Doç. Dr. Yalçın İzbul

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

Free Bilingual E-Zine Supplements

March 5, 2003

Supplement # 001

 
   

 

 CLEAN JOKES OF THE WEEK

 

 

JOB INTERVIEW

 

Reaching the end of a job interview, the human resources person asked a young engineer fresh out of MIT what kind of a salary he was looking for.

"In the neighborhood of $140,000 a year, depending on the benefits package."

"Well, what would you say to a package of 5-weeks vacation, 14 paid holidays, full medical and dental, company matching retirement fund to 50% of salary, and a company car leased every 2 years...say, a red Corvette?"

"Wow! Are you kidding?"

"Yeah, but you started it."

human resources = insan kaynakları... person = Burada, tıpkı "chairman" yerine "chairperson" denildiği gibi, cinsiyet ayrımı gözetmemek için "man, woman" yerine... MIT /em-ay-ti:/ = Massachusetts Institute of Technology -- ABD'nin ünlü eğitim kurumlarından... neighbourhood = (burada) dolaylarında... benefits package = Aylık ücrete ek olarak sunulan sigorta, emeklilik, izin, tatil gibi çalışanın lehine eklentiler... to match = Burada "karşılamak" anlamında (Şirket, emeklilik fonunun %50'ye kadar olan bölümünü karşılamak üzere)... Are you kidding? = Şaka mı ediyorsun?... Yeah, but you started it! = Doğru, ama bunu sen başlattın!!

Tipik bir "benefits package" için en alta bknz...

 

 LONG SPEECH

A man is giving a speech at a meeting. He gets a bit carried away and talks for two hours.

Finally, he realizes what he is doing and says; "I'm sorry I talked so long. I left my watch at home."

A voice from the back of the room says, "Yeah, but there's a calendar behind you."

a bit = a little (tabii, burada mecazi olarak "bir hayli" anlamında -- Aşağıdaki "Haftanın Dil Sorusuna bknz.)... to get carried away = coşmak, kendinden geçmek, mestolmak, ölçüyü kaçırmak, abartmak...

 LANGUAGE TIPS

 Püf Noktaları

"We have little sugar." --- "We have a little sugar."

"I have few friends." --- "I have a few friends."

Haftanın sorusu: Hangi tümcede şeker miktarı ve arkadaş sayısı diğerine göre daha az sayıda vera miktardadır? Daha kıttır??

THE ANSWER IS DOWN BELOW THE PAGE

 

 

 

 NAUGHTY JOKE OF THE WEEK

 

 

MISFORTUNE NEVER COMES SINGLY

It's Saturday morning and John's just about to set off on a round of golf when he realizes that he forgot to tell his wife that the guy who fixes the washing machine is coming around at noon. So John heads back to the clubhouse and phones home.

"Hello?" says a little girl's voice.

"Hi, honey, it's Daddy," says John. "Is Mommy near the phone?"

"No, Daddy. She's upstairs in the bedroom with Uncle Fred."

After a brief pause, John says, "But you haven't got an Uncle Fred, honey!"

"Yes, I do, and he's upstairs in the bedroom with Mommy!"

"Okay, then. Here's what I want you do. Put down the phone, run upstairs and knock on the bedroom door and shout in to Mommy and Uncle Fred that my car's just pulled up outside the house."

to pull up = Motorlu taşıtlar için, "frene basıp durmak"... Sanırım, eskiden at arabalarında, hayvanın dizginlerine asılıp durdurmak" kavramından gelmiş olsa gerek...

"Okay, Daddy!" A few minutes later, the little girl comes back to the phone. "Well, I did what you said, Daddy."

"And what happened?"

"Well, Mommy jumped out of bed and ran around screaming, then she tripped over the rug and went out the front window and now she's all dead."

trip over the rug = kilime ayağı takılıp düşmek...

"Oh, my God! What about Uncle Fred?"

"He jumped out of bed too, and he was all scared, and he jumped out the back window into the swimming pool. But he must have forgot that last week you took out all the water to clean it, so he hit the bottom of the swimming pool and now he's dead too."

There is a long pause.

"Swimming pool? Is this 555-3097?"

 "Yüzme havuzu mu dedin? Orası 555-3097 değil mi? 

Bir "benefits package" içinde anılanlara örnekler: retirement system, health insurance, life insurance, disability benefits, holidays, bereavement leave (yakın akraba ölümlerinde)... İleri ülkeler, çalışanlara köle muamelesi yaparlar: "Holidays" başlığı altında azami yılda on gün tatil ya vardır ya yoktur. Oysa bize gelince, sağolsun şimdiki Hükûmet de, "az maaş -- çok tatil" ilkesini öncekilerden aynen tevarüs etmişe benziyor...

 
 
 
 

 READING FOR FUN 

 CHILDREN'S LETTERS TO GOD

 ÇOCUKLARDAN TANRI'YA MEKTUPLAR

 PART - 2

*  *  *  *  *

Dear God:

* It's okay that you made different religions but don't you get mixed up sometimes?

 Birbirinden fareklı dinler yaratmış olmana bi diyeceğim yok; ama, arasıra kafan karışmıyo mu?... 

to get mixed up = 1. kafası karışmak, birbirine karıştırmak... 2. ( "in" veya "with" ile) Bir gruba yada eyleme bulaşmak: "He got mixed up in the wrong crowd and is now in prison. He got mixed up in drugs and is now in prison."

 

DİKKAT: "to get mixed up with sth" aynı zamanda edilgen yapı olarak da kullanılabilir: Edilgenlerdeki get = be kullanımından dolayı: "Have you seen my shirt?" "No, but I think it may have got mixed with the laundry." -- Belki çamaşırlara karışmıştır...

* I like the Lords Prayer the best of all. Did you have to write it a lot or did you get it right the first time? I have to write everything I ever write over again.

 Yani, "İlk seferinde son şeklini yakalayabilmiş miydin, Yoksa birçok kere yeniden gözden geçirerek revize etmek zorunda mı kaldın?"... 

* My grandpa says you were around when he was a little boy. How far back DO you go?

 "Dedem diyo ki, o çocukken de sen buralardaymışsın. Ne kadar gerilere gidiyorsun (= Ne zamandan beri varsın)?"... 

Örnek tümce: It goes far back to the Ottoman times. = Taa Osmanlılar zamanından kalmıştır... Taa Osmanlılar zamanına kadar gider...

* Did they really talk that fancy in Bible times?

 İncil'in yazıldığı zamanlarda insanlar gerçekten böyle fantazi - fantazi mi konuşuyorlardı?...

* I went to this wedding and they kissed right in the church ... is that okay?

wedding = düğün... right = burada vurgulama öğesi, pekiştirici olarak kullanılıyor....

* Did you really mean do unto others as they do unto you, because if you did then I'm going to fix my brother.

 İnsanlar sana nasıl davranıyorlarsa, sen de onlara öyle davran, dediğinde ciddi miydin? Çünkü eğer öyleyse, kardeşime iyi bir sopa çekeceğim de...

 CREME DE LA CREME

 *  Is Reverend Coe a friend of yours or do you just know him through the business?

 Peder Coe dostlarından birisi mi, yoksa onunla yalnızca iş icabı mı tanışıyorsun ??

 

 LANGUAGE TIPS

 

We have little sugar. = Çok az şekerimiz var.

We have a little sugar. = Biraz şekerimiz var.

I have few friends. = Çok az arkadaşım var.

I have a few friends. = Birkaç, üç-beş arkadaşım var.

 

Hatta, kinayeli ses tonlarıyla, "Biz de bu dünyada yapayalnız değiliz herhalde; bizim de dostlarımız, arkamız var," anlamı taşıyacaktır.

 SONUÇ  : Bir kimse için, "I have little love for him," derseniz, bunun anlamı: "Ona pek sevgim yok," hatta, "Ondan bayağa nefret ediyorum," olacaktır.

 

         

ANASAYFA      TESTLER      OKUMA      EĞLENCE

__________________________________________________________________________