Doç. Dr. Yalçın İzbul

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

Free Bilingual E-Zine Supplements

July 1st, 2003

Supplement # 026

 
   

 

 

 CLEAN JOKES OF THE WEEK

 

 

REJUVENATION

 

= Gençleşme, gençleştirme... He's so juvenile.  /cu-vı-nayl/ = Çocuk gibi, çocukça davranıyor... juvenile delinquency /di-lin-kuinsi/ = çocuk suçluluğu, reşit yaş altı davranış sapkınlıkları (cinsellik içermez; sadece hırsızlık, şiddet, vb)...

 

A boy and his Father went to a shopping mall. They were amazed by two shiny, silver walls that could move apart and back together again.

 

shopping mall = (USA) alışveriş merkezi... to be amazed by = tarafından şaşkınlığa düşürülmek, şaşakalmak... to shine = parlamak... shiny /şay-ni/ = parlak... to move apart ve to move back (together) again = Deyimleri not ediniz.


The boy asked his Father, "What is that Father?"

The Father responded, "Son, I have never seen anything like that in my life, I don't know what it is."

While the boy and his Father were watching, an elderly woman slowly walked up to the moving walls and pressed a button. The walls opened and the lady walked between them into a small room. The walls closed and the boy and his father watched small circles of lights with numbers above the walls light up.

They continued to watch the circles light up in the reverse direction. The walls opened up again and a beautiful 25-year old woman stepped out.

The Father said to his son, "Quick!! Go get your Mother".

 

 "Çabuk!! Git Anneni Getir !!

 

 LANGUAGE TIPS :  Buradaki "quick" sözcüğü, "Be quick" = Çabuk ol, acele et, deyiminden kaynaklanıyor. Eğer belirteç (zarf) olarak "quickly" kullansaydık "çabucak git getir" demiş olurduk. Bu tür bir durumda, birinci tarz kullanım, İngilizce'de çok daha doğal...

 THE COUNTDOWN

= Geriye sayma... Tıpkı, "to break down" = bozulmak, arıza yapmak, fiilinden "breakdown" = bozukluk, arıza adı gibi...

A man goes to his doctor for a complete checkup. He hasn't been feeling well and wants to find out if he's ill. After the checkup, the doctor comes out with the results of the examination.

"I'm afraid I have some bad news. You're dying and you don't have much time," the doctor says.

"Oh no, that's terrible! How long have I got?" the man asks.

"10.." says the doctor.

"10? 10 what? Months? Weeks? What?!" he asks desperately.

The doctor gives him a pitying look and starts the countdown:

"10...9...8...7..."

desperately = çaresizlik içinde... to give a pitying look = acıyan gözlerle bakmak...

 

 

 

 

 NAUGHTY JOKE OF THE WEEK

 

 

WHAT RANDY RANCHERS DO

 

"randy"... "to feel randy" daha çok İngiliz İngilizce'sinde kullanılan bir deyimdir = sevişme "mood"unda olmak, yada daha kaba deyimiyle "abaza hissetmek"... Öte yandan, "abaza" kavramının İngilizce'deki tam karşılığı "sex-starved" olup, hiç de kaba bir deyim sayılmasa gerekir. Ama, tabii, uluorta, zaman ve zemine aykırı da düşmemeli...

 

PEKİ, Diyelim ki bu veya bir başka deyimin nasıl kullanıldığını örnekleriyle görmek istiyorsunuz. Hemen google.com adresini açıyorsunuz. Tırnak içinde "feel randy" yazıyorsunuz. Çıkan sayfaların "cached" yani "önbellek" sayfasına basıyorsunuz: Böylece deyimin geçtiği yerleri farklı renkte bir anda görebiliyorsunuz. Yani metin içinde aramağa gerek kalmadan...

 

Bu kullanım örneklerinden, hoşunuza giden, yada ilerde sizin de kullanabileceğinizi düşündüklerinizi defterinize kaydediyorsunuz.

 

 UNUTMAYIN: GOOGLE.COM VARKEN, ÖĞRENMEMEK, BİLMEMEK AYIPTIR!!

 

Şimdi aşağıdaki süper bir fıkra bulacaksınız:

A ventriloquist cowboy walked into town and saw a rancher sitting on his porch with his dog.
Cowboy: "Hey, cool dog. Mind if I speak to him?"

"Hey, ne tatlı bir köpek. Onunla konuşmamın (sizin için) bir sakıncası var mı?  Tabiatıyla, "cool" sözcüğünü nasıl denk düşürürseniz öyle çevirebilirsiniz. Sadece bir pekiştirici: sevimli, kıyak, esaslı, harika, vb ne uygun düşürebilirseniz...

Rancher: "This dog don't talk."
Cowboy: "Hey dog, how's it goin?"
Dog: "Doin all right."
Rancher: (Extreme look of shock)

Bizim çiftçi şoka uğramıştır...

Cowboy: "Is this your owner?(pointing at the rancher)"
Dog: "Yep."
Cowboy: "How's he treating you?"
Dog: "Real good. He walks me twice a day, feeds me great food, and takes me to the lake once a week to play."
Rancher: (Look of disbelief)

Cowboy: "Mind if I talk to your horse?"
Rancher: "Horses don't talk!"
Cowboy: "Hey horse, how's it goin?"
Horse: "Cool"
Rancher: (An even wilder look of shock.)
Cowboy: "Is this your owner?" (pointing to the rancher)
Horse: "Yep."
Cowboy: "How's he treat you?"
Horse: "Pretty good. Thanks for askin'. He rides me regular, brushes me down often, and keeps me in the barn to protect me from the elements."
("the elements" ile "tabiat ve"hava şartları" kastediliyor...)
Rancher: (Total look of shock and amazement)

Cowboy: "Mind if I talk to your sheep?"
Rancher: (stuttering and hardly able to talk)...
(Çiftçi kekelemektedir; konuşamaz durumdadır...)

Th-Th- Them sheep ain't nothin' but liars!!!

 BU KOYUNLAR YALANCIDAN BAŞKA BİRŞEY DEĞİLLER!!

 
 

 LANGUAGE TIPS

 

What a pity! = Tüh tüh! Vah vah! Ne yazık!

What a pity you couldn't come. = It's a pity that you couldn't come. = Gelemediğinize ne derece üzüldüm, bilemezsiniz

Have pity on me! = Acı bana, merhamet et!... God Almighty! Have mercy on (upon us)! yakarışında olduğu gibi...

I won't pity him! = Hiç acımayacağım ona!

I pity you! = Acıyorum sana! (hakaret ve aşağılama: "Beş para etmezsin" der gibi birşey...

 

 Ve... Çok yaygın yapılan bir yanlışlık...

"pitiful" sözcüğü, çoğu zaman, beklentinizin tersine bir anlam taşır:

He/she/it was in a pitiful state... = Çok acınacak durumdaydı...

Tıpkı "sorry-looking" gibi... Üzgün görünen" değil, "ACINACAK HALDE" demektir...

She was in a sorry-looking state... A sorry-looking dog was in the middle of the road... It was a very sorry-looking camp site with a lot of sorry-looking campers hanging around...

 

 

 METİNDEKİ ŞU TÜMCE YAPISINA DİKKAT EDİNİZ :

 The boy and his father   watched   small circles of lights with numbers above the walls   light up.

Subject + see, hear, watch + somebody/something + do something

 İşte örnekler:

I heard him come in, but didn't notice him leave at all.

We watched the men keep charging at each other with stones and sticks. Birbirlerine durmadan saldırdıklarını gördük...

Ve biraz farklı bir yapıda:

Did you see that man hitting the dog with a stick.

         

ANASAYFA      TESTLER      OKUMA      EĞLENCE

__________________________________________________________________________