Türk Öğrencilerin Yaygın İngilizce Yanlışları -- 04 : Sözcük Kullanımı

kelime yanlış   hata yanlış   crazy language

 

sözcük yanlışları

TÜRK ÖĞRENCİLERİN YAYGIN İNGİLİZCE YANLIŞLARI -- 05

KARIŞTIRILAN SÖZCÜKLER

Notorious Confusables - 03

sözcük kullanım yanlışı

Doç. Dr. Yalçın İzbul

http://www.ingilizce-ders.com

Bütün örnekler özgündür  ve  buradaki amaç doğrultusunda özel hazırlanmıştır. Kaynak göstermeksizin alıntı yapmayınız. Emeğe saygı lütfen.

YAYGIN SÖZCÜK KULLANIM YANLIŞLARI -- 03

ALFABETİK LİSTE

O  --  Z

        

 official  - --    officious

official  /ı--şıl/ = 1. resmi; 2. devlet görevlisi, yetkili

officious  /ı--şıs/ = bürokrat tavırlı veya havalı, işgüzar

doğru örnek I went there once on official business, but the officials there had such officious airs and manners about them that I am sure I would never want to repeat the experience.

 

 ordinance  - --    ordnance

/O:-dınıns/ - --   /O:D-nıns/

ordinance = emir, âmir hüküm veya emir

ordnance = savaş araç gereçleri, ordu donatım sınıfı

doğru örnek The High Military Council has passed an ordinance prohibiting smoking in ordnance depots.

Fazla ayrıntıya girdiğimi düşünüyorsanız, şu örneğe bakınız. Askerliğimi yaptığım alayda benden önce çevirmen olarak görev yapan arkadaş, "field artillery" karşılığında şu mükemmel çeviriyi yapmıştı: "tarla topçusu"!! Biliyorsunuz, kullanılması gereken deyim, "sahra topçusu" dur. Diyeceğim, bir okuyucuya gereksiz ayrıntı gibi görünen bir konu, bir başka alanda çalışan okuyucuların çok işine yarıyor olabilir.

 

 palate  - --    palette

damak - --   palet    

sesdeşlik:   /PÆ-lıt/

doğru örnek He suddenly felt a bitter taste on his palate as he was mixing some colours on his palette.

 

 patience  - --    patient

patience = (ad) sabır

patient = 1. (sıfat) sabırlı... 2. (ad) hasta

impatient = 1. (sıfat) sabırsız durumda. [impatience = (ad) sabırsızlık]

doğru örnek You must really have patience and must not show any impatience in dealing with the patients: some of them may be getting desperately impatient to get discharged and get back to their work.

 

 peace  - --    piece

/Pİ:S/

doğru örnek What an interesting piece of information this is concerning that brief period of peace between the two world wars !!

 

 peak  - --    peek

/Pİ:K/

peak = (ad) doruk, zirve

to peek = (fiil) 1. belli etmeden ve gizlice bakmak veya gözetlemek; "dikizlemek"... 2. kısaca bakmak, göz atmak... 3. (Ayrıca ad olarak da kullanılabilir: "to take/have a peek at sth")

doğru örnek They climbed to the peak to take a good peek at the valley beyond.

doğru örnek At the peak of discussion, she briefly went out to take a peek at the cookies baking in the oven.

 

 peasant  - --    pheasant

          köylü - --   sülün (kuş)

/PEZ-ınt/ - --   /FEZ-ınt/  

doğru örnek A group of local peasants were sitting in one corner when we entered the inn. It had quite a reputation for their excellent recipes for pheasant meat. We ordered three pheasants stuffed with rice.

 

 peddle  - --    pedal

sesdeşlik:   /PE-dl/ (veya, /PED-l/)

peddle = seyyar satıcılık yapmak, işportacılık yapmak

pedal = 1. pedal; 2. pedal basmak

doğru örnek He peddled his wares around the town as he pedalled his tricycle to and fro. [to and fro = oraya buraya]

KARIŞTIRILAN SÖZCÜKLER

Doç. Dr. Yalçın İzbul

http://www.ingilizce-ders.com

 percent  - --    percentage

%, "yüzde" - --   oran, bölüm    

doğru örnek Twenty-five percent of the students have failed in this exam, thus bringing the general percentage of those who will repeat the course to a higher level.

doğru örnek A sizeable percentage of our local people, about 25 percent, regularly attend these events to support their team.

 

 personnel  - --    personal  - --    personality

personel /PÖ-sı-NÆ:L/ = personel, çalışanlar

personal /PÖ-sınıl/ = şahsi,  kişisel

personality /PÖ-sı--lıti/ = kişilik, karakter

doğru örnek I have no personal information concerning the personality of our new personnel director.

 

 pore  - --    pour

sesdeşlik: /PO:/

doğru örnek He began poring over their monthly bills as his wife poured him another cup of strong tea.

 

 practical  - --    practicable

pratik, kolaylık sağlayan - --   uygulanabilirliği olan            

doğru örnek Building an annex would be a practical solution; but building a sizeable one in the tiny little space available was hardly practicable.

 

 pray  - --    prey

/PREİ/

to pray = (fiil) dua etmek; yakarmak

to prey (on) = 1. (fiil) beslenmek amacıyla avlamak... 2. (ad) av [avlanan, avın kurbanı -- the hunter and his prey]

doğru örnek Praying mantises [peygamber böceği; tekil: ---- mantis] well deserve their name, because they seem to pray over their prey before devouring it.

 

 precede  - --    proceed

to precede = önce olmak, önce veya önden gelmek

to proceed = devam etmek, ilerlemek

doğru örnek Before proceeding to study this chapter, you really ought to have studied the preceding one.

doğru örnek She preceded me into the building by 10 minutes, and when we were together again I proceeded with my earlier narrative. [narrative = hikâye, anlatı]

doğru örnek We should now proceed to the part that precedes the final evaluation.

 

 precedent  - --    precedence

precedent /PRE-sıdınt/ = (ad, sıfat) ön emsal, daha görülmüş örnek

precedence /PRE-sıdıns/ = (ad) önce/önde olma hakkı; önem sırasında önde olma

doğru örnek We have to note that unfortunately there is absolutely no precedent in the annals of human history for international cooperation taking precedence over national interests.

 

 premier  - --    premiere

/pri--ı/ - --   /primi-EE/

premier = (sistemine göre) başkan veya başbakan

premiere = gala gecesi

doğru örnek Some urgent business cropped up and the Premier had to miss the film's premiere.

doğru örnek The premiere was also attended by the Premier himself.

 

 prescribe, prescription  - --    proscribe, proscription

to prescribe = kuvvetle tavsiye etmek, kural olarak ortaya koymak, reçete olarak vermek [prescription = 1. kuvvetli tavsiye; 2. reçete]

to proscribe = yasaklamak, onaylamamak ve yasak kılmak

doğru örnek Foreign prescriptions may not be honoured if the drugs prescribed are on the country's proscribed drugs list.

 

 principal  - --    principle

eşseslilik: /PRİN-sipıl/

principal = 1. (sıfat) bellibaşlı, önde gelen... 2. (ad) başöğretmen

principle = (ad) ilke, prensip

doğru örnek The principal problem with being a school principal in our present-day world is that it is getting more and more difficult to defend the principles handed down by the older generations.

KARIŞTIRILAN SÖZCÜKLER

Doç. Dr. Yalçın İzbul

http://www.ingilizce-ders.com

 price  - --    prize

  /PRAYS/ - --   /PRAYZ/

fiat, bedel - --   ödül        

doğru örnek The book's price is very reasonable, considering the fact that it is the winner of the prestigious Critics' Prize this year.

doğru örnek Just consider what a heavy price in time, effort and emotional stress competitors must pay in reaching out for the ultimate prize.

 

 prophesy  - --    prophecy

/PR@-fı-SAİ/ - --   /PR@-fı-Sİ:/

kehanette bulunmak - --   kehanet                        

"Prophet" = "peygamber" sözcüğünün bu kökten türemiş olduğuna dikkat ediniz. Ayrıca, bu fiilin az da olsa rastlayabileceğiniz bir varyasyonu vardır: "to prophesize". Sözlüklere girmiş olmasına rağmen, uzak durmanızı tavsiye ederim. Yani, "He prophesied" formunu "He prophesized" formuna tercih ediniz.

 

 prostrate  - --    prostate

/PR@-steyt/ - --   /PR@S-teyt/

prostrate = 1. yüzükoyun yere serilmiş; bitkin, bütün gücünü / azmini yitirmiş durumda... 2. veya kutsama/tapınma amacıyla aynı konumda

prostate = prostat bezi

doğru örnek We left him lying prostrate on his hospital bed, quite worn out and unable to talk following his operation for prostate cancer.

 

 quiet  - --    quite  - --    to quit

telaffuza dikkat ediniz

quiet /KUA-it/= sessiz

quite /KUAYT/ = pek, gayet

to quit (quit - quit) (veya, quitted - quitted) /KUİT/ /KUİT-id/ = bırakmak, vazgeçmek, terketmek

doğru örnek I can tell you that he would most probably become a quiet, morose and quite unhappy  man, should he ever have to quit alcohol and cigarettes.

 

 racist  - --    racial

   ırkçı - --   ırksal

doğru örnek Racist attitudes is one of the focal points of racial studies.

 

 racquet  - --    racket  - --    racket

okunuşları aynıdır: /-kıt/

Tenis raketi mi; kar ayaklığı mı; gürültü patırtı mı; yoksa mafyanın çevirdiği bir haksız para kazanma/sızdırma dolabı mı ??

doğru örnek The player threw his tennis racquet up in the air and the spectators burst into a terrific racket over his win.

doğru örnek The Turkish mafia was running several rackets in Bodrum at the time.

NOT: Tenis "racquet", "racket" şeklinde de yazılabilir.

 

 regretful  - --    regrettable

regretful = üzgün, pişman

regrettable = 1. üzücü, pişmanlık verici; 2.  teessüf verici, tessüf edilmesi gereken

doğru örnek She was very regretful now for having ever written that regrettable letter; it had caused her so much trouble since then.

doğru örnek Though, in my opinion, it was all a very regrettable incident, she did not appear to be particularly regretful about it.

doğru örnek Thank you so much for your kind invitation to the meeting. Regrettably, I shall be unable to attend. ["Regretfully" demiyoruz; çünkü bizim dışımızda ve elimizde olmayan nedenlerden dolayı toplantıya katılamayacağız.]

 

 reign  - --    rein

sesdeşlik: /REİN/

reign = 1. (fiil) hükümdarlık etmek, saltanatta olmakl; 2. (ad) saltanat, saltanat dönemi, yönetim

rein, reins = dizgin, yular, (ayrıca, mecazi olarak da)

doğru örnek During the reign of Abdülhamid II, who held the reins of governmental power in his own hands and reigned over the country with an iron fist, a tight rein was also kept on the state expenditure.

 

 remember  - --    remind

remember: recall, recollect

remember = haturlamak, anımsamak

remind = hatırlatmak, anımsatmak

doğru örnek Do you remember our old house in Ankara?

doğru örnek Do you remember your being brought here after the accident?

doğru örnek Do you ever remember summers being as hot as they are now?

doğru örnek I remember being taken away from my family. I remember thinking I had done something wrong.

doğru örnek I clearly remember having turned off the lights before I came out. (= I do remember that I had turned off the lights before I came out.)

doğru örnek Please remember (= do not forget) to preview the final version before saving your changes. (= Yapmayı unutma = Do not forget + infinitive.)

doğru örnek Remind me to do it this afternoon. = Lütfen bana hatırlat.

doğru örnek Don't forget to remind me to do it this afternoon. = Bana hatırlatmayı unutma.

 

 respectfully  - --    respectively

saygıyla - --   sırasıyla

doğru örnek He respectfully saluted the regimental colours, his commanding officers and his comrades-at-arms, respectively. [Sırasıyla, önce alay bayrağını, sonra komutanlarını, sonra da silah arkadaşlarını saygıyla selamladı.]

doğru örnek Approaching the group of village elders respectfully, he shook hands with the headman, his wife, head of the warriors and the witch-doctor, respectively.

 

 sensible  -- akla yatkın, makul

 sensitive   --  duyarlı

 senseless   --  anlamsız, saçma ve olumsuz

Açıklama: "sense" sözcüğünün üç ayrı anlamı vardır: 1. sağduyu, akıl mantık, muhakeme... 2. duyu... 3. anlam (= meaning)...

doğru örnek I know she is a very sensitive girl, but I wish she could be more sensible, too.

doğru örnek Any sensible and sensitive man would cry out against such a senseless act of violence.

 

 shade  - --    shadow

 gölge, gölgelik yer - --   (bir şeyin) gölge (si)

doğru örnek Poor little kid got really confused when I told him his shadow would "run away" if we went in the shade.

 

 simple  - --    simplistic

"simplistic" olmak, olumsuz bir niteliktir: naif, aşırı basit veya basite indirgeyici

doğru örnek We would expect a good teacher to make his explanations simple  -- but not to the point of being simplistic.

doğru örnek This is a simplistic explanation -- and save it for simpletons, will you! In practice, things are a lot more complicated than you make them out to be.

KARIŞTIRILAN SÖZCÜKLER

Doç. Dr. Yalçın İzbul

http://www.ingilizce-ders.com

 site  - --    sight  - --    cite

sesdeştirler: /SAYT/

site = yer, alan, mahal

sight = görme, manzara

to cite = (fiil) adını anmak, gönderimde bulunmak, alıntı yapmak

doğru örnek When they got to the site where the old house used to stand, the sight of its ruins brought tears to their eyes, especially as their elder brother began to cite passages from their parents' letters.

 

 stalactite  - --    stalagmite

sarkıt - --   dikit    

How do you tell which is which? I will show you a way that will help you not to confuse these two. Remember the expression "ants in the pants" used of nervous and fidgety people? Do they not really look as though they would not hesitate to pull their tights down if they had "real ants in the pants"? Now, substitute "mites" for "ants", and there you have it: "The mites go up and the tights come down."

PS. You do know what mites are, don't you?

 

 stationery  - --    stationary

sesdeştirler: /STEİ-şınıri/

stationery = (ad) kırtasiye

stationary = (sıfat) duruyor/hareketsiz halde

doğru örnek Do you see that stationary bus further up the road? Take the left turn when you pass it and the stationery shop you're looking for is the third one on your right.

 

 statute  - --    stature  - --    statue

/STÆ-çu:t/   --   /STÆ-çı:/   --   /STÆ-çu/

yasa, tüzük  --  boy, endam  --  heykel      

doğru örnek There is actually a statute forbidding people of small stature to climb onto the statue in front of the town hall !!

 

 throw  - --    through  - --    throughout  - --    thorough

/TSROU/  --  /TSRU:/  --  /TSRU-AUT/--  /TSA-ra/

thorough, thoroughly = tam, baştanbaşa, eksiksiz ve titizlikle

doğru örnek Throughout the last decade, not a single thorough psychological study was made to understand the psychology of boys who throw stones through their neighbours' windows.

NOT: "Through" yerine "thru" kullanımı henüz formel İngilizce kabul edilmemek gerekir. Fakat "chat" dilinde doya doya kullanabilirsiniz.

 

 torturous  - --    tortuous

     /TO:Ç-rıs/ veya /TO:-çırıs/ - --   /TO:Ç-uıs/ veya /TO:-çıuıs/

torturous = çileli, işkence dolu

tortuous = eğribüğrü, dolambaçlı

doğru örnek We had a torturous journey along the steep and tortuous paths alonside the Kızılırmak River.

 

 trooper  - --    trouper

sesdeştirler: /TÇRU:-/

trooper = atlı asker veya polis

trouper = tiyatro oyuncusu (özellikle, aktör)

doğru örnek The two brothers, a stern trooper and a soft-spoken trouper, had very little in common to talk about.

Diyeceksiniz ki, bu derece ayrıntıya ne gerek? Bu ikilinin burada ne işi var? Ama unutmayınız ki bendeniz, bu satırların yazarı, Türkçe'de "tiyatro trubu" deyişinin yaygın kullanıldığı günlerden kalmayım. Eski sevgilileri unutmak o kadar kolay değil...

 

 turgid  - --    turbid

/TÖ:-gid/ - --   /Tö:-bid/

turgid = abartmalı, tumturaklı, şişkin

turbid = bulanık, alaca bulaca, kolay görülüp seçilemeyen, karışık ve düzensiz

doğru örnek As a politician, he was a master in the art of making speeches that were both turgid and turbid at the same time.

 

 unconscionable  - --    unconscious

        vicdansız, insafsız - --   baygın, bilinç dışı

doğru örnek It was certainly a most despicable and utterly unconscionable act that, following the accident, the elderly couple should be robbed while they lay unconscious by the side of the road.

 

 ultimate  - --    penultimate

ultimate = en sonuncu, nihaî

penultimate = sondan bir önceki

doğru örnek The penultimate and ultimate peaks on this diagram correspond to the two most critical periods during the process.

doğru örnek The ultimate truth becomes a  shocking revelation if no one has ever had a premonition of it penultimately.

doğru örnek A quest to learn more about Nature may be expected to lead us penultimately to Biology and ultimately to Physics. (Y. İzbul)

 

 venal  - --    venial

/Vİ:-nl/ - --   /Vİ:-niıl/

venal = yolsuzluğa, rüşvete ilişkin; bunlara bulaşmış ve alışık

venial = affedilebilir, küçük kabahat cinsinden

doğru örnek A venial sin is one that is minor and pardonable; but any venal practice, to my mind, must be claasified as a mortal sin.

 

 versus / vs.  - --    verses

 "karşı" (Latince'den)  - --    şiir mısraları

doğru örnek As many people had predicted, it was a Germany versus Spain final in the European Cup in 2008.

 

 vicious circle  - --    viscious circle ?!

vicious circle /-şıs-SÖ:-kl/ = kısır döngü

"Vicious circle," yani "kısır döngü" kavramı, kimilerinin uygun görmemesine karşın, anlam genişlemesiyle "a vicious cycle" deyimine de dönüştürülebilir. "Viscious" ise tamamen yanlış bir yazımdır. Öten yandan, Eğer "viscous cycle" gibi bir deyiş ağzınızdan kaçarsa, bu olsa olsa motorsikletinizde yağ değiştirme zamanı geldiği anlamını iletecektir.

 

 waist  - --    waste

sesdeşlik /WEİST/

waist = vücudun bel bölgesi

waste = israf, atık madde

doğru örnek All medical advice was wasted on him; he went on overeating and became just larger and larger around the waist. He must have seen his belly in terms of a waste basket, I daresay.

 

 whether  - --    weather

 /WHE-dzı/ - --   /WE-dzı/   

doğru örnek Whether the game will take place or not will all depend on the weather.

 

 wonder  - --    wander

İlginç olan şudur: /@/ sesi birincide /a/ ya daha yakın; ikincide /o/ ya daha yakındır.

wonder = merak etmek, bilmek istemek

wander = (başıboş, amaçsız) dolaşmak

doğru örnek I kept wondering how long more we would keep wandering around the town like that.

bu bölümün sonu

Lütfen Sorularınızı Esirgemeyiniz:

Yalçın İzbul: İngilizce-Ders.Com

yalçın izbul

BAŞA DÖNÜŞ

kelime yanlış   hata yanlış   crazy language

İngilizce Derdinize Çare

EĞİTİM SETİMİZ İÇİN

TIKLAYINIZ

 

Karıştırılan Kelimeler;  En Çok - En Sık Karıştırılan Sözcük (Kelime) Listeleri -- 03...