Doç. Dr. Yalçın İzbul

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

Free Bilingual E-Zine Supplements

March 21, 2003

Supplement # 006

 
 

 

Be the first to know = İlk bilen siz olun !! and also the last to forget = Son unutan da !!  Buradaki yapı: "the first/second/last/etc + mastar"

Turkland Opens Airspace for U.S. Warplanes

By FRANK BRUNI (from The New York Times)

ANKARA, Turkland, March 20 — Turkland's Parliament voted today to open its airspace to American warplanes bound for Iraq, both to transport troops to northern Iraq and to take supplies to the region.

bound for Iraq = Irak'a gitmekte olan ("to bind" fiilinden; ayrıca en alttaki "Language Tips" Bölümüne bknz)... to transport troops = askeri birlikleri taşımak... to take supplies to the region = bölgeye ikmal malzemesi götürmek...

The resolution did not, however, authorize United States forces to use Turkish air bases and did not permit the movement of American ground troops through Turkland.

resolution = (Burada) "Tezkere"... air base = "hava üssü"... ground troops = kara birlikleri...

But it did include authorization for Turkish troops to enter northern Iraq to prevent any movement of refugees into Turkland, although American officials are still urging Turkland to keep troops away.

do + fiil (did include) = pekiştirici, vurgulayıcı bir yapıdır... refugee /ref-yu-cii/ = mülteci... to urge /ö:c/= "acildir,/önemlidir" çağrı veya uyarısında bulunmak... to keep sth away = birşeyi/şeyleri uzakta tutmak, yaklaştırmamak...

Iraqi Kurds have warned in the past that they might shoot at Turkish soldiers coming into the region.

to shoot at = ateş açmak, ateş etmek...

Today's decision, both Turkish and American officials said, means that Turkland will not receive a special package of at least $6 billion in new aid that the United States had offered. The aid was tied to full military cooperation, and those officials said it would be either scaled back substantially or eliminated.

was tied to full military cooperation = tam askeri işbirliğine bağlanmıştı... to scale back = (ölçeğini) indirmek... substantially = önemli derecede, büyük ölçüde... to eliminate = yoketmek, aradan çıkarmak, bertaraf etmek...

In Washington, the State Department spokesman, Richard A. Boucher, said overflights are routinely granted without provisions of economic assistance and that the United States expected that the flights concerning Turkland "will be handled in that manner."

spokesman = sözcü... overflight = yere konmadan, üzerinden uçarak geçme... to grant = (Burada) izin vermek (Ayrıca, "bahşetmek" veya "hakkını teslim etmek" gibi anlamları da vardır)... provisions = "tedarikler" gibi genel bir anlamı olan bu sözcük, ayrıca burada olduğu gibi, "bir anlaşmanın getirdiği/sağladığı/zorunlu kıldığı şeyler, anlaşmanın maddeleri" anlamında da kullanılıyor... to handle = "ellemek" kavramından yola çıkarak: yönetmek, çekip çevirmek... Burada, "o şekilde uygulamak" anlamında...

The United States had wanted to move armed forces across the southeast border of Turkland into northern Iraq at the start of an invasion, an option that might have expedited a military victory. For months, American officials pushed for such permission and were at times assured by the Turkish government that it was coming.

invasion = işgal ("to invade" fiilinden)... to expedite /eks-pi-dayt/ = 1. hızlandırmak; 2. hızla ifa etmek (Dikkat: Pek sık rastylayacağınız bir fiil değildir)... to push for = bir an önce gerçekleşmesi için "ittirmek"... to assure = "inanınız ki, sizi temin ederim ki" anlamıyla özdeştir...

A first agreement allowing in American troops failed by just four votes and Prime Minister Recep Tayyip Erdoğan's Justice and Development Party is concerned about a second vote.

to be concerned about = endişe duymak ("concern" kavramı, çoğu zaman, "ilgi" ve "endişe" kavramlarını birlikte taşır...

"It is important that our party's unity is not disrupted," Mr. Erdoğan told Parliament before the vote.

to disrupt = Genel kavramı: "kesintiye uğratmak, bozmak"...

A senior member of Mr. Erdoğan's party said in an interview that the withdrawal of the full American aid package might embitter some members of Parliament.

senior members = önde gelen üyeler... withdrawal = geri çekme veya çekilme ("to withdraw" fiilinden)... aid package = yardım paketi... to embitter = kızdırmak, küstürmek, öc almak isteği uyandırmak ("bitter" hale getirmek kavramından)...

Both Turkish and American government officials say a new, reduced package could still be negotiated, especially if Turkland decided later to increase its cooperation with American military efforts in Iraq.

to negotiate = görüşmelerde bulunmak, müzakere etmek (YADA, YENİ HÜKUMETİMİİİZİN TEZKERE DİLİYLE, "TEZEKKÜR ETMEK"... Dil tercihlerine bir diyeceğim yok ama, TBMM'de tezkerelerde kullanılan halis Osmanlıca sözcükleri doğru telaffuz edebilecek kâtip üyeler bulabilirlerse...

Justice Minister Cemil Çicek said on Wednesday that a parliamentary motion to allow American troops into Turkland could re-emerge, prompting financial aid.

Justice Minister = Adalet Bakanı... parliamentary motion = önerge (En alttaki "Language Tips" Bölümüne bknz)... to re-emerge = yeniden ortaya çıkmak... to promp = acilen gerektirmek yada bu yönde bir istek, gereksinim veya oluşum oluşturmak...

Turkish government officials fear that the country could suffer dire economic consequences from a war in Iraq. They say that Turkland lost of tens of billions of dollars in diminished trade and tourism after the Persian Gulf war in 1991.

suffer dire economic consequences = çok "dehşetli/korkunç/acılı/ürkütücü" ekonomik sonuçlara uğramak... to diminish = azalarak giderek yok olmak...

They also worry that a war could lead to the establishment of an independent Kurdish state in northern Iraq and rekindle separatist demands among Kurds in southeastern Turkland, some of whom waged a prolonged, bloody campaign for autonomy during the 1990's.

to rekindle /ri-kin-dl/= yeniden kıvılcımlandırmak, yeniden tutuşturmak... separatist = ayrılıkçı (En alttaki "Language Tips" Bölümüne bknz)... to wage a war/campaign = savaş sürdürmek... prolonged = uzun, uzamış...

 

 LANGUAGE TIPS

 1.   Metinde geçen "bound for" deyiminden farklı çok önemli bir yapı:

"to be bound + mastar"

Bu yapı "kaçınılmazlık bildirir. Dediğim gibi, önemli ve çok sık kullanılan bir deyimdir. Örnek tümceler:

This new initiative is also bound to fail. = Bu yeni girişimin de başarısız olması kaçınılmazdır.

This is bound to lead to new and more difficult questions. = Bu kesinlikle yeni ve daha çetin sorunlara yol açacaktır.

DİKKAT: Bu yapıyı, "to be bound to sth" = birşeye bağlı/bağıl olmak yapısı ile karıştırmayınız. İşte size dehşetengiz bir örnek:

If the hemoglobin molecule is bound to oxygen then one has oxy-hemoglobin or Hb02. If the hemoglobin molecule is bound to carbon monoxide then one has carboxy-hemoglobin or HbCO. If the hemoglobin molecule is bound to nothing then one has deoxy-hemoglobin or Hb.

 

 2.   "to move" = 1. hareket etmek/ettirmek... vb gibi bildiğiniz anlamları dışında, 2. önermek...

Dolayısıyla, motion = 1. hareket, kıpırtı... 2. önerge...

Ladies and gentleman, I move that this meeting be postponed to a later date... Daha ileri bir tarihe ertelenmesini öneriyorum...

The second (parliamentary) motion was defeated. İkinci önerge reddedildi...

 

 3.   "separate" Bu sözcüğü "seperate" şeklinde yanlış yazanları, ilaveten de Türkçedeki "karakter" sözcüğünü "karekter"; "koreografi" sözcüğünü "kareografi" şeklinde yazanları -- sevabınıza -- VURUN !!...

 

 
 
 

         

ANASAYFA      TESTLER      OKUMA      EĞLENCE