THOUGHTS FOR
TODAY
-- 1 --
Do
you ever sit back and think about how important it is to take
care of your personal appearance?
Şöööle bir oturup düşünüyor musunuz hiç, ne derece önemlidir kişisel
görünümünüze itina göstermek... (DİKKAT: Çevirileri "kuvvetli" olmaları
için, mealen ve abartarak veriyorum)
LINGUISTIC NOTE:
Do
you ever + present
= Siz hiç ...
mısınız?
Have you ever + V3
= Hiç bugüne kadar ... ?
Örnekler:
Do you ever think about how
important it is to have friends?... Have you ever thought about how
important it is to have friends?
It is
never enough to have an upright and reliable character. You should also
physically
stand up straight... Wear clothes that make you look good. Invest in a
better hair style... So on so forth...
is never enough
= asla yeterli değildir...
upright
= dürüst, başı dik, alnı açık...
You should ... etc
= Fizik olarak da
dik durmalısınız...
that make you look good
= size yakışan, iyi gösteren... so on so forth
= vb, vb..., vesaire, vesaire...
When you
speak with someone, make eye contact. Be friendly with everyone you meet.
Be honest about what you can do, and ask straightforward questions when
you do not understand something.
Make
eye contact
= Gözlerinizi kaçırmayınız, gözlerinin içine bakınız...
straightforward
= dosdoğru (fiziki veya mecazi anlamda kullanılabilir...
Do not
meander, but walk as if you were always on your way to an important
appointment... Show that you are purposeful in thought and action, so that
people will see you as a person who stands for something positive.
to meander
= gayesiz dolaşmak, doğru hat üzerinde ilerlememek...
by and large
= büyük ölçüde...
to stand for
= temsil etmek, timsali olmak...

-- 2 --
"Charity begins at home," says an old proverb...
“Succeed at home first,” we could add by extension of meaning...
"Charity begins at home"
= "Hayırlı insan olmak önce evde/yuvada başlamalı"...
CHARITY
=
Genelde "hayır işleri" veya "hayır yapmak" anlamlarında kullanılan bu
sözcük, aslında Anglo-Sakson Hristiyan felsefesinde "başkaları hakkında
hayırlı şeyler düşünmek, insaflı olmak, yardımsever olmak" gibi çok geniş
bir alanı kapsıyor...
by extension of meaning
= anlamını genişleterek...
Many a time a cliche is true... The
"successful" executive arrives at the end of his career only to find that
he has won wealth and prestige but has lost the affection of his family...
many a time
= (deyim) çoğu zaman, çoğu kez = many times...
affection
= sevgi (çoğu zaman tutkulu bir cinsellik boyutu içeren "love" sözcüğünden
farklı olarak)...
"Başarılı" bir yönetici kariyerinin sonuna gelir, ama bakar ki servet ve
prestij kazanmıştır, ama ailesinin sevgisini yitirmiştir...
LINGUISTIC NOTE: DİKKAT...
DİKKAT... =
Mastarlarla kurulan bu yapı son
derece zordur ve kolaylıkla gözden kaçar. Anlam üzerinden gitmekten başka
çare de yoktur. Ayrıca "only" sözcüğünün de yapıdan kimi zaman
düşürülebildiğine dikkat ediniz.
Örnekler:
"He went back to the place
only to see that everyone had already left." = Oraya döndü, ama gördü ki
herkes çekip gitmişti... "He went to see his friend only to find that he
had left the town." = Arkadaşını görmeğe gitti, ama şehri terketmiş
olduğunu öğrendi...
Dediğim gibi, tek rehberiniz, "Sırf
şehri terketmiş olduğunu öğrenmek için arkadaşını görmeğe gitti"
şeklindeki yorumun anlamsız bir ifade olması...
Never let your work overwhelm your obligations to your family. In those
iffy situations where you could either work late or go home, lay your
papers down and choose to spend the evening with the people you love...
to overwhelm
= yere sermek, çaresiz ve güçsüz duruma düşürmek, paralize etmek,
anlamsız veya gereksiz hale getirmek...
Zor bir sözcük... İşte bazı
örnekler:
"The allied air bombardment
overwhelmed the Iraqi army within a few days." "Do multiple vaccines
impair or completely overwhelm the infant's immune system?" (Acaba
mültipıl aşılar bebeğin bağışıklık sistemini bozuyor, hatta tümüyle yerle
bir mi ediyor?)... "The web can easily overwhelm you with the tremendous
amount of information flow on every subject." (Sizi paralize hale
getirebilir)... "I was feeling a little overwhelmed under the
circumstances." Mevcut durumda kendimi biraz çaresiz ve başa çıkamaz
hissediyordum
iffy situations
= "acaba şöyle mi yapsam, böyle mi yapsam" durumları, riskli olabilecek
durumlar...
lay your papers down
= kağıtlarınızı (evraklarınızı) masaya bırakın...

NOT: Bu başlık altında başlattığım dizideki
"öğüt verir" tavrımdan bazı üyelerimizin rahatsız olduğu bana iletildi. Hadi,
bunları "kendi kulağıma küpe olsun, kendime öneriler" diye yazıyorum diyeyim de
barışalım!
