|
|

QUIRKY NEWS !!
Hearse
Driver Sacked For Losing Coffin
Cenaze Arabası
Sürücüsü Tabutu Yitirdiği İçin İşten Kovuldu
A Dutch funeral director has sacked a hearse driver for losing a coffin on
the way to a funeral.
funeral
/fyu-nırıl/ =
cenaze töreni... hearse
/hö:s/
= cenaze arabası...
to sack
/sæk/=
işten atmak; eş ve yakın anlamlı: fire, expel, kick out, dismiss,
discharge... DİKKAT: Yeni
üyelerimize "garip" görünebilecek yukardaki telaffuz ipuçları için, en
allta verilen notlara bknz.
The driver was on his way to a cemetery in Amsterdam when the back door of
his hearse suddenly opened and the coffin fell out.
cemetery
/se-mıtıri/
= mezarlık, kabristan...
coffin
/k-fin/
= tabut...
The driver did not notice anything amiss and he carried on to the
cemetery, leaving the coffin in the middle of the road, reports Het
Parool.
did not notice
anything amiss
= birşeylerin yolunda gitmediğini, birşeylerin yanlış olduğunu farketmedi...
A bus that was following the hearse pulled up and the driver stopped to
pick up the coffin - but not before the incident was spotted by a rival
undertaker who phoned the hearse driver's boss.
to pull up
= (bütün taşıt araçları için) durmak, arabayı durdurmak
(muhtemelen, at arabaları devrinde atların dizginlerini çekerek arabayı
durdurmaktan geliyordur. Araştırmak lazım)..
incident
/in-sidınt/
= olay...
undertaker
= cenaze levazımatçısı ve tören düzenleyici (USA:
mortician)... rival
/ray-vıl/
= rakip...
to spot
= görmek, belirlemek...
"I thought he made a joke," said hearse driver Lucien Van Wijngaarden.
"But when I went back I saw it was indeed my coffin."
Mr Van Wijngaarden was sacked by his company, PC Uitvaartvaartzorg, for
failing to show sufficient respect for the dead.
fail + mastar
= olumsuzluk belirtir (Yani, "göstermekte başarısız olduğu
için" diye çevirmeyeceksiniz. "göstermediği için" diyeceksiniz. Söz
aramızda, bu konuya bu dergide o kadar çok değindik ki, artık gına geldi...
sufficient respect
=
/sı-fiş-ınt-ris-pect/
yeterli saygı...
* * * *
*
Woman
Caught With Stolen Phone In Bra
Çaldığı Cep Telefonu
Sütyeninin İçinde Yakalandı (serbest Çeviri)
A woman was caught trying to steal a mobile phone in a shop in Taipei when
it rang inside her bra.
mobile phone
= cep telefonu...
when it rang
= çalınca (Keşke hangi melodiyi çaldığını da yazsalardı...
Örneğin "Jingle bells" ne hoş olurdu!!... Bir de, şu sıralarda Tayvan'da
da mevsimin yaz olduğunu anlıyoruz...
The 52 year-old woman panicked when her bosom started ringing and
vibrating in front of other customers.
bosom
/bu-zım/
= göğüs...
We are bosom friends.
= Canciğer arkadaşız...
A police spokesman said: "She attempted to cover the strange scene with
her handbag and dash out of the shop, only to be blocked by the
shopkeeper, who was looking everywhere for her lost cellphone."
to
dash out
= hızla fırlayıp çıkmak... (Ansızın bir anı canlandı
kafamda: Bu sözcükle ilk kez bundan 45 yıl kadar önce 13-14 yaşlarındayken
karşılaşmış ve anlamını günlerce çözememiştim...)
DİKKAT... DİKKAT
= "only + mastar" şeklindeki bu ilginç yapıyı da
dergilerde birkaç kez açıklamıştım. Buna ilişkin bazı örnekler de
Practical English kitabımın mastarlar bölümünde yer alıyor.
Yapıyı, "but she was blocked" şeklinde çevireceksiniz...
The store's security camera footage showed how the suspect had taken the
shopkeeper's phone which was left on the sales counter, and stuffed it
inside her bra.
security camera
= Bu tür deyimlemeleri, nasıl osla anladım diye atlayıp geçmeyiniz.
Kendinize maledip ilerde hatırlayıp kullanabilmek için
mutlaka bir kenarlara not ediniz...
the suspect
= zanlı... the
sales counter
= İşte not etmeniz yararlı olacak bir deyimleme daha:
tezgah, satış tezgahı...
to stuff
= tıkıştırmak...
Luckily, the shopkeeper's husband had decided to call her on her cellphone
seconds after the suspect had snatched it.
Luckily
= İyi ki, Allah'tan...
cellphone (mobile) =
cep telefonu...
to snatch =
yürütmek, çalmaki, kapıp kaçmak...
bag snatchers =
kapkaççılar... baby snatchers
= bebek hırsızları...
body snatchers = Tıp
öğrencileri için mezarlıktan ceset çalanlar!! Bu işi başka neden yapsınlar
ki...
|
|
|

MORE QUIRKY NEWS !!
Crowds Flock
To See Islamic Prayer Baby
Kalabalıklar Akın
Akın İslami Dualı Bebeği Görmeğe Geliyor
Residents of a town in southern India have flocked to catch a glimpse of a
child with moles in the form of an Islamic prayer.
flock
= Fiil durumunda yukardaki anlamını kazanan bu sözcük, ad
durumunda "sürü, koyun sürüsü" demektir...
to catch a glimpse of
= bir an için görebilmek, bir an için görüntüsünü
yakalamak... mole
= (burada) ben, cildde leke (sözcüğün başka anlamları da
var)...
to pray
= dua etmek...
prayer
= 1. dua; 2. duacı, dua eden... Daha çok ilk anlamında
karşınıza çıkar; sakın Türkçeden çevirip, "I am a prayer to your health"
filan gibi garip tümceler kurmayınız. Zaten, advanced düzeye ulaşıncaya
kadar, Türkçe'den hiçbirşeyi çevirmeyiniz. Sadece, İngilizce'de gördüğünüz
tümceleri öğrenip, kendinize maletmeğe ve gereğinde tekrarlamağa
çalışınız...
Haberdeki,
çocuğun elleri üzerinde benlerden oluşmuş dua meselesini ben o kadar da
abartılı bulmadım!! Bizdekilerin genelde domates ve karpuz kesince böyle
kutsal sözcüklerle karşılaştıklarını düşünürseniz...
The moles on three-month-old Mohammed Uleman's hand are said to have
gradually taken the shape of the Arabic invocation 'La ilaha Illallah
Mohammad ur Rasulullah'.
are said to have
gradually taken the shape of
= zamanla, derece derece ---'in şeklini almış olduğu
söyleniliyor...
The prayer translates as "There is no one worthy of worship but Allah, and
Mohammed is his prophet."
prophet
/pr-fit/
= peygamber...
The Newindpress website reports the boy's father claims Mohammed moves his
hands towards his head and ears in the manner of devout Muslims when
prayers are being offered at mosques.
to claim
= iddia etmek, öne sürmek...
devout
/di-vaut/=
dindar, kendini dine adamış...
He added that the child does not respond even to his mother's call during
prayer time.
Many locals in Sirivella, Andhra Pradesh, predict Mohammed will become a
prophet.
BREH... BREH... Bu
son tümceyi Türkçe'de ifade etmeğe benim dilim varmaz... Yaşar Nuri
Hoca'ya sorsak, bir güzel gürlerdi şimdi... Ya bu Andra Pradeş'lilerin
Müslümanlık'tan haberleri yok, yada bu gazeteciler yine ortalığı
karıştırıyooo...
Story filed: 09:19
Friday 15th August 2003
* * * *
*
Blonde
Jokes To Be Made Illegal In Bosnia
Aptal Sarışın
Fıkraları Bosna'da Yasaklanacak
İlk sorunuz şu
olmalı: "blonde jokes" u neden "aptal sarışın fıkraları" diye çevirdim?
Bizdeki karşılığı böyle de, ondan. Zaten İngilizcesi de aynı anlamda
kullanılıyor.
Öte yandan,
Boşnakları cânım gibi sevmesem, şaka olsun diye, "Yarası olan gocunsun"
derdim, ama maazallah ve alimallah bizim hanım biber sürer dilime...
Blonde jokes are set to be made illegal in Bosnia under new laws that will
enable women to sue people who make jokes about their hair colour.
are set to be made
illegal
= yasaklanması hazırlıkları yapılıyor; yasaklanacak...
to enable
= muktedir kılmak, olanak sağlamak...
to sue
= mahkemeye vermek, dava etmek...
The gender equality law, due to come into effect within the next two
months, will make it an offence to tell jokes about women based on their
hair colour.
the gender equality
law
= erkek-kadın eşitliği yasası...
to come (go) into effect
= yürürlüğe girmek...
offense
= suç, kabahat (Türkçe'deki hukuk terimlerini pek iyi bilmiyorum; burada
ağır ceza mahkemeleri kapsamı dışında kalan suçlar
kastediliyor...
Savima Terzic, director of the International Group for Human Rights, told
Bosnian daily newspaper Nezavisne Novine: "The new law on gender equality
would enable blonde women to sue anyone who tells jokes that offend them,
even if those jokes were just based on the colour of their hair."
to offend
= gücendirmek, gücüne gitmek...
Blonde jokes are said to be massively popular in Bosnia.
massively popular
= çok popüler... Tam gazetecilik diline yakışacak abartılı
bir deyimleme!!
* * * *
*
(stories from
http://www.ananova.com)
|
|