BELIEVE IT OR NOT

QUIRKY NEWS

İSTER İNAN İSTER İNANMA

ister inan

DÜNYADAN GARİP OLAYLAR -- 09 --

 

 

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

Husband Chooses Jail To Escape Nagging Wife !!

Vıdıvıdıcı Eşinden Kaçmak İçin Hapishaneyi Tercih Etti !!

to nag /NÆG/ = vıdı vıdı edip canından bezdirmek... "a nagging wife" sık rastlanan bir deyiştir...

A henpecked German has chosen to do time in jail rather than pay a parking fine to get away from his nagging wife.

henpecked = kılıbık (sözcüğün köküne dikkat ediniz: "Tavuğun-gagaladığı" !!... to do time in jail = hapis yatmak... parking fine = araba park cezası...

The 47-year-old man, from Itzehoe, faced a £55 fine - or 10 days in prison if he didn't pay up. Police in the town said they were stunned when the man rang up and asked them to come and pick him up from his home.

to be stunned = şaşkınlıktan donakalmak...

"He said he couldn't stand the constant bickering at home with his wife and was looking forward to a bit of peace and quiet in jail," said a police spokesman.

couldn't stand = dayanamıyordu, tahammül edemiyordu (DİKKAT: ardından Ving alır)... constant = sürekli, sabit, değişmez... bickering = didişme, dalaşma, sürekli ağız kavgası... look forward to = dört gözle, özlemle beklemek... (DİKKAT: ardından Ving alır -- Eee, peki burada niye almamış? Burada fiil yok da ondan; doğrudan ad geliyor)...

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

Bills in Stomach

Midedeki Dolarlar

A man has been caught at a Colombian airport with £26,000 worth of US dollars in his stomach.

£26,000 worth of US dollars = 26.000 sterlin değerinde Amerikan doları...

Johnny Chilito was x-rayed because police thought he was acting nervously while waiting to go through a security check.

was x-rayed = ışın makinesinden geçirildi... acting nervously = "nervous" sözcüğünü Türkçe'ye "sinirli... asabi" filan gibi sözcüklerle çeviriyoruz, ama bunun aslında "bağırıp çağıran" değil, "tedirgin, endişeli... sinirleri gevşemiş, boşalmış" anlamları taşıdığını hatırlamakta yarar var. Ayrıca DİKKAT: okunuşu /nö:-vıs/, /nö:-vısli/... go through = Bu deyimi not ediniz... Başka örnekler: "go through the customs"... "go through a difficult period"...

Their scan revealed he had 80 latex packets made from surgical gloves inside his stomach.  Chilito was trying to board a flight to the Peruvian capital, Lima.

scan  /SKÆN/ = Bu telaffuzu, akıllarını hastalığa değil hastaya takmak eğiliminde olan yaramaz tıp öğrencilerine adıyorum... Bir de tabii, "snack bar" /SNÆK-ba:/ ları "SİNEK BAR" yapanlara!!...

surgical /sö:-cikl/ = cerrahi (sıfat)... surgery /sö:-cıri/ = 1) cerrahi (ad: yapılan müdahele, ameliyat anlamında) 2) British: Küçük müdaheleler yapılabilen doktor muayenehanesi (diş hekimliği dahil)... surgeon /sö:-cın/ = cerrah... trying to board a flight to... Lima = Burada, "flight" yerine "plane" deseydi, nasıl bir nüans farkı doğardı, irdelemeye çalışınız (ve lütfen bana "nüans farkı" deyimini eleştiren mailler atıp, yeniden Türkçe tartışmalara çekmeyiniz) ...

Police colonel Jorge Luis Vargas said: "We find drugs inside the stomachs of smugglers all the time, but this is the first time we've ever found dollars."

smuggler /SMAG-lı/ = kaçakçı... "to smuggle" dan.

Colombian authorities recently introduced new anti-money laundering laws that make it more difficult for drug traffickers to transfer money through banks and other conventional means.

money laundering = KARA PARA AKLAMA... laundery /L@N-dıri/ = çamaşırhane... drug trafficking = Uyuşturucu kaçakçılığı...

İşte böyledir, dostlar: Easy to swallow, difficult to excrete... Yutması kolaydır ama, s**ması zordur... (Bayılıyorum yıldız işareti kullanmağa: Pekala normal sözcükleri nasıl da ayıp sözcüklere dönüştürüveriyorlar...)

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

Mule "Gives Birth"

Katır Doğurdu !!

Ooo, Bretheren! Yet another sure sign that the Apocalypse is near... Eyyy, Kardeşlerim, Kıyametin yakın olduğunun bir başka kesin işareti!! yet another = Bu deyimi her gördüğünüz yerde "bir başka daha" şeklinde çeviriniz...

A village in Bhutan has become the centre of attention in the mountainous country after one of its mules reportedly gave birth to a foal.

has become the centre of attention = dikkat odağı haline geldi... reportedly = "bildirildiğine göre" şeklinde çeviriniz... foal = (Söylememe gerek var mı,) at benzeri hayvanların yavrusuna verilen ad... Örnek Cümle: The chestnut-coloured colt you see over there, named Jülyet, was born last year, foaled by Aşk Çiçeği and sired by Bay Fırtına... chestnut-coloured = kestane renkli... colt = kısrak (özellikle de genç)... Eh, böylece Amerikan "Colt" tabancalarının da "Kısrak" marka olduğunu öğrenmiş oldunuz...

Haa, a golden yellow mule from the village of Dorikha, is said to have given birth to a pitch black foal in June.

golden yellow = altın sarısı... "Haa", altın sarısı renkli bir katırmış... Renginden belli biraz karışık bir durum olduğu!!... pitch black = kapkara, simsiyah... is said to have given birth to -------  = "Doğurmuş olduğu söyleniyor..." Geçmişteki olayı anlatmak için "perfect infinitive" kullanılışına dikkat ediniz...

Authorities are insisting that, while such an outcome is rare, it is not, as is commonly supposed, biologically impossible.

as is commonly supposed = genellikle sanıldığı gibi/üzere...

Dorikha's livestock officer, Jigme Wangchuk, told the Kuensel news site that such incidents rarely happen in Bhutan, but do happen occasionally in other countries.

livestock = iktisadi kıymet taşıyan büyük ve küçük baş hayvanlar... do happen = pekiştiricili kullanım...

The site also quotes a Dr. Tashi Samdrup who said mules who gave birth usually turned out to be donkeys "in reality".

a Mr. Jones = "Mr. Jones" adında biri... turn out + mastar = sonunda bir de bakarız ki meğerse...

Mules are crosses between a male donkey and a female horse, although Bhutanese uses one word to cover both these and hinnies, which are the offspring of a female donkey and a stallion.

cross = yarımkan, kırma... offspring = kendisinden inenler, evlatlar... stallion = aygır, damızlık erkek at... ["İtalyan Aygırı" Sylvester Stallone'den çağrıştırınız]

mules and hinnies = Biz hepsine katır deyip geçiyoruz: Oysa, katır var katırcık var... Mule: Anası at, babası eşek... Hinny: Babası at, anası eşek... Ne kadar önemli bir bilgi!!

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

Women Want Brad To Tuck Them Up In Bed

Kadınlar Yorganı Üstlerine Brad Pitt Örtsün İstiyor

to tuck smb up = yatan bir kimsenin yorganını yanlarından tıkıştırıp örtmek (önemli bir sevgi ve şefkat davranışıdır)... Brad = Brad Pitt... (Kâfir, gerçekten de yakışıklı yahu!!)

Most females would like Brad Pitt to tuck them up in bed.

Hilton hotel group found that 28% of female guests wanted to be tucked up in the evening by the movie star.

Most popular choice among male guests was ex-Baywatch star Carmen Electra.

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

Lucky's Luck Runs Out

Kısmet Hn'ın Kısmeti Bu Kadarmış !!

Açıklama: "Lucky", biliyorsunuz, "şanslı, talihli, kısmetli" demektir. Aşağıdaki öykü bir "piliç" hakkında. (Walla billa, hakiki piliç)  Dolayısıyla, adını "Kısmet Hn" koydum. to run out = tükenmek bitmek...

A chicken called Lucky, which helped its owner pick out winning lottery numbers, has been eaten by a fox.

to pick out = seçmek, arasından seçmek... lottery = piyango... fox = tilki...

Lucky was rescued by Billy Gibbons who found it close to death while he was out walking in 2003, reports the Daily Post. A week later, while recuperating at Mr Gibbon's Cheshire home, it tapped five numbers into a calculator and netted its owner £1,300.

to recuperate /ri-KYU-pıreyt/ = iyileşiyor ve eski haline dönüyor durumda  olmak; nekahat döneminde olmak... to tap = "tık tık" vurmak... calculator = hesap makinesi... netted its owner £1,300 = sahibine kazandırdı: "ağ ile yakalamak" kavramından...

But Lucky's number finally came up when Mr Gibbons forgot to lock its coop and it was snatched by a fox.

his/her number came up = kurada veya listede sıra kendisine gelmek (Burada sözcük oyunu: "vadesi doldu; 'Yukardan' çağrıldı"... coop /KU:P/ = kümes... to snatch = kapıp kaçmak...

Mr Gibbons, 48, said: "I rescued it from certain death. I think it knew that and it followed me everywhere." Mr Gibbons is now trying to train his remaining chickens to peck out numbers too but admitted: "It's not quite the same."

ÇEVİRİSİ: Onu muhakkak bir ölümden kurtarmıştım. Sanıyorum bunu biliyordu. Her gittiğim yere peşimden gelirdi (hiç yanımdan ayrılmazdı)...

to train = eğitmek... remaining = geride kalan... to peck out numbers = gagalayarak sayılara işaret etmek...

İlahi, Bay Gibbons! Yav, benim böyle bir pilicim olcek, hiç koynumdan çıkarmam ki...

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

Woman, 60, Jumped On Croc's Back !!

Altmışlık Kadın Timsahın Sırtına Atladı !!

croc = crocodile = timsah...

A 60-year-old woman jumped on the back of a 13ft crocodile as it dragged a man from his tent in Australia.

jumped on the back of = sırtına atladı... to drag /DRÆG/ = sürüklemek... (ÖRNEK: He was dragging his feet behind us. = Ayağını sürüye sürüye (isteksizce, gecikerek) arkamızdan geliyordu...)

The crocodile let go of the man but went for the woman instead until someone else shot it dead, reports the Sydney Morning Herald.

let go of the man = adamı bıraktı... (Let fiilinin, ne aktif ne pasif çatıda asla "to" almadığına dikkat ediniz: They let him go... He was let go...) went for the woman = ("hesabını görmek için") ardına düştü, saldırdı...

The injured pair were evacuated by helicopter to hospital at Cairns where the woman was being treated for a broken arm and the man for injuries including a broken arm and a broken leg.

to evacuate = tahliye etmek: 1) boşaltmak; veya, 2) bir yerden alıp başka yere götürmek, kurtarmak, anlamında...

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

Dirty Money Tactic Backfires

Kirli Para Taktikleri Geri Tepti !!

to backfire = geri tepmek...

A US psychiatrist has been accused of smearing faeces on money he used to pay a parking fine.

to smear = sürüştürerek bulaştırmak (tıp dilinde "sıvama" -- Eh, bu öyküde de zaten "s*çıp sıvama" sözkonusu)... faeces /Fİ:-si:z/ = dışkı, fışkı (tıp dilinde "feçez")... Kısacası, bu Amerikalı psikiatr, park cezalarını ödediği banknotlara önce kakasını bir güzel sürüyormuş...

The 52-year-old man, from Bonaparte, Iowa, has been arrested for harassment of public officials, reports The Hawk Eye.

to harass = rahat vermemek, tedirgin ve taciz etmek... (sexual harassment = cinsel taciz. DİKKAT: Bu deyim bizde çoğunlukla "fiziki" anlamda değerlendirilirken; onlarda aşırı iltifatın bile kapsam içine alındığı çok daha geniş bir kadın-erkek ayrımcılığı için kullanılmaktadır)...

Burlington city authorities noticed a "foreign brown substance" on the dollar bills used to pay the fine.

foreign brown substance = kahverengi yabancı madde!!

They passed them on to police who had the substance analysed and confirmed it was human faeces.

The man admitted paying the fine with the money but claimed it had fallen down the toilet accidentally.

to claim = öne sürmek, iddia etmek, savlamak...

During questioning, he reportedly said: "What do you expect me to do, throw away good money?"

reportedly = "bildirildiğine göre" (gazetecilik dili)...

The man, who has pleaded not guilty, faces up to 30 days in jail and a fine of up to $500.

to plead guilty / not guilty = mahkemede suçunu kabul ettiğini / etmediğini beyan etmek...

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

German President Calls For More Love Letters

Alman Cumhurbaşkanı Daha Fazla Sevgi Mektubu

Yazılması Çağrısında Bulundu

German president Horst Koehler says the world would be a better place if people wrote more love letters. President Koehler said: "It is a sad comment on our times when we hear that young people spend hours every day text-messaging each other on their mobiles instead of talking face-to-face.

to call for = çağrıda bulunmak, önermek... The world would... etc = Tipik bir 2. Tip "if" tümcesi (Remember your conditionals? -- Present zaman, farazi durum)... is a sad comment on our times = "üzülerek gözlemliyoruz ki," falan gibi çevirebilirsiniz... [Bu sözler, "reported speech" formunda değil, tırnak içinde "asıl sözler" olarak verildiğine göre, Sayın Koehler'in mükemmel İngilizce'sini kutlamamız gerek...]

"It would be better to sit down and write a letter to a friend or a loved one," added the former managing director of the International Monetary Fund.

He added: "I suggest people write more love letters. The world would be a better place for it."

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

Parachutist Goes into Labour in Mid-air

Havada Doğum Sancısı Tuttu

A pregnant Russian woman went into labour in the middle of a parachute jump. She gave birth to a baby girl minutes after landing from the jump in Moscow.

go into labour = doğum sancısı başlamak, travaya girmek... parachute okunuşu: /-rışu:t/... give birth (to) = doğurmak... minutes after = birkaç dakika söyle... to land = (denizden) karaya ayak basmak; (havadan) yere inmek...

She had ignored warnings when she decided to arrange the jump when she was eight months pregnant. Halfway through her jump she suddenly felt an enormous pain and realised she had gone into labour.

to ignore = kulak asmamak, tınmamak, görmezden gelmek... halfway through = yarısında... enormous /i.NO:-mıs/ = çok büyük, kocaman... to realise = kafasına dank etmek (çoğu zaman "anlamak" fiili ile çeviririz.) DİKKAT: Türkçe'ye girmiş olan "realize etmek" anlamındaki kullanımı İngilizce'de seyrektir...

She managed to control her descent, although she said she was close to passing out at times, and landed safely where she immediately began to give birth, local media reported.

to descend = inmek (aşağı doğru hareket)... Ad durumu: descent (Yazılışa dikkat. Okurken de sondaki /d/ ve /t/ sesine dikkat... to ascend = "çıkmak" (yukarı doğru hareket) Ad durumu: ascent Yazılış ve okunuşa tıpkı yukardaki gibi dikkat... to pass out = bayılmak... at times = bazen, arada bir...

 

Bu önemli /d/ ve /t/ sesi farklılığı için aşağıdaki adreste sayfa başındaki "Yumoş Ünsüzler Sorunu" kısmını okuyunuz:

http://www.ingilizce-ders.com/hata-yanlis/01-telaffuz-hata.htm

Doctors on hand rushed to her aid and helped deliver the baby. Apparently, the last words she remembers hearing were: "It's a girl" before waking up in a hospital.

on hand = çevrede bulunan, hazırda bulunan... rush to one's help = imdadına koşmak... to deliver a baby = doğurmak, doğum yapmak... apparently = "anlaşıldığına göre... öyle anlaşılıyor ki..." şeklinde çeviriniz...

She said: "I wanted my baby to have the beautiful feeling of flying through the air and free-falling before it was born and give it something really unusual.

free-fall = serbest düşme... "it" = sözü edilen dönemde, doğacak bebeğin cinsiyeti bilinmediği için "it" kullanılıyor...

"I was already in the air when I suddenly felt a massive pain. I realised that it had already started.

"I cried out: "Oh God help me" and kept my legs tightly together but beyond that there wasn't much more I could do. I just kept thinking that my baby had to survive this. But every second of that descent seemed to take eternity."

keep tightly together = sıkıca bitişik/birarada tutmak... but beyond that there wasn't much more I could do = ama bunun ötesinde yapabileceğim pek fazla birşey yoktu... to survive = ölmemek, atlatmak, "had to survive this" = burada ölmemeliydi, yaşamalıydı... eternity /i-TÖ:-niti/ = sonsuzluk... seemed to take eternity = "Bana sonsuza değin sürüyormuş gibi geldi..." "sonsuz zaman almak / sürmek" kavramından...

She said she had decided to name her daughter Larisa: "It means Seagull in ancient Greek."

seagull = martı... ancient Greek = klasik dönem Yunancası...

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

Lights To Be Dimmed for Prostitutes

Işıklar Fahişelerin Rahat Etmesi İçin Kısılacak

The Belgian city of Antwerp is to dim its new waterfront lights after complaints from prostitutes.

to dim = ışığı azaltmak, ışığı kısmak... prostitute = fahişe... Dikkat: Bu yafta bizdeki gibi önüne gelene yapıştırılamaz; sadece "para karşılığı" aşk yapanlar için... Ayrıca, bizde pek makbul tutulan "jigolo" karşılığı olan "gigolo" /-gılou/ veya /-gılou/ sözcüğü de "male prostitute" ile eşkavramlıdır...

Sex workers complained the bright lights were putting off potential clients...

to put off = caydırmak, uzaklaştırmak... potential = "olası, muhtemel" kavramları ile çevirebilirsiniz; "bu potansiyele sahip" kavramından...

The port, which tolerates sex workers in a select few streets near the waterfront, is to test an electric system to dim the lights.

The port = Burada "liman idaresi" kastediliyor...  is to test = to be + mastar (infinitive) = gelecek zaman belirtir: "Test edecek"...

 "Sex Worker" Kavramı Üstüne !!

Anlaşılan, AB ile uyum yasaları çerçevesinde bundan böyle "seks işçisi" deyimini kullanmamız gerekecek... Benim merak ettiğim nokta, acaba greve giderlerse, Bakanlar Kurulu "hayati faaliyet" gerekçesiyle grevi erteleme kararı alır mı?!...

 

         

ANASAYFA      TESTLER      OKUMA      EĞLENCE