Doç. Dr. Yalçın İzbul

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

Free Bilingual E-Zine Supplements

April 2, 2003

Supplement # 008

 
 

Ömrün şu biten neş'esi tâm olsun, Erenler
Son meclisi câm üstüne câm olsun, Erenler

  Hello, Dearest Members... For your information -- put in a nutshell: I am now away at sea for a couple of days every so often... Çevirisi: Kısaca ve özetle, haber vermek istedim ki artık sık sık birkaç günlüğüne denizdeyim... and -- at times -- my correspondence is bound to suffer some delays... So, bear with me and be sure that you will get an answer for your queries within 48 hrs or so... Mesajlarınıza yanıtım gecikebilir. Kusuruma bakmayın ve 48 saat içinde yanıt alacağınıza emin olabilirsiniz -- Acil durumlarda: 0533 742 44 70 -- açıklarda, kaplama dışında değilsem!!...  
 
   

 

 CLEAN JOKES OF THE WEEK

 

 

SUCH FRANKNESS

 

Açık Sözlülüğün Böylesi...

 

When a guy's printer type began to grow faint, he called a local repair shop where a friendly man informed him that the printer probably needed only to be cleaned. Because the store charged $50 for such cleanings, he told him he might be better off reading the printer's manual and trying the job himself.

began to grow faint = soluk yazmağa başladı... to be better off = daha lehine ve kârına  olmak... to pull up = Motorlu... to pull up = Motorlu... to pull up = Motorlu...

Pleasantly surprised by his candor, he asked, "Does your boss know that you discourage business?"

pleasantly surprised = beklenmedik ve hoş bir şaşırmayla... candor = açık yüreklilik, açık sözlülük... to discourage business = müşterileri kaçırmak...[to encourage = teşvik etmek, kavramının tersi]...

"Actually, it's my boss's idea," the employee replied sheepishly. "We usually make more money on repairs if we let people try to fix things themselves first."

actually = "Aslında..", diye söze başlıyor... sheepishly = aptal ve herşeyi itiraf eder bir yüz ifadesiyle; "boynunu büküp itiraf etti" diyebilirdik...

 

IN THE COURT-ROOM

Mahkemede

Prosecutor: "Did you kill the victim?"

Defendant: "No, I did not."

Prosecutor: "Do you know what the penalties are for perjury?"

Defendant: "Yes, I do. And they're a lot better than the penalty for murder."

prosecutor = savcı, iddia makamı... victim = kurban... defendant = davalı, sanık (to defend = savunmak, kavramından)... penalty = ceza... perjury = yemin altında yalan söyleme...

 

 

 

 NAUGHTY JOKE OF THE WEEK

 

 

WHERE MEN'S BRAIN CELLS ARE !!

 

Erkek Beyin Hücrelerinin Bulunduğu Yer


Once upon a time, there was a female brain cell which, by mistake, happened to end up in a man's head.

 

Bir zamanlar, bir kadın beyin hücresi, bir yanlışlık sonucu, kendini bir erkek kafasının içinde buldu...

She looked around nervously, but it was all empty and quiet. "Hello?" she cried... but no answer. "Is there anyone here?"

Korku ve kuşkuyla çevresine baktı: Heryer öylesine bomboş ve sessizdi... "Meraba?!" diye seslendi... Yanıtsız... "Kimse yok mu burada?"

She cried a little louder, but still no answer....

Now the female brain cell started to feel alone and scared and yelled:

feel alone, feel scared = Kendini yalnız hissediyor, korkuyordu...

"HELLO, IS THERE ANYONE HERE?"

"KİMSE YOK MU BURALARDA?"

Then she heard a voice from far, far away...

"Hello - we're all down here...."

 Uzaklardan, uzaklardan bir ses duydu: "Meraba, meraba... Hepimiz, burada... AŞAĞIDAYIZ!! "

 
 

 

 LANGUAGE TIPS

 Püf Noktaları

 KİM GELDİ ??  NE(LER) OLDU) ??

Who? ve What? sözcükleri ile soru oluşturmakta güçlük çekiyor musunuz? Bu iki sözcük, öteki soru sözcüklerinden farklı olarak, kurdukları tümcenin aynı zamanda öznesi konumundadır:

Who came?

What happened?

Durum böyle olunca, bu sorulardan oluşturan ad-tümcelikler de herhangi bir sözdizim değişikliği gerektirmiyor. Neden? Çünkü, tümcenin düz ve soru diziliş biçimi özdeş de ondan:

Do you know who came?

He didn't tell me what (had) happened.

Oysa, bu iki soru sözcüğünün nesne konumunda olduğu sorular da olanaklıdır. Anlamın "Kimi? Neyi?" şeklini aldığı bu tür soruları yukardaki örneklerle karşılaştırınız:

Who (whom) did you see?

Can you tell me who (whom) you saw?

 

What did they do?

He didn't tell me what they did.

Soru sözcüğünün, aynı zamanda tümcenin öznesi konumunda olmasına başka örnekler:

Who came? Who told you that? Who is going to pay the bill?

What happened? What became of them?

Whose horse won? Whose car broke down?

Which one of your sisters is getting married?

Ve yeniden hatırlatalım ki, bu tür sorular dolaylı anlatımda herhangi bir sözdizimsel değişikliğe uğramayacaklardır; çünkü oldukları sıralanışla aynı zamanda bir ad-tümcelik niteliği de taşımaktadırlar:

Will you tell me who came here last night?

She asked me who had come.

I had no idea who had come.

I wish I knew what has become of them. (Şimdi nerelerde oldukları, ne yaptıklarını, başlarından neler geçmiş olduğunu keşke bilsem...)

Can you tell me whose horse has won?

I'd like to know whose car has broken down.

He didn't tell me which one of his sisters was going to get married.

 

 DOĞRU KAYNAK : VAKİT VE NAKİTTEN TASARRUF !!

 PRACTICA ENGLISFOTURKS

 BEŞİNCİ BASKI !!

 Onsuz Geçmiş Yıllarınıza Üzüleceksiniz !!

    BİLGİ   

   

 

         

ANASAYFA      TESTLER      OKUMA      EĞLENCE

__________________________________________________________________________