|
Bu Sayfanın
Künyesi: Doç. Dr. Yalçın İzbul,
http://www.ingilizce-ders.com
Practical English for Turkish Speaking ESL/EFL Students,
ANONİM SÖZLER, GÜZEL SÖZLER:
İngilizce öğrencileri için
yardımcı metin olarak halk dili, halk ağzından güzel sözler, ingilizce türkçe çevirisi
ile grafiti (graffiti) 02 -- İngilizce öğrencileri için
yeni bir anlayış ve yeni yaklaşım ile oluşturulan yardımcı
metinler,
Copyright: Doç. Dr. Yalçın İzbul. Telif hakları saklıdır. |
| |
|
.İLERİ
EĞİTİM SETİMİZ.
TIKLAYINIZ
 |
TÜRKLER İÇİN PRATİK
İNGİLİZCE
Practical
English For Turks: YAHOO Uluslararası ESL Grup
Kuruluşu:
Kasım, 2001
TIKLAYINIZ
|
.ÖZEL
KPDS SETİMİZ.
TIKLAYINIZ
 |
|
|
|
|

İngilizce Halk Dili, Halk
Ağzından
ANONİM GÜZEL
SÖZLER

Material Collected, Modified or Adapted from Several
Internet Sources to Serve as Fun Reading Passages
for Turkish-Speaking People Studying English

SOME
FACTS OF LIFE
I
don't approve of political jokes... I've seen too many of them get elected.
[Çok Doğru:
Bizler de seçim kazanan nice "siyasi şaka" lar gördük ahir ömrümüzde...]
Marriage
kills sexual passion... Suddenly you're in bed with
a relative.
relative
= akraba...
Everyday
I beat my own previous record for number of consecutive days I've stayed alive.
beat
a/the record = rekoru kırmak...previous
/pri-viyıs/
= önceki, daha önceki... consecutive /kın- se-kıtiv/
= ardarda gelen, ardışık...
Isn't
having a smoking section in a restaurant like having a peeing section in a
swimming pool? Implying,
"Everybody pees in the pool..."
Yüzme havuzlarında herkesin
"havuzun heryerinde serbestçe" çişlerini yaptıklarını ima
ediyor!...
I
don't do drugs anymore 'cause I find I get the same effect just standing up
really fast.
do
drugs (USA) = uyuşturucu kullamak... Burada, yaşla gelen tansiyon
sorunlarına gönderim var.
Sign
in Chinese Pet Store: "Buy one dog, get one flea..."
"Bir köpek alana bir pire
bedava!"
Ne istiyolar bu
Çinlilerden yav?
Money
can't buy happiness, but it sure makes misery easier to live with.
misery
= çaresizlik, mutsuzluk...
Snowmen
fall from Heaven unassembled.
Şahane bir söz:
Kardan adamlar monte edilmemiş biçimde göklerden düşüyor...
If
flying is so safe, why do they call the airport the terminal?
terminal
= nihai... Örneğin, "terminal illness" = ölüme götüren hastalık...
I
am a nobody, and nobody is perfect; therefore I am perfect.
Bu bir sözcük
oyunu: Peki, neden Türkçe'ye çeviri vermiyor? Çünkü, İngilizce'de "double
negative" olmaz: Bizim "Hiç kimse mükemmel değildir" dediğimiz anlamda, onlar
"Hiç kimse mükemmeldir" diyorlar, ve "Ben bir hiçim, dolayısıyla mükemmelim"
anlamı geçerlik kazanıyor...
I
married my wife for her looks ... but not the ones she's been giving me lately!
her
looks = güzelliği (nasıl göründüğü)... looks she gives me = bana fırlattığı
bakışlar... Yani, yine sözcük oyunu...
How
come we choose from just two people to run for president and 50 for Miss
America?
how
come = nasıl oluyor da? ("Why"
ve "What for" ile büyük ölçüde çakışıyor... Ancak düz tümce
oluşturduğuna dikkat ediniz.)... run
for = aday olmak, yarışmak... [Bu
arada, deyişin orjinalindeki "to run" kalıbına dokunmadım, ama
burada "running" (participle) yapısının daha doğru olacağına
dikkatinizi çekerim: "yarışmakta olan"... Eh, insanlar ana
dillerinde hata yapmazlar diye bir kural yok!!]
Why
is it that most nudists are people you don't want to see naked?
Bence, nüdistler kesin
sadist... Hiç estetik vücutlu bir nüdist gördünüz mü bugüne değin!!
Sanırım, vücudunu tam açanlar ile tam kapatanlar bu noktada birlik beraberlik
içinde...


Yaşayan Dilden Güzel
Sözler 02:
MORE
FACTS OF LIFE
If
you must choose between two evils, pick the one you've never tried before.
evil (ad+sıfat) = kötü,
kötülük... En
sevdiğim sözlerden birisi: Beauty is skin deep, but evil goes to the core...
A clear
conscience is usually the sign of a bad memory.
conscience [kan-şıns] = vicdan...
conscious [kan-şıs] = farkında,
bilincinde... conscientious [kınsi-en-şıs] = 1. vicdani; 2. vicdanlı...
conscientious objector = inançları nedeniyle savaşa gitmeyi reddeden kişi...
It is
easier to get forgiveness than permission.
Yani, izin isteyip
reddedilmektense, yapacağını yap, sonra af dile...
Always
yield to temptation, because it may not pass your way again.
temptation
= insanı baştan çıkaran şey, Şeytanın yap dediği...
may not pass your
way = sizin taraflara uğramayabilir, geçmeyebilir...
Eat well,
stay fit, die anyway.
die
anyway = Burada, nasıl olsa öleceksin anlamı veriyor...
anyway = zaten,
herhalükarda...
Middle age
is when broadness of the mind and narrowness of the waist change places.
broadness
of mind = geniş görüşlülük, hoşgörüşlülük...
narrowness of the waist
= belin ince olması... Yer değiştirdiklerinde "dar görüşlü ve göbekli"
anlamını veriyor...
Opportunities
always look bigger going than coming.
Fırsatlar
giderken (kaçırılınca) gelirken göründüklerinden daha büyük görünür...
Gelirken farkedilmez, giderken kocaman görünürler...
Artificial
intelligence is no match for natural stupidity.
artificial
intelligence = yapay zeka... natural stupidity = doğal budalalık...
is no
match for = başa çıkamaz, yarışamaz...
AÇIKLAMA: "to
match" fiili aslında eşleşmek, birbiri ile uyumiçinde olmak demektir.
GS, FB ve BJK maç yapıyorlar, yani eşleşiyorlar, çünkü hepsi aynı kümede...
O nedenle, "matchless" = eşsiz, benzersiz.
"matchmaker" ise kibrit yapan değil, çöpçatan: çünkü "eşleştiriyor"...


Yaşayan Dilden Güzel
Sözler 03:
EVEN MORE
FACTS OF LIFE
My idea of
housework is to sweep the room with a glance.
Biz gözlerimizle
"tarıyoruz", onlar "süpürüyorlar"!
No husband
has ever been shot while doing the dishes.
Ey,
erkekler! Ev işlerine yardım ettiğiniz sürece güvendesiniz...
Bugüne değin hiçbir koca
bulaşıkları yıkarken vurulup öldürülmemiştir...
Age is a
very high price to pay for maturity.
Yaşlanmak, olgunlaşmak için
ödenmesi gereken çok yüksek bir fiat...
[Walla, öyle!]
I have
found at my age going braless pulls all the wrinkles out of my face.
braless
= sütyensiz... wrinkles (rin-kılz) kırışıklıklar...
WOW!! Such pure honesty...
Vay canına, böylesi katışıksız doğrusözlülük !!
If you
look like your passport picture, you probably need the trip.
passport picture
= vesikalık resim...
A balanced
diet is a cookie in each hand.
balanced
= dengeli...
Dengeli beslenme, her iki elde de birer kurabiye demektir...
A
conscience is what hurts when all your other parts feel so good.
Açıklaması: İnsanın
ahlak duygusu ençok nezaman rahatsızdır? Vücudun bütün öteki kısımları çok mutlu
olduğunda... (conscience normalde
"vicdan" demektir. Burada bu şekilde çevirdim.)
Thou shalt
not weigh more than thy refrigerator.
"Thou
shalt not" = İncil dilinde emir tarzı:
You shall not... Yapmayacaksın...
Yapma...
Blessed
are they who can laugh at themselves for they shall never cease to be amused.
"Blessed
be..." = Yine bir dua deyişi: Kutlu (takdis edilmiş) olsunlar, mutlu
olsunlar, mutludurlar... cease = stop...
Not one
shred of evidence supports the notion that life is serious.
not one
shred of evidence = en küçük bir kanıt (parçası) bile...
shred = lime, kıyıntı,
parça...


Yaşayan Dilden Güzel
Sözler 04:
STILL MORE
FACTS OF LIFE
Never
be afraid to try something new. Remember, amateurs built the ark. Professionals built the Titanic.
Talk is
cheap because supply exceeds demand.
supply
and demand = arz ve talep...
Stupidity
got us into this mess - why can't it get us out?
Love is
grand; divorce is a hundred grand.
a
hundred grand = (argo) yüzbin dolar... boşanmanın maliyeti!...
Politicians
and diapers have one thing in common. They should both be changed regularly and
for the same reason.
Siyasetçilerle
çocuk bezi arasında ortak bir nokta var: Sıksık değiştirilmeleri gerekir ve de
aynı nedenle...
There is
always death and taxes; however death doesn't get worse every year.
It's
easier to fight for one's principles than to live up to them.
live up to them =
onlara layık olabilmek...
Anything
free is worth what you pay for it.
Bedava
olan herşey ona ödediğiniz paraya değer...
In just
two days, tomorrow will be yesterday.
İki gün sonra yarın dün
olacak...
My
inferiority complex is not as good as yours.
Benim aşağılık duygum
seninki kadar mükemmel değil...
I have
kleptomania, but when it gets bad, I take something for it.
sözcük oyunu:
Take something for it = ilaç almak, ama burada "birşeyler yürütüveriyorum"...
It's
frustrating when you know all the answers, but nobody bothers to ask you the
questions. f rustrating
= hayal kırıklığı yaratan...
Şeryy, acaba bendeniz de
bu durumda mıyım?!
*
* * * * *
Özlü Sözler'e Dönüş

ANASAYFA
TESTLER OKUMA
EĞLENCE
|
|
|
|
| |
|
.İLERİ
EĞİTİM SETİMİZ.
TIKLAYINIZ
 |
TÜRKLER İÇİN PRATİK
İNGİLİZCE
Practical
English For Turks: YAHOO Uluslararası ESL Grup
Kuruluşu:
Kasım, 2001
TIKLAYINIZ
|
.ÖZEL
KPDS SETİMİZ.
TIKLAYINIZ
 |
|
|
|
Bu Sayfanın
Künyesi: Doç. Dr. Yalçın İzbul,
http://www.ingilizce-ders.com
Practical English for Turkish Speaking ESL/EFL Students,
ANONİM SÖZLER, GÜZEL SÖZLER:
İngilizce öğrencileri için
yardımcı metin olarak halk dili, halk ağzından güzel sözler, ingilizce türkçe çevirisi
ile grafiti (graffiti) 02 -- İngilizce öğrencileri için
yeni bir anlayış ve yeni yaklaşım ile oluşturulan yardımcı
metinler,
Copyright: Doç. Dr. Yalçın İzbul. Telif hakları saklıdır. |
|