BELIEVE IT OR NOT

QUIRKY NEWS

İSTER İNAN İSTER İNANMA

ister inan

DÜNYADAN GARİP OLAYLAR -- 06 --

 

 

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

STANDING ROOM ONLY IN A TURKISH CEMETERY

Türkiye'de Bir Mezarlıkta Yalnız Ayakta Yer Var !!

DİKKAT: Yukardaki manşeti okurken anlamlı olabilmesi için, "only" den sonra kısa bir es veriniz...

A Turkish mayor has announced plans to dig up the deceased in his local cemetery and rebury them standing up.

mayor /ME-yı/ = belediye başkanı... to announce = duyurmak, ilan etmek, anons etmek... to dig up the deceased = ölüleri kazıp çıkarmak (to decease /di-Sİ:Z/ = "to die" yerine daha yumuşak bir sözcük: "vefat etmek"... cemetery /SE-mıtıri/ = mezarlık, kabristan... to rebury = yeniden gömmek...

Peki, nasıl oluyor da, "the deceased" = "ölüler" anlamı veriyor? 1. past participle, sıfat işlevli... 2. "the + sıfat", çoğul isim, sınıf ismi yapar...

Örnek: The rich get richer as the poor beget more and more children. = Fakirler gitgide daha çok çocuk sahibi oldukça, zenginler daha zenginleşirler...

Yeri gelmişken: Yukarda "mayor" = "belediye başkanı" sözcüğünün okunuşunu gördünüz. Şimdi söyleyeceklerimin bu sözcükle bir ilişkisi yok: Fakat, çoğu tıp mensubunun Türkçe'deki "mayör" (tıp) teriminden dolayı, İngilizce'deki "major" sözcüğünü yanlış telaffuz ettiklerine tanık oluyorum. Doğrusu: /MEY-cı/... Aman dikkat...

Lütfü Efe, mayor of the north-western town of Yahya in Susurluk, has altered his own will to make sure he is buried standing up when he dies.

to alter /@L-tı/ = değiştirmek... will = 1. istenç, irade; 2. vasiyetname (buradaki anlam)... to make sure (that) = olmasını sağlamak, öyle olduğundan / olacağından emin olmak... to be buried standing up = ayakta dikilir vaziyette gömülmek... to bury okunuşa dikkat: /BE-ri/ = gömmek...

He says it is the only way of dealing with a shortage of available land on which to bury the dead.

deal with = ...... ile ilgilenmek, üstesinden gelmek, başedebilmek... shortage /ŞO:-tic/ = yetersizlik... available /ı-VEY-lıbl/ = mevcut, hazırda var, dilerseniz alabilirsiniz...

The mayor has refused to withdraw the plan despite an angry reaction from some locals, according to news agency Anadolu.

to withdraw = geri çekmek veya çekilmek...

 BELIEVE IT OR NOT !!

HEARSE DRIVER SACKED FOR LOSING COFFIN

Cenaze Arabası Sürücüsü Tabutu

Yitirdiği İçin İşten Kovuldu

A Dutch funeral director has sacked a hearse driver for losing a coffin on the way to a funeral.

funeral /FYU-nırıl/ = cenaze töreni... hearse /HÖ:S/ = cenaze arabası... to sack /SÆK/= işten atmak... Eş ve yakın anlamlı: fire, expel, kick out, dismiss, discharge...

The driver was on his way to a cemetery in Amsterdam when the back door of his hearse suddenly opened and the coffin fell out.

cemetery  /SE-mıtıri/ = mezarlık, kabristan... coffin  /K@-fin/ = tabut...

The driver did not notice anything amiss and he carried on to the cemetery, leaving the coffin in the middle of the road, reports Het Parool.

did not notice anything amiss = birşeylerin yolunda gitmediğini, birşeylerin yanlış olduğunu farketmedi...

A bus that was following the hearse pulled up and the driver stopped to pick up the coffin - but not before the incident was spotted by a rival undertaker who phoned the hearse driver's boss.

to pull up = (bütün taşıt araçları için) durmak, arabayı durdurmak (muhtemelen, at arabaları devrinde atların dizginlerini çekerek arabayı durdurmaktan geliyordur. Araştırmak lazım).. incident    /İN-sidınt/ = olay...

undertaker = cenaze levazımatçısı ve tören düzenleyici (USA: mortician)... rival   /RAY-vıl/ = rakip... to spot = görmek, gözüne çarpmak, yerini belirlemek (özellikle de görülmesi biraz zor olan şeyleri)...

"I thought he made a joke," said hearse driver Lucien Van Wijngaarden. "But when I went back I saw it was indeed my coffin."

Mr Van Wijngaarden was sacked by his company, PC Uitvaartvaartzorg, for failing to show sufficient respect for the dead.

fail + mastar = olumsuzluk belirtir (Yani, "göstermekte başarısız olduğu için" diye çevirmeyeceksiniz. "göstermediği için" diyeceksiniz... sufficient respect = /sı-FİŞ-ınt-ris-PEKT/ yeterli saygı...

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

WOMAN CAUGHT WITH STOLEN PHONE IN BRA

Çaldığı Cep Telefonu Sütyeninin İçinde Yakalandı

 

 

Keşke hangi melodiyi çaldığını da yazsalardı... Örneğin "Jingle bells" ne hoş olurdu!!...

 

A woman was caught trying to steal a mobile phone in a shop in Taipei when it rang inside her bra.

mobile phone = cep telefonu... when it rang = çalınca...

The 52 year-old woman panicked when her bosom started ringing and vibrating in front of other customers.

bosom /BU-zım/ = göğüs, sine... (Genellikle, porno olarak kullanılmaz ve algılanmaz): We are bosom friends. = Canciğer arkadaşız...

A police spokesman said: "She attempted to cover the strange scene with her handbag and dash out of the shop, only to be blocked by the shopkeeper, who was looking everywhere for her lost cellphone."

to dash out = hızla fırlayıp çıkmak... "only + mastar" şeklindeki bu ilginç yapıyı dergilerimizde birkaç kez açıklamıştım. Buna ilişkin örnekler eğitim setimiz ana kitabı mastarlar bölümünde yer alıyor. Yapıyı, "but she was blocked" şeklinde değerlendiriniz...

The store's security camera footage showed how the suspect had taken the shopkeeper's phone which was left on the sales counter, and stuffed it inside her bra.

security camera = Bu tür deyimlemeleri, nasıl olsa görünce/işitince anlarım diye atlayıp geçmeyiniz. Kendinize maledip ilerde hatırlayıp kullanabilmek için mutlaka bir kenarlara not ediniz... the suspect = zanlı... the sales counter = İşte not etmeniz yararlı olacak bir deyimleme daha: tezgah, satış tezgahı... to stuff = tıkıştırmak... to stuff oneself = tıkınmak (yemek)...

Luckily, the shopkeeper's husband had decided to call her on her cellphone seconds after the suspect had snatched it.

luckily = İyi ki; Allah'tan; neyse ki... cellphone (mobile) = cep telefonu... to snatch /SNÆÇ/ = yürütmek, çalmaki, kapıp kaçmak... bag snatchers = kapkaççılar... baby snatchers = bebek hırsızları... body snatchers = Tıp öğrencileri için mezarlıktan ceset çalanlar!!

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

EXHIBITION IS HARD TO STOMACH !!

Sindirilmesi Zor Bir Sergi

Aşağıdaki öyküyü okuyunca, başlıktaki enfes sözcük oyununu çok beğeneceksiniz...

Surgeons at a Russian hospital have opened an exhibition of some of the more unusual items recovered from their patients' stomachs.

surgeon /SÖ:-cın/ = cerrah... surgery /SÖ:-cıri/ = 1. ameliyat, cerrahi tedavi; 2. muayenehane... surgical /SÖ:-cıkl/ = cerrahi (sıfat)... surgical intervention /SÖ:-cıkl-İN-tıvenşın/ = cerrahi müdahele...

item /AY-tım/ = (burada) cisim... (En genel anlamıyla, "bir liste veya koleksiyonu oluşturan 'şey' lerden her biri" anlamı taşıyan önemli ve kullanışlı bir sözcük: Bu "şey" her "şey" olabilir... to recover /ri-KA-vı/ = genel anlamı: yeniden ele geçirmek... [Ayrıca, "iyileşmek, kendine gelmek" anlamını da not ediniz: e.g. (örnek) "to recover from an illness"]

The collection of about 3,000 objects includes both real and false teeth, needles, fish hooks, nails, glass and pieces of metal.

object = nesne... false teeth = takma diş...  false = yapmacık, sahte... needle /Nİ:-dıl/ = dikiş iğnesi (pin = toplu iğne)... "the needles and pins" = karıncalanma, uyuşma, batma hissi. Sonny & Cher'in bir şarkısında bile geçiyor... fish hook = balık iğnesi...

The doctors, of the clinical hospital in the city of Irkutsk, say most of them were eaten accidentally, reports NTV. They decided to put them in an exhibition at the hospital to warn patients to be more careful.

NOT: Kanaatimce yukardaki tümcede "eaten" yerine "swallowed" (yutmak) kullanılması daha doğru olurdu...

to warn the patients to be more careful = hastaları daha dikkatli olmaları İÇİN, uyarmak ÜZERE, uyarmak AMACIYLA... Cümle içinde mastarlarla karşılaştığınızda, onların çoğu zaman AMAÇ belirtmek işlevini orada olduklarını hatırlamanızı isterim...

 

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

 

 

TELEPHONE SEXLINE WORKER ATTACKED BY CUSTOMER !!

Telefon Seks Hattı Çalışanı Müşterisinin Saldırısına Uğradı

A telephone sexline worker in Romania was attacked by one of her regulars after he discovered what she really looked like.

 

one of her regulars = gedikli müşterilerinden birisi... after he ... really looked like = fizik görüntüsünün aslında nasıl birşey olduğunu keşfedince... DİKKAT: "Romania" için alternatif bir yazılış şekli de "Rumania" dır.

 

The woman from Ploiesti, Prahova county, was recognised by her voice at the market while doing her shopping... Identified only by her work name, Ella, she said she's been working for the hotline for a few years and never had problems before.

 

county = bir idari coğrafya birimi... hotline = canlı hat..

.

She told Ziarul daily: "As I don't look so nice and one of my legs is shorter than the other I could hardly find a job. When I finally got one it was only because I have this special voice which turns men on.

 

daily = günlük gazete... As I don't ... could hardly find a job = Pek güzel olmadığım ve bir bacağım da ötekisinden kısa olduğu için, iş bulamıyordum pek... to turn on = heyecanlandırmak, uyarmak,  havaya sokmak...

 

DİKKAT: UNUTMAYINIZ, "hardly" ve "scarcely" girdikleri tümcenin anlamını %98-99 oranında tersine çeviren işlev sözcükleridir...

 

"While at work clients never know who is it at the other end of the line. I suppose they believe I am the perfect woman but I'm not. The one who attacked me is a regular client who usually asks for me when he calls the line.

 

while at work = işteyken, çalışırken... clients /KLAY'ntz/ = müşteriler (dükkan müşterisi ise = customer; genelde birincisini hizmet satın alan, ikincisini ise mal satın alan müşteri olarak düşünebilirsiniz)... to call the line = hattı çevirmek...

 

"He recognised my voice when I asked for some parsley at the market. He said he was shocked and felt betrayed because he imagined I was a unique woman with ideal measures. Now he took his revenge."

 

parsley = Kadıncağız markette "maydanoz" isteyince, adam sesinden tanımış. Kimbilir ne derece seksi söylüyor "maydanoz" sözcüğünü... to betray /bit-REY/ = ihanet etmek, ele vermek, beklentilerini boşa çıkarmak... felt betrayed = aldatıldığını düşündü... unique /yu-Nİ:K/ = benzersiz, eşi menendi yok... to take one's revenge /ri-VENC/ = öcünü almak...

 

DİKKAT: "unique" telaffuzu için benden söylemesi: İkinci hece vurgulu ve uzun: /yu-Nİ:K/  Eğer, /YU-nık/ şeklinde söylerseniz, anlamı "eunuch" = hadım, hadımağası, olur ki, iltifat edeyim derken başınıza gelecekleri siz düşünün artık...

 

The woman said despite the incident she would continue to do her job.

 

incident /İN-sidınt/ = olay... incidence /İN-sidıns/ = vuku bulma, oluşma... (Tıp dilinde özel anlamı "olguların görülme sıklığı)... coincidence = rastlantı, tesadüf (= olayların birbirine denk gelmesi, kavramından)...

 

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

 

 

CROWDS FLOCK TO SEE ISLAMIC PRAYER BABY

Kalabalıklar Akın Akın İslamî Dualı Bebeği Görmeğe Geliyor

Residents of a town in southern India have flocked to catch a glimpse of a child with moles in the form of an Islamic prayer.

 

flock = Fiil durumunda yukardaki anlamını kazanan bu sözcük, ad durumunda "sürü, koyun sürüsü" demektir... to catch a glimpse of = bir an için görebilmek, bir an için görüntüsünü yakalamak... mole /MOUL/ = (burada) ben, ciltte leke (sözcüğün başka anlamları da var)...

 

to pray = dua etmek... prayer = 1. dua; 2. duacı, dua eden... Daha çok ilk anlamında karşınıza çıkar; sakın Türkçeden çevirip, "I am a prayer to your health" filan gibi garip tümceler kurmayınız. Esasen, advanced düzeye ulaşıncaya kadar, Türkçe'den hiçbirşeyi çevirmeyiniz. Sadece, İngilizce'de gördüğünüz cümleleri öğrenip, kendinize maletmeğe ve gereğinde tekrarlamağa çalışınız...

 

Öte yandan, haberde, çocuğun elleri üzerinde benlerden oluşmuş dua meselesini ben o abartılı bulmadım!! Bizde genelde domates ve karpuz kesince böyle kutsal sözcüklerle karşılaşıldığını düşünürseniz...

 

The moles on three-month-old Mohammed Uleman's hand are said to have gradually taken the shape of the Arabic invocation "La ilaha Illallah Mohammad ur Rasulullah".

 

are said to have gradually taken the shape of = zamanla, derece derece ---'in şeklini almış olduğu söyleniliyor...

 

The prayer translates as "There is no one worthy of worship but Allah, and Mohammed is his prophet."

 

worthy of worship = tapmaya layık, tapmayı hak eden... prophet /PR@-fit/ = peygamber...

 

The Newindpress website reports the boy's father claims Mohammed moves his hands towards his head and ears in the manner of devout Muslims when prayers are being offered at mosques.

 

to claim = iddia etmek, öne sürmek... devout  /di-VAUT/ = dindar, kendini dine adamış...

 

He added that the child does not respond even to his mother's call during prayer time.

 

Many locals in Sirivella, Andhra Pradesh, predict Mohammed will become a prophet.

 

BREH... BREH... Bu son tümceyi Türkçe'de ifade etmeğe benim dilim varmaz... Yaşar Nuri Hoca'ya sorsak, bir güzel gürlerdi şimdi... Ya bu Andhra Pradeş'li kardeşlerimizin Müslümanlık'tan nasipleri yok, yada bu gazeteciler yine ortalığı karıştırıyooo...

 

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

 

 

BLONDE JOKES TO BE MADE ILLEGAL IN BOSNIA

Aptal Sarışın Fıkraları Bosna'da Yasaklanacak

 

 

"Blonde jokes" u neden "aptal sarışın fıkraları" diye çevirdim? Bizdeki karşılığı böyle de, ondan. Zaten İngilizcesi de aynı anlamda kullanılıyor.

 

Blonde jokes are set to be made illegal in Bosnia under new laws that will enable women to sue people who make jokes about their hair colour.

 

are set to be made illegal = yasaklanması hazırlıkları yapılıyor; yasaklanacak... to enable = muktedir kılmak, olanak sağlamak... to sue = mahkemeye vermek, dava etmek...

 

The gender equality law, due to come into effect within the next two months, will make it an offence to tell jokes about women based on their hair colour.

 

the gender equality law = erkek-kadın eşitliği yasası... to come (go) into effect = yürürlüğe girmek... offense = suç, kabahat (Türkçe'deki hukuk terimlerini pek iyi bilmiyorum; burada ceza mahkemeleri kapsamı dışında kalan suçlar kastediliyor.)

 

Savima Terzic, director of the International Group for Human Rights, told Bosnian daily newspaper Nezavisne Novine: "The new law on gender equality would enable blonde women to sue anyone who tells jokes that offend them, even if those jokes were just based on the colour of their hair."

 

to offend = gücendirmek, gücüne gitmek...

 

Blonde jokes are said to be massively popular in Bosnia.

 

massively popular = çok popüler... Tam gazetecilik diline yakışacak abartılı bir deyimleme!!

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

 

 

ROCK BAND PLANS ONSTAGE SUICIDE !!

Rok Grubu Sahnede İntihar Planlıyor

An alternative rock band from Florida claims it'll feature a live suicide during a concert next month... Tampa Outfit Hell on Earth says a terminally ill member of a right-to-die group planned to commit suicide on stage during the concert on October 4.

 

alternative rock = alternatif rok (Meğer İngilizce öğrenmek ne kolaymış, di mi?)... band = müzik grubu, cazbant, bando... to claim = iddia etmek, öne sürmek... to feature = ana gösteri olarak sunmak... "a live suicide" = Kulağa ne derece ilginç geliyor = "sahnede, canlı yayında" şeklinde çevirebiliriz sanırım... terminally ill = ölüm döşeğinde, ölümcül hasta ("terminale mi gidiyor!!)... right-to-die group = insanın ölümü seçme hakkı olması gerektiği tezini savunan dernek... to commit suicide = intihar etmek...

 

Their website says the person's identity won't be released until the day of the concert at the State Theatre in St. Petersburg. The site didn't say how the person would commit suicide.

 

to release the identity of = kimliğini açıklamak...

 

The band claims the "volunteer" wanted to die onstage to "raise awareness for dying with dignity".

 

volunteer = gönüllü... onstage = sahnede... to raise = arttırmak, yükseltmek (cf. "to rise" = artmak, yükselmek)... awareness = bilinç, farkındalık... dying with dignity = onurlu ölüm... Ölümün doğal bir olay olduğunu kabul ederek, rezili çıkmadan, sükunet içinde, efendice terk-i dünya eylemek -- Batı kültürünün yükselen değerlerinden...

 

Story filed: 14:39 Thursday 18th September 2003

 

         

ANASAYFA      TESTLER      OKUMA      EĞLENCE