|

Turkish Proverbs

Ayinesi (aynası) iştir kişinin, lâfa bakılmaz.
English
Equivalents (=eşdeğerleri):
Actions speak
louder than words.
(Çevirisi: Eylemler
sözlerden daha yüksek sesle konuşur.)
Deeds are
fruits, words are but leaves.
(Çevirisi: Eylemler
[ağacın] meyveleridir; sözcükler ise ancak sadece yaprakları...)
Buradaki "are
but leaves" yapısını, "are nothing but leaves" şeklinde
yorumlayınız.
Yani, "yapraklardan başka birşey değillerdir," şeklinde...
"Deed"
sözcüğü, "do" fiilinden türeyen ad biçimidir; dolayısıyla "eylem,
yapılan şey" anlamı taşıyor. Nitekim,
"indeed" sözcüğü de köken olarak
"fiiliyatta" anlamındadır. (Türkçe'ye çoğu zaman, "gerçekten de"
şeklinde çeviri verir.)
Klavuzu karga olanın burnu boktan kurtulmaz.
Translated
& paraphrased (mealen çeviri):
He who chooses
the crow for his guide must but carry on sniffing dung!!
to sniff = koklamak...
dung = hayvan fışkısı veya tezek yığını...
"But" sözcüğü aynen yukarda açıkladığım işlevde.
Arkadaşını söyle, kim olduğunu söyleyeyim.
English
Equivalents:
A man is known
by his friends.
to be known by
= --- ile tanınmak... [DİKKAT: Başka bir deyişle, buradaki yapıyı,
yine edilgen olan "... is known + agent" = "... tarafından tanınır"
yapısı ile karıştırmayınız.]
A man is known
by the company he keeps.
company
= eşlik edenler,
yanında bulunanlar, eş dost...
Ne ekersen onu biçersin.
English
Near-Equivalent (yakın eşanlamlısı):
As you sow, so
shall you reap...
Mealen: Nasıl
(ne) ekiyorsan, öyle (onu) biçersin/biçeceksin.
You reap what
you sow.
Ektiğini
biçersin.
to sow
(sowed - sown) = ekmek, dikmek...
to reap
= biçmek, hasat etmek...
the Grim Reaper
= Azrail... (Elinde orakla dolanıyor ya...
grim = ürkütücü, asık
suratlı, ağır, vahim)
Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.
Translated & paraphrased: Mosquito
buzzing is music (= is
sufficient) for a man capable of comprehending; drums and horns remain
inaudible (=are insufficient) for those who do not understand.
Near-Equivalents:
A word to the wise is enough.
wise
= bilge kişi.
A word to the wise is enough, and many words won't fill a bushel.
= Bilge kişiye tek sözcük yeter; (zaten) bir sürü laf bir araya gelse, bir kile etmez (veya, bir kilelik
sepeti doldurmaz)...
bushel = "kile" eski bir kuru hacim ölçüsüdür; gözünüzde yarım küfelik
bir sepet oluşturabilirsiniz.
Concerning the second
part of the proverb (which, in effect, says "laf ola, sepet dola.")
Turkish is a lot more expressive: We'd say, "It wouldn't fill a fig's
pip"... ("İncir çekirdeğini doldurmaz.")
Kızım sana söylüyorum; gelinim sen
anla.
Translated: This I am telling you, Dear
Daughter, so that you, Dear Daughter-In-Law, might take heed.

Denize düşen yılana sarılır.
English
Equivalent (=eşdeğeri):
A drowning man
will catch a straw.
Boğulmakta olan
bir adam saman çöpüne (bile) sarılır (yakalar, tutunur).
to drown /DCR(AU)N/
= (suda) boğmak veya boğulmak...
drowning =
boğulmakta... drowned =
boğulmuş...
[Dikkat: Bu
fiili, "gırtlağını sıkıp boğmak" anlamına kullanamazsınız.
to strangle, /-Æ-/
to strangulate /-Æ-/
= boğazını sıkıp boğmak, öldürmek;
to suffocate /SA-fı-KEYT/
ise = (havasızlıktan) boğmak / boğulmak...]
NOT: Yukarda,
"eşdeğerlik" kavramını, "benzer durumlarda kullanılma" olanağı
açısından yorumladık. Eğer, Türkçe deyişi, "en küçük bir umuda dahi
sarılmak" değil, "düşmanından bile yardım beklemek" şeklinde
düşünürsek, benzerliği "near-equivalent, yakın-eşdeğer" şeklinde
sınıflamak gerekir.
Dost kara günde belli olur.
English
Equivalent (=eşdeğeri):
A friend in need
is a friend indeed.
İhtiyaç anında
(yardıma koşan) bir dost, gerçek bir dosttur.
indeed = "deed"
(okunuşu /Dİ:D/) "do" fiilinin ad halidir. Yani, "yapılan şey,
eylem" demektir. Bileşik tek sözcük halinde yazılan
"indeed" deyimi,
Türkçe'ye "fiili, fiiliyatta" kavramlarından ötürü "gerçekten,
gerçekten de" ifadeleri ile çevrilir.
İlginç olan bir
nokta ise şudur: "in need"
deyimi daha yaygın olarak karşınıza "ihtiyaç içindeki, muhtaç"
anlamına çıkacaktır: "children in need... pets in need" gibi...
"Turkish Child Welfare Organisation aims at providing long term care
for orphans and children in need."
orphan /O:-fın/
= öksüz / yetim (İngilizce'de ayrım yoktur)... "Please, please
contribute any amount you can to help pets in need."
Yarı cahilden kork.
English
Equivalents:
A little
knowledge is a dangerous thing.
DİKKAT: Şu iki
tümceye bknz:
1. I have little love for you...
2. I
(still) have a little love for you."
Hangisinde sizi
"hemen hiç sevmediğimi, daha doğrusu hiç sevmediğimi" dile getirmiş
olurum?
"We have
little sugar left." = Çok az şekerimiz kaldı.
"We have a
little sugar left" = Biraz şekerimiz var.
Hatta, şööle
anlamlı anlamlı "I have a few friends in Ankara," desem,
"Ankara'da muayyen çevrelerde" işbitirici dostlarım olduğunu, işi
kolaylıkla kotarabileceğimi dile getirmiş olurdum.
(Çünkü kinayeli
ses tonum, "a few" deyişinin aslında "a lot" anlamına geldiğini
münasip biçimde iletmiş olur.)
Dolayısıyla,
eğer atasözünde, "Little knowledge" diye söze başlamış olsalardı,
malumu ilandan öte gitmemiş olurlardı.
* * * * *
Derdini söylemeyen, derman bulamaz.
English
Equivalent:
A problem shared
is a problem halved.
Paylaşılan bir
sorun yarıya indirilmiş bir sorundur...
Grief divided is
made lighter.
Bölünüp
paylaşılan keder hafifletilmiş olur... (=grief which is divided)
to share = paylaşmak...
to halve /HALV/
= yarıya indirmek veya bölmek...
grief /GRİ:F/ =
üzüntü, yas, keder... to make
lighter = hafifletmek...
(Fazla) Yuvarlanan taş yosun tutmaz.
English
Near-Equivalent:
A rolling stone
gathers no moss.
to gather = toplamak,
biraraya getirmek, biriktirmek...
moss = yosun (kara ve
kaya yosunu)...
Burada bir
açıklama gerekiyor: Tabiatıyla, Türkoloji'de iddialı olduğumu filan
söyleyemem, ama bana göre bu sözün Türkçe'deki anlamı şöyledir:
"Durmadan yer yurt değiştiren kişi, mal mülk ve eşya tutamaz, varlık
edinemez." Oysa, İngilizce'de önplana çıkan anlam ise, "Böyle kişiler
dert ve sorumluluk almaktan uzak kalmış olurlar, bu da bir avantaj; ama aynı zamanda
yerleşip bir baltaya da sap olamayacaklardır." Bu bakımdan, İngilizce
karşılığını "near-equivalent" şeklinde niteledim.
For the
Connoisseur: This proverb most probably says, "A person who
never stays long in one place will never be encumbered by
responsibilities. But on the other hand, the person who is on the move
all the time will never accomplish much either." The proverb is based
on the Latin: Saxum volutum non obducitur musco. It has
been traced back to around the first century B.C. (Publilius Syrus).
It was included in John Heywood’s The Book of Proverbs
(1546).

Yağmurdan kaçarken doluya yakalandık. (veya, ...tutulduk.)
English
Equivalent (=eşdeğeri):
Out of the
frying pan into the fire.
(=Tavadan
çıktık, ateşe düştük).
["Hani bunun
Türkçe'sinde tava
nerede; İngilizce'sinde yağmur nerede?" diye
soracak olursanız, yanıt: "Eşdeğerlik" kavramını benzer durumlarda
kullanılabilme açısından değerlendiriniz.]
frying pan
/f-RAİ-ng-PÆN/
= tava... to fry =
yağda kızartmak... to grill =
ızgarada pişirmek...
to boil =
kaynatmak... to bake =
fırında kızartmak/pişirmek...
to roast
/ROUST/
=
ateşte kızartmak... to simmer
/Sİ-mı/
=
yemek kaynadıktan sonra hafif ateşte (kabarcık kabarcık) kaynatmağa
devam etmek... to burn =
yakmak...
Kuzguna yavrusu anka (şahin) görünür... The raven sees her chicks as phoenixes (or, as falcons).
Karga yavrusuna bakmış, "Benim ak pâk evladım," demiş... The crow beholds her chick and says,"Oh, my whiter than white chickie"
.to behold (beheld -
beheld) = görmek, bakmak ve görmek...
English
Near-equivalent: (In this case near-equivalent, because in the Turkish
proverb the prominent idea is is that of "parenthood" as opposed to
the "ownership" theme in the one below:
All his geese
are swans.
goose
/gu:s/ = kaz (kümes hayvanı)... çoğulu kural dışı: geese /gi:s/...
swan =
kuğu...
Ucuzdur vardır illeti; pahalıdır vardır hikmeti.
English
Equivalent:
Cheap is dear in
the long run.
dear
/Dİ-ı/
=
expensive = pahalı...
in the long run =
uzun vadede...
(For foreign
readers) illet
/il-LET/
= disease, malady, stigma, nuisance...
hikmet =
sebep, neden = reason, cause, divine reason... (This word may be used
with somewhat religious or mystical overtones -- but it does
not have any such connotation in the above proverb.)
Elini veren kolunu kaptırır.
English
Equivalent:
Give them an
inch and they'll take a mile.
İlginç, di mi:
Biz (herzamanki gibi) vücudun azalarına kafayı takmışken, onlar da mal
mülkle kafayı yemiş...
Yüz güzelliği hamamdan eve, öz güzelliği Urum'dan Şam'a.
English
Equivalent:
Beauty is but
skin deep.
Her iki dilde
de süper güzellikte birer atasözü...
For the
Connoisseur: I still think we should hearken to what Jean Kerr
(American comic writer and playwright, 1922-2003) once observed:
"I'm
tired of all this nonsense about beauty being only skin-deep. That's
deep enough. What do you want, an adorable pancreas?"

ALMA MAZLUMUN
ÂHINI...
NOT: Pekçok
sitede, "Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste." şeklindeki
atasözümüz için şu karşılık öneriliyor: "Don't make a martyr sigh, you
will pay for it by and by."
İngilizce'de
böyle bir proverb mevcut değildir, dolayısıyla Türkçe'den çeviri
kimliğinde sunulması yerinde olur. Çünkü, İngilizce tümce pek bir
güzel olmuş, ama "mazlum" ve "ahını almak" gibi
kavramları daha bir titizlikle irdelemek gerekiyor.
Şöyle bir
çeviri-karşılık önermek isterim: Desist from provoking the
innocent's malediction; else, you will pay for it by and by.
Ama, hep dediğim
gibi:
1.
Atasözlerimizin yabancı dillere çevirisi, eşdeğerlerinin saptanması
gibi konular, keşke çok iyi dil bilen Türkologlarımız tarafından
üstlenilse...
2.
İnternet
(harika ama), çok tehlikeli bir şekilde, yalan-yanlış bir sürü
sözümona "bilgi" lerle lebaleb dolu. Bisürü üstüne vazife olmayan kişi bisürü bişiler
yazıyo; bisürü kişi de bunlardan iktibas edip, bisürü başka kişiye
satıyo... Çok dikkatli olmak gerekiyor...

Kötü haber tez yayılır.
English
Equivalents (=eşdeğeri):
Bad news travels
fast.
Ill news travels
apace.
Ill news runs
apace.
ill-- = önek olarak
kullanılabilir: olumsuz nüanslar getirir:
ill-treatment = kötü
muamele, ill-feelings =
düşmanca duygular; I can ill
afford it. = 1. Param yetmez; 2. Göze alamam......
apace /ı-PEYS/ = fast, with
speed, speedily, hızlı, hızla...
Tıpkı, "aside, abroad, aflame, afresh, asleep... etc"
gibi, "a--" öneki ile yapılmış bir zarf (adverb)... Bu grup sözcükler
ilgilendirici (linking) fiiller ile sıfat niteliği ile de
kullanılabilir (predicate adjective).
Bir elin nesi var; iki elin sesi var.
English
Equivalent:
Many hands make
light work.
= Birden fazla
kişinin çalışıyor olması işi hafifletir...
Near-equivalent:
Four eyes are
better than two.
"Gözlük takmak
iyidir," demiyor herhalde!!... "Dört göz iki gözden iyidir."
Unutmayınız:
"Eşdeğerlik" kavramını, benzer durumlarda kullanılma olanağı açısından
tanımlıyoruz.
hands
= Burada "kişi, insan, personel" anlamına yorumlayınız... Bu kavram
özellikle denizcilikte önplandadır: "All hands must keep this fact in
mind... All hands must assist in the deployment of the lifeboats... All
hands must be on deck by seven a.m..."
deployment =
genelde "konuşlandırma" kavramı ile çevirdiğimiz bu sözcük, burada
tahlisiye sandallarının denize indirilmesi anlamında...
Ner(e)de çokluk, orada bokluk!
Buyrun
bakalım; bir yukardakinin tam tersini savlayan bir atasözü
English
Equivalent:
Too many
cooks spoil the broth.
to spoil
= bozmak, berbat etmek...
broth
/BROTH/
= hafif çorba kıvamında et suyu, balık suyu, sebze suyu...
in the long run =
uzun vadede...
Dikkat:
broth sözcüğüne bakarak bir çağrışım hatasına
düşmeyiniz:
brothel
/BROTH-ıl/
= "genelev" sözcüğü eski İngilizce'de (OE) "kötüye düşmek" benzeri bir
kavram taşıyan tamamen farklı bir kökten gelir. Yani, "suyu,
posası çıkmışlık" la falan ilgisi yok!
Gönül kimi severse, güzel odur.
English
Equivalent:
Beauty is in the
eye of the beholder.
to behold (beheld -
beheld) = görmek, bakmak ve görmek...
Güneş giren eve doktor girmez.
English
near-equivalent:
An apple a day
keeps the doctor away.
= Günde bir
elma, doktoru uzak tutar.
Doğrudur; aslına
bakılırsa hergün bir soğan yada bir diş sarmısak herkesi uzak
tutar...
An onion a
day -- or better, a clove of garlic -- keeps
everyone away...
an apple a day
: Learning a
word a day... Living on less than a dollar a day...
Bu ifadelerde ilgeç
(preposition) kullanmak gerekmediğine dikkat ediniz. Peki, "in, on,
during..." gibi bir ilgeç de kullansak kıyamet mi kopar? Eh, anlam biraz değişir: "Gün
içinde/boyunca bir elma... vb" demek gibi birşey...
Şu güzel reklam
tümcesini de not ediniz:
Drinka Pinta Day
Hergün Bir
Şişe Süt İçiniz
Okunuşu: /DRİNK-ı-PAYT-ı-DEY/... "Pint" /PAYNT/
kavramı için şişe sütünü ölçü alabilirsiniz... Bu ölçü "aslan sütü"
için de çok güvenilir bir ölçüdür!! "You're not alcoholic unless
you drink over a pint a day."

Any Suggestions for an
Equivalent?
One beautifully
worded, deeply sardonic Turkish proverb says,
Kelin
melhemi olsa kendi başına sürer...
Translated:
If a
baldie knew a remedy, he'd rub it on his own scalp.
Meaning, "If
anyone (who suffers the same himself) had a solution for a malady or
for any unwanted
situation, he would have solved his own problem first."
A LITTLE
DIGRESSION
Dışarda yaygın
bilinen, ancak ülkemizde tıp camiası ile sınırlı tanınan bir latince
söz ve İngilizce karşılığını hatırlatalım:
Medice cura te
ipsum.
İngilizce'de (çoğu zaman Latince orjinali ile birlikte kullanılarak)
"Physician, heal thyself!" şeklinde bir "uyarı" niteliğindedir. = Ey
hekim, kendini iyileştir...
(thyself
= yourself) (to heal
/Hİ-ıl/ = sağaltmak, sağalmak -- özellikle de yaraların iyileşmesi
için kullanılır)
Biraz alaycı tonlar katılarak, "Sen hele önce kendini bir iyileştir
de," kavramını katmak mümkün.
Dışarda yaygın bilinmesinin nedeni, aslından İncil'den alınma bir söz
olduğu içindir. [İbranice ve Aramaik'ten Havari Luke (Lucas)
tarafından Latinceye çevrilmiş, "Vulgate", "Vulgata" veya "Versio
Vulgata" adlarıyla tanınan versiyon]... Örneğin bir misyonere "Sen
önce kendin güzel ahlak sahibi ol, sonra başkalarına ahlak öğretmeğe
çalış" gibi dini bir bağlamda kullanılabildiği gibi, dini bağlam dışı
ortamlar için de kullanılabiliyor.
Belli bir tonda
söylendiğinde, en az bizdeki "Kelin melhemi olsa..." ölçüsünde alaycı
ve iğneleyici bir nüans taşıyabileceğine dikkat ediniz.
"Medice" (hekim, doktor) sözünü klasik Latince'de /k/
sesi ile okumak gerekirdi. Ancak günümüzde /ç/ sesi ile
okunmaktadır. ("cura" yı ise /k/ ile okuyunuz)
Biliyorsunuz, klasik Latince ölü bir dildir; ve artık herkes bu dili
kendi dilinin yatkınlıklarına göre seslendiriyor.

|