| |
|

CLEAN JOKES OF THE WEEK

GRATITUDE
Okunuşu
= /græ-tiçuyd/
=
minnettarlık...
Peki bu
/ç/ sesi nereden çıktı şimdi?? Biliyorsunuz, "u" harfi ile
gösterilen /yu/ sesinden önce /d/ sesinde bir /c/ leşme; ve /t/
sesinde ise bir /ç/ leşme yapılır. Örnek Do you? Don't you?... Bu
sözcükleri vurgulayarak ayrı ayrı söylerseniz, ses değişikliği
uygulamazsınız. Ama, normalde olduğu gibi, birbirine ularsanız,
yukardaki uygulama geçerlik kazanır.
Bu arada
bu /c/ ve /ç/ sesini DÜPEDÜZ /c/ ve /ç/ değil de, "C'leşen / Ç'leşen
T" şeklinde telaffuz etmeğe çalışınız.
Gardner goes to see his supervisor in the front office.
"Boss," he says, "we're doing some heavy house-cleaning at home
tomorrow, and my wife needs me to help with the attic and the
garage, moving and hauling stuff."
attic
/æ-tik/ =
tavanarası ('nda depo olarakkullanılan oda -- bizde rastlanmıyor,
ama onların kültüründe çok önemli bir kavram)...
to do (some heavy)
house-cleaning =
Deyime dikkat... to haul
/ho:l/
(kalın /l/ ile = çekmek, sürüklemek, çekerek hareket
ettirmek (kavramda, belli bir efor sarfı gerektirmek nüansı
vardır)...
"We're short-handed, Gardner," the boss replies. "I can't give you
the day off."
We're short-handed.
=
Eleman
açığımız var, yeterli adamımız yok...
give (take) the day off
=
günlük izin
vermek (almak)...
"Thanks boss," says Gardner, "I knew I could count on you!"
I knew I could... etc.
= Size güvenebileceğimi biliyordum, Patron!!
count on
= güvenmek, dayanmak, umudunu ona bağlamak, sözünü tutacağına inanmak...
LÜTFEN DEYİME DİKKAT EDİNİZ: "saymak" kavramı ile uzaktan yakından bir
ilgisi yok: I
know I can count on you... I'm sure we can count on your cooperation... You
can count on me... There may be some wage increases next year, but don't
count on a big raise
(Çok büyük bir artış bekleme)...

WHO
DARES STOP TEMEL IN THE MIDDLE OF A SENTENCE !!
Who
dares? =
Kim cesaret edebilir
ki?
DİKKAT:
"dare" fiilinden sonra "to" kullanılabilir veya kullanılmayabilir
de...
Temel was
learning English.
Teacher:
Temel, give me a sentence starting with "I".
Temel
began, "I is..."
Teacher
stopped him short: "No, Temel. Always say, "I am..."
Temel:
All right... "I am the ninth letter of the alphabet."
stopped him short
= sözünü kesti; sözünü bitirmesine izin vermedi...
|
|
|

NAUGHTY JOKE OF THE
WEEK

THE BIG BLUNDER
A dinner conversation that took the wrong turn
Okunuşu = /blan-dı(r)/
=
çam devirme...
to take the wrong
turn = yanlış mecraya girmek, gitmemesi gereken bir yöne dönmek

WIFE: "What would you do if I died?
Would you get married again?"
HUSBAND: "Definitely not!"
WIFE: "Why not - don't you like being married?"
HUSBAND: "Of course I do."
WIFE: "Then why wouldn't you remarry?"
= O halde neden yeniden evlenmeyesin ki??
HUSBAND: "Okay, I'd get married again."
WIFE: "You would?" (With a hurtful look on her face).
HUSBAND: (makes an audible groan).
= işitilebilir bir inilti çıkarır...
WIFE: "Would you sleep with her in our bed?"
HUSBAND: "Where else would we sleep?"
= Başka nerede yatabiliriz ki? ("Yatmak" tıpkı Türkçe'de olduğu gibi çift
anlamlı)...
WIFE: "Would you replace my pictures with hers?"
HUSBAND: "That would seem like the proper thing to do."
= Yapılması uygun ve münasip birşey görünüyor...
WIFE: "Would she wear my jewellery?"
HUSBAND: "Well, I suppose so."
WIFE: "Would she use my tennis racket, too?"
HUSBAND: "No, she's left-handed."
WIFE: - - - silence - - -
HUSBAND: "Shit..."
Biliyorsunuz,
"shit" sözcüğü dar anlamda "feçes, gaita, dışkı", anlamında hiç de kibar
olmayan bir sözcüktür... Yani, tam karşılığı = B*K!!!
Ama, günlük
konuşmada, tıpkı "F*CK" gibi sürekli kullanımla duruma göre hertürlü
anlatabilecek bir anlam genişliği ve belirsizliği kazanmıştır.
Dolayısıyla,
kadının kocasının burada verdiği tepkiyi Türkçe'ye en iyi örneğin şöyle
çevirebiliriz:
TÜH, ALLAH KAHRETSİN!!
HAY DİLİMİ EŞŞEK ARISI SOKSUN !!
|
|