Doç. Dr. Yalçın İzbul

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

Free Bilingual E-Zine Supplements

March 15, 2003

Supplement # 012

 
 

 

 THOUGHTS FOR TODAY

 -- 1 --

 "Leave the world a bit better, whether by a healthy child or a garden patch." -- Ralph Waldo Emerson

You don’t have to do

something world-shaking

to make a difference...

Teaching a child to be

honest, responsible, compassionate, and polite

will reverberate with everyone he or she meets.

Planting a vegetable garden

beautifies the landscape --

and if you share the produce with neighbours or a soup kitchen,

you’ve demonstrated that you have a good heart

as well as a green thumb.

 

Dünyayı (bulduğunuzdan) biraz daha iyi (durumda) bırakınız...

patch = burada "bahçede küçücük bir alan" anlamında... you don't have to do something world-shaking = dünyayı sarsacak birşey (yada birşeyler) yapmak zorunda değilsiniz... compassionate  kım-pæ-şınit  = merhamet dolu, başkalarının durumunu anlayabilen... to reverbrate = .re-vıbıreyt  = yankı yapmak, titreşimleri tekrarlamak... soup kitchen = (ABD) evsiz ve fakirlere ücretsiz yemek verilen yer... to have a green finger = usta ve becerikli bir yetiştirici olmak, elini neye dokunsa yeşertmek...

 

 -- 2 --

 

"Happiness is not a station to arrive at, but a manner of traveling." --Margaret Lee Runbeck

People with a cheerful outlook

are not trouble-free;

they have just learned

how to deal with their problems

while emphasizing those facets of their life

that give them joy.

Review your situation,

identify what makes you happy,

and keep those things in the forefront of your mind.

 

Mutluluk, varılacak bir istasyon değil, bir yolculuk tarzıdır...

with a cheerful outlook = dünyaya neşeli, iyimser, gülen gözlerle bakan... outlook = genel görünüm... trouble-free = sorunsuz, sorunlardan arınmış... how to deal with = nasıl üstesinden gelineceği, başedileceği... to emphasize = vurgulamak... facet = yön, yüz, nitelik, veçhe, cephe, önyüz... to emphasize those facets of their life that give them joy = hayatlarının kendilerine mutluluk veren yönlerini vurgulamak... in the forefront = önplanda... in the background = arka planda...

 

 -- 3 --

 

"I finally figured out the only reason to be alive is to enjoy it." -- Rita Mae Brown

Every day is filled

with little successes, small blessings, modest surprises.

Train yourself

to notice each one

as they come.

They’ll not only give you

an enormous sense of pleasure,

they’ll also boost your confidence

so  [veya, so that] you can tackle bigger projects.

 

Sonunda anladım ki, varoluşun tek nedeni ondan mutluluk duymaktır...

 

small blessings = küçük mutluluklar ("kutsanmışlık, Tanrı'nin verdikleri" kavramından)... modest = ılımlı, mütevazi, alçakgönüllü -- modest surprises deyimini örneğin "mini mini sürprizler" diye çevirirdim... Train youself (+ infinitive/mastar) = Kendinizi eğitiniz... as they come = 1. geldikleri gibi, oldukları şekliyle; 2. geldikçe, karşınıza çıktıkça... enormous = kocaman... to boost = hızla yükseltmek... your confidence = kendinize olan güveniniz... to tackle = (burada) başedebilmek, üstesinden gelmek = to tackle a problem...

Texts adapted from www.mailbits.com

 LINGUISTIC NOTES

SON SATIRDA KULLANILAN GRAMER YAPISI:

EYLEMİN AMACINI BELİRTEN BİR ZARF-TÜMCELİK TİPİ

so that + will / can / may / shall

so that + would / could / might / should

Önemli Not: Bu yapıda, ilk satırdaki bağlaç grubu present ve future zaman boyutlarına yönelik anlatımlarda, ikinci satırdakiler ise past zaman boyutuna yönelik anlatımlarda kullanılır.

    Konuşma dilinde "so that" yerine yalnızca "so" kullanımına sıkça rastlanır.

    "So that" yerine "in order that" yapısı da olanaklıdır. Ancak aynı derecede yaygın değildir ve may/might, shall/should kullanımı ile sınırlıdır.

I

turn / am turning / have turned / will turn / am going to turn

on the heater

so that

 

the house will (can, may, shall) be warm when they come back.

Döndüklerinde ev sıcak olsun (olabilsin, vb. diye...

... ki, döndüklerinde ev sıcak olsun (olabilsin, vb).

I

turned / was turning / had turned / would turn / was going to turn

on the heater

so that

 

the house would (could, might, should) be warm when they come back.

Döndüklerinde ev sıcak olsun (olabilsin, vb. diye...

... ki, döndüklerinde ev sıcak olsun (olabilsin, vb).

Karışık Örnekler:

We must keep the meat in the refrigerator so that it will not go off. (Bozulmasın diye...)

She put the meat in the oven at six o'oclock so that it would be ready by eight. (Past tense olduğunu nereden anladık? Present "puts" olacaktı.)

I have given / will give him a key so that he can get into the house whever he needs to. = Her ne zaman ihtiyacı olursa eve girebilsin diye ona bir anahtar vermiş bulunuyorum / vereceğim.

I had given / gave him a key so that he could get into the house whenever he needed to.

He worked himself to death in order that his family might live in luxury.

NOT: Şiirde yada hitabette doğrudan "that" bağlacının kullanıldığına tanık olabilirsiniz: "And wretches hang that jurymen may dine..." (18 yy şiiri)

DİKKAT... DİKKAT... Bu yapıdaki örnekler, asla ve asla would, should, could, might herzaman için will, shall, can, may biçimlerinin "past tense" şekilleridir anlamına çekilmemelidir. Bunlar, çoğu yerde kendileri de bağımsız anlamlı birer "present tense" yardımcı fiili niteliği taşırlar.

 

         

ANASAYFA      TESTLER      OKUMA      EĞLENCE

__________________________________________________________________________