Çeşitli İnternet kaynaklarından derlenmiştir.

Çok tanıdık yüzlere rastlayacaksınız aralarında;

Bazen aynaya gözatmayı da unutmamak koşuluyla...

 

 

 

 NASTY COMPLIMENTS - NICE INSULTS

 

 

Are you always this stupid or is today a special occasion?

Herzaman bu derece aptal mısın, yoksa bugün özel bir gün mü?...

 

Zehirli Övgüler - Güzel güzel Sövgüler

nasty /na:s-ti/ (ABD /næs-ti/) = nahoş, kötülük amaçlayan,

kötü niyetli...  insult /in-salt/= hakaret, sövgü...

to insult /in-salt/ = hakaret etmek...

 

Çeviriler motomot değil, "biz bunu kendi dilimizde böyle söylerdik" esasına göre yapılmıştır.

 #  I bet your brain feels as good as new, seeing that you've never used it. Bahse girerim, sendeki beyin hiç eskimemiştir -- bugüne değin hiç kullanmamış olduğuna göre...

 #  Have you considered suing your brain for non-support? Sana koltuk çıkmadığı gerekçesiyle beynini mahkemeye vermeyi düşündüğün oldu mu hiç?... to sue /SU:/ = mahkemeye vermek, dava etmek...

Can I borrow your face for a few days while my ass is on  vacation?

Suratını birkaç günlüğüne ödünç alabilir miyim?  Kıçım tatile çıkacaktı da...

 #  If I had a face like yours, I'd sue my parents! Seninki gibi bir suratım olsa, anamla babamı dava ederdim!...

 #  I thought of you all day today. I was at the zoo. Bugün bütün gün seni düşündüm. Hayvanat bahçesindeydim de...

 #  He's the first in his family born without a tail.  Ailesinde ilk kuyruksuz doğan odur...

As an outsider, what do you think of the human race?  outsider = dışardan biri, içimizden olmayan... race = Burada "ırk" olarak çevirmeyiniz. Burada, "insan türü, tüm insanlık" anlamındadır...

 #  Any similarity between you and a human is purely coincidental... İnsanlarla ile senin aranda herhangi bir benzerlik olsa olsa rastlantısaldır... coincidence /ko-İN-sidıns/ = rastlantı, tesadüf... coincidental /koinsi-DEN-şıl/ = rastlantısal, tesadüfi... purely /PYU-li/  = sadece, katışıksız...

 #  Anyone who told you to be yourself couldn't have given you worse advice.
Sana kendin olmanı, kendin gibi davranmanı her kim söylediyse, daha kötü bir öneride bulunamazmış doğrusu... ("Doğrusu" sözcüğü de nereden çıktı diye soracak olursanız; onu da ben uydurdum -- sözün gelişinden.)

 #  You are as useless as rubber lips on a woodpecker.
rubber lips = kauçuk dudaklar... woodpecker = ağaçkakan... Bir ağaçkakan için kauçuk dudaklar ne kadar işe yararsa, sen de o kadar işe yarıyorsun işte...

 #  If ignorance were a disability, you'd get the full pension. Eğer cehalet bir özürlülük hali sayılsa, sana en yüksek maluliyet maaşını verirlerdi...

 #  Truly, you are about as interesting as watching a slug move slowly across the floor. Walla, yerde yavaş yavaş sürünen bir sülüğü izlemeyi ne derece ilginç buluyorsam seni de aşağı yukarı o derece ilginç buluyorum...

Genius does what it must, talent does what it can, and you had best do what you're told, you dyslexic lobotomy patient. dyslexic = "sözcük özürlü"... Deha yapması gerekeni yapar; yetenek yapabildiğini... Sen ise en iyisi sana söyleneni yap... Seni gidi, beyninin bir bölümü alınmış, konuşma özürlü herif seni... (Dikkat: Burada "what it must" = "kendi takdirine göre yapması gereken şeyler" anlamı veriyor. "Have to" değil, "must" kullanılmış olduğuna dikkat ediniz.)

 

Why don't you shrink your head and use it as a paperweight? It's not much use for anything else, it seems. to shrink = büzüştürmek, küçültmek, veya ıslanınca "çekmek"... "shrunken head" = Eski Maori kabilesi savaşçılarının, düşmanın kafatası kemiklerini çıkarıp mumyalamak suretiyle oluşturup boyunlarına astıkları "küçültülmüş kafa"...  headshrinker = (argo) psikiatrist... paperweight = kağıtların uçuşmaması için üzerlerine konulan hertürlü biblo veya ağırlık...

 #  Oh well, I'll consider letting you have the last word if you guarantee it will be your last. Eh, pekala... Sonsözü senin söylemene izin vereceğim -- eğer bir daha çeneni açmayacağına söz verirsen...

 #  Do the world a favor and kiss the front of a speeding train, you gangrene-brained straightjacket-escapee.  Dünyaya bir iyilik yap da, hızlı bir tirenin önüne at kendini, seni kangren beyinli deli gömleği kaçkını seni...

 #  Do the decent thing for once in your life and introduce your wrists to a sharpened knife, you unibrowed monster.
Hayatında bir kere de insan onuruna yaraşır bir şey yap da bileklerini keskin bıçakla kesiver, seni tekkaşlı canavar seni...

 #  How did you get here? Did someone leave your cage open?
Nereden çıkıp geldin buraya? Birisi kafesinin kapağını açık filan mı bıraktı??...

 #  Do you have to leave so soon? I was about to poison the tea. Bukadar erken mi gitmek zorundasın? Ben de tam çayını zehirlemek üzereydim...

Keeps claiming he's better at sex than anyone; all he needs to prove it is a partner, I suppose.

Sekste herkesten üstün olduğunu iddia edip duruyor. Sanırım kanıtlamak için tek eksiği kendine bir partner bulabilmek...

 #  He is living proof that man can live without a brain!  İnsanın beyinsiz de yaşayabileceğinin canlı kanıtı...

 #  How many years did it take you to learn how to breathe?  Nasıl soluk alıp verileceğini öğrenmen kaç yılını almıştı?...

 #  I can't talk to you right now; tell me, where will you be in ten years?.
Şu anda seninle konuşacak vaktim yok. On yıl sonra nerede olacağını söyle bana... (DİKKAT: Zaman belirten ifadelerde "in" ilgeci büyük çoğunlukla "sonra" anlamı verir.)

 #  I don't mind that you are talking so long as you don't mind that I'm not listening.
Bunca uzun konuşuyor olman benim için sorun değil -- dinlemiyor olmam senin için sorun olmadıkça...

 #  I like your approach, now let's see your departure. Yaklaşımın hoşuma gitti; şimdi bir de çekip gidişini görelim...

 #  I would have liked to insult you, but with your intelligence I'm sure you wouldn't get offended. Sana hakaret etmek isterdim, ama sendeki zekayla anlamayacağına eminim... (to get offended = gücenmek, kendini hakarete uğramış hissetmek)

He doesn't know whether to scratch his watch or wind his butt.

Saatini mi kaşısın, kıçını mı kursun birbirine karıştırır...

 #  If brains were rain, you'd still stay a desert. Beyinler yağmur olup yağsa, sen yine bir çöl kalırsın...

 #  The closest he/she'll ever get to a brainstorm is a slight drizzle. Kendisinin bir beyin fırtınasına en yakın olacağı durum hafif bir çisenti...

 #  If I ever need a brain transplant, I'd choose yours because I'd want a brain that had never been used.  Beyin transplantasyonuna gereksinimim olsa seninkini alırdım -- Nede olsa hiç kullanılmamış...

You are as strong as an ox and almost as intelligent.

Öküz gibi kuvvetlisin -- hemen hemen aynı derecede de zeki...

 #  Every girl has the right to be ugly, but you abused the privilege. Her kızın çirkin olma hakkı vardır, ama sen bu ayrıcalığı abartmışsın... (DİKKAT: to abuse /æb-yu:z/ = kötüye kullanmak)

 #  OK., I'm blonde, what's your excuse?
Hadi ben sarışınım; senin mazeretin ne?...

 #  It is such a shame to ruin such beautiful blonde hair by dying your roots black.  Ne yazık: Böylesi güzel sarı saçları mahfetmek -- köklerini siyaha boyayarak!...

Keep talking. I always yawn when I'm interested.

Sen konuşmaya devam et. Ben birşeye ilgi duyunca hep esnerim... /yo:wn/

 #  I know that you would go to the end of the world for me. But would you stay there? Biliyorum benim için dünyanın bir ucuna gidersin. Gidersin de -- asıl -- orada kalır mısın?...

 #  Whatever anyone says to him/her goes in one ear and out of the other because there is nothing in between blocking the traffic. Kim ne derse bir kulağından girip öbür kulağından çıkıyor. Çünkü arada trafiği engelleyecek hiçbirşey yok...

He is about as useful as a windshield wiper on a goat's ass.

Eh, keçinin kıçına takılmış yağmur sileceği ölçüsünde yararlı bir eleman olduğunu söyleyebilirim...

 And, Last But Not Least

If idiots could fly, this would be an airport.

Ahmaklar uçabilse, burası hava meydanına dönerdi yahu...

İngilizce tümcede "yahu" nerede diye soruyorsanız; çeviride fazla "motomot" davranmak açmaza sürükler... Çok geçmez, okuyucu / dinleyici uyuklamağa başlar...

 EĞLEN/ÖĞREN BÖLÜMÜNE DÖNÜŞ

ANASAYFA       TESTLER       OKUMA       İZBUL'S ALMANACK

BUL/BİL     KAYNAKLAR     DERGİ EKLERİ     ESKİ SAYILAR

FIKRALAR     KARİKATÜR     KONUŞMA DİLİ     ÖZDEYİŞLER