TÜRKLER İÇİN İNGİLİZCE

GÜNCEL, PRATİK

haber

dünyadan haber WORLD NEWS yurt haberleri DOMESTIC NEWS

DÜNYADAN VE YURTTAN HABERLER

Pratik ve Güncel İngilizce Çalışmak İsteyenler İçin

Doç. Dr. Yalçın İzbul

haberler

News -- 009

 

haber HABER haberler

İngilizce yardımcı kaynak olarak yurttan ve dünyadan haberler; haber, haberler, Türkçe haberler, ingilizce haberler, aktüalite, dünyadan haberler; açıklamalı yurt ve dünya haberleri; yurt haberleri, yurttan haber, yurttan haberler, haberci, haberciler, haber bülteni, ingilizce yardımcı kaynak

haber HABERhaberler

 

haber

All passages are subject to modification in keeping with this E-zine's TESL (teaching of English as a second language) policies or general humouristic approach. Factual or scientific validity is not guaranteed... Yayınlanan bütün pasajlarda E-Dergimizin İngilizce öğretim anlayışı veya genel mizahi yaklaşımı çerçevesinde değişiklik yapılabilir. Olayların aslına uygunluk veya bilimsel geçerlik teminatı verilmemektedir...

haberler

October 18th, 2007

 

Day of Reckoning for BBC

BBC için Kendi Kendisiyle Hesaplaşma Günü Geldi

[Genelde "hesap verme günü" veya hatta "Kıyamet günü" anlamında da kullanılabilir.]

Thousands of Jobs Axed and Television Centre To Be Sold

axe /ÆKS/ = balta... to axe = mecazi bir anlatımla çeviriniz... to be sold = satılacak... Manşetlerde mastar (the infinitive) gelecek zaman ifade eder.

Director General's Plans Met with Union Anger

meet - met - met : Burada "are/were met" edilgen yapıdan kısaltma: Genel Müdür'ün planları sendikalar tarafından öfke ile karşılandı/karşılanıyor.

The BBC Trust yesterday unanimously approved plans to cut thousands of jobs, sell off its west London headquarters and reduce the number of programmes it makes by a tenth.

The BBC trust = Besbellidir ki, Türkçe'deki çok kaka "tröst" sözcüğü ile çevirmek yanıltıcı olur. "Vakıf" veya da iyisi nötr bir sözcük olan "BBC Kuruluşu" ile çevirmek... unanimously /yu--nımısli/ = ittifakla... ["una-anima" = tek ruh --- "animasyon", "içine ruh üfleme, can verme, canlandırma"... to approve a plan = planı onaylamak... to sell off = "off" eklentisini pekiştirici olarak görünüz; "satmak" yerine "satıp elinden çıkarmak" gibi birşey... headquarters = genel merkez (soyut anlamda veya somut binalar vb olarak); askeriyede "karargâh"... to reduce ...... by a tenth = onda bir oranında azaltmak (yani, on bölümden birini yok etmek)...

Peki, "yüzde bir oranında azaltmak" için ne diyeceğiz? "to reduce by one percent"... Peki, "yarı yarıya azaltmak"? = "by half"... Sonrası? "by a third"... "by a quarter"... "by a fifth"... Peki, ***"by an eleventh" olur mu? Zinhar olmaz; 10 sayısının üstü için "by eleven percent... by twenty percent..." vb. Ve yazıda ise en doğrusu: by 11%, by 20%...

The radical overhaul immediately sparked a furious backlash from staff likely to strike within weeks, with feelings running particularly high in the departments where job losses will run into four figures.

overhaul /OU-vı-HOUL/ = tepeden tırnağa elden geçirme ve yenileme... to spark = 1. kıvılcım çıkarmak; 2. ilk kıvılcımını oluşturmak, başlamasına neden olmak, yol açmak... furious /FYU-riyıs/ = çok çok öfkeli, öfkeden çılgına dönmüş... fury /FYU-ri/ = büyük öfke, çılgın öfke... backlash = geri tepme, hızlı ve şiddetli geri tepki... staff = personel... to strike = grev yapmak... within weeks = birkaç hafta içinde... to run high = yüksek seyretmek, üst seviyede sürmek... job losses = işini kaybetmeler... "will run into four figures" = dört haneli sayılara ulaşacak, binlere koşacak...

GRAMER NOTU: "backlash from staff (who are) likely to strike within weeks" -- Gerçi gramer olarak doğru, fakat anlatım olarak gazetecilik dilinin bazen fazla ileri giden kısaltmalarından.

GRAMER NOTU: Eklenen participle-cümlecik başındaki "with" sözcüğünü "and" veya "while" anlamında çevirebilirsiniz.

Chairman Sir Michael Lyons said he was satisfied the package put forward by the director general, Mark Thompson, during a four-hour meeting would "safeguard the core values of the BBC at a time of radical change in technology, markets and audience expectations".

"the package (which is/was) put forward by" = tarafından ortaya konulan/sürülen (önlemler/eylem) paket(i)... to safeguard /SEYF-GA:D/ = güvence altına almak, korumak... "core values" = "temel değerler" (merkezinde/çekirdeğinde yer alan değerler)... core /KO:/ = merkez, en iç, göbek, temel çekirdek... The Earth's Inner Core: Situated at the Earth's center, the inner core is primarily a solid sphere which is about 1220 km in radius. It's slightly larger than our moon. It's warmer than our sun. It's a solid ball of nickel and iron...  audience expectations = izleyici beklentileri...

GRAMER NOTU: "Sir Michael Lyons was satisfied that the package would safeguard the core values of the BBC." = Sir Lyons kanaat getirmişti ki...

Jeremy Dear, general secretary of the National Union of Journalists, accused Mr Thompson of "getting his priorities wrong".

the National Union of Journalists = Gazeteciler Ulusal Sendikası... priority /pra-YO-riti/ = öncelik (önem ve/ya aciliyet sırasına göre)... to get one's priorities right/wrong = (kişinin kendi) önceliklerini doğru veya yanlış saptaması...

 

Doç. Dr. Yalçın İzbul

Browse our free Internet publications:
Ücretsiz İnternet yayınlarımıza bir göz atınız, derim...

http://www.ingilizce-ders.com

--------------------------------------------------------

Süper İngilizce Eğitim Setimiz -- Bilgi için tıklayınız:

http://www.ingilizce-ders.com/gunes-dil/mesaj.htm

 

haber

October 21st, 2007

 

 

   

Breastfeeding Can Cut Risk of Heart Disease, Say Researchers

Araştırmacılar Diyor ki: Emzirme/Emzirilme Kalp Hastalıkları Riskini Azaltıyor Olabilir (= Araştırmacılar Diyor ki: Anne Sütü Kalp Hastalıkları Riskini Azaltıyor Olabilir)

AÇIKLAMA: Başlığı neden bu şekilde "garip" bir anlatımla "çevirdim"?... "Breastfeeding" sözcüğü ilk anda akla "emzirme" kavramını getiriyor... Burada "annenin sağlığı" ndan söz ediliyor olması da ilk akla gelen durum... Oysa sözcük gerek "emzirme" gerek "emzirilme" anlamında kullanılıyor olabilir (çoğu zaman, "anne sütü" en iyi çeviri olabilir); ve daha ilk paragrafta "risk of heart disease in adulthood" belirlemesinden anlaşılacağı gibi, aslında "emzirilen çocukların" ilerdeki sağlık durumundan söz ediyor.

İkincisi: "Can cut" ifadesine bakarak, bunu "azaltabilir" şeklinde çevirmek tuzağına düşebiliriz. Eeee? Bugüne kadar azaltmamış mıydı, halen de azaltmakta devam etmiyor mu sanki? Konuyu irdeleyince, sanıyorum sizler de "azaltıyor olabilir" lehine karar vereceksiniz...

Kavramı Türkçe'ye doğru çevirmeniz için ipuçlarınızı vermekle yetindim; bunun "derli toplu ve estetik ifadesi" artık sizin işiniz. Fakat, vesile doğmuşken, şu genel düşüncemi de iletmek isterim: Farklı dillerdeki "simple" ve "continuous" kullanımları birebir denk gelmez. Sınav soru-cevaplarınızı hariç tutmanız koşuluyla, bu konuda kendinizi rahat hissediniz ve yalnızca "bu kavram, hedef dilde nasıl ifade edilir?" sorusuna cevap arayınız.

[Based on a report by The Manchester Guardian, Nov. 6, 2007]

Scientists have shown that breastfeeding lowers the risk of heart disease in adulthood and, in a separate study, have shown that it could also help raise IQ.

adulthood = erişkinlik, erişkinlik çağı...
Sıfatlardan isim yapan (ve fazla yaygın olmayan) "--hood" sonekini not ediniz ("---lik"; "--- olma durumu): childhood (=çocukluk çağı), motherhood (annelik, anne olma durumu), brotherhood (=cemiyet), falsehood (sahtelik, yalan ve yanıltıcı olma durumu)... separate = **seperate şeklinde yanlış yazmamaya özen gösteriniz... to raise - raised - raised = arttırmak, yükseltmek... (Oysa, to rise - rose - risen = artmak, yükselmek)...

GRAMER NOTU: "To lower" = azaltmak, daha alt düzeye indirmek... Bu fiili aklınızda tutunuz; az sonra bir soru soracağım.

People who had been breastfed showed lower than average body mass index and higher than average levels of the so-called "good" HDL cholesterol in adulthood. Both of these factors protect against cardiovascular disease.

"breastfed" = Demek ki sözcüğü fiil olarak da kullanabiliyoruz: to breatfeed - breastfed - breastfed... (To feed - fed - fed)... "average body mass index" = "ortalama vücut kütlesi endeksi"... so-called =
DİKKAT: 1. "------- adı verilen, denilen" (olumlu anlam); 2. "güya, sözümona" (olumsuz anlam)... Peki nereden anlayacağız? Tabii ki, sözün gelişinden...

GRAMER NOTU: "Lower" sözcüğü bir önceki paragrafta fiil olarak kullanılmıştı. Peki, bu paragrafta hangi sınıfa giriyor?

   

IQ Can Also Be Boosted, Separate Study Suggests

Diğer Bir Çalışma, IQ'da da Büyük Artış Sağlanabileceğini Düşündürüyor
"Suggest" için "düşündürmek" karşılığı nereden geliyor? Bu, Türkçe tıp metinlerindeki -- çeviri veya özgün -- standart bir kullanımdır.)

Meanwhile, scientists at the King's College London's Institute of Psychiatry studied the effect of breastfeeding on IQ. By looking at more than 3,000 children in Britain and New Zealand they found that it raised intelligence by an average of seven IQ points if the children had a particular version of a gene called FADS2.

meanwhile = bu arada; bu esnada, bütün bunlar olup biterken, öte yandan...

GRAMER NOTU: To raise/lower, to increase/decrease by ??% (percent); by ?? points... İlgeç (preposition) kullanımına dikkat ediniz.

This gene comes in two versions, C and G; 90% of the children in the study had at least one copy of the C version of FADS2, and had a higher IQ if they were breastfed. The remainder had only the G version of the gene and showed no IQ change from breastfeeding. The results were published yesterday in the Proceedings of the National Academy of Sciences.

(DOST ACI SÖYLER: Yukardaki kalabalık laflı paragrafı okurken çabucak sıkıldınız ve neyin ne olduğunu irdelemekten çabucak vazgeçtiyseniz, şu konuda kendinizle yüzleşmenizi öneririm: Acaba zihninizin tembelleşmesine biraz fazla müsamaha gösteriyor olabilir misiniz?)

 "comes" = Besbellidir ki, buradaki kavram "gelmek" değildir: "Bulunur", "görülür" gibi bir kavram düşünmek gerekir. Örnek: "These frames come in two colours and five sizes." = Bu çerçeveler piyasada iki renkte ve beş boyda bulunuyor.... remainder = geri kalanı / geri kalanları (ötekileri)... proceedings = genellikle bilim dernekleri tarafından yayınlanan dergi ve bültenlere verilen alternatif isim. Ayrıca, "bir bilimsel kongrede sunulan ve kitap halinde yayınlanan tebliğler" anlamında çok yaygın kullanılır.
"To proceed" anlam molekülü çerçevesi içinde iki anlam atomu dikkati çeker: "devam etmek" ve "ilerlemek". Bu anlam kökleri dolayısıyla, "proceedings" sözcüğünün genel anlamı: "yapılan / yapılmakta olan işler, kaydedilen ilerlemeler" dir.

"Our findings support the idea that the nutritional content of breast milk accounts for the differences seen in human IQ," said one of the researchers. "But it depends to some extent on the genetic makeup of each infant."

findings = bilimsel bulgular... nutritional content /nyut--şınıl-K@N-TENT/ = besleyici içerik... yararlı besin içeriği... to account for = nedenini açıklamak, hesabını vermek ("muhasebesini yapmak" aslında nedenini açıklamak demek değil midir?)... to some extent = "bir ölçüde"; "belli ölçüde"... Dikkat ederseniz burada "depend on" idiomunu yarıp içine yerleşiyor!! genetic makeup /ci-NE-tik/ = (= genetic structure) genetik yapı...

 

Hazır, konusu açılmışken, çok ilginç bulacağınız bir soru sunuyorum:

# "Before proceeding with today's agenda, I propose that we quickly go through the ---------------- of our last meeting." Bugünkü gündemimizle devam etmeden önce, son toplantımızın ---------------- nı hızla gözden geçirmemizi teklif ediyorum.



a. minutes           b. hours             c. seconds

d. memories       e. memoirs       d. remembrances


CEVAP: MINUTES !!


AÇIKLAMA:

minute (okunuşu: /-nit/) = dakika...
There are sixty minutes in an hour.

minute (okunuşu: /may-NYUT/ = minicik
(e.g. minute details, minute creatures)

minutes (okunuşu: /-nits/ = toplantı kayıtları...
(Yani, "the official record of the proceedings of a meeting")

----------------------------------------------------------------------

Süper İngilizce Eğitim Setimiz -- Bilgi için tıklayınız:

http://www.ingilizce-ders.com/gunes-dil/mesaj.htm

----------------------------------------------------------------------

haber

November 3rd, 2007

 

City of Creative Destruction
"Yaratıcı Yıkım" Kenti...

Gerçi, "creative destruction" İngilizce'de mimari alanda ender kullanılır, fakat Daily News editörlerini bu yaratıcı başlıktan dolayı kutlarım... Ama, görüyorsunuz, Türkçe'sinde uygun yerde "es" vermezseniz, çift ağızlı bıçak gibi...

Terim, ilk kez 1942'de ekonomist Joseph Schumpeter tarafından ortaya atılmış ve radikal yenilik/yenileme (innovation) sürecini övgülemekte kullanılmıştır. Schumpeter'in kapitalizm vizyonuna göre uzun vadeli ekonomik büyümenin motoru yenilikçi girişimcilerdir ve oluşan süreç zarfında öteden beri tekelleşmiş eski şirketler ise belli bir değer ve güç kaybına uğrarlar... Yıllar yılı kurulu düzenin enflasyon ve faiz politikaları ile beslenmekle yetinen TÜSİAD'ın yerinde olsam, Yeşil Sermayenin girişimlerini bir de bu yönüyle incelerdim.

(A report by Aysel Alp and Okhan Şentürk (in the Ekonomist Journal)
Reprinted in the Turkish Daily News [November 15, 2007]
http://www.turkishdailynews.com.tr/article.php?enewsid=88698

One million houses in Turkland’s biggest city are set to be demolished to make way for safer dwellings as part of efforts by the Greater İstanbul Municipality and the Mass Housing Administration.

to be set + mastar (the infinitive) = planlanmış ve harekete geçilmek üzere ("set" burada V3 ve bir sıfat)... to demolish = yerle bir ederek yok etmek... to make way for = yer açmak, olanak sağlamak... dwelling = konut (to dwell = "bir yerde oturmak, ikamet etmek" fiilinden)... "the Greater İstanbul Municipality" = İstanbul Büyükşehir Belediyesi... the Mass Housing Administration = Toplu Konut İdaresi (TOKİ)...

Bunu bir kez daha yazmıştım: "The greater İstanbul Municipality" veya "İstanbul Greater Municipality" veya "the Greater Municipality of İstanbul" gibi deyimlemeler -- gerçi, gayet güzel anlaşılıyor, ama -- biz Türklerin bir icadı olup, İngiliz diline bir katkımızdır! Mucidini bilemiyorum.; fakat itiraf etmeliyim ki, bu defa cuk oturtmuşuz... "The greater London Authority" veya "the greater London area" gibi kullanımlar olağandır. Fakat, ***"London/Washington Greater Municipality" veya ***"the Greater Municipality of London/Washington" hiç işitilmez. "The greater London Municipality" deyimlemesine ise bir çuval pirinçte ancak bir-iki kere rastlanabilir.

A large number of slum dwellings and poorly constructed buildings, seen by many as the price paid by Istanbul for growing too fast, are set for demolition and will be replaced by modern housing in order to make the commercial hub of the country a more secure city against a possible earthquake with the help of a gigantic project planned by the Greater İstanbul Municipality and the Mass Housing Administration (TOKİ).

slum dwellings = "gecekondu" konutlar. ("Gecekondu" kavramı bize aittir; "slum" kavramı İngilizce'de "zamanla, içinde yaşanabilirliğini yitirmiş, sağlıksız (ve çoğunlukla fakir ve izbe) konut veya yerleşim ortamı" kavramını içerir)... poorly constructed buildings = kötü / standart altı nitelikte inşa edilmiş binalar... seen by many as the price paid by İstanbul = çoğu kimse tarafından İstanbul'un ödediği bedel olarak görülen... to replace = 1. yerine koymak, yerine geçirmek; 2. eksiğini tamamlamak (Bu ikinci kavramında, Türkçe tıp terimlerine girmiştir: "hormon replasman tedavisi" gibi)... hub = (Burada mecazi kullanım) bir cismin merkezi (=göbeği), tekerlek göbeği... [Memeli canlıların "göbeği" (=navel, umbilicus) veya özelde kilolu insan "göbeği" (=belly, pot belly) için kullanılmaz]... OKUNUŞLARA DİKKAT: giant /CAY-ınt/ = dev (isim)... gigantic /cay-GEN-tik/ = devasa (sıfat)...

The legal basis of the project will soon be approved by Parliament, with government support, in order to facilitate the execution of the project that according to TOKI President Erdoğan Bayraktar will involve 20 regions in Istanbul.

legal basis = 1. yasal temel; 2. yasal dayanak, kanuni dayanak ("Yasal dayanak" ve "kanuni dayanak" aynı şeydir diye itiraz edecekseniz; bana yazmayınız; o işlere Hakkı Bey bakıyor)... with government support = hükûmet desteği ile"... to facilitate = kolaylaştırmak... execution = 1. icra, ifa, yerine getirme, uygulama; 2. idam... (To execute" fiilinden -- açıklama aşağıda)... involve = (açıklama aşağıda.)

ADVANCED VOCABULARY: "To facilitate" = "kolaylaştırmak" fiili temelde Latince "facere" (yapmak) fiiline dayandırılarak çok sonraları oluşturulmuş bir fiildir. Yaygın kullanımdadır. Doğrudan aynı kökten gelen "facile" sıfatını not ediniz ve dikkatli olunuz; çünkü "kolay" anlamında da kullanılmakla birlikte çağdaş dilde pek olumlu sayılamayacak bir anlamı daha vardır: "uyduruk, yüzeysel, derinliği veya içtenliği olmayan": Okunuşu: /-sayl/... Örnekler: facile explanation, facile judgment... Bu arada, Latince'deki "facere" fiilinin bizim "becermek" kavramımızla uzaktan yakından ilgisi olmadığını eklemeliyim.

"To execute" /EKS-ı-KYUT/ fiiline dikkat ediniz: 1. uygulamak, icra etmek, ifa etmek, yerine getirmek; 2. idam etmek... Dolayısıyla, executive /ig-ZE-kıtiv/ = 1. (sıfat) idari, yönetsel, yönetimsel, icrai; 2. yönetici, idareci... executioner /ikse-KYU-şını/ = cellat... [Burada gördüğünüz gibi "ex---" için vurgusuz durumda /i/ telaffuzunu veriyorum; fakat bu bizim dar /i/ sesimizden farklı olup /e/ sesimize oldukça yakındır]

"To involve" fiili ve "involvement" kavramına dikkat ediniz: Temel anlam atomu, "işin içine dahil etmek veya dahil olmak" tır. Türkçe'ye çeşitli şekillerde çevrilebiliyor: "an accident involving two lorries" = iki kamyonun karıştığı bir kaza (=dahil olduğu)... Tıp dilinde çoğunlukla "içermek" kavramıyla kullanılıyor; fakat dikkatli olmak gerek; bazen çok tuhaf anlamlar çıkabiliyor: "diseases involving the liver" için "karaciğeri içeren hastalıklar" bana tuhaf geliyor. Anlamın gelişine göre, "Karaciğeri de tutan" veya doğrudan "karaciğer hastalıkları" uygun olur.


Before the July 22 general elections, Parliament's public works commission ratified the bill on transformation of areas and it is now pending a vote in the general assembly. After the bill is passed into law, slum dwellings and illegal buildings will be torn down and replaced by modern settlement areas containing multi-story buildings, green spaces, parking lots, malls, schools and health centers.

public works commission = bayındırlık komisyonu... to ratify /-ti-FAY/ = resmi bir karar veya sözleşmeyı onamak... (Özellikle de parlamento tarafından onay ve uluslararası anlaşmalarda sözkonusu olur)... bill = (parlamentoda) yasa teklifi... (Diğer anlamları: fatura, banknot, lokantada hesap pusulası)... pending = 1. bekliyor, beklemede; 2. beklenen şeyin gerçekleşmesi şartına bağlı... "pending a vote in the general assembly" = genel kurulda oylamayı bekliyor"... to tear down /TEER/ = yıkıp yerle bir etmek... settlement areas = yerleşim bölgeleri... multi-story veya multi-storey = çokkatlı... parking lot = otopark alanı... mall = alışveriş merkezi...

Buildings that pose a risk or located in earthquake prone areas will be torn down first. Zeytinburnu and Küçükçekmece areas top the priority list with Maltepe, Kartal, Gaziosmanpaşa, Fatih, Beyoğlu, Bağcılar and Güngören districts also included on the urgent list. And now the search is on finding the necessary funding for this transformation project. In high-income areas the buildings will be self-financed while in low-income regions public funds will be used. For the preservation of historic and cultural edifices European Union funds will be made use of.

to pose a risk = risk oluşturmak (=risk teşkil etmek)... located = Yapıya dikkat: "which are located" şeklinde bir sıfat-cümlecikten kısaltma: "or" bağlacı ile "that pose a risk" öbeğine paralel bir yapı oluşturuyor ve "buildings" sözcüğünü niteliyor: "Risk oluşturan veya depreme hassas bölgelerde bulunan binalar"... priority /pra-YO-riti/ = öncelik (önem ve/ya aciliyet sırasında)... now the search is on = aramak faaliyeti başlamış bulunuyor... necessary funding = gerekli fonlama... high income / low income = yüksek gelir / düşük gelir... public funds = kamu fonları... edifices /E-difisiz/ = (genellikle büyük) yapılar, binalar...

[Son cümleyi kolay anlayabilmek için, "edifices" sözcüğünden sonra "kafadan" bir virgül koyunuz, yani hatırı sayılır bir "es" veriniz.]

 

A picture is worth a thousand words...
Bir resimcik bin sözcüğe bedelmiş...

Havasına suyuna... Taşına toprağına...

ARI KOVANI, Maaşallah!!

----------------------------------------------------------------------

Doç. Dr. Yalçın İzbul

Browse our free Internet publications:
Ücretsiz İnternet yayınlarımıza bir göz atınız, derim...

http://www.ingilizce-ders.com

--------------------------------------------------------

Süper İngilizce Eğitim Setimiz -- Bilgi için tıklayınız:

http://www.ingilizce-ders.com/gunes-dil/mesaj.htm

haberler

haber-008     haber-endeks     haber-010

Dostlarınızın e-mail adresini göndererek Grubumuza üye kaydettirebilirsiniz. Sizden bir armağan olduğu kendilerine iletilecektir. susannah@ingilizce-ders.com

haber HABER haberler

İngilizce yardımcı kaynak olarak yurttan ve dünyadan haberler; haber, haberler, Türkçe haberler, ingilizce haberler, aktüalite, dünyadan haberler; açıklamalı yurt ve dünya haberleri; yurt haberleri, yurttan haber, yurttan haberler, haberci, haberciler, haber bülteni, ingilizce yardımcı kaynak

haber HABERhaberler

 

 Site Anasayfa       İzbul's Almanack       Bilmece/Bulmaca       Çeşitli testler       Başka Kaynaklardan

  E-Kitap          Eğlence-Okuma       Dergi Ekleri         Eski Sayılar         Fıkralar         Gramer Testleri

  Karikatür      Dersler      Okuma Parçaları      Testler      Sınıflandırılmış Testler      Gözlem ve Notlar

 İnternet Kaynakları        Çocuk Siteleri         Alıntı Testler         Özdeyişler        Sitemizden Seçmeler

  Seviye Tespit        Komik Kelimeler       Konuşma Dili       Yardımcı Başvuru       Yeni Dizi

 Sözcük Testleri       Püf Noktaları       Komik Haberler       Atasözleri       Ekler ve Kökler