Doç. Dr. Yalçın İzbul

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

Free Bilingual E-Zine Supplements

May 20, 2003

Supplement # 018

 
 

 

 THOUGHTS FOR TODAY

 -- 1 --

 

Start off by building your character, not just your image...

 

"Yola çıkarken" (işe başlarken; hayatınıza başlarken) imaj değil karakter oluşturarak başlayın...

 

Building an image is easy...

 

By and large

all you have to do is

to wear the right clothes,

reflect the appearance that people seem to care for,

and say the right things...

 

by and large = büyük ölçüde... all you have to do = yapmak zorunda olduğunuz tek şey...

 

 LINGUISTIC NOTE:  "WHAT you have to do" = Yapmak zorunda olduğun şey... "ALL you have to do" = Yapmak zorunda olduğun TEK şey...  "ALL I wanted" = Bütün istediğim; tek istediğim ("istediğimin tümü" kavramından...

 

 SAMPLE USAGES:  "What I want to do now is to go home and get some rest."

All I want to do is to have a look at it; I won't take it away with me.

All I did was to have a look at it; I didn't take it away with me... = Sadece bir bakmak istedim; alıp götürmedim ya!...

All I want is to be free...

All I wanted was to be free; I cared for nothing else... = Tek (bütün) istediğim özgür olmaktı; başka hiçbirşey gözümde yoktu...

All I want is you... = Tek istediğim sensin... (BU TÜMCEYİ saklayın; eninde sonunda lazım olacaktır...)

 

The trouble with such an image is

(that) it is shallow

and insincere

and eventually people will find out about it...

 

shallow = sığ, derin olmayan; burada mecazi olarak "yüzeysel"... insincere = samimiyetsiz... sincere = frank = içtenlikli... eventually = sonunda, eninde sonunda... will found out about it = bu konudaki gerçekleri bulup öğreneceklerdir...

To build up your character

you must be honest, forthright, reliable,

and true to your principles

even when they are unpopular or inconvenient...

 

fortright = özü sözü bir, dimdik karakterde... reliable = güvenilir... true to = sadık... unpopular = sevilmiyor, sevimsiz, istenmiyor, beğeni ile karşılanmıyor; "popüler" değil... inconvenient = uygun zemin ve zamanda olmayan, rahatsızlık doğuran...

 

 LINGUISTIC NOTE:  Buradaki "popular" - "unpopular" ikilemini kavramakta güçlük çekiyorsanız, siyasette de "popülizm" yapmanın, devlet adamlığı açısından ne derece büyük bir hata olduğunu düşününüz...

It’s tougher than image-building, but it will win you respect...

 

tough okunuşu /taf/ = (burada) zor... will win you respect = size saygı ve saygınlık kazandıracaktır...

 

 

 -- 2 --

 

You must begin with the end in mind...

 

Başlarken, hedefiniz de aklınızda olmalı; Hedefinizi saptayarak işe başlayınız...

If you are in İzmir and you want to get to İstanbul in the shortest time possible, you wouldn’t book a flight to Ankara. What applies to travel also applies to any new task you begin.

If you identify your goal and focus on it, you’re less likely to wander off on unproductive, unprofitable tangents.

in the shortest time possible = mümkün olan en kısa zamanda... you wouldn't = ...mazdınız... to book a flight = uçakta yer ayırtmak, bilet almak...

 

what applies to travel = seyahatler için geçerli olan şey... also applies to ... = ... için de geçerlidir...

 

identify your goal = hedefinizi belirlemek... focus on it = üzerine odaklanmak...

 

you are less likely + infinitive (mastar) = ... yapmanız daha az olasıdır, daha az olasılık taşır... wander off ... = başını alıp uzaklaşmak, gayesiz dolaşmak... DİKKAT: Buradaki deyimin ilgeç olarak "on" aldığına dikkat ediniz... tangent = Walla biz okuldayken geometri terimi olarak "tanjant" denirdi; hala öyle mi bilemem: Buradaki mecazi anlam "hedefinden sapmışlık, alakasız dolaşma veya yanlış yönlere yönlenme" kavramları üzerine kurulu...

 

 LINGUISTIC ANECDOTE:  Vaktiyle İngiltere'de kız arkadaşımın babasının "book-maker" olduğunu öğrenince, genç bir entel olarak çok gururlanmıştım. Bunun "bahisçilik" anlamına geldiğini ve hatta biraz gangesterimtrak bir iş olduğunu neden sonra öğrendim.

 

 THE SEQUEL / DEVAMI:  Bir keresinde evlerinde yemeğe davet etmişlerdi; uşak servisi filan. Kız bir ara gururla, "Biz yemeklerde olive oil kullanıyoruz" deyince, ben de saf saf, "Ne var ki; biz hep zeytin yağı kullanırız" demiştim. Ne bileyim, zeytinyağının eczanelerde gramla satılacak kadar nadir olduğunu...

 

 MALEDICTION / BEDDUA:  Bu arada, geçen gün bana "çiçek yağında" kızartılmış ekmek içi saldalya satan kişi inşallah sabaha kadar midesinden kıvranır da, ödeşiriz...

 

Bu arada, tıptaki "sekel" kavramının da nereden geldiğini görmüş oldunuz... İngilizce okunuşu: /si:-kuıl/  yani "düm-tek" düzeninde...

 

 LINGUISTIC NOTE:  Zor bir sözcük olan "malediction" ı tercih ettim... "curse, damn" gibi sözcükler de kullanabilirdim... Ama aslında çok kolay: "Mal-, male-" ile başlayan sözcükler gördünüzmü = kötülük; "bene-" görürseniz = iyilik...

 

malfunction = bozukluk... malady = hastalık... malignant = kötülük isteyen veya eden; tıpta ise "kötü huylu"...

 

beneficial = yararlı... benefit = yarar, fayda... benediction = kutsama, takdis...

 

"Diction" da konuşma işte... Zor gibi görünen "malediction" sözcüğü, aslında ne derece kolaymış, değil mi!...
 

 

 

         

ANASAYFA      TESTLER      OKUMA      EĞLENCE

__________________________________________________________________________