Doç. Dr. Yalçın İzbul

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

Free Bilingual E-Zine Supplements

July 11th, 2003

Supplement # 032

 
   

 

 

 CLEAN JOKES OF THE WEEK

 

 

GRATITUDE

 

Okunuşu = /græ-tiçuyd/ = minnettarlık...

 

Peki bu /ç/ sesi nereden çıktı şimdi?? Biliyorsunuz, "u" harfi ile gösterilen /yu/ sesinden önce /d/ sesinde bir /c/ leşme; ve /t/ sesinde ise bir /ç/ leşme yapılır. Örnek Do you? Don't you?... Bu sözcükleri vurgulayarak ayrı ayrı söylerseniz, ses değişikliği uygulamazsınız. Ama, normalde olduğu gibi, birbirine ularsanız, yukardaki uygulama geçerlik kazanır.

 

Bu arada bu /c/ ve /ç/ sesini DÜPEDÜZ /c/ ve /ç/ değil de, "C'leşen / Ç'leşen T" şeklinde telaffuz etmeğe çalışınız.

 

Gardner goes to see his supervisor in the front office.

 

"Boss," he says, "we're doing some heavy house-cleaning at home tomorrow, and my wife needs me to help with the attic and the garage, moving and hauling stuff."

 

attic /æ-tik/ = tavanarası ('nda depo olarakkullanılan oda -- bizde rastlanmıyor, ama onların kültüründe çok önemli bir kavram)... to do (some heavy) house-cleaning = Deyime dikkat... to haul /ho:l/ (kalın /l/ ile = çekmek, sürüklemek, çekerek hareket ettirmek (kavramda, belli bir efor sarfı gerektirmek nüansı vardır)...

"We're short-handed, Gardner," the boss replies. "I can't give you the day off."


We're short-handed. = Eleman açığımız var, yeterli adamımız yok... give (take) the day off = günlük izin vermek (almak)...


"Thanks boss," says Gardner, "I knew I could count on you!"

 

I knew I could... etc. = Size güvenebileceğimi biliyordum, Patron!!

 

count on = güvenmek, dayanmak, umudunu ona bağlamak, sözünü tutacağına inanmak... LÜTFEN DEYİME DİKKAT EDİNİZ: "saymak" kavramı ile uzaktan yakından bir ilgisi yok: I know I can count on you... I'm sure we can count on your cooperation... You can count on me... There may be some wage increases next year, but don't count on a big raise (Çok büyük bir artış bekleme)...
 

 WHO DARES STOP TEMEL IN THE MIDDLE OF A SENTENCE !!

 Who dares?  =  Kim cesaret edebilir ki?

DİKKAT: "dare" fiilinden sonra "to" kullanılabilir veya kullanılmayabilir de...

Temel was learning English.

Teacher: Temel, give me a sentence starting with "I".

Temel began, "I is..."

Teacher stopped him short: "No, Temel. Always say, "I am..."

Temel: All right... "I am the ninth letter of the alphabet."

stopped him short = sözünü kesti; sözünü bitirmesine izin vermedi...

 

 

 

 

 NAUGHTY JOKE OF THE WEEK

 

 

THE BIG BLUNDER

 

A dinner conversation that took the wrong turn

 

Okunuşu = /blan-dı(r)/ = çam devirme...

 

to take the wrong turn = yanlış mecraya girmek, gitmemesi gereken bir yöne dönmek

 

WIFE: "What would you do if I died? Would you get married again?"

HUSBAND: "Definitely not!"

WIFE: "Why not - don't you like being married?"

HUSBAND: "Of course I do."

WIFE: "Then why wouldn't you remarry?"

= O halde neden yeniden evlenmeyesin ki??

HUSBAND: "Okay, I'd get married again."

WIFE: "You would?" (With a hurtful look on her face).

HUSBAND: (makes an audible groan). = işitilebilir bir inilti çıkarır...

WIFE: "Would you sleep with her in our bed?"

HUSBAND: "Where else would we sleep?" = Başka nerede yatabiliriz ki? ("Yatmak" tıpkı Türkçe'de olduğu gibi çift anlamlı)...

WIFE: "Would you replace my pictures with hers?"

HUSBAND: "That would seem like the proper thing to do."

= Yapılması uygun ve münasip birşey görünüyor...

WIFE: "Would she wear my jewellery?"

HUSBAND: "Well, I suppose so."

WIFE: "Would she use my tennis racket, too?"

HUSBAND: "No, she's left-handed."

WIFE: - - - silence - - -

HUSBAND: "Shit..."

Biliyorsunuz, "shit" sözcüğü dar anlamda "feçes, gaita, dışkı", anlamında hiç de kibar olmayan bir sözcüktür... Yani, tam karşılığı = B*K!!!

Ama, günlük konuşmada, tıpkı "F*CK" gibi sürekli kullanımla duruma göre hertürlü anlatabilecek bir anlam genişliği ve belirsizliği kazanmıştır.

Dolayısıyla, kadının kocasının burada verdiği tepkiyi Türkçe'ye en iyi örneğin şöyle çevirebiliriz:

 TÜH, ALLAH KAHRETSİN!!  HAY DİLİMİ EŞŞEK ARISI SOKSUN !!

 
 

 Well, folks, have a nice weekend; and if you're going out with your partner, stay out of trouble -- just refrain from talking about this, that and the other; and about Tom, Dick and Harry !!

 "this, that and the other"  = o şu bu (Yada daha moda terimiyle SHUBUO!!)

  "Tom, Dick and Harry"  = Ali Veli, Ayşe Fatma, Ahmet Mehmet, Hasan Hüseyin...

 refrain from  = -- dan kaçınmak...

         

ANASAYFA      TESTLER      OKUMA      EĞLENCE

__________________________________________________________________________