|
Çeşitli İnternet kaynaklarından derlenmiştir. Çok tanıdık yüzlere rastlayacaksınız aralarında; Bazen aynaya gözatmayı da unutmamak koşuluyla...
NASTY COMPLIMENTS - NICE INSULTS
Zehirli Övgüler - Güzel güzel Sövgüler nasty /na:s-ti/ (ABD /næs-ti/) = nahoş, kötülük amaçlayan, kötü niyetli... insult /in-salt/= hakaret, sövgü... to insult /in-salt/ = hakaret etmek...
Çeviriler motomot değil, "biz bunu kendi dilimizde böyle söylerdik" esasına göre yapılmıştır. # I bet your brain feels as good as new, seeing that you've never used it. Bahse girerim, sendeki beyin hiç eskimemiştir -- bugüne değin hiç kullanmamış olduğuna göre... # Have you considered suing your brain for non-support? Sana koltuk çıkmadığı gerekçesiyle beynini mahkemeye vermeyi düşündüğün oldu mu hiç?... to sue /SU:/ = mahkemeye vermek, dava etmek...
# If I had a face like yours, I'd sue my parents! Seninki gibi bir suratım olsa, anamla babamı dava ederdim!... # I thought of you all day today. I was at the zoo. Bugün bütün gün seni düşündüm. Hayvanat bahçesindeydim de... # He's the first in his family born without a tail. Ailesinde ilk kuyruksuz doğan odur...
# Any similarity
between you and a human is purely coincidental...
İnsanlarla ile senin aranda herhangi bir benzerlik olsa olsa
rastlantısaldır...
coincidence
/ko-İN-sidıns/ = rastlantı, tesadüf... coincidental /koinsi-DEN-şıl/ =
rastlantısal, tesadüfi... purely /PYU-li/ = sadece,
katışıksız... # If ignorance were a disability, you'd get the full pension. Eğer cehalet bir özürlülük hali sayılsa, sana en yüksek maluliyet maaşını verirlerdi... # Truly, you are about as interesting as watching a slug move slowly across the floor. Walla, yerde yavaş yavaş sürünen bir sülüğü izlemeyi ne derece ilginç buluyorsam seni de aşağı yukarı o derece ilginç buluyorum...
# Oh well, I'll consider letting you have the last word if you guarantee it will be your last. Eh, pekala... Sonsözü senin söylemene izin vereceğim -- eğer bir daha çeneni açmayacağına söz verirsen...
# Do the world a
favor and kiss the front of a speeding train, you gangrene-brained
straightjacket-escapee.
Dünyaya bir iyilik
yap da, hızlı bir tirenin önüne at kendini, seni kangren beyinli deli gömleği
kaçkını seni... # Do you have to leave so soon? I was about to poison the tea. Bukadar erken mi gitmek zorundasın? Ben de tam çayını zehirlemek üzereydim...
# He is living proof that man can live without a brain! İnsanın beyinsiz de yaşayabileceğinin canlı kanıtı...
# How many years did
it take you to learn how to breathe?
Nasıl soluk alıp
verileceğini öğrenmen kaç yılını almıştı?... # I like your approach, now let's see your departure. Yaklaşımın hoşuma gitti; şimdi bir de çekip gidişini görelim... # I would have liked to insult you, but with your intelligence I'm sure you wouldn't get offended. Sana hakaret etmek isterdim, ama sendeki zekayla anlamayacağına eminim... (to get offended = gücenmek, kendini hakarete uğramış hissetmek)
# If brains were rain, you'd still stay a desert. Beyinler yağmur olup yağsa, sen yine bir çöl kalırsın... # The closest he/she'll ever get to a brainstorm is a slight drizzle. Kendisinin bir beyin fırtınasına en yakın olacağı durum hafif bir çisenti... # If I ever need a brain transplant, I'd choose yours because I'd want a brain that had never been used. Beyin transplantasyonuna gereksinimim olsa seninkini alırdım -- Nede olsa hiç kullanılmamış...
# Every girl has the
right to be ugly, but you abused the privilege.
Her kızın çirkin
olma hakkı vardır, ama sen bu ayrıcalığı abartmışsın...
(DİKKAT: to abuse
/æb-yu:z/
= kötüye kullanmak) # It is such a shame to ruin such beautiful blonde hair by dying your roots black. Ne yazık: Böylesi güzel sarı saçları mahfetmek -- köklerini siyaha boyayarak!...
# I know that you would go to the end of the world for me. But would you stay there? Biliyorum benim için dünyanın bir ucuna gidersin. Gidersin de -- asıl -- orada kalır mısın?... # Whatever anyone says to him/her goes in one ear and out of the other because there is nothing in between blocking the traffic. Kim ne derse bir kulağından girip öbür kulağından çıkıyor. Çünkü arada trafiği engelleyecek hiçbirşey yok...
And, Last But Not Least If idiots could fly, this would be an airport. Ahmaklar uçabilse, burası hava meydanına dönerdi yahu... İngilizce tümcede "yahu" nerede diye soruyorsanız; çeviride fazla "motomot" davranmak açmaza sürükler... Çok geçmez, okuyucu / dinleyici uyuklamağa başlar...
ANASAYFA TESTLER OKUMA İZBUL'S ALMANACK BUL/BİL KAYNAKLAR DERGİ EKLERİ ESKİ SAYILAR FIKRALAR KARİKATÜR KONUŞMA DİLİ ÖZDEYİŞLER
|