BELIEVE IT OR NOT

QUIRKY NEWS

İSTER İNAN İSTER İNANMA

ister inan

DÜNYADAN GARİP OLAYLAR -- 02 --

 

 

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

IRANIAN WOMAN CHOPS OFF HUSBAND'S EAR

WHEN ASKED WHY SHE WAS LATE HOME

Eve Neden Geciktiği Soruluncu

Kocasının Kulağını Uçurdu !!

Beklenti içindeki zavallı adamcağızın iyi ki başka bi yerini de uçurmamış!!...

to be late home = eve geç kalmak... to chop off = harika bir deyimdir: insanın içindeki bütün vahşet duygularını dile getiriyor: "kesip koparmak, şöyle iri kıyım ve kallavi kesici bir cisimle vurup koparmak: eh, "lamb chops", kuzu pirzola nasıl yapılıyordu ki...

An Iranian woman cut off her husband's ear after he asked her why she was late coming home.

A court in southern Tehran, heard that the woman took out a knife, sliced off one of his ears and put it in the palm of his hand.

court = mahkeme... took out a knife = bıçağı çekti... sliced off = dilimledi, doğradı... put it ...etc = avucuna koyuverdi...

She claims she cut off his ear to teach him to mind his own business, after he challenged her late arrival. The man, who has not been identified, said his wife gets angry very easily and often beats him up, according to the Entekhab newspaper.

to mind one's own business = kendi işine bakmak, başkasının işine burnunu sokmamak... to challenge = karşı çıkmak, meydan okumak... who has not been identified = (gazetecilik dilinde) kimliği açıklanmayan...

The judge released the woman on bail and ordered police to carry out further investigations.

to release = salıvermek... on bail = kefaletle... to carry out = gerçekleştirmek, yerine getirmek...

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

ACTOR TO SHARE CAGE WITH PIG

TO PROTEST AGAINST US-IRAQ TENSION

Bir Aktör, ABD-Irak Gerilimini Protesto İçin

Bir Domuzla Aynı Kafesi Paylaşacak

Dikkat: Gazete başlıklarında "to be + infinitive" (dolayısıyla da, yalnız başına bir mastar, "future" anlamı verir: "is to share"  --------›  "to share" = "paylaşacak"...

Örnek: "Bush Is To Visit Turkey"  --------›  "Bush To Visit Turkey"...

TO BE + MASTAR yapısı (-cek, -cak; gelecek zaman bildirir) aşağıdaki parçada defaatle örnekleniyor...

A Belgian actor is to share an iron cage with a pig for three days to protest about the rising tensions between the US and Iraq.

rising tensions = artan / yükselen gerilimler...

Benjamin Verdonck, from Antwerp, is to install the cage in a museum in Gent, near a big window so he can be watched day and night by passers-by.

to install = kurmak, tesis etmek ("electrical installations", "military installations abroad" gibi deyimleri not ediniz)... passers-by = yoldan gelip geçenler. Tekili "a passer-by"...

His performance has been inspired by another artist who spent a week in a cage with a coyote in an art gallery in 1974. Verdonck¹s performance is entitled: "I love America and America loves me", reports Gazet van Antwerpen.

to inspire = 1. ilham vermek, esin vermek; 2. soluk almak, havayı ciğerlerine çekmek... coyote = çakalgillerden Kuzey Amerika'ya özgü bir hayvan... is entitled = başlığını taşıyor. art gallery /-lıri/ = sanat galerisi...

Dikkat: Yukardaki "to be entitled" (to be + past participle (sıfat işlevli) yapısını, "to be entitled to do sth = "bir şeyi yapmağa yetkili / yetkisi olmak" deyimi ile karıştırmayınız)...

He has promised not to leave the cage once during the three days and to eat, sleep and perform all bodily functions on blankets and straw near the pig.

Verdonck said: "I¹m very troubled by the many conflicts in the world, especially the one between Iraq and the USA.

perform all bodily functions = yani, kakasını da orada yapacak... straw = saman...

"Because humans can¹t tell me what is really going on, I¹m trying to find an answer from a pig."

"Gerçekte neler olup bittiğini insanlar bana anlatamadıklarına göre, yanıtları bir domuzdan almağa çalışacağım..." (Belçika'lı ressam kardeş de -- eğer reklam değilse -- böylesi çatlatmış... Eh, herkes az çok üşütük dünyamızda...)

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

CANADA'S PM SAYS BUSH IS

NOT "A MORON"

Kanada Başbakanı, "Bush Bir Moron

Değildir Dedi!!

İzbul: Good Grief !! Can't Mr. Bush Speak Up For Himself !! --- Aman Allahım, yoksa Sayın Bush kendi kendini savunmaktan aciz mi?!

Canada's prime minister Jean Chretien has told his country's media that George W Bush is not "a moron."

moron /M@-RON/ veya /MO-R@N/ = IQ'su, 8-12 akıl-yaşı dolayları ile sınırlı, denetim altında rutin işlerde çalışabilecek kişi...

He was forced to make the statement after his chief spokeswoman called Mr Bush a moron for trying to make a possible war with Iraq the top of Nato's agenda.

was forced to make the statement = bu beyanı yapmak zorunda kaldı... try to make X the top of Nato's agenda = Nato gündeminde ilk sıraya oturtmağa çalışmak...

The comment caused a diplomatic row between the countries and led to two days of apologies.

row /RAU/ = ağız kavgası... Örn:"How's your girlfriend?" "We had a row last night."  lead to (lead - led - led) = yol açmak, neden olmak (çok yaygın kullanılır, çekinmeden kullanınız)...

The spokeswoman, Francoise Ducros, offered to resign, but Mr Chretien is keeping her on.

offered to resign = istifa etmeyi önerdi... keep on = (genelde "keep on doing sth, şeklinde) "sürdürmek" anlamındaki bu yapı, burada "tutuyor, uzaklaştırmadı" anlamında...

According to the New York Daily News, Mr Chretien said: "He is a friend of mine. He isn't a moron at all."

Story filed: 19:49 Saturday 23rd November 2002

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

PARLIAMENT BANS KNITTING

BY GOVERNMENT MINISTERS

Meclis, Hükumet Üyelerinin

Örgü Örmesini Yasakladı !!

 

 

Knitting is obviously nothing comparable to making çiğköfte for fellow deputies when it comes to public-spirited & public-beneficial action !! ...izbul

 

A New Zealand government minister has needled opposition lawmakers by knitting during a parliamentary debate.

needle = iğne - "iğnelemek"... Sözcüğü biliyorsanız, fiil olarak ne anlama gelebileceğini de irdeleyiniz. İngilizcenin en güçlü yönlerinden birisi, punduna getirince (örneğin şiirde) hemen her sözcüğü fiil olarak kullanabilmenizdir...

to knit = örgü örmek... opposition lawmakers = muhalefet milletvekilleri... parliamentary debate = mecliste görüşme...

Tekrar Uyarıyorum: "law" /LO:/ sözcüğünü "love" /lav/ şeklinde yanlış telaffuz etmeyiniz: Başınıza çok iş açabilir... Örneğin bir parlamento üyesi hakkında "law-maker" yerine "love-maker" demeniz, kanıtınız yoksa, bir hukuk davasına yol açacaktır !!

Associate Commerce Minister Judith Tizard enraged legislators by knitting during the discussion of new laws involving her ministry.

to enrage = çok kızdırmak, küplere bindirtmek... rage = öfke... The storm raged on. = Fırtına bütün şiddeti ile devam ediyordu... legislators = lawmakers...

Parliamentary opposition leader Bill English said Tizard was showing the "contempt and arrogance" of the Labour-led government toward Parliament.

comtempt = küçümseme, aşağılama... arrogance = /Æ-rıgıns/ = kibir, çevreyi küçümseme... labour-led government = İşçi Partisi önderliğindeki hükumet...

Speaker Jonathan Hunt, a 33-year veteran of Parliament, eventually ruled that "knitting is permitted in the House but is not permitted from the minister's chair."

speaker (the parliament speaker) = Meclis Başkanı... (Adını da birlikte anmıyorsanız, herzaman article alır: The Speaker... Hitap şekli: "Mr. Speaker") veteran = eski tüfek, kıdemli, (war veteran = savaş gazisi)... eventually /i-VEN-çuıli/ = sonunda, en nihayetinde... The House = Meclis...

Rightist Act Party leader Richard Prebble said that while newspapers and correspondence are allowed in the chamber, computers and other devices are banned.

"Knitting needles are a device," he declared.

correspondence = mektuplar, yazışmalar... chamber = house, meclis... device = cihaz, düzenek, alet, araç...

Retired lawmaker Marilyn Waring, who admitted to knitting 32 garments during her nine years in Parliament, said in her autobiography it had been the only productive thing she had accomplished in the debating chamber.

Sn. Waring, Parlamento yaşamında 9 yılda 32 parça giysi örmüş: Kendi ifadesiyle, meclis müzakere salonunda gerçekleştirdiği yegane üretken eylem bu olmuş...

Ki, bu o kadar kötü birşey değil: Kimi ülkelerde vekillerin, milletin başına durmadan ne çoraplar ördüklerini düşünecek olursak...

Story filed: 08:08 Friday 22nd November 2002

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

DESPERATE MAN BREAKS INTO

NORWEGIAN PARLIAMENT

Zor Durumda Kalan Adam, Gizlice

Norveç Parlamentosuna Girdi

 

 

Demokrasilerde, vatandaşın çiş dahil hertürlü gereksinimi için parlamentodan medet ummasını anlayışla karşılanmak gerekir, nitekim...

 

A man who broke into the Norwegian parliament told police he had wanted only to go to the toilet. The 33-year-old man used a screwdriver to break into the building in Oslo at 5am one morning last February.

desperate /DES-pırit/ = 1. çaresiz durumda; 2. çaresizlikten herşeyi göze alan ve herşeyi yapabilecek duruma gelmiş... to break into = gizlice girmek, izinsiz ve yetkisiz girmek... screwdriver /SKRU:DRAY-vı/ = tornavida... (screw = vida)...

The alarm went off and security guards contacted police who arrested him, reports Nettavisen. The man told a court in Oslo that he had not planned to steal anything and had been desperate for the toilet. He was sentenced to carry out 90 hours of community service.

to go off = (alarm için) çalmak (bu kalıbın daha pekçok anlamları var)... desperate for the toilet = bir tuvalet bulmak zorundaydı, çaresiz durumdaydı... was sentenced = hüküm giydi...  community service = toplum hizmeti... (Bence, bu şaşkın ördeğe, herhalde umumi tuvaletleri temizlettirmişlerdir)...

"Toplum hizmeti" müeyyidesi mutlaka bizim ceza hukukuna da dahil edilmelidir, nitekim... Bizdeki maganda ve zontalar, kendi pisliklerini temizlemek zorunda bırakılsalar, memleket epi bi pırıl pırıl olurdu...

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

MARADONA FANS SET UP CHURCH

TO WORSHIP THEIR IDOL

Maradona Fanatikleri, İlah'larına

Tapmak İçin Kilise Kurdular

Arjantin'de, aslında, ekonomik kriz yüzünden herkes toptan kafayı yemiş durumda. Allah bizim sonumuzu hayır eylesin...

Maradona fans who set up their own church to worship their idol have celebrated their "Christmas" - on his birthday. About 100 members of the "first Maradonian church" marked the footballer's 42nd birthday with a service.

to set up = kurmak, tesis etmek... to worship = tapmak, tapınmak... idol /AY-dıl/ = put, ilah, çok sevilen ve örnek alınan kimse... to mark = kutlamak... service = ayin...

The Hand of God church was established in the Argentinian town of Rosario by founders Hernán Amez, Hector Campomar and Alejandro Verón. The trio told sports newspaper Diario Ole that they have been celebrating Christmas on October 30 since 1999.

founders = kurucular... ("to found - founded - founded" = kurmak, tesis etmek, fiilinden)

"We believe he is football's god. So, for us, this is the 42AD," they said, explaining that 'AD' stands for After Diego. The followers call themselves Diegorian Brothers and have chosen his book, I Am Diego, as their bible.

NOT: BC / AD için = Lütfen alttaki "vocabulary study" bölümüne bknz...

On his birthday, they celebrated by reading their own version of the Ten Commandments which include: "You will be only a fan of Maradona not any football club in particular."

the Ten Commandments = Kutsal On Emir... "You will be only... etc" = Herhangi belli bir takımı tutmayacaksın; yalnızca Maradona taraftarı olacaksın...

In the ceremony, they also unveiled a Maradona Christmas tree. It was a normal tree but decorated with images of the footballer.

veil = yüz örtüsü, peçe... to unveil = örtüsünü kaldırmak, açığa vurmak ("to unveil a mystery" deyiminde olduğu gibi = "üzerindeki esrar perdesini kaldırmak")

 VOCABUARY STUDY

BC = "Before Christ" : İsa'dan önceki çağlar için kullanılır...

AD =  "Anno Domini" = "In the Year of our Lord" : İsa'dan sonraki çağlar için kullanılır.

Ancak şu ilginç noktaya dikkat ediniz: BC yıl sayısından sonra, AD ise önce kullanılır. Örnekler: 546 BC, 34 BC; ama, AD 546, AD 1453...

Bu neden mi böyledir? Çeşitli savlar var, ama bu soruya, "Walla, öyle adet olmuş işte" demek dışında pek yanıt verebilecek kimse olduğunu sanmıyorum.

Hem zaten FAZLA MERAK İYİ DEĞİLDİR !!

 

 BELIEVE IT OR NOT !!
LAP-TOP COMPUTER SCORCHES SCIENTIST'S
PENIS AND TESTICLES
Dizüstü Bilgisayar Bilim Adamının
"Alt Takımlarını" Yaktı !!

The Lesson To Be Drawn (Kıssadan Hisse): Değerli, Okuyucularım; Siz siz olun, "testicles" (husyeler) ile "test tickles", test amaçlı gıdıklamayı birbirine karıştırmayınız...

A Swedish scientist has suffered a scorched penis and testicles from a lap-top computer. The unnamed 50-year-old father of two had balanced the computer on his lap for an hour while writing the report at his home.

to scorch = bir yüzeyi rengini ve dokusunu bozacak ölçüde yakmak... unnamed = adı verilmeyen... 50-year-old father of two = 50 yaşında ve iki çocuk babası...

The following day, he started to develop painful blisters on his foreskin and scrotum, which became infected but eventually cleared up without the need for antibiotics. Details of the incident are contained in a letter published in The Lancet.

blister = deride "su" toplayan kabarcık... foreskin = Sünnette alınan "fazlalık" !!... scrotum = "the external pouch that in most mammals contains the testes"... The Lancet = İngilizler'in ünlü tıp dergisi...

Laptop manuals usually advise not to use the computer while its base is resting directly on exposed skin, as heat can build up if the device is left on for a long time.

manual = el kitabı... to rest on = üzerine oturmak, üzerinde durmak... exposed = açıkta... to leave on = açık bırakmak...

Story filed: 10:33 Friday 22nd November 2002

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

SCIENTIST ACCUSED OF EXAMINING

TERRORIST'S BRAIN

Bir Bilim Adamı, Teröristin Beynini

İncelemekle Suçlanıyor

A German university is investigating claims that one of its professors has been examining a brain for signs of criminality. It is said that the Red Army Faction terrorist Ulrike Meinhof's brain is being studied for signs of what made her turn to violence.

to be accused of = ile suçlanmak... to examine = incelemek, (tıpta) muayene etmek... Red Army Faction (Almanca: Rote Armee Fraktion) = Kızıl Ordu Fraksiyonu... what made her turn to violence = kendisini neyin şiddete sevkettiği ("make smb do sth, ettirgen fiil kalıbı = bir kimseye birşeyi yaptırtmak)...

Meinhof's daughter believes the brain was preserved for study after her mother committed suicide in prison in 1976.

Bu intihar mavalını hala yutturmağa çalışıyolar yav!!

Meinhof was a leader of the RAF, a left-wing revolutionary group that spread fear across West Germany in the 1970s and into the '80s after her death. The group was originally known as the Baader-Meinhof gang.

to spread fear = korku yaymak... across = bir ucundan bir ucuna, her yerinde... into the '80s = seksenli yılların başlarında... Eğer, "well into the '80s" deselerdi, "80'lerin bayağı ortalarına kadar / doğru" anlaşılacaktı...

For years Meinhof's brain sat in formaldehyde packed away among other specimens kept by pathologist Juergen Pfeiffer in Tuebingen, who handled the case for the local prosecutor's office.

packed away = kaldırılıp saklanmış... specimen = numune, örnek... to handle = ilgilenmek, uğraşmak, üstlenmiş olmak, üstesinden gelmek ("ellemek" kavramından)... local prosecutor = yerel savcı... office = (burada) resmi "daire"...

In 1997, Pfeiffer heard about research being done by a professor at the psychiatric clinic of the University of Magdeburg, according to Meinhof's daughter, Bettina Roehl. She claims Magdeburg psychiatry professor Bernhard Bogerts, who was researching whether a murderer's brain could show physical signs of what caused the man to turn to violence, was then secretly given the Meinhof's brain to study.

researching whether a murderer's brain could show physical signs of what caused the man to turn to violence = bir caninin beyninin kendisini şiddete yönelten şeyin fiziki bulgularını sergileyip sergilemeyeceğini araştırmakta olan...

University spokesman Klaus Pollmann says he is investigating the claim and whether laws have been broken.

to investigate the claim = iddiayı araştırmak, soruşturmak... to break the law = yasayı çiğnemek (Tersi: to obey = to observe = to abide by a law, rule, etc = yasaya uymak)...

He says he has no details of Bogerts' projects, but knows that Roehl and the professor have been in touch recently. "We can't say with certainty that the brain is here, but there is a good possibility that it is," Pollmann said.

to be in touch = temasta olmak, teması sürdürmek... there is a good possibility that = büyük olasılıkla...

 

         

ANASAYFA      TESTLER      OKUMA      EĞLENCE