THOUGHTS FOR
TODAY
-- 1 --
Start
off by building
your character, not just your image...
"Yola çıkarken" (işe
başlarken; hayatınıza başlarken) imaj değil karakter oluşturarak başlayın...
Building an image is easy...
By and large
all you have to do is
to
wear
the right clothes,
reflect the appearance that people seem to care for,
and
say the right things...
by and large
= büyük ölçüde...
all you have to do
= yapmak zorunda olduğunuz tek şey...
LINGUISTIC NOTE:
"WHAT you have to do"
= Yapmak zorunda olduğun şey... "ALL you have
to do" = Yapmak zorunda olduğun TEK şey...
"ALL I wanted" = Bütün istediğim; tek istediğim
("istediğimin tümü" kavramından...
SAMPLE USAGES:
"What I want to do now is to
go home and get some rest."
All I want to do is to have a look
at it; I won't take it away with me.
All I did was to have a look at
it; I didn't take it away with me...
= Sadece bir bakmak istedim; alıp götürmedim ya!...
All I want is to be free...
All I wanted was to be free; I
cared for nothing else...
= Tek (bütün) istediğim özgür olmaktı; başka hiçbirşey gözümde yoktu...
All I want is you...
= Tek istediğim sensin... (BU TÜMCEYİ saklayın; eninde sonunda lazım
olacaktır...)
The trouble with such an image is
(that)
it is
shallow
and insincere
and eventually people will find out about it...
shallow
= sığ, derin olmayan; burada mecazi olarak "yüzeysel"... insincere =
samimiyetsiz...
sincere = frank
= içtenlikli...
eventually
= sonunda, eninde sonunda...
will found out about it
= bu konudaki gerçekleri bulup öğreneceklerdir...
To build up your
character
you must be honest, forthright, reliable,
and true to your principles
even when they are unpopular or inconvenient...
fortright
= özü sözü bir, dimdik karakterde...
reliable =
güvenilir...
true to =
sadık...
unpopular =
sevilmiyor, sevimsiz, istenmiyor, beğeni ile karşılanmıyor; "popüler"
değil...
inconvenient
= uygun zemin ve zamanda olmayan, rahatsızlık doğuran...
LINGUISTIC NOTE:
Buradaki "popular" -
"unpopular" ikilemini kavramakta güçlük çekiyorsanız, siyasette de
"popülizm" yapmanın, devlet adamlığı açısından ne derece büyük bir hata
olduğunu düşününüz...
It’s tougher than image-building, but it will win you respect...
tough okunuşu
/taf/
= (burada) zor...
will win you respect
= size saygı ve saygınlık kazandıracaktır...
-- 2 --
You must begin
with the end in mind...
Başlarken, hedefiniz de aklınızda olmalı; Hedefinizi saptayarak işe
başlayınız...
If you are in İzmir and you want to get to İstanbul in the shortest time
possible, you wouldn’t book a flight to Ankara. What applies to travel
also applies to any new task you begin.
If you identify your goal and focus on it, you’re less likely to wander
off on unproductive, unprofitable tangents.
in the shortest time possible
= mümkün olan en kısa zamanda...
you wouldn't
= ...mazdınız...
to book a flight
= uçakta yer
ayırtmak, bilet almak...
what applies to travel
= seyahatler için geçerli olan şey...
also applies to ...
= ... için de geçerlidir...
identify your goal
= hedefinizi belirlemek...
focus on it
= üzerine odaklanmak...
you are less likely + infinitive
(mastar)
= ... yapmanız daha az olasıdır, daha az olasılık taşır...
wander off ...
= başını alıp uzaklaşmak, gayesiz dolaşmak...
DİKKAT: Buradaki
deyimin ilgeç olarak "on" aldığına dikkat ediniz...
tangent
= Walla biz okuldayken geometri terimi olarak "tanjant" denirdi; hala öyle
mi bilemem: Buradaki mecazi anlam "hedefinden sapmışlık, alakasız dolaşma
veya yanlış yönlere yönlenme" kavramları üzerine kurulu...
LINGUISTIC ANECDOTE:
Vaktiyle İngiltere'de kız
arkadaşımın babasının "book-maker" olduğunu öğrenince, genç bir entel
olarak çok gururlanmıştım. Bunun "bahisçilik" anlamına geldiğini ve hatta
biraz gangesterimtrak bir iş olduğunu neden sonra öğrendim.
THE SEQUEL / DEVAMI:
Bir keresinde evlerinde
yemeğe davet etmişlerdi; uşak servisi filan. Kız bir ara gururla, "Biz
yemeklerde olive oil kullanıyoruz" deyince, ben de saf saf, "Ne var ki;
biz hep zeytin yağı kullanırız" demiştim. Ne bileyim,
zeytinyağının eczanelerde gramla
satılacak kadar nadir olduğunu...
MALEDICTION / BEDDUA:
Bu
arada, geçen gün bana "çiçek yağında" kızartılmış ekmek içi saldalya satan
kişi inşallah sabaha kadar midesinden kıvranır da, ödeşiriz...
Bu arada, tıptaki "sekel" kavramının
da nereden geldiğini görmüş oldunuz... İngilizce okunuşu: /si:-kuıl/
yani "düm-tek" düzeninde...
LINGUISTIC NOTE:
Zor bir sözcük olan
"malediction" ı tercih ettim... "curse, damn" gibi sözcükler de
kullanabilirdim... Ama aslında çok kolay: "Mal-, male-" ile başlayan
sözcükler gördünüzmü = kötülük; "bene-" görürseniz = iyilik...
malfunction = bozukluk... malady =
hastalık... malignant = kötülük isteyen veya eden; tıpta ise "kötü
huylu"...
beneficial = yararlı... benefit =
yarar, fayda... benediction = kutsama, takdis...
"Diction" da konuşma işte...
Zor gibi görünen "malediction"
sözcüğü, aslında ne derece kolaymış, değil mi!...
