risen] = marke edilmemiş şekilde yükseldi... "after the break" = devre arasından (haftaymdan) sonra... "to head home Benayoun's corner" = Benayoun'un köşe vuruşundan gelen topunu kafayla kaleye sokmak ["home" = hedef, gidilecek yer, "kale"]...

the home side = evsahibi takım (opp. the visiting side)... "were not finished yet" = işi daha bitirmemişlerdi [Dikkat: Bu bir edilgen/pasif yapı değil. "Be + sıfat" kalıbı]... "sliding a ball through to Kuyt" = aradan Kuyt'a bir top "kaydırarak"... netted = ağlara taktı... with a low shot = yerden bir şutla... "then ran clear" = daha sonra koşarak rakiplerini geçti [= kendini "clear" duruma getirdi]... to slot home a fourth goal = dördüncü bir gol atmak...
"Home" burada, "hedef, kale"... "Slot" parayı attığınız veya bilardo topunu geçirdiğiniz delik... Burada fiil olarak kullanılıyor: "geçirdi/soktu"... [Fakat, kalbinizi bozmayınız hemen -- bu ifadeyi "başka" bağlamda kullanamazsınız...]

----------------------------------------------------------------------

İzbul's Comments:

Görüyorsunuz, Değerli Okuyucularımız, İngiliz spor basını da en az bizimkiler kadar renkli bir dil kullanıyor. Biraz hayal gücünüzü işe koşarak, bildiğiniz bir spor dalında neler olup bittiğini takip etmekte fazla güçlük çekmezsiniz.

Bu sayımızda yurttan haber veremiyorum... Değişen birşey yok. Eski hamam eski tas. Sadece tellakların bir kısmı değişti... Helin Avşar Mykonos adasında üstsüz masaj yaptırmış, filan...

----------------------------------------------------------------------

Doç. Dr. Yalçın İzbul

Browse our free Internet publications:
Ücretsiz İnternet yayınlarımıza bir göz atınız, derim...

http://www.ingilizce-ders.com

--------------------------------------------------------

Süper İngilizce Eğitim Setimiz -- Bilgi için tıklayınız:

http://www.ingilizce-ders.com/gunes-dil/mesaj.htm

 

haber

August 31st, 2007

 

Hundreds Arrested at Chile Demo

Şili'deki Gösterilerde Yüzlerce Kişi Tutuklandı
[Medyanın telegrafik üsluptaki manşetlerini gramer için örnek almayınız]

More than 400 people have been arrested after police using tear gas and water cannon clashed with demonstrators in the Chilean capital, Santiago. There were clashes throughout the day in Santiago, where riot police tried to stop demonstrators moving on the government palace. The marchers threw stones, while the police responded with teargas and water cannon.

The day-long protest was called by Chile's largest trade union federation against free-market economic policies. They marched in several cities around the country. Outside the capital they were mostly peaceful.

President Michelle Bachelet said there was space within Chilean democracy for people to express their demands but it should be done peacefully. Democracy, she added, did not need disorder and violence.

Chile has one of the strongest economies in Latin America but still suffers from high unemployment and increasing poverty. The popularity of President Bachelet's government has slumped, with Chileans regularly taking to the streets to demonstrate, among other things, against unemployment, the education system and poor public transport.

 

to arrest = tutuklamak... [to detain /di-TEYN/ = gözaltına almak... Dikkat ederseniz, İngilizce bildiğini iddia eden, ama bu arada Türkçe bildikleri bile şüpheli anlı şanlı TV kanallarımızda buna "gözlem altına almak" diyorlar. Cehalet heryerde dizboyu.]... tear gas /-ı-GÆS/ = gözyaşartıcı gaz. [Dikkat ediniz, paragrafta ikinci geçişinde bitişik yazılmıştır. Bugün için her iki yazım da olanaklı. Aslında nisbeten yeni bir bileşik ismin giderek yaygınlık kazanan bitişik yazımı olarak yorumlamak gerekir]... water cannon /W@-tı--nın/ = basınçlı su fışkırtma. [cannon = (savaş) topu]... to clash (with) = (ile) çatışmak... demonstrators /DE-mınstreytırs/ = göstericiler (nümayiş yapanlar)... riot police = bizdeki "toplum polisi". [riot /RAY-ıt/ = sokak gösterisi, genellikle sosyal/siyasal bir amaca yönelik kalabalık kargaşası]... marchers /MA:-çız] = yürüyüşçüler (= göstericiler)...

the day-long ------ = günboyu süren ------ ... to call a protest = protesto eylemi çağrısında bulunmak... trade union /TREYD-YÜN-yın/ = işçi sendikası... free-trade economic policies = serbest piyasa ekonomisi politikaları... peaceful = olaysız,  olay çıkmayan veya çıkarmayan.
[Burada "barışçıl" şeklinde çevirmek yanlış olur]... "outside" = "dışında" kavramını burada "diğer yerlerde" ("apart from, excepting" = ---den maada) anlamında yorumlayınız...

"there is space within ------ for" = içinde ------ için yer var = içinde ona da yer var
[space = mekan, yer, boşluk -- buradaki ifadeyi insanlar için kullanamayız -- "There is room/place for everyone."]... to express = ifade etmek, dile getirmek... disorder = kargaşa...

to suffer (from) = (---den) çekiyor/çekmekte (="muzdarip") olmak... unemployment = işsizlik... poverty /PA-vıti/ = fakirlik
["poor" sözcüğünden] [Dikkat: "w" ile yazanın eline cetvelle vurunuz; /w/ ile okuyanın diline biber sürünüz; bir daha yapmasınlar]... increasing poverty = artan (=artmakta olan) fakirlik... to slump = hızla düşmek, hızla yere yığılarak çökmek... regularly = belli aralıklarla, muntazaman, sık sık... to take to the streets = sokaklara dökülmek (gösteri yapmak amacıyla)... "poor public transport" = kötü (=zayıf) kamu ulaşımı...

Deyişler: Very soon he took to writing
[= yazmaya/yazarlığa başladı, yazarlığa soyundu]; he began dreaming of becoming a famous author on the subject... He took to the stage early in life [= tiyatroya intisab etti, oyunculuğa soyundu]... She took to writing for the papers. She quickly got tired of it and this time took to sculpting [= heykeltıraşlığa heves etti ve başladı]... They took to the streets because the Government consistently turns a blind eye to their constant misery...

----------------------------------------------------------------------

Süper İngilizce Eğitim Setimiz -- Bilgi için tıklayınız:

http://www.ingilizce-ders.com/gunes-dil/mesaj.htm

----------------------------------------------------------------------

İzbul's Comments:

Chilean trade union leaders ought to learn some clever tactics and fruitful policies from their Turkish counterparts. To wit, our confederations put in a demand for 25% increase in wages (in keeping with the annual inflation rate). The government, in return, offers two percent. Eventually, the two sides compromise on a three percent increase. Now, that is what I call driving a hard bargain... Şilili sendika liderleri bizim sendikacılardan bazı acar taktikler ve verimli politikalar öğrenseler iyi ederler. Örneğin, bizim konfederasyonlar (yıllık enflasyon oranını dikkate alarak) ücretlerde %25 artış talebinde bulunurlar. Hükumet, karşılık olarak, %2 teklif eder. Sonunda, iki taraf %3'lük bir artışta uzlaşırlar. İşte sıkı pazarlık etmek diye ben buna derim!

Bu hafta Türkçe'nin İngilizce'den çok daha zengin bir dil olduğu gerçeğinin bir başka kanıtına daha tanık olduk... İngilizce'de "Mr. President" lafına "My Mr. President" veya "Mr. My President" gibi anlamkâr eklemeler yapılamaz iken, bakınız bizim "Sayın Cumhurbaşkanı / Sayın Cumhurbaşkanım" ikilisi ile ne taşlar atıldı, ne başlar yarıldı...

Nitekim, bilirsiniz, Batı'lı insanın suratı boş kızartma tavası gibi ifadeden yoksun, bakışları da tirene bakar gibidir. Neden acaba Batı'lı insanın gözleri anlamdan böylesi yoksunken, biz Doğu'lular dünyaya bunca anlamlı gözlerle bakarız? Bunun nedenleri bizdeki kundak geleneğinde saklıdır... Onlarda bebek eli kolu serbest yatar kalkar, ağzına da emziği tıkaçlamazlar. O da, elini kolunu rahatça sallayarak, derdini gönlünce anlatır. Bizde öyle mi? Çocuğu, ağzında sinirinden cakcak emdiği emziğiyle sucuk gibi sımsıkı kundaklar bağlanz. Yavrucak çevresiyle gözlerini kullanarak iletişim kurmağa çalışır... İşte o nedenle bunca anlamlı gözlerimiz var, bunca anlamlı bakarız, birbirimizle gözgöze gelebildiğimizde... [İzbul, Nah İnsana ve Anasni Han, 1990]

haber

September 1st, 2007

 

No More Virgin Chickens in China !!

1. Olabilir anlam: Çin'de Artık Bakire Piliç Yok !! [present] -- veya,
2. Olabilir anlam: Çin'de Bundan Böyle Bakire Piliç Olmayacak !! [future]

Menu Translations To Be Checked & Changed If Necessary
Yemek Adı Çevirileri Gözden Geçirilerek Gerekiyorsa Değiştirilecek

[Manşetlerde "future tense" mastar (the infinitive) ile ifade edilir]

[Burada mastar edilgen]

China is taking action on the English translations of its restaurant menus in its campaign to brush up the country's image for next year's Olympics. The reason given is that "poor English translations either scare or embarrass foreign customers and may cause misunderstanding of China's diet habits".

The Chinese are working hard to present a positive image during the Games and the government has launched a major drive to present a good image next year.

The names of many Chinese dishes have historical, cultural, regional and political connotations that would be little understood or, worse still -- be misinterpreted by foreigners. Translations such as "virgin chicken" for a young chicken dish and "burnt lion's head" for pork meatballs are confusing for foreigners.

The tourism bureau is seeking opinions on the translations of 2,753 dishes and drinks. The final, approved list of translated names will then be rolled out to restaurants across the country.

Spitting, littering and bad driving have all been targeted in a bid to stamp out bad habits in the Chinese capital ahead of the Olympic Games.

 

"is taking action on" = (sözü edilen) eylem ve önlemleri uygulamaya geçiyor ve başladı... menu okunuşu DÜM-tek düzeninde: /MEN-yu:/ ; /u:/ sesini fazla uzatmayınız... Çoğul okunuşu: /MEN-yu:z/... Daha az yaygın bir okunuş: /MEYN-yu:/, /MEYN-yu:z/... to brush up = elden geçirip arzu edilir duruma getirmek veya eski iyi/üstün/vb niteliklerini yeniden kazandırmak; canlandırmak, canlılık/parlaklık/vb kazandırmak [fırçalayıp parlatmak, kavramından]... "the reason given" = "the reason which is given" -- gösterilen neden, verilen/yapılan açıklama... poor translation = kötü tercüme, zayıf çeviri... to scare /SKEE/ = korkutmak... to embarrass /im-BER-ıs/ = utandırmak (= ayıp bulmasına neden olmak) veya (suçluluk suygusu ile) utanmasına neden olmak. [Tıpkı bizde olduğu gibi, hangi anlamda olduğu ancak bağlamdan anlaşılır]... misunderstanding = yanlış anlama... diet habits /DA-yit--bits/ = yemek alışkanlıkları, genelde yedikleri...

"are working hard" = sıkı çalışıyorlar, sıkı mesai yapıyorlar, harıl harıl uğraş veriyorlar... to present /pri-ZENT/ = sunmak... "the Games" = the Olympic Games, the Olympics... to launch /LONÇ/ = başlatmak, yürürlüğe sokmak... drive = girişim, kampanya, kararlıkla sürdürülen bir atılım...

Chinese dishes = Çin yemekleri... connotations = yan anlamlar, yananlamlar
[Niçin bitişik yazabiliyoruz? Çünkü böyle bir terimimiz var. Neden önce ayrı yazdım? Çünkü herkes bu terimi bilmiyor; önce izah etmek gerekti... Fakat, yediden yetmişe herkesin bildiği "ilkokul" gibi bir sözcüğü "ilk okul" diye yazmağa kalkışmak abesin abesi bir yanlışlık]... "worse still" = daha da kötüsü... to be misinterpreted = yanlış anlaşılmak, yanlış yorumlanılmak... burnt = yanmış, yanık [to burn -- burnt -- burnt; veya burned - burned][Aşağıda Gramer Notu bölümünde izah ediliyor]... pork = domuz eti... meatball = "köfte" [bizdeki sulu köfte tarzında]... confusing = kafa karıştırıcı...

to seek = istemek, aramak, özlemle aramak, peşinde olmak... seeking opinions (on) = (ilişkin/üzerinde) herkesten fikirlerini soruyor/alıyorlar... "the final, approved list" = the final (and) approved list... to be rolled out to = to be circulated to (daha yaygın) = "sirküle edilmek"; bütün birimlere birer kopyası gönderilmek... across the country = ülkenin heryerine/heryerinde, baştan başa...

spitting = tükürmek... littering = yere/sokağa çöp atmak... to target = hedeflemek [burada edilgen kullanım]... (in a) bid (+ mastar) = girişim, kuvvetli hedefleme; amacıyla... to stamp out = tümüyle yok etmek, köküne kibrit suyu dökmek... ahead of = öncesinde, ötekisinden daha önce...

YORUM: Çinli dostlarımız bu işe el atmışken, bize de İngilizce'deki "hindi" sözcüğü konusunda bir güzellik yapıverseler ya!!

 

Gramer Dağarcığınıza Katınız:

Fiilin "past participle" formu [go - went - "gone", gibi] sıfat niteliğinde kullanılabilir. [İlgilendirici (linking) fiillerin tamamlayıcısı (predicative) olarak: "He is gone." = Gitti, burada yok... veya, belli deyim/deyişlerde (punduna getirebilirseniz keyfinizce de) doğrudan ismin önündeki sıfat (attributive) olarak kullanabilirsiniz.]  Fiilin eski/tarihsel çekimi hala kullanımdaysa, sıfat formu genellikle bu olur: burnt, drunken, molten, proven, shrunken, spoilt, stricken, wrought...

Örnekler:

how to clean a burnt pan [= yanık bir tava nasıl temizlenir]; the burnt body of the victim [kurbanın yanmış cesedi]; What shall we do with the drunken sailor? [Şarkı sözleri: Bu sarhoş gemiciyi ne yapsak ki?]; molten iron ore [erimiş/eritilmiş demir cevheri]; It's a proven case. [Kanıtlanmış bir olgudur.]; a shrunken head [eskiden Maori'lerde öldürülen düşmanın "büzüştürülüp" boyuna takılan düşman kafası]; a spoilt child [şımarık/şımartılmış çocuk]; panic-stricken crowds [paniğe kapılmış kalabalıklar; "panik vurmuş" kavramından]; wrought iron, wrought silver [işlenmiş, demir, gümüş, vb. "To work" fiilinin eski past participle formu].

 

Body Parts Of A Chicken

Daha ayrıntılı diyagramlar için:
http://www.ansi.okstate.edu/resource-room/general/poultry/chicken.htm

----------------------------------------------------------------------

Doç. Dr. Yalçın İzbul

Browse our free Internet publications:
Ücretsiz İnternet yayınlarımıza bir göz atınız, derim...

http://www.ingilizce-ders.com

--------------------------------------------------------

Süper İngilizce Eğitim Setimiz -- Bilgi için tıklayınız:

http://www.ingilizce-ders.com/gunes-dil/mesaj.htm

haberler

haber-005     haber-endeks     haber-007

Dostlarınızın e-mail adresini göndererek Grubumuza üye kaydettirebilirsiniz. Sizden bir armağan olduğu kendilerine iletilecektir. susannah@ingilizce-ders.com

haber HABER haberler

İngilizce yardımcı kaynak olarak yurttan ve dünyadan haberler; haber, haberler, Türkçe haberler, ingilizce haberler, aktüalite, dünyadan haberler; açıklamalı yurt ve dünya haberleri; yurt haberleri, yurttan haber, yurttan haberler, haberci, haberciler, haber bülteni, ingilizce yardımcı kaynak

haber HABERhaberler

 

 Site Anasayfa       İzbul's Almanack       Bilmece/Bulmaca       Çeşitli testler       Başka Kaynaklardan

  E-Kitap          Eğlence-Okuma       Dergi Ekleri         Eski Sayılar         Fıkralar         Gramer Testleri

  Karikatür      Dersler      Okuma Parçaları      Testler      Sınıflandırılmış Testler      Gözlem ve Notlar

 İnternet Kaynakları        Çocuk Siteleri         Alıntı Testler         Özdeyişler        Sitemizden Seçmeler

  Seviye Tespit        Komik Kelimeler       Konuşma Dili       Yardımcı Başvuru       Yeni Dizi

 Sözcük Testleri       Püf Noktaları       Komik Haberler       Atasözleri       Ekler ve Kökler