HABER

İngilizce yardımcı
kaynak olarak yurttan ve dünyadan haberler; haber, haberler, Türkçe
haberler, ingilizce haberler, aktüalite, dünyadan haberler;
açıklamalı yurt ve dünya haberleri; yurt haberleri, yurttan haber,
yurttan haberler, haberci, haberciler, haber bülteni, ingilizce
yardımcı kaynak
HABER
|
|

All passages
are subject to modification in keeping with this E-zine's
TESL (teaching of English as a second language) policies or
general humouristic approach. Factual or scientific validity
is not guaranteed...
Yayınlanan bütün
pasajlarda E-Dergimizin İngilizce öğretim anlayışı veya
genel mizahi yaklaşımı çerçevesinde değişiklik yapılabilir.
Olayların aslına uygunluk veya bilimsel geçerlik teminatı
verilmemektedir...

October
18th, 2007
| |
|
Day of
Reckoning for BBC
BBC için Kendi Kendisiyle Hesaplaşma Günü Geldi
[Genelde "hesap verme günü" veya hatta "Kıyamet
günü" anlamında da kullanılabilir.]
Thousands of Jobs Axed and Television Centre To
Be Sold
axe
/ÆKS/ = balta... to axe = mecazi bir anlatımla
çeviriniz...
to be
sold = satılacak... Manşetlerde mastar
(the infinitive) gelecek zaman ifade eder.
Director General's Plans Met with Union Anger
meet -
met - met : Burada "are/were met" edilgen
yapıdan kısaltma: Genel Müdür'ün planları
sendikalar tarafından öfke ile
karşılandı/karşılanıyor.
The BBC Trust yesterday unanimously approved
plans to cut thousands of jobs, sell off its
west London headquarters and reduce the number
of programmes it makes by a tenth.
The BBC
trust = Besbellidir ki, Türkçe'deki çok
kaka "tröst" sözcüğü ile çevirmek yanıltıcı
olur. "Vakıf" veya da iyisi nötr bir sözcük olan
"BBC Kuruluşu" ile çevirmek...
unanimously /yu-NÆ-nımısli/ =
ittifakla... ["una-anima" = tek ruh ---
"animasyon", "içine ruh üfleme, can verme,
canlandırma"...
to
approve a plan = planı onaylamak...
to sell
off = "off" eklentisini pekiştirici
olarak görünüz; "satmak" yerine "satıp elinden
çıkarmak" gibi birşey...
headquarters = genel merkez (soyut
anlamda veya somut binalar vb olarak);
askeriyede "karargâh"...
to
reduce ...... by a tenth = onda bir
oranında azaltmak (yani, on bölümden birini yok
etmek)...
Peki, "yüzde bir oranında azaltmak" için ne
diyeceğiz? "to reduce by one percent"... Peki,
"yarı yarıya azaltmak"? = "by half"... Sonrası?
"by a third"... "by a quarter"... "by a
fifth"... Peki, ***"by an eleventh" olur mu?
Zinhar olmaz; 10 sayısının üstü için "by eleven
percent... by twenty percent..." vb. Ve yazıda
ise en doğrusu: by 11%, by 20%...
The radical overhaul immediately sparked a
furious backlash from staff likely to strike
within weeks, with feelings running particularly
high in the departments where job losses will
run into four figures.
overhaul
/OU-vı-HOUL/ = tepeden tırnağa elden
geçirme ve yenileme...
to spark
= 1. kıvılcım çıkarmak; 2. ilk kıvılcımını
oluşturmak, başlamasına neden olmak, yol
açmak...
furious /FYU-riyıs/ = çok çok
öfkeli, öfkeden çılgına dönmüş...
fury
/FYU-ri/ = büyük öfke, çılgın öfke...
backlash
= geri tepme, hızlı ve şiddetli geri tepki...
staff
= personel...
to
strike = grev yapmak...
within
weeks = birkaç hafta içinde...
to run
high = yüksek seyretmek, üst seviyede
sürmek...
job
losses = işini kaybetmeler... "will
run into four figures" = dört haneli
sayılara ulaşacak, binlere koşacak...
GRAMER NOTU:
"backlash from staff (who are) likely to strike
within weeks" -- Gerçi gramer olarak doğru,
fakat anlatım olarak gazetecilik dilinin bazen
fazla ileri giden kısaltmalarından.
GRAMER NOTU:
Eklenen participle-cümlecik başındaki "with"
sözcüğünü "and" veya "while" anlamında
çevirebilirsiniz.
Chairman Sir Michael Lyons said he was satisfied
the package put forward by the director general,
Mark Thompson, during a four-hour meeting would
"safeguard the core values of the BBC at a time
of radical change in technology, markets and
audience expectations".
"the
package (which is/was) put forward by" =
tarafından ortaya konulan/sürülen
(önlemler/eylem) paket(i)...
to
safeguard /SEYF-GA:D/ = güvence
altına almak, korumak... "core
values" = "temel değerler"
(merkezinde/çekirdeğinde yer alan değerler)...
core
/KO:/ = merkez, en iç, göbek, temel
çekirdek... The Earth's Inner Core: Situated at
the Earth's center, the inner core is primarily
a solid sphere which is about 1220 km in radius.
It's slightly larger than our moon. It's warmer
than our sun. It's a solid ball of nickel and
iron...
audience
expectations = izleyici beklentileri...
GRAMER NOTU: "Sir
Michael Lyons was satisfied that the package
would safeguard the core values of the BBC." =
Sir Lyons kanaat getirmişti ki...
Jeremy Dear, general secretary of the National
Union of Journalists, accused Mr Thompson of
"getting his priorities wrong".
the
National Union of Journalists =
Gazeteciler Ulusal Sendikası...
priority
/pra-YO-riti/ = öncelik (önem ve/ya
aciliyet sırasına göre)...
to get
one's priorities right/wrong = (kişinin
kendi) önceliklerini doğru veya yanlış
saptaması... |
|
|
Doç. Dr. Yalçın İzbul
Browse our free Internet publications: Ücretsiz İnternet yayınlarımıza bir göz atınız, derim...
http://www.ingilizce-ders.com
--------------------------------------------------------
Süper İngilizce Eğitim Setimiz -- Bilgi için tıklayınız:
http://www.ingilizce-ders.com/gunes-dil/mesaj.htm

October 21st, 2007
| |
|

Breastfeeding Can Cut Risk of Heart
Disease, Say Researchers
Araştırmacılar Diyor ki: Emzirme/Emzirilme Kalp
Hastalıkları Riskini Azaltıyor Olabilir (=
Araştırmacılar Diyor ki: Anne Sütü Kalp
Hastalıkları Riskini Azaltıyor Olabilir)
AÇIKLAMA: Başlığı neden bu şekilde "garip" bir
anlatımla "çevirdim"?... "Breastfeeding" sözcüğü
ilk anda akla "emzirme" kavramını getiriyor...
Burada "annenin sağlığı" ndan söz ediliyor
olması da ilk akla gelen durum... Oysa sözcük
gerek "emzirme" gerek "emzirilme" anlamında
kullanılıyor olabilir (çoğu zaman, "anne sütü"
en iyi çeviri olabilir); ve daha ilk paragrafta
"risk of heart disease in adulthood"
belirlemesinden anlaşılacağı gibi, aslında
"emzirilen çocukların" ilerdeki sağlık
durumundan söz ediyor.
İkincisi: "Can cut" ifadesine bakarak, bunu
"azaltabilir" şeklinde çevirmek tuzağına
düşebiliriz. Eeee? Bugüne kadar azaltmamış
mıydı, halen de azaltmakta devam etmiyor mu
sanki? Konuyu irdeleyince, sanıyorum sizler de
"azaltıyor olabilir" lehine karar
vereceksiniz...
Kavramı Türkçe'ye doğru çevirmeniz için
ipuçlarınızı vermekle yetindim; bunun "derli
toplu ve estetik ifadesi" artık sizin işiniz.
Fakat, vesile doğmuşken, şu genel düşüncemi de
iletmek isterim: Farklı dillerdeki "simple" ve
"continuous" kullanımları birebir denk gelmez.
Sınav soru-cevaplarınızı hariç tutmanız
koşuluyla, bu konuda kendinizi rahat hissediniz
ve yalnızca "bu kavram, hedef dilde nasıl ifade
edilir?" sorusuna cevap arayınız.
[Based on a report by The Manchester Guardian,
Nov. 6, 2007]
Scientists have shown that breastfeeding lowers
the risk of heart disease in adulthood and, in a
separate study, have shown that it could also
help raise IQ.
adulthood = erişkinlik, erişkinlik
çağı...
Sıfatlardan isim yapan (ve fazla yaygın olmayan)
"--hood" sonekini not ediniz ("---lik"; "---
olma durumu): childhood (=çocukluk çağı),
motherhood (annelik, anne olma durumu),
brotherhood (=cemiyet), falsehood (sahtelik,
yalan ve yanıltıcı olma durumu)...
separate
= **seperate şeklinde yanlış yazmamaya özen
gösteriniz...
to raise
- raised - raised = arttırmak,
yükseltmek... (Oysa,
to rise
- rose - risen = artmak, yükselmek)...
GRAMER NOTU: "To
lower" = azaltmak, daha alt düzeye indirmek...
Bu fiili aklınızda tutunuz; az sonra bir soru
soracağım.
People who had been breastfed showed lower than
average body mass index and higher than average
levels of the so-called "good" HDL cholesterol
in adulthood. Both of these factors protect
against cardiovascular disease.
"breastfed"
= Demek ki sözcüğü fiil olarak da
kullanabiliyoruz: to breatfeed - breastfed -
breastfed... (To feed - fed - fed)... "average
body mass index" = "ortalama vücut
kütlesi endeksi"...
so-called =
DİKKAT:
1. "------- adı verilen, denilen" (olumlu
anlam); 2. "güya, sözümona" (olumsuz
anlam)...
Peki nereden anlayacağız? Tabii ki, sözün
gelişinden...
GRAMER NOTU:
"Lower" sözcüğü bir önceki paragrafta fiil
olarak kullanılmıştı. Peki, bu paragrafta hangi
sınıfa giriyor?

IQ
Can Also Be Boosted, Separate Study Suggests
Diğer Bir Çalışma, IQ'da da Büyük Artış
Sağlanabileceğini Düşündürüyor
"Suggest" için "düşündürmek" karşılığı nereden
geliyor? Bu, Türkçe tıp metinlerindeki -- çeviri
veya özgün -- standart bir kullanımdır.)
Meanwhile, scientists at the King's College
London's Institute of Psychiatry studied the
effect of breastfeeding on IQ. By looking at
more than 3,000 children in Britain and New
Zealand they found that it raised intelligence
by an average of seven IQ points if the children
had a particular version of a gene called FADS2.
meanwhile = bu arada; bu esnada, bütün
bunlar olup biterken, öte yandan...
GRAMER NOTU: To
raise/lower, to increase/decrease by ??%
(percent); by ?? points... İlgeç (preposition)
kullanımına dikkat ediniz.
This gene comes in two versions, C and G; 90% of
the children in the study had at least one copy
of the C version of FADS2, and had a higher IQ
if they were breastfed. The remainder had only
the G version of the gene and showed no IQ
change from breastfeeding. The results were
published yesterday in the Proceedings of the
National Academy of Sciences.
(DOST
ACI SÖYLER: Yukardaki kalabalık laflı
paragrafı okurken çabucak sıkıldınız ve neyin ne
olduğunu irdelemekten çabucak vazgeçtiyseniz, şu
konuda kendinizle yüzleşmenizi öneririm: Acaba
zihninizin tembelleşmesine biraz fazla müsamaha
gösteriyor olabilir misiniz?)
"comes"
= Besbellidir ki, buradaki kavram "gelmek"
değildir: "Bulunur", "görülür" gibi bir kavram
düşünmek gerekir. Örnek: "These frames come in
two colours and five sizes." = Bu çerçeveler
piyasada iki renkte ve beş boyda bulunuyor....
remainder = geri kalanı / geri kalanları
(ötekileri)...
proceedings = genellikle bilim dernekleri
tarafından yayınlanan dergi ve bültenlere
verilen alternatif isim. Ayrıca, "bir bilimsel
kongrede sunulan ve kitap halinde yayınlanan
tebliğler" anlamında çok yaygın kullanılır.
"To proceed" anlam molekülü çerçevesi içinde iki
anlam atomu dikkati çeker: "devam etmek" ve
"ilerlemek". Bu anlam kökleri dolayısıyla,
"proceedings" sözcüğünün genel anlamı: "yapılan
/ yapılmakta olan işler, kaydedilen ilerlemeler"
dir.
"Our findings support the idea that the
nutritional content of breast milk accounts for
the differences seen in human IQ," said one of
the researchers. "But it depends to some extent
on the genetic makeup of each infant."
findings
= bilimsel bulgular...
nutritional content /nyut-Rİ-şınıl-K@N-TENT/
= besleyici içerik... yararlı besin içeriği...
to
account for = nedenini açıklamak,
hesabını vermek ("muhasebesini yapmak" aslında
nedenini açıklamak demek değil midir?)...
to some
extent = "bir ölçüde"; "belli ölçüde"...
Dikkat ederseniz burada "depend on" idiomunu
yarıp içine yerleşiyor!!
genetic
makeup /ci-NE-tik/ = (= genetic
structure) genetik yapı... |
|
|
Hazır, konusu
açılmışken, çok ilginç bulacağınız bir soru sunuyorum:
#
"Before proceeding with today's agenda, I propose that we
quickly go through the ---------------- of our last
meeting."
Bugünkü gündemimizle devam etmeden önce, son toplantımızın
---------------- nı hızla gözden geçirmemizi teklif
ediyorum.
a.
minutes
b.
hours
c.
seconds
d.
memories
e.
memoirs
d.
remembrances
CEVAP: MINUTES !!
AÇIKLAMA:
minute
(okunuşu: /Mİ-nit/) = dakika...
There
are sixty minutes in an hour.
minute
(okunuşu: /may-NYUT/ = minicik
(e.g.
minute details, minute creatures)
minutes
(okunuşu: /Mİ-nits/ = toplantı kayıtları...
(Yani,
"the official record of the proceedings of a meeting")
----------------------------------------------------------------------
Süper İngilizce Eğitim Setimiz -- Bilgi için tıklayınız:
http://www.ingilizce-ders.com/gunes-dil/mesaj.htm
----------------------------------------------------------------------

November 3rd, 2007
| |
|
City of Creative Destruction

"Yaratıcı Yıkım" Kenti...
Gerçi, "creative destruction" İngilizce'de
mimari alanda ender kullanılır, fakat Daily News
editörlerini bu yaratıcı başlıktan dolayı
kutlarım... Ama, görüyorsunuz, Türkçe'sinde
uygun yerde "es" vermezseniz, çift ağızlı bıçak
gibi...
Terim, ilk kez 1942'de ekonomist Joseph
Schumpeter tarafından ortaya atılmış ve radikal
yenilik/yenileme (innovation) sürecini
övgülemekte kullanılmıştır. Schumpeter'in
kapitalizm vizyonuna göre uzun vadeli ekonomik
büyümenin motoru yenilikçi girişimcilerdir ve
oluşan süreç zarfında öteden beri tekelleşmiş
eski şirketler ise belli bir değer ve güç
kaybına uğrarlar... Yıllar yılı kurulu düzenin
enflasyon ve faiz politikaları ile beslenmekle
yetinen TÜSİAD'ın yerinde olsam, Yeşil
Sermayenin girişimlerini bir de bu yönüyle
incelerdim.
(A report by Aysel Alp and Okhan Şentürk (in
the Ekonomist Journal)
Reprinted in the Turkish Daily News [November
15, 2007]
http://www.turkishdailynews.com.tr/article.php?enewsid=88698
One million houses in Turkland’s biggest city
are set to be demolished to make way for safer
dwellings as part of efforts by the Greater
İstanbul Municipality and the Mass Housing
Administration.
to be
set + mastar (the infinitive) =
planlanmış ve harekete geçilmek üzere ("set"
burada V3 ve bir sıfat)...
to
demolish = yerle bir ederek yok etmek...
to make
way for = yer açmak, olanak sağlamak...
dwelling
= konut (to dwell = "bir yerde oturmak, ikamet
etmek" fiilinden)... "the
Greater İstanbul Municipality" = İstanbul
Büyükşehir Belediyesi...
the Mass
Housing Administration = Toplu Konut
İdaresi (TOKİ)...
Bunu bir kez daha yazmıştım: "The greater
İstanbul Municipality" veya "İstanbul Greater
Municipality" veya "the Greater Municipality of
İstanbul" gibi deyimlemeler -- gerçi, gayet
güzel anlaşılıyor, ama -- biz Türklerin bir
icadı olup, İngiliz diline bir katkımızdır!
Mucidini bilemiyorum.; fakat itiraf etmeliyim
ki, bu defa cuk oturtmuşuz... "The greater
London Authority" veya "the greater London area"
gibi kullanımlar olağandır. Fakat,
***"London/Washington Greater Municipality" veya
***"the Greater Municipality of
London/Washington" hiç işitilmez. "The greater
London Municipality" deyimlemesine ise bir çuval
pirinçte ancak bir-iki kere rastlanabilir.
A large number of slum dwellings and poorly
constructed buildings, seen by many as the price
paid by Istanbul for growing too fast, are set
for demolition and will be replaced by modern
housing in order to make the commercial hub of
the country a more secure city against a
possible earthquake with the help of a gigantic
project planned by the Greater İstanbul
Municipality and the Mass Housing Administration
(TOKİ).
slum
dwellings = "gecekondu" konutlar.
("Gecekondu" kavramı bize aittir; "slum" kavramı
İngilizce'de "zamanla, içinde yaşanabilirliğini
yitirmiş, sağlıksız (ve çoğunlukla fakir ve
izbe) konut veya yerleşim ortamı" kavramını
içerir)...
poorly
constructed buildings = kötü / standart
altı nitelikte inşa edilmiş binalar...
seen by
many as the price paid by İstanbul = çoğu
kimse tarafından İstanbul'un ödediği bedel
olarak görülen...
to
replace = 1. yerine koymak, yerine
geçirmek; 2. eksiğini tamamlamak
(Bu ikinci kavramında, Türkçe tıp terimlerine
girmiştir: "hormon replasman tedavisi" gibi)...
hub
= (Burada mecazi kullanım) bir cismin merkezi
(=göbeği), tekerlek göbeği...
[Memeli canlıların "göbeği" (=navel, umbilicus)
veya özelde kilolu insan "göbeği" (=belly, pot
belly) için kullanılmaz]...
OKUNUŞLARA DİKKAT:
giant
/CAY-ınt/ = dev (isim)...
gigantic
/cay-GEN-tik/ = devasa (sıfat)...
The legal basis of the project will soon be
approved by Parliament, with government support,
in order to facilitate the execution of the
project that according to TOKI President Erdoğan
Bayraktar will involve 20 regions in Istanbul.
legal
basis = 1. yasal temel; 2.
yasal dayanak, kanuni dayanak ("Yasal dayanak"
ve "kanuni dayanak" aynı şeydir diye itiraz
edecekseniz; bana yazmayınız; o işlere Hakkı Bey
bakıyor)...
with
government support = hükûmet desteği
ile"...
to facilitate = kolaylaştırmak...
execution = 1. icra, ifa, yerine
getirme, uygulama; 2. idam... (To
execute" fiilinden -- açıklama aşağıda)...
involve
= (açıklama aşağıda.)
ADVANCED VOCABULARY: "To
facilitate" = "kolaylaştırmak" fiili temelde
Latince "facere" (yapmak) fiiline dayandırılarak
çok sonraları oluşturulmuş bir fiildir. Yaygın
kullanımdadır. Doğrudan aynı kökten gelen
"facile" sıfatını not ediniz ve dikkatli olunuz;
çünkü "kolay" anlamında da kullanılmakla
birlikte çağdaş dilde pek olumlu sayılamayacak
bir anlamı daha vardır: "uyduruk, yüzeysel,
derinliği veya içtenliği olmayan": Okunuşu: /FÆ-sayl/...
Örnekler: facile explanation, facile judgment...
Bu arada, Latince'deki "facere" fiilinin bizim
"becermek" kavramımızla uzaktan yakından ilgisi
olmadığını eklemeliyim.
"To
execute" /EKS-ı-KYUT/ fiiline
dikkat ediniz: 1. uygulamak, icra etmek,
ifa etmek, yerine getirmek; 2. idam
etmek... Dolayısıyla,
executive /ig-ZE-kıtiv/ = 1.
(sıfat) idari, yönetsel, yönetimsel, icrai;
2. yönetici, idareci...
executioner /ikse-KYU-şını/ =
cellat... [Burada gördüğünüz gibi "ex---" için
vurgusuz durumda /i/ telaffuzunu veriyorum;
fakat bu bizim dar /i/ sesimizden farklı olup
/e/ sesimize oldukça yakındır]
"To
involve" fiili ve "involvement"
kavramına dikkat ediniz: Temel anlam atomu,
"işin içine dahil etmek veya dahil olmak" tır.
Türkçe'ye çeşitli şekillerde çevrilebiliyor: "an
accident involving two lorries" = iki kamyonun
karıştığı bir kaza (=dahil olduğu)... Tıp
dilinde çoğunlukla "içermek" kavramıyla
kullanılıyor; fakat dikkatli olmak gerek; bazen
çok tuhaf anlamlar çıkabiliyor: "diseases
involving the liver" için "karaciğeri içeren
hastalıklar" bana tuhaf geliyor. Anlamın
gelişine göre, "Karaciğeri de tutan" veya
doğrudan "karaciğer hastalıkları" uygun olur.
Before the July 22 general elections,
Parliament's public works commission ratified
the bill on transformation of areas and it is
now pending a vote in the general assembly.
After the bill is passed into law, slum
dwellings and illegal buildings will be torn
down and replaced by modern settlement areas
containing multi-story buildings, green spaces,
parking lots, malls, schools and health centers.
public
works commission = bayındırlık
komisyonu...
to
ratify /RÆ-ti-FAY/ = resmi bir
karar veya sözleşmeyı onamak... (Özellikle de
parlamento tarafından onay ve uluslararası
anlaşmalarda sözkonusu olur)...
bill
= (parlamentoda) yasa teklifi... (Diğer
anlamları: fatura, banknot, lokantada hesap
pusulası)...
pending
= 1. bekliyor, beklemede; 2.
beklenen şeyin gerçekleşmesi şartına bağlı...
"pending a vote in the general assembly" = genel
kurulda oylamayı bekliyor"...
to tear
down /TEER/ = yıkıp yerle bir
etmek...
settlement areas = yerleşim bölgeleri...
multi-story veya
multi-storey = çokkatlı...
parking
lot = otopark alanı...
mall
= alışveriş merkezi...
Buildings that pose a risk or located in
earthquake prone areas will be torn down first.
Zeytinburnu and Küçükçekmece areas top the
priority list with Maltepe, Kartal,
Gaziosmanpaşa, Fatih, Beyoğlu, Bağcılar and
Güngören districts also included on the urgent
list. And now the search is on finding the
necessary funding for this transformation
project. In high-income areas the buildings will
be self-financed while in low-income regions
public funds will be used. For the preservation
of historic and cultural edifices European Union
funds will be made use of.
to pose
a risk = risk oluşturmak (=risk teşkil
etmek)...
located
= Yapıya dikkat: "which are located" şeklinde
bir sıfat-cümlecikten kısaltma: "or" bağlacı ile
"that pose a risk" öbeğine paralel bir yapı
oluşturuyor ve "buildings" sözcüğünü niteliyor:
"Risk oluşturan veya depreme hassas bölgelerde
bulunan binalar"...
priority
/pra-YO-riti/ = öncelik (önem ve/ya
aciliyet sırasında)...
now the
search is on = aramak faaliyeti başlamış
bulunuyor...
necessary funding = gerekli fonlama...
high
income / low income = yüksek gelir /
düşük gelir...
public
funds = kamu fonları...
edifices
/E-difisiz/ = (genellikle büyük) yapılar,
binalar...
[Son cümleyi kolay anlayabilmek için,
"edifices" sözcüğünden sonra "kafadan" bir
virgül koyunuz, yani hatırı sayılır bir "es"
veriniz.] |
|
|
A picture is worth a thousand words...
Bir resimcik bin sözcüğe bedelmiş...
Havasına suyuna... Taşına toprağına...
ARI KOVANI, Maaşallah!!

----------------------------------------------------------------------
Doç. Dr. Yalçın İzbul
Browse our free Internet publications: Ücretsiz İnternet yayınlarımıza bir göz atınız, derim...
http://www.ingilizce-ders.com
--------------------------------------------------------
Süper İngilizce Eğitim Setimiz -- Bilgi için tıklayınız:
http://www.ingilizce-ders.com/gunes-dil/mesaj.htm


Dostlarınızın e-mail adresini göndererek Grubumuza üye
kaydettirebilirsiniz. Sizden bir armağan olduğu kendilerine
iletilecektir.
susannah@ingilizce-ders.com
|
|
HABER

İngilizce yardımcı
kaynak olarak yurttan ve dünyadan haberler; haber, haberler, Türkçe
haberler, ingilizce haberler, aktüalite, dünyadan haberler;
açıklamalı yurt ve dünya haberleri; yurt haberleri, yurttan haber,
yurttan haberler, haberci, haberciler, haber bülteni, ingilizce
yardımcı kaynak
HABER
|