BELIEVE IT OR NOT

QUIRKY NEWS

İSTER İNAN İSTER İNANMA

ister inan

DÜNYADAN GARİP OLAYLAR -- 11 --

 

 

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

Cop Accidentally Shoots Man While On Loo

Polis Memuru Kaza Sonucu Tuvalette  Adam Vurdu !!

cop(s), copper(s) = (slang - argo) polis memuru... (Haber sonu notuma bknz)... loo /LU:/ = halk dilinde "tuvalet"... (Çok çok kibar bir sözcük olduğu söylenemez; ama rahat sosyal ortamlarda kullanılabilir... Burada ise "klozet" anlamında kullanılıyor, çünkü "toilet seat" sözcüğü lüzumsuz ölçüde grafik bir tanımlama olurdu...)

An off-duty policeman's gun went off twice as he pulled down his pants to use the toilet, injuring a man.

off-duty = görevli olunmayan zaman, izinli veya mesai saati dışında... to go off = (ateşli silahlar için) "patlamak" (ateş almak)... as he pulled down his pants = pantolonunu (GB: külotunu) indirirken... Buradaki durumla ilgisiz, ama bir de deyim öğrenelim: "to catch smb with their pants (trousers) down" = saklanan, utanılacak bir sırrını veya kusurunu açığa vuracak durumda yakalamak.

injuring a man = DİKKAT: Cümleleri bölüp parçalamadan çevirmenin sakıncalarını bir kez daha hatırlatmak isterim. Özellikle de kısaltılmış zarf/sıfat cümlecikleri içeren karmaşık cümleleri... Burada cümleyi, "the gun went off twice ... and injured a man" şeklinde kısaltılmamış haliyle görünüz...

Officer Craig Clancy was attending a car auction in San Antonio when nature called. As he undid his trousers, the gun fell from its holster.

car auction /@K-şın/ = araba müzayedesi... when nature called = tuvalet ihtiyacı geldiğinde...  as he undid his trousers = pantolonunu çözerken/indirirken... holster /H@LS-tı/ = tabanca kılıfı...

DEYİM: "the nature's call", "to answer nature's call" (ikincide "the" kullanmayınız) = tuvalet ihtiyacı... tuvaletini yapmak... (oldukça kabul edilebilir bir "euphemism" = "münasip söyleme" şekli)...

Officer Clancy tried to catch it, but accidentally fired two bullets when his finger grabbed the trigger by mistake.

bullet /BU-lit/ = mermi...(Umarım bu sözcüğü averaj yurdum insanı gibi **/BA-lit/ şeklinde yanlış okumuyorsunuzdur!!)... to grab /GRÆB/ (Lütfen /b/ ile okuyunuz; /p/ değil) = yakalamak, kavramak... trigger /TRİ-gı/ = tetik... to trigger = tetiklemek, başlamasına neden olmak... by mistake = yanlışlıkla, sehven... [Az kalsın, sehven şehven yazayazdıydım!!]

The injured man, who was washing his hands at the time, was taken to hospital.

at the time = "at that time" demek zorunda değilsiniz: "the" bunun "o sözü edilen zamanda" anlamına geldiğini yeterince anlatıyor...

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

Man Ran Over the Wrong Dentist

Yanlış Diş Hekimini Ezdi !!

to run over = motorlu taşıt veya benzeri şeylerle "üzerinden geçmek", yani "ezmek"...

A German man with a long-held grudge against a dentist tried to run him over -- but got the wrong dentist.

long-held = uzun zamandır sürdürülegelmiş; (= which has been held for a long time; long-held beliefs/values/assumptions/secrets, vb)... grudge /GRAC/ = diş bileme, kin, öc alma isteği... I have a grudge against him... I think she must have a grudge against you... Obviously she has a grudge against you... Benzer bir başka deyim ise: I "have a bone to pick with" him. = Onunla görülecek bir hesabım var...

The 47-year-old, from Bielefeld, hated the dentist after he allegedly pulled out the wrong teeth in 1992, and then botched the repair work.

allegedly -Lİ:-cıdli/ = iddia edildiğine göre... to pull out a tooth = diş çekmek... to botch = işi berbat etmek, ağzına yüzüne bulaştırmak, "çarşafa dolanmak"...

The anger boiled over after a heavy drinking session, and the man climbed into his car to drive to the dental surgery and tell the dentist what he thought of him.

to boil over = kaynayıp taşmak... a heavy drinking session = aaah, ah! Nerde o günler, bu fiatlarla!... "climbed into" = Burada "got in" yerine tercih edilmesinin getirdiği nüansları irdeleyiniz... dental surgery = diş hekimi muayenehanesi...

tell the dentist what he thought of him = Bu ibareden, adamın aklından pek iltifatkar şeyler geçmediğini anlıyor olmamıza dikkat ediniz. Anlam ve nüans için, BAĞLAM HERZAMAN KRALDIR...

But he mixed up his dentist with another dentist who, by chance, was leaving the surgery after work, and on the spur of the moment decided to run him down.

he mixed up = "confused"; birbirine karıştırdı... by chance = tesadüf bu ya; rastlantı bu ya... on the spur of the moment = o anda, oracıkta, önceden düşünülüp planlanmış olmaksızın... decided to run him down = arabasıyla ezmeğe karar verdi...

Police said it was a miracle that the injured man suffered only cuts and bruises and had not been killed.

miracle /-rıkıl/ = mucize... miraculous /mi-RÆK-yılıs/ = mucizevi... bruise /BRU:Z/ = morartı; (tıp) ekimoz... within minutes = birkaç dakika içinde...

DİKKAT: Ekimoz sonucu oluşan "morarma, morartı" ları, İngilizce'de ise "bluish black" olarak tanımladıklarına dikkat ediniz. Renk körü adamlar işte...

The defendant admitted to trying to kill him and said: "I hate him deeply. I've been in pain for years since he worked on my teeth."

defendant = sanık; (yani, mahkemede kendini savunmak durumunda olan, kavramından)... DİKKAT: tersi (antonym) = plaintiff (davacı)...

The man is now facing charges of attempted manslaughter and grievous bodily harm.

to face charges of ------- = suçlaması ile karşı karşıya olmak; ile suçlanıyor olmak... attempted manslaughter = adam öldürmeye teşebbüs... ("murder" = bilerek, tasarlayarak cinayet; manslaughter karegorisine ise, ağır tahrik altında veya istemeksizin adam öldürme türü filler girer)... grievous /GRİ:-vıs/ = ağır ve tehlikeli surette; ("grief" = "elem, keder", sözcüğünden gelen diğer anlamı ise, "elem ve keder veren")... bodily harm = fizikman yaralama...

----------------------------------------------------------------------------------

MURDER -- MANSLAUGHTER: Ülkeden ülkeye, ABD'de ise eyaletten eyalete kapsam farklılıkları göstermekle birlikte; genel çizgileriyle, birincisi "tasarlayarak" cinayet suçlarını kapsarken, ikincisi ise "ağır tahrik altında cinayet" ("voluntary manslaughter") veya "istemeden; ihmal ve tedbirsizlikle ölüme sebep olma" ("involuntary manslaughter") kategorilerini içine alır.

slaughter /SLO-tı/ =  1  öldürme (özellikle de, piyasa için hayvan kesimi);  2  "gırtlaklama" (gırtlağını kesme), boğazlama;  3  katliam, toplu kıyım... slaughter-house /SLO-tı-RAUS/ = mezbaha...

----------------------------------------------------------------------------------

HOMICIDE -- GENOCIDE:

Homicide /HO-mi-SAYD/ = "adam öldürme" karşılığı genel bir terimdir.

"--cide" sonekine dikkat ediniz: pesticide /PES-tisayd/ = asalak öldürücü... insecticide /in-SEKT-isayd/ = böcek öldürücü... infanticide /in-FÆN-tisayd/ = bebek öldürme... patricide, matricide, fratricide = baba, ana, kardeş öldürme...

Genocide /CE-nı-SAYD/ = soykırım... Yani, Fransızların Cezayirli Müslümanlara, Amerikalı beyazların kızılderililere, Almanların Yahudilere, Sırpların Boşnaklara, daha nicelerinin de daha nicelerine uygulamış olduğu sistemli yoketme harekâtları... [Bu terim, II. Dünya Savaşı sırasında, Grekçe genos (ırk, kabile, ulus) ve Latince cide (öldürme) sözcüklerinden yapılmıştır.]

Batı'da vicdan sahibi tarihçilerin de teslim ettiği üzere, tarih boyunca bu konuda en az suçlanabilecek ulus bizim ulusumuzdur. Eli güçlüyken bağışlayıcı, hoşgörülü ve cömert davranan bizim atalarımız olmuştur.

Buna karşılık, Balkanlar'dan Arap çöllerine, Kafkaslar'dan Ege Adaları, Girit ve Kıbrıs'a ençok mezalim ve soykırıma uğramış nüfuslar da bizim soydaşlarımızdır.

Sahibinin sesi uyarınca eskiden "solcu", şimdilerde "sağcı ve yağcı" bir bölüm sözümona "aydın" kuşkusuz bu gerçekleri biliyorlar. Fakat, sürdürmekte oldukları karalama ve kışkırtma kampanyaları, BOP (Büyük Ortadoğu Planı) karargâhından aldıkları emirler gereğidir...

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

"Holy man" Broke Coconuts on Naked Woman's Head

"Kutsal Adam" Çıplak Kadının Kafasında Hindistan Cevizi Kırdı !!

Walla, bizim medyum ve üfürükçüler çoook daha insancıl; normal göbeğe muska yazma ve "ceviz kırma" eylemleri ile yetiniyorlar...

Police in India have arrested a 'holy man' who allegedly forced a woman to strip naked and broke coconuts on her head.

to arrest = tutuklamak... allegedly ı-Lİ:-cidli/ = "iddia edildiğine göre" şeklinde çeviriniz... to force smb to do sth = bir şeyi zorla yaptırtmak... to strip naked /NEY-kid/ = çırçıplak soyunmak...

Raj Kharayaka Kumar, 57, promised to treat the woman, 30-year-old Selvi Dhalaksaami, after her parents brought her to his hermitage at the village of Velliveli.

to treat = tedavi etmek... hermitage /HÖ:-mitic/ = inziva, veya inzivaya çekinilen yer; bir münzevinin (/-mit/ - genelde bir keşiş, vb) çekilip yaşadığı yer... [Bu hikayedeki isimler bana bi yerden tanıdık geliyo, ama hadi neyse...]

Kumar claimed she was possessed and offered to exorcise her of the evil spirit, reports the Deccan Chronicle newspaper.

possessed = "içine cinler, şeytan, vs girmiş; ruhunu  ele geçirmişler" anlamında... to exorcise /EK-s@-SAYZ/ = cinler, kötü ruhlar, şeytan vb'ı ruhundan, bedeninden kovalayıp çıkartmak... [Bknz. ünlü Holywood "horror" (=korku) filmi, "The Exorcist"] evil spirits = kötü ruhlar...

He locked himself up with the woman in a room before stripping her of her clothes and lighting camphor on her palms and breasts.

locked himself up with the woman = kendisini kadın ile birlikte kilitledi... to strip smb of sth = soyarak üzerinden çıkartmak... Mecazi: Rütbe, nişan vb'ı sökmek, geri almak... Örnek: "He was publicly stripped of his rank (=rütbe) and dismissed from the Army."... camphor /KÆM-fı/ = kâfur... to light camphor = kâfur yakmak... palm = el ayası, avuç içi...

The woman began yelling in pain when the holy man, chanting prayers, started breaking coconuts on her head.

to yell = bağırmak, çığlık atmak, çığlık çığlığa bağırmak... to chant = şarkı şeklinde söylemek... to chant prayers = makamı ile dualar okumak...

Her parents, alarmed by the screams, forced open the door with the help of the locals and found her naked and bleeding from head injuries.

the locals = yerli halk, o civarda oturanlar... to bleed /BLİ:D/ = kanamak... "bleed from an injury" kalıbına dikkat ediniz...

It is reported villagers gave the holy man a good thrashing before handing him over to the police who have since charged him with attempted murder and fraud.

to give smb a good thrashing /TSRÆŞ-inG/ = iyi bir sopa çekmek... to hand over = devredip teslim etmek.. to charge smb with sth = -------- ile suçlamak.... attempted murder = cinayete teşebbüs... fraud /FR@:D/ = sahtecilikle kandırma, üçkağıt, sahtekarlık, dolandırıcılık...

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

Scots Can Now Marry Mothers-in-law

İskoçlar Artık Kayınvalde ile Evlenebilecek

Scottish men can now marry their ex-mothers-in-law following the legal changes made by the Scottish Parliament. Scottish women are also free to marry their former fathers-in-law as a result of the changes, reports the Herald.

ex-mother-in-law = sabık (eski) kayınvalde...

NOTLAR: 1. "ex-" önekinin bu işlevine dikkat ediniz. (Yani, "He/she is my ex," dediğinizde, "Eski sevgilimdir" demiş olursunuz; yada "ex-wife, ex-boyfriend, vs... HEKİMLER DİKKAT: "He/she is my ex-patient," "ölü" değil, "eski hastam" anlamına gelir -- "excitus" tan esinlenerek Türkçe'de yapılan "eks oldu" deyimi İngilizce'de mevcut değildir; yani ***"be ex, become ex, go ex" filan diye bir yapı yoktur... 2. "mothers-in-law, fathers-in-law, brothers-in-law, sisters-in-law... etc" çoğul yapıya dikkat ediniz... 3. "my in-laws" = evlilik yoluyla akrabalarım... 4. "law" sözcüğünü "love" gibi okuyanların ağzına biber sürün, bir daha yapmasınlar; doğru okunuşu: /LO:/...

The family law reforms change laws dating back to 1567, based on the Old Testament, which said that if a man takes a wife and lies with her mother, all three should be burned alive.

family law reforms /-mili-LO:-ri-FO:MZ/ = aile hukuku reformları... dating back to 1567 = ta 1567'ye giden... the Old Testament = Tevrat... to lie (with) = "yatmak", cinsel ilişkide bulunmak ... all three should be burned alive = her üçü de canlı canlı yakıla...

The new law draws a new distinction between the continuing ban on marrying a blood relative, and the centuries-old ban on marrying those related "by affinity".

a new distinction = yeni bir ayrım (yeni bir "mümeyyiz" nitelik)... continuing ban on marrying a blood relative = kan akrabalığı olan kimselerle evlenme konusunda devam etmekte olan yasak... the centuries-old ban = yüzyıllardır süren yasak... ban /BÆN/ = v. yasaklamak; n. yasak... by affinity = evlilik yoluyla...

("affinity" için diğer anlamlar; yakınlık, benzerlik... Biyolojide = Köken itibariyle yakınlık; İmmünolojide = antigen ve antikor arasında çekim; Kimyada = partiküller arasında bileşmeye yol açan çekim...

The Scots Law Commission recommended the change saying it made no sense and was unreasonable to retain the old law.

Law Commission = Adalet Komisyonu... to recommend = "tavsiye etmek" anlamında önermek... to make no sense = bir anlam taşımamak, anlamsız olmak... unreasonable = akla ve muhakemeye ters, makul değil... to retain = elde tutmak, elden çıkarmamak...

(DİKKAT: reason = 1. neden, sebep; 2. akıl, mantık, muhakeme, fikir yürütme; rational = rasyonel, akla mantığa uygun; irrational = mantıksız, akıl dışı, saçma)...

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

Footballer Fined £60k for "Asshole" Jibe

Sözlü Sataşma için 60 Bin Sterlin Para Cezası !!

asshole = "Kıçdeliği"...  Günümüzde özellikle Amerikan İngilizcesi'nde en gözde küfür: "B**tan, beş para etmez herif" gibi bir anlam... jibe veya, "gibe" /CAYB/ = "alaylı laf atma, takılma" kavramından gelerek, günümüzde artık "sözlü sataşma, küfür" kavramı kazanmış görünen bir sözcük... to be fined (for sth) /FAYND/ = para cezasına çarptırılmak...

The German football star Stefan Effenberg, 36, has been fined £60,000 for calling a policeman an "asshole". He was stopped for speeding on his way back from a match in February 2003.

speeding = hız yapma... on his way back from -------- = ---------'den dönerken...

The policemen reported the midfielder for insulting an officer, claiming he called one of them an "arsehole" before driving off. Effenberg, however, claims that he had only said "have a nice evening".

midfielder = orta alan oyuncusu... to insult = hakaret etmek... to claim = iddia etmek, öne sürmek... arsehole /A:S-houl/ = "ass" /ÆS/ sözcüğünün çok daha kabası.

A Lower Saxony court ordered him to pay a £68,000 fine in November 2003 but he appealed against the decision. The appeal court confirmed the earlier verdict but reduced the fine by only £8,000.

to appeal = temyize başvurmak... verdict /-dikt/ = mahkeme kararı, hüküm... BY  £8,000 = DİKKAT: "by" kavramı çoğu zaman yanlış anlaşılıyor... Burada, "8 bin-E indirildi" denmiyor; "toplamdan 8 bin düşüldü" deniyor...

Speaking after the verdict, Effenberg told Bild: "This has got to be a joke. You know me, if I had said asshole, I would stand by it."

ÇEVİRİSİ: Bu bir şaka olsa gerek... Sizler beni tanırsınız; "kıçdeliği" demiş olsaydım, sözümden dönmez, sözüme arka çıkar, söylediğimi kabul ederdim... (Buradaki kavramın, IMF'den "stand-by" = "yanında durup destek olma, desteklemeğe hazır şekilde yanında durma" kavramından biraz farklı olduğuna dikkat ediniz...

The ruling could also cause problems for his wife Claudia, 39, who twice made statements in his favour and could be sentenced for giving false testimony.

ruling = Burada, temyiz mahkemesinin "kararı" kastediliyor... could cause = yol açabilir/ açabilecektir... make a statement = beyanda bulunmak... to be sentenced for giving false testimony = yalancı şahitlik nedeniyle hüküm giymek...

This in turn could endanger her application for a US green card, which she hopes to secure so that she can move to Florida with her husband.

in turn... DİKKAT: Her gördüğünüz yerde "dahi" anlamıyla çeviriniz; başınız ağrımaz: Nitekim burada, "Ki bu da kendisinin Amerika yeşil kartı için olan başvurusunu tehlikeye sokacaktır."... to secure = elde etmek, garantiye almak...

Effenberg said: "I will definitely appeal the decision. I'll fight it to the last."

ÇEVİRİSİ: Bu kararı kesinlikle temyiz edeceğim. Sonuna kadar döğüşeceğim.

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

Pope's Old Car Sells for £128k

Papa'nın Eski Otosu 128 000 Sterline Satıldı

Pope okunuşu: /POUP/... Adının da söylendiği durumlar dışında (Pope Benedict XVI) kullanım herzaman "the Pope" şeklindedir... sells = Aktif kullanımın edilgen anlam verişine dikkat ediniz... Dikkat: Bu tür bir kullanım olanağı çok kısıtlı sayıda fiil için geçerlidir... Örnek: The book is selling well... Türkçe'de de, "Kitap iyi satıyor," demiyor muyuz?!...

A VW Golf that once belonged to Pope Benedict XVI was sold for £128,000 on eBay. The auction of the Pope's old car finished with a bid from a US buyer from Austin, Texas.

that once belonged to the Pope = bir zamanlar Papa'ya ait olan ("ki bir zamanlar Papa'ya ait idi" = sıfat tümcelik)... auction = müzayede, açık arttırma... bid = pey sürme, teklif...

The winning bid was more than 13 times what German student Benjamin Halbe, 21, paid for it earlier this year.

was more than 13 times (of) what Halbe paid = Halbe'nin ödemiş olduğunun (meblağın) 13 katından fazla idi...

"The winning bidder is someone who has often purchased unusual items in the past," said eBay spokeswoman Daphne Rauch.

to purchase /PÖ:-çis/ = satın almak... (DİKKAT: /pur-ÇEYZ/ filan gibi garip şekilde okuyanların ağzına biber sürün; ki bi daha yapmasınlar!) unusual items /AY-tımz/ = Burada, örneğin "olağan dışı objeler / şeyler" şeklinde çevirebiliriz. "Item" sözcüğünün genel anlamı bu çeviriye cevaz verecek niteliktedir... spokeswoman = sözcü, ----- adına konuşan...

Mr Halbe, from Olpe, in west Germany, put the vehicle on eBay a week ago. He bought it in January from his local VW dealer, only discovering the identity of its previous owner when the registration papers arrived.

vehicle /-ıkl/ = taşıt aracı (ki, genelde, motorlu taşıtları düşünürüz); veya daha genel anlamda taşıyıcı bir araç veya düzenek... registration papers = kayıt evrakları... only discovering [veya, "only to discover + isim-cümlecik, noun clause] = ama/ancak keşfetti (ki)...

DİKKAT: "Only" nin bu kullanımı oldukça yaygındır; ancak açıklaması kestirmeden kolay değil; en iyisi, bu kullanımla karşılaştığınızda, "tümcenin gelişinden" çıkarttığınız anlama güvenin. İşte bir örnek daha: He went back to the shop to buy it, only to find (that) it had been sold." = ......., ama gördü ki, satılmıştı.

Since the sale his life has been transformed, with more than 6.5 million people logging on to his eBay advert.

his life has been transformed = hayatı "değişmiş" bulunuyor... 128 bin sterline kimin değişmez ki?! to log on to = siteye girmek, sayfayı açmak... (Üye olduğunuz bir siteye girmek - çıkmak anlamında ise "to log in - to log out" kullanılıyor.)

DİKKAT: Yukardaki paragrafı okurken, "sale" sözcüğünden sonra bir "es" vermeniz, anlamın çözülmesini kolaylaştıracaktır... Unutmayınız, makineli tüfek gibi konuşmak güzel ve etkili konuşuyor olmak anlamına gelmez; gerekli olan, vurgu, es ve tonlama ustalığıdır...

Potential customers from around the world bombarded Mr Halbe with more than 1,000 emails... The Pope bought the Golf six years ago when he was merely Cardinal Joseph Ratzinger.

potential customers /pı-TEN-şıl/ = olası (muhtemel) müşteriler, müşteri adayları... bombarded with emails /B@M-BA:-did/ = eposta bombardımanına tuttular... when he was merely Cardinal J.R. = sadece kardinal J.R. iken; kardinal olmaktan öte bir kimse değil iken...

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

Cow's Urine Health Fad

İnek Sidiği Sağlık Modası !!

Anaaa!! Abooo!!

cow /KAU/ = dar anlamda "inek"; ama burada jenerik "sığır" şeklinde anlaşılması gerekir... urine okunuşu /YU-ri:n/... fad /FÆ:D/ = (özellikle de, saman alevi gibi parlayan, gelip geçici) moda... En son "in" olan şey...

Drinking cow's urine is the latest fad in a health conscious Indian city. It is recommended by yoga and homeopathy experts as a cure for a range of ailments.

health conscious = (tireli de yazabilirsiniz) sağlıklı yaşam konularına meraklı ve uygulayıcısı... a range of = "bir dizi" deyimi ile çeviriniz... homeopathy = Açıklama için en alta bknz... ailment /EYL-mınt/ (kalın /l/ ile) = hastalık, düşkünlük (sağlık açısından)...

DİKKAT: "Indian" sözcüğü için, hangi bağlamda kullanıldığı bilinmiyorsa, "Red Indian, American Indian" veya "India" gibi nitelemelerle önce netlik kazandırılması gerekir. Burada, "cow" ve "city" yeterince "Hindistan" çağrışımı yapıyor...

The Calcutta Telegraph says sales have gone through the roof in the city of Hyderabad.

go through the roof = o kadar yüksek miktarda ki, (burada, satışlar) "tavanı delip geçti"...

Nirmal Kumar, a meditation and yoga expert, says: "Earlier, people felt insulted when I recommended it. Now, not only my students but their family members, too, consume it."

earlier = eskiden, başlangıç dönemlerinde... to feel insulted = kendini hakarete uğramış hissetmek... "students" = burada "çekirgeler"!!... to consume = tüketmek, yeyip içmek...

Balagopala Swamy, who stocks cow urine at his counter in Indira Park, added: "Most of our customers are diabetics and cancer patients."

to stock = stokta bulundurmak, depolamak... counter /KAUN-tı/ = tezgah (ticari)...

The newspaper says cowshed owners, who now advertise cow's urine in local newspapers, are laughing all of the way to the bank.

cowshed /KAU-ŞED/ = ahır ("sığır barınağı")... are laughing all the way to the bank = mutluluktan uçarak bankalarına koşuşuyorlar (= çok kazanıyorlar ve çok mutlular)...

Ananda Mai said: "We have been supplying cow urine to select clients in the past. But it is only in the past two months that the demand has grown and even common people are coming in search of it. We just filter it and sell it in bottles."

select = az sayıda, seçme... client = Perakende müşterisi normalde "customer" dır. Burada hem "devamlı müşterimiz" hem de biz büyük bir işletmeyiz tafrası var... even common people = sıradan insanlar bile...

HOMEOPATHY

Homeopathy, from Greek homoeo (meaning similar) and pathos (meaning suffering) is a system of medicine based on treating like with like. (= benzer şeyleri benzer şeylerle tedavi etmek) The same principle is widespread in mainstream medicine (= genel tıp akım ve anlayışı), the most notable examples being antidotes and vaccines. However, Homeopathy takes this premise (= başlangıç ilkesi, temel tutum veya varsayım) a step further: if my symptoms produce an effect on me similar to a tarantula's bite, then tarantula venom (= zehir) would be my homeopathic treatment, even though I've not actually been bitten by a tarantula. Walla, bu Homeopathy ne menem bişidir, araştırıp bu açıklamayı buldum; ama doğrusu bana bisürü hokus pokus gibi görünüyor...

NOT: İngilizce metinlerde (:) işaretinden sonra, Türkçe'deki uygulamanın aksine, büyük harf kullanılmadığına dikkat ediniz...

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

Confused Storks Try To Hatch Golf Balls

Şaşkın Leylek Çift Golf Topları Üstünde Kuluçkaya Yattı

confused /kın-FYU:ZD/ = kafası karışmış; tıp jargonuyla "konfüzyona girmiş"... to hatch /HÆÇ/ = 1. yumurtanın çatlayarak civciv (yada timsah yavrusuna kadar, yumurtadan çıkan herşey) çıkması; 2. kuluçkaya yatma yoluyla yavru dünyaya getirmek... stork /STO:K/ = leylek ("çift" sözcüğü müessesemizden!!)...

A pair of storks made a nest in the middle of a golf green in Germany and filled it with stolen golf balls.

nest = yuva... green = (ad) yeşillik alan, park... Örnek "Let's go for a walk on the village green."...

DİKKAT: "love nest" deyimini kullanabilirsiniz; ama çok dikkatli olunuz "özel yada genel birleşme evi" anlamına da çekilebilir. Türkçe'deki gibi, "home" karşılığı kullanmaktan ise uzak durunuz..

The birds have gathered so many balls that they have built a second nest on the Krogaspe golf course.

golf course = golf sahası ("golf" sözcüğünü İngilizce'de "kalın le" ile telaffuz ediniz /G@LF/... (Dikkat ediniz: Amerika'lılar gibi konuşacağım diye, /@/ sesini /a/ ya fazla benzetirseniz "gulf" /GALF/ = "körfez" demiş olursunuz...

to gather /-dzı/ = toplamak, biraraya getirmek...

Bird expert Georg Fiedler said the bizarre behaviour was a "biological sensation" because storks usually nest in only trees or buildings.

bizarre /bi-ZA:/ = tuhaf, acaip, garabet türünden, pek alışılmadık... (= weird /WİI:D/)... to nest = Burada fiil: "yuva kurmak / yapmak"...

ÖRNEKLER: His bizarre behaviour baffled us all... Many strange and bizarre sites on the web are listed on the following pages... That was a rather bizarre love triangle...

He said: "Storks normally never build their nests on the ground. Between 1894 and 1997 only 16 stork couples have ever been reported to have had their nests on the ground."

normally never = normalde hiçbir zaman... have been reported -- to have had = Kısaca açıklarsak:  Birinci kısım: "present perfect passive" = "bildirilmiş bulunuyor"... İkinci kısım: "perfect infinitive" = "sahip olmuş olmak"... "Ever" = "bugüne değin, tüm zamanlarda"... İzninizle bir de küçük reklam/tanıtım gireyim: Eğitim Seti'mizi edinen arkadaşlarımız, bu çeşit ileri gramer konuları ve kalıplarından yana hiçbir güçlük çekmiyorlar... Ama, tabiatıyla, alıp da üzerinde kış/yaz uykusuna yatmamış olanları kastediyorum...

Yav, inanabiliyor  musunuz; adamlar 1897'den bu yana kaç leylek çiftinin nereye yuva yapmış olduğunun bile istatistiğini tutmuşlar -- Biz ise her yıl kaç milyon çocuğumuzun kötü beslenme ve eğitimsizlik yüzünden moron nüfusumuza katıldığını bile görmezden geliyoruz...

ALL stories adapted from http://www.ananova.com [Passages are modified in keeping with this Ezine's TESL -- teaching of English as a second language -- policies.]

 

         

ANASAYFA      TESTLER      OKUMA      EĞLENCE