BELIEVE IT OR NOT

QUIRKY NEWS

İSTER İNAN İSTER İNANMA

ister inan

DÜNYADAN GARİP OLAYLAR -- 10 --

 

 

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

Romantic Problems in Cyberspace

Siberuzayda Romantik Sorunlar

A Jordanian man divorced his wife after discovering that she was also his virtual girlfriend.

Jordanian /co-DEY-niın/ = Ürdünlü... to divorce = v. boşamak, boşanmak... n. boşanma... virtual girlfriend = sanal sevgili...

Bakr Melhem had been flirting with a woman on an internet chat room for several months.

Bekir Melhem efendi aylardır bir internet sohbet odasında bir kadınla flört ediyordu...

[DİKKAT: "chat" sözcüğünü, İngilizce'de /çet/ şeklinde telaffuz edenlerin ağzına çok acı biber sürünüz; bir daha yapmasınlar. Doğrusu: /ÇÆT/... Lütfen, İngilizce'de apayrı bir seslik (fonem) olan bu /Æ/ sesine dikkat. "Bad, mad, had, map, cat..." binlerce örneğinde olduğu gibi: /a/ ve /e/ arası bir ses... Aksi takdirde, konuştuğunuz "İngilizce'yi" yurdum insanlarından başka kimsenin anlamasını beklemeyiniz...]

But, when they finally met up at a bus station, in Zarqa near Amman, he recognised her as his wife Sanaa.

meet up = "up" yalnızca bir pekiştirici: fiile burada belli bir canlılık ve hareket kazandırıyor...

Bakr Melhem immediately shouted the Arabic words for "I divorce thee" three times.

Bekir Melhem efendi anında Arapça "Boşol, boşol, boşol!" diye bağırmış...

thee = "you" sözcüğünün eski dilde nesne (accusative) durumu = "seni"... (Onlarda da, tıpkı bizdeki gibi, dinî sözleri eski esrarengiz kelimelerle oluşturmak, ifadeye bambaşka bir "ulviyyet" kazandırıyor)...

The husband had assumed the online identity of Adnan, while his wife had described herself as an unmarried Muslim lady called Jamila whose cultural interests included reading.

had assumed the identity of Adnan = "Adnan" kimliğine bürünmüştü... Sanal Cemile Hn. ise kendisini, kültürel ilgi alanları okuma merakı da içeren bekar bir Müslüman hanımefendi olarak betimlemişmiş...

DİKKAT: to assume = üstlenmek, benim saymak, kendinin kılmak -- zor bir sözcüktür: ileri aşamalara değin, yalnızca gördüğünüz örneklerini not ederek taklit etmekle yetininiz...

Jordanian news agency Petra reports when the man uttered the Islamic words, effectively ending the marriage, the woman responded by calling him "a liar" before she fainted.

Sanal Cemile Hn., kocası sanal Adnan beye "yalancı" diye bağırarak tepkisini gösterdikten sonra, oracıkta bayılıvermiş...

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

Pregnant Woman Sells Bump As Billboard

Hamile Hn. Şişkinliğini

İlan Tahtası Olarak Satacak

A single mum-to-be is auctioning off her bump as advertising space on eBay.

single = bekar... mum-to-be = müstakbel anne... [Yapıyı not ediniz: X-to-be]

to auction off = açık arttırma ile satmak ["off" burada "elinden çıkarma" kavramı ile bir pekiştirici]... bump = şişkinlik (Burada salapati gazetecilik tavrıyla, "şişmiş olan karnı" anlamında kullanılıyor)...

Eight-months pregnant Elise Harp, from Roswell, near Atlanta, Georgia, is trying to raise money to bring up her baby daughter.

to raise money = para bulmak, gerekli parayı sağlamak... to bring up (a child) = (çocuk) büyütmek, yetiştirmek... [insan türü ile sınırlı kullanılır -- hayvan türleri için "to raise, to breed); bitki türleri için "to grow, to cultivate"]

She got the idea after Nebraska man Andrew Fischer raised nearly £20,000 by selling his forehead as ad space for a month.

got the idea = "kafasında bu fikir doğdu"... forehead = alın...

Elise said: "After thinking about it I figured I'd give it a try as well but instead of using my forehead, I'd use my pregnant belly as the billboard.

to figure = düşünmek, düşünerek çıkarsamak... to give it a try = bir denemek...

"Being pregnant and alone has been hard, but I'm trying very hard to earn some extra money to help build my daughter's nursery and buy her the necessities she needs."

has been hard = zor oldu, güçlükler çektim... to help + mastar = "help" fiili ardından gelen mastarda "to" kullanmak zorunlu değildir... nursery = bebek odası, bebekler için bakım yeri...

DİKKAT: "to nurse" = 1. bebeğe bakmak, büyütmek; 2. hastaya bakmak... Dolayısıyla; "nursery" için yukarda verdiğim anlamlar geçerlidir. "Nursing a baby" bebeğe bakmak, ki çoğu zaman "emzirmek" kavramını da karşılar; ama,  "nursing a patient" = hasta bakımı. Ayrıca, meslek olarak, nursing = hemşirelik mesleği... Yani bir yerde, tıpkı bebeğini pışpışlayan bir anne gibi, hemşirelik mesleği de "hastanın pışpışlanmasını" içerir...

Elise says she will wear the logo or slogan of the winning bidder on her maternity clothes -- or even have it painted on to her bare bump if the weather turns warmer.

to wear = giysiden gözlük veya saate kadar, "vücut üstüne" konan, takılan herşeyi kapsayan bu fiilin, burada "karına yazılan" bir yazıyı "taşımak" anlamında da geçerli olduğunu not ediniz... bidder = bir ihale veya açık arttırmada pey süren... maternity = "annelik" kavramından... bare = çıplak ("üzeri örtülü değil", anlamına -- "naked" kadar iç gıcıklayıcı bir sözcük değildir)... "to turn warmer/colder" (weather, climate, için) = deyimi not ediniz...

"Basically, I'm going to be walking around Atlanta's busiest malls, restaurants and any events I can get in to. Their ad should of course be acceptable for all eyes to see," she said.

mall = (A.B.D.) büyük alışveriş merkezi... events I can get in to = "events to which I can get in" den dönüşüm... Yani, fiiliniz "get in" yerine, örneğin "attend" olsaydı, şöyle diyecektiniz: "events I can attend to"... for all eyes (to see) = herkes için... acceptable for all eyes to see = kimsenin görmekle (ahlaki) tepki göstermeyeceği, herkesin kabul edebileceği...

Elise, who split up with the father of her baby after she became pregnant, says she won't advertise anything offensive.

to split up (with) = ayrılmak, beraberliğe son vermek... offensive = "ahlaka mugayir", gücendirici, incitici...

İzbul's Comment: I think the most valuable products this lady could now advertise on her bump would be condoms or the pill. Bence bu hanımın şimdi başkalarına yapabileceği en büyük iyilik, karnının üstüne kondom yada doğum hapı reklamı kondurmak olur...

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

Couple To Wed In Mid-Air

Havada Evlenecekler !!

An Indian couple are to get married while suspended by ropes between two mountains.

are to get married = "to be + mastar" İngilizce'de gelecek zaman belirtme yollarından biridir... (Başlıkta da aynı yapı var; ancak başlıklardaki "telegraphic" üslup gereği, "to be" devre dışı bırakılmış durumda)  to wed = evlenmek... wedding = evlenme, düğün töreni... suspended = asılı durumda... rope /ROUP/ = halat...

Ashriwad Ayre and Bharti Patil will wed at 2,000ft between Duke's Nose and Duchess Peak at Lonavala, near Mumbai.

Tepelere ne güzel adlar koymuşlar -- Dük Burnu ve Düşes Doruğu...

Harnessed to a rope, the groom will move towards the centre of the gap from Duke's Nose while his bride will come from Duchess Peak.

harnessed = koşumlanmış... groom (veya, bridegroom) = güvey... [DİKKAT: Bu bizdeki gibi değil; onlarda bir günlük bir durum... Sözcüğün etimolojisi de ilginç: "gelini okşayan"!!] gap /GÆP/ = ara, boşluk...

A Hindu priest, suspended from another rope, will conduct the 45 minute ceremony.

priest = Burada, "rahip"... Hristiyanlık'ta "papaz" karşılığı olan bu sözcük, diğer topluluklar için "rahip" anlamı ile yorumlanabilir; ancak Müslüman topluluklar için kullanılmaz... to conduct = Burada "yönetmek ve gerçekleştirmek"...

The 150 guests will gather on a plateau on Duke's Nose to witness the 28-year-olds tie the knot.

to gather = biraraya gelmek, toplanmak... plateau = düzlük, plato... Okunuşu: /PLÆ-TOU/  İlk veya ikinci hece vurgulu olabilir. Çoğulu, "plateaus" veya "plateaux"... Okunuşu: /-TOUZ/"...to witness = tanık olmak... "to tie the knot" = nikahı kıymak, evlilik bağını gerçekleştirmek...

The couple, both keen climbers, wanted their wedding to reflect their passion for mountaineering.

keen /Kİ:N/ = istekli hevesli, kendini adamış... climber /KLAY-mı/ = dağcı... [DİKKAT: "b" harfi okunmaz] passion /-şın/ = tutku... mountaineering /mauntı-Nİ:-riN/= dağcılık...

Mr Ayre told Express Newsline: "I rappelled down Duke's Nose three years ago and I know that being there feels marvelous. I just keep imagining the wedding scene over and over again.

to rappel /-pıl/ = Bir dağcılık terimidir. Çift halat sistemiyle inmek... being there = orada olmak... feels marvellous /MA:-vılıs/ = harika, şahane (hissediyor insan kendini)... keep + Ving = o eylemin sürdürüldüğünü veya hep yapıldığını gösterir... wedding scene = düğün sahnesi ("o an / o anlar")... over and over again = tekrar ve tekrar...

"We always wanted to have a marriage that is out of the world where everyone in the world will look up to us."

We always wanted = Hep istemişizdir / hep istedik... out of the (this) world = mecazi: dünyada rastlanmayan, sanki bu dünyada değilmiş gibi... to look up to = 1. Başını kaldırarak yukarı yönde bakmak; 2. saygı duymak... Burada her iki anlamı birden geçerli kılan bir sözcük oyunu yapılıyor...

Thus, one more position is added to those already in the Kama Sutra. This one is called, "Up in Mid-Air". Well, hail and welcome to the collection!!... Böylece, Kama Sutra'daki mevcutlara bir pozisyon daha eklenmiş bulunuyor. Bunun adı, "Havada Bir Yere Tutunmadan"... Selam olsun ve hoşgeldin koleksiyona!!

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

Children Marry Dogs

Çocuklar Köpeklerle Evleniyor...

A group of children have married dogs in a tribal ceremony in northern India. Residents of Kuluptang in Jharkhand organised the "kukur vivaha" or "marriage of dogs" with local children in a bid to ward off evil.

tribe - tribal  /TRAYB/, /TRAY-bıl/ [/t/ sesini hafif bir /ç/-leşme ile okuyunuz] = kabile - kabileye ilişkin, aşiretsel... resident = oturan, yerleşmiş olan, yaşayan, mukim, sakin... in a bid to = amacıyla, ---mek için... to ward off = uzakta tutmak, sakınmak... evil = kötülük, şer, şeytani şeyler...

"To reside" = "ikamet etmek" ve "yerleşmiş olmak" gibi kavramlar içeren bu fiilin türevlerine günümüz Türkçesine karşılık önerilmemesi sonucu, "rezidans" ve benzeri garip sözcükler kullanılmağa başlandı... Yerine başka bir sözcük öneremiyorsak, örneğin "ikametgah" sözcüğünü niye atıyoruz ki...

Parents of children whose first tooth grows out of the upper jaw perform such marriages "for the peace and welfare of the entire community" because such growth is considered "inauspicious".

welfare = refah... entire  /in-TAYR/ = tüm, bütün... to consider = 1. kafasında evirip çevirmek, düşünmek; 2. saymak, addetmek, telakki etmek... auspicious /os-PİŞ-ıs/ = uğurlu, hayırlı... inauspicious  /inos-PİŞ-ıs/ = uğursuzluk getiren...

The children were bathed in a river before being led in a procession to a place of worship where the wedding took place.

procession = tören alayı... to worship = tapmak, tapınmak... wedding = düğün töreni... DİKKAT: "bath"  /BATS/ veya /BÆTS/ [ad - noun] ile "to bathe"  /BEİTZ/ [fiil - verb] karıştırmayınız... /TS/ için örnek: "thin"... /TZ/ sesi için örnek: "this"...

Sonamuni, a 54-year-old woman, whose three-year-old granddaughter was given away in marriage to a dog, told Press Trust of India: "The wedding was no less important than other ceremonies. All customs which are normally associated with marriage were followed but discreetly."

to give away in marriage = "kız vermek"... no less important than ----- = -----den daha az önemli değil; en az ------ kadar önemli... custom = adet, gelenek... Dikkat: "çoğul durumu, başka bağlamda "gümrük" anlamı taşır... to be associated with = ------ ile ilgili / ilintili olmak... discreetly = uygun ve münasip şekilde...

Son cümle mealen: "Evlilik ile ilgili bütün olağan adet ve gelenekler yerine getirildi; ama tabii uygun ve münasip bir şekilde... Yani, kızlar "güvey" leriyle yatağa girdiler; girdiler ama daha ileri gitmediler...

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

This Man Can Blow Up Balloons Using His Ears !!

Kulağı ile Balon Şişiren Adam !!

Mr. Wei Mingtang, 55, a factory worker from Guilin city, Guangxi province, discovered his ears leaked air over 30 years ago...

to leak = sızmak, sızdırmak, sızıntı yapmak... over 30 years ago = 30 yılı aşkın bir süre önce...

Here you see him using his left ear to inflate a balloon with the aid of a pipe.

to inflate = şişmek, şişirmek... ÖRNEK: inflation = fiatların şişmesi... with the aid of = yardımıyla... pipe = boru... (ve tabii ayrıca "pipo")...

In a demonstration a couple of months ago, Wei also blew out 20 candles in a line within 20 seconds using a hose leading out from his ears.

demonstration /demıns-TREY-şın/ = gösteri, gösterme, kanıtlama... to blow out = üfleyerek (veya eserek) söndürmek... The wind blew out the candles... [Dikkat: ateşi söndürmek: to put out a fire = to extinguish]... in a line = sıra halindeki... within = içerisinde... hose /houz/ = hortum...

 BELIEVE IT OR NOT !!

Thieves Target People On The Loo

Hırsızlar Kenefte Oturanları Hedef Seçiyor

to target = hedeflemek, hedef/nişan almak... loo /LU:/ = Dikkat: Bu sözcük bir ölçüde argo sayılabilirse de, bizdeki "kenef" vs'ye göre sosyal ortamda çok daha kullanılabilirlik taşıyor... NOTLAR: "in the loo", "at the loo" ve "on the loo" arasındaki kavram farklarına dikkat ediniz...

German police are warning that pickpockets are stooping to new lows by robbing people while they are on the loo.

pickpocket = yankesici... to stoop (to) = birşeyi yapmağa tenezzül edecek ölçüde kendini küçültmek veya alçaltmak... to rob = soymak, soygun yapmak...

ÖRNEK: I will not stoop to answering these allegations (=iddialar, suçlamalar).... I don't want to stoop myself to your level!...

NOT: "lows" sözcüğü ile yapılan nefis sözcük oyununa dikkat ediniz:  Hem "yeni aşşağılıklara tenezzül etmek" kavramı iletilirken, hem de (az aşağıda anlatılacağı gibi) hırsızlığın "yere yakın" seviyede yapıldığı dile getiriliyor...

In the latest case the thief struck as a man, aged 32, from Aachen in North Rhine-Westphalia, was using a public toilet. The thief, in this case believed to be a woman, slipped her hand under the wall of the cubicle and removed the wallet from the man's trousers, which were around his ankles.

to trike - struck - struck = vurmak, çarpmak... as the man ... was using = kullanırken, kullanmakta iken (aradaki sözler, adamı niteleyen sıfat ibarecikleri)... in this case = bu defaki olayda... slipped her hand under the wall = elini duvarın altından "kaydırarak"... removed the wallet = cüzdanı çekip çıkardı (to remove = bir yerden çıkarmak, başka yere taşımak)... trousers which were around the ankles = ayak bileklerine indirilmiş olan pantolon...

NOT: "Pantolon" sözcüğünün iki paçalı yapısından dolayı burada "çoğul" görüldüğüne dikkat ediniz. Ne var ki, "my/his trousers", yerine göre, "pantolonum" veya "pantolonlarım" anlamı verebilir. Belirsizlik doğabileceği durumlarda, "pair/pairs of trousers" ayrımına başvurulabilir...

The man, who lost about 70 pounds in the robbery, said he was unable to race after the pickpocket immediately "given the situation" and the fact his trousers were around his ankles.

pound = sterlin... (İngiliz para birimi "pound sterling" için günlük konuşmada yalnızca "pound" kullanılır... to race after = Burada, "peşinden koşturmak"... "given the situation" = "içinde bulunduğu durumu düşünecek olursak" şeklinde çeviriniz... NOT: Sondaki bu çok önemli yapıyı açıklamak sayfalar dolusu açıklama ve örnek gerektirecektir. Eğitim Seti'mizi edinmiş olan okuyucularım, ana kitabımızın "Participles" bölümünde "Kısaltılmış Zarf Cümlecikleri" kısmını inceleyebilirler...

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

Indian Bride Invites Substitute Groom

Yedek Güvey İçin Çağrı Çıkardı

bride /BRAYD/ = gelin... groom /GRU:M/ (veya, bridegroom) = damat, güvey... NOTLAR: "Damat, güvey" ve özellikle de "gelin" sözcüklerinin, bizdeki gibi ailede ömürboyu sürecek bir akrabalık ilişkisi olmayıp, bu zavallı Anglo-Saksonlar'da 24 saatlik bir mesele olduğuna dikkat ediniz... Zaten, "groom" sözcüğünün bir anlamın da "okşamak"!! DİKKAT: Akrabalık ilişkisi olarak: "son-in-law", "daughter-in-law"...

substitute = 1. aslının yerine konulan veya gereğinde konulabilecek şey veya kişi; 2.  yedek...

An Indian bride invited volunteers from the audience after her groom deserted her at the last minute. One man stepped forward and the couple were married within minutes, reports the Hindustan Times.

to volunteer /VO-lıntiı/ = gönüllü çıkmak, gönüiiü olarak yapmak (yani, zoraki değil)... to desert /di-ZÖ:T/ = terketmek... to step forward = öne çıkmak, gönüllü olmak "öne adım atmak" kavramından)... within minutes = birkaç dakika içinde...

A JOKE

-- Why did you step forward when they asked for a volunteer for that difficult task?

-- Well, you know we were standing in line when somebody from behind just pushed me. (Saf bağlamış dururken, biri arkamdan itiverdi)...

The original groom had been on the point of being married when he suddenly got cold feet. He claimed the bride, Suggi, was not the same girl he had been introduced to before the arranged marriage and fled.

on the point of + Ving = tam ----mek üzere iken... to get cold feet = ürkmek, korkmak, ürkerek vazgeçmek, geri çekilmek veya sözünden dönmek... introduced to = DİKKAT: "to whom he had been introduced" şeklindeki kitabi ifade yerine... TÜMCENİN ANLAMI: Kızın aynı kız olmadığını iddia etmiş... arranged marriage = görücü usulü evlenme... to flee - fled - fled = tüymek, kaçmak, cızlamı çekmek, tabanları yağlamak (DİKKAT: verdiğim karşılıklara rağmen, bu sözcük argo değildir.)

The bride's male relatives caught up with the runaway groom but, after a scuffle, he escaped.

male relatives = erkek akrabalar... to catch up with = yetişmek, yakalamak... (Eyvah, delikanlıya bişi yapacaklardı galiba!!)... runaway = (sıfat) kaçak... scuffle = küçük boğuşma...

Suggi then announced that anyone willing to marry her was welcome to come forward and occupy the vacant seat beside her. One man, Balram, of Maklakher in Mirzapur district,
(who, we must suppose, had long had his eyes on sweet Suggi) immediately volunteered and Suggi's parents quickly approved their new son-in-law.

Biçare gelin adayı Suggi'nin sözleri: Kim gelip yanımdaki boş sandalyeye oturursa benimle evlenebilir... (Sinirinden söylemiştir herhal!)

İşte böyle, Aziz Okuyucular; Balram ile Suggi ermişler muratlarına, biz çıkalım kerevetine...

 

         

ANASAYFA      TESTLER      OKUMA      EĞLENCE