Doç. Dr. Yalçın İzbul

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

Free Bilingual E-Zine Supplements

August 18th, 2003

Supplement # 041

 
 
 
QUIRKY NEWS !!

Hearse Driver Sacked For Losing Coffin

Cenaze Arabası Sürücüsü Tabutu Yitirdiği İçin İşten Kovuldu

A Dutch funeral director has sacked a hearse driver for losing a coffin on the way to a funeral.

funeral /fyu-nırıl/ = cenaze töreni... hearse /hö:s/ = cenaze arabası... to sack /sæk/= işten atmak; eş ve yakın anlamlı: fire, expel, kick out, dismiss, discharge... DİKKAT: Yeni üyelerimize "garip" görünebilecek yukardaki telaffuz ipuçları için, en allta verilen notlara bknz.

The driver was on his way to a cemetery in Amsterdam when the back door of his hearse suddenly opened and the coffin fell out.

cemetery  /se-mıtıri/ = mezarlık, kabristan... coffin  /k-fin/ = tabut...

The driver did not notice anything amiss and he carried on to the cemetery, leaving the coffin in the middle of the road, reports Het Parool.

did not notice anything amiss = birşeylerin yolunda gitmediğini, birşeylerin yanlış olduğunu farketmedi...

A bus that was following the hearse pulled up and the driver stopped to pick up the coffin - but not before the incident was spotted by a rival undertaker who phoned the hearse driver's boss.

to pull up = (bütün taşıt araçları için) durmak, arabayı durdurmak (muhtemelen, at arabaları devrinde atların dizginlerini çekerek arabayı durdurmaktan geliyordur. Araştırmak lazım).. incident    /in-sidınt/ = olay... undertaker = cenaze levazımatçısı ve tören düzenleyici (USA: mortician)... rival   /ray-vıl/ = rakip... to spot = görmek, belirlemek...

"I thought he made a joke," said hearse driver Lucien Van Wijngaarden. "But when I went back I saw it was indeed my coffin."

Mr Van Wijngaarden was sacked by his company, PC Uitvaartvaartzorg, for failing to show sufficient respect for the dead.

fail + mastar = olumsuzluk belirtir (Yani, "göstermekte başarısız olduğu için" diye çevirmeyeceksiniz. "göstermediği için" diyeceksiniz. Söz aramızda, bu konuya bu dergide o kadar çok değindik ki, artık gına geldi... sufficient respect = /-fiş-ınt-ris-pect/ yeterli saygı...

*  *  *  *  *

Woman Caught With Stolen Phone In Bra

Çaldığı Cep Telefonu Sütyeninin İçinde Yakalandı (serbest Çeviri)

A woman was caught trying to steal a mobile phone in a shop in Taipei when it rang inside her bra.

mobile phone = cep telefonu... when it rang = çalınca (Keşke hangi melodiyi çaldığını da yazsalardı... Örneğin "Jingle bells" ne hoş olurdu!!... Bir de, şu sıralarda Tayvan'da da mevsimin yaz olduğunu anlıyoruz...

The 52 year-old woman panicked when her bosom started ringing and vibrating in front of other customers.

bosom /bu-zım/ = göğüs... We are bosom friends. = Canciğer arkadaşız...

A police spokesman said: "She attempted to cover the strange scene with her handbag and dash out of the shop, only to be blocked by the shopkeeper, who was looking everywhere for her lost cellphone."

to dash out = hızla fırlayıp çıkmak... (Ansızın bir anı canlandı kafamda: Bu sözcükle ilk kez bundan 45 yıl kadar önce 13-14 yaşlarındayken karşılaşmış ve anlamını günlerce çözememiştim...)  DİKKAT... DİKKAT = "only + mastar" şeklindeki bu ilginç yapıyı da dergilerde birkaç kez açıklamıştım. Buna ilişkin bazı örnekler de Practical English kitabımın mastarlar bölümünde yer alıyor. Yapıyı, "but she was blocked" şeklinde çevireceksiniz...

The store's security camera footage showed how the suspect had taken the shopkeeper's phone which was left on the sales counter, and stuffed it inside her bra.

security camera = Bu tür deyimlemeleri, nasıl osla anladım diye atlayıp geçmeyiniz. Kendinize maledip ilerde hatırlayıp kullanabilmek için mutlaka bir kenarlara not ediniz... the suspect = zanlı... the sales counter = İşte not etmeniz yararlı olacak bir deyimleme daha: tezgah, satış tezgahı... to stuff = tıkıştırmak...

Luckily, the shopkeeper's husband had decided to call her on her cellphone seconds after the suspect had snatched it.

Luckily = İyi ki, Allah'tan... cellphone (mobile) = cep telefonu... to snatch = yürütmek, çalmaki, kapıp kaçmak... bag snatchers = kapkaççılar... baby snatchers = bebek hırsızları... body snatchers = Tıp öğrencileri için mezarlıktan ceset çalanlar!! Bu işi başka neden yapsınlar ki...

 

   
 
MORE QUIRKY NEWS !!

Crowds Flock To See Islamic Prayer Baby

Kalabalıklar Akın Akın İslami Dualı Bebeği Görmeğe Geliyor

Residents of a town in southern India have flocked to catch a glimpse of a child with moles in the form of an Islamic prayer.

flock = Fiil durumunda yukardaki anlamını kazanan bu sözcük, ad durumunda "sürü, koyun sürüsü" demektir... to catch a glimpse of = bir an için görebilmek, bir an için görüntüsünü yakalamak... mole = (burada) ben, cildde leke (sözcüğün başka anlamları da var)...

to pray = dua etmek... prayer = 1. dua; 2. duacı, dua eden... Daha çok ilk anlamında karşınıza çıkar; sakın Türkçeden çevirip, "I am a prayer to your health" filan gibi garip tümceler kurmayınız. Zaten, advanced düzeye ulaşıncaya kadar, Türkçe'den hiçbirşeyi çevirmeyiniz. Sadece, İngilizce'de gördüğünüz tümceleri öğrenip, kendinize maletmeğe ve gereğinde tekrarlamağa çalışınız...

Haberdeki, çocuğun elleri üzerinde benlerden oluşmuş dua meselesini ben o kadar da abartılı bulmadım!! Bizdekilerin genelde domates ve karpuz kesince böyle kutsal sözcüklerle karşılaştıklarını düşünürseniz...

The moles on three-month-old Mohammed Uleman's hand are said to have gradually taken the shape of the Arabic invocation 'La ilaha Illallah Mohammad ur Rasulullah'.

are said to have gradually taken the shape of = zamanla, derece derece ---'in şeklini almış olduğu söyleniliyor...

The prayer translates as "There is no one worthy of worship but Allah, and Mohammed is his prophet."

prophet /pr-fit/ = peygamber...

The Newindpress website reports the boy's father claims Mohammed moves his hands towards his head and ears in the manner of devout Muslims when prayers are being offered at mosques.

to claim = iddia etmek, öne sürmek... devout  /di-vaut/= dindar, kendini dine adamış...

He added that the child does not respond even to his mother's call during prayer time.

Many locals in Sirivella, Andhra Pradesh, predict Mohammed will become a prophet.

BREH... BREH... Bu son tümceyi Türkçe'de ifade etmeğe benim dilim varmaz... Yaşar Nuri Hoca'ya sorsak, bir güzel gürlerdi şimdi... Ya bu Andra Pradeş'lilerin Müslümanlık'tan haberleri yok, yada bu gazeteciler yine ortalığı karıştırıyooo...

*  *  *  *  *

Blonde Jokes To Be Made Illegal In Bosnia

Aptal Sarışın Fıkraları Bosna'da Yasaklanacak

İlk sorunuz şu olmalı: "blonde jokes" u neden "aptal sarışın fıkraları" diye çevirdim? Bizdeki karşılığı böyle de, ondan. Zaten İngilizcesi de aynı anlamda kullanılıyor.

Öte yandan, Boşnakları cânım gibi sevmesem, şaka olsun diye, "Yarası olan gocunsun" derdim, ama maazallah ve alimallah bizim hanım biber sürer dilime...

Blonde jokes are set to be made illegal in Bosnia under new laws that will enable women to sue people who make jokes about their hair colour.

are set to be made illegal = yasaklanması hazırlıkları yapılıyor; yasaklanacak... to enable = muktedir kılmak, olanak sağlamak... to sue = mahkemeye vermek, dava etmek...

The gender equality law, due to come into effect within the next two months, will make it an offence to tell jokes about women based on their hair colour.

the gender equality law = erkek-kadın eşitliği yasası... to come (go) into effect = yürürlüğe girmek... offense = suç, kabahat (Türkçe'deki hukuk terimlerini pek iyi bilmiyorum; burada ağır ceza mahkemeleri kapsamı dışında kalan suçlar kastediliyor...

Savima Terzic, director of the International Group for Human Rights, told Bosnian daily newspaper Nezavisne Novine: "The new law on gender equality would enable blonde women to sue anyone who tells jokes that offend them, even if those jokes were just based on the colour of their hair."

to offend = gücendirmek, gücüne gitmek...

Blonde jokes are said to be massively popular in Bosnia.

massively popular = çok popüler... Tam gazetecilik diline yakışacak abartılı bir deyimleme!!

*  *  *  *  *

(stories from http://www.ananova.com)

 

 
 

 LANGUAGE TIPS

FARKLI SESLİKLER

(English Phonemes)

    Yeni Üyelerimize... Bu dergilerde ve kitaplarımda, temelde BBC İngilizcesi üstüne kurulu, ama dünyanın hiçbir köşesinde sizi yaya bırakmayacak bir seslendirme dizgesi sunuyorum.

    Bunu yaparken, Türkçe bazı harflerin sağladığı olanakları da gözardı etmeyerek, sizleri sıkmayacak asgari ölçüde fonetik işareti kullanıyorum. Çünkü akademik düzeyde ilgilenmeyenler için, nekadar çok fonetik işaret kullanırsanız, insanları o derece soğutursunuz.

    Kullandığım işaretleri aşağıda sıralıyorum. (Lütfen bu sayfayı saklayınız.)

 01.   æ : Türkçede olmayan bir fonem. /a/ ile /e/ arası. Örnekler: cat /kæt/, black /blæk/, man /mæn/... Eğer siz ünlü "I'm bad!" şarkısını /aym-bed/ diye telaffuz ediyorsanız, "Ben yatak-ım" demiş oluyorsunuz. Doğrusu, /aym-bæd/ veya /aym-bæ:d/

 02.   @ : /a/ ile /o/ arası... UK İngilizcesinde /o/ ya daha yakın; USA ingilizcesinde /a/ ya daha yakın... O yüzden kimisinden "hotdog", kimisinden "hatdag" işitiyor, ikilemde kalıyor zavallı kulaklarımız! Örnekler: hot /h@t/, fog /f@g/, dock /d@k/

 03.   I : (Schwa) : Bunun üzerinde çok düşündüm. Aslında dilin orta bölümlerinde biryerlerde boğumlanan schwa sesi ile kıyaslandığında Türkçedeki "ı" sesi,  çok önde ve dar. Bu fonemi internet ortamında /@/ veya başaşağı "e" ile temsil edenler var. Schwa sesini, sizleri uyarmak koşuluyla, burada bizim "ı" harfi ile temsil etmeğe karar verdim. Bu "schwa" konusu İngilizce sesleme sisteminin ana direklerinden birisi ve vurgulama sistemi ile de içiçe... Hemen bütün vurgusuz hecelerdeki ünlü, dilin orta bölgelerinde oluşturulan bu renksiz ve güçsüz sesliğe yuvarlanıyor.

 04.   : : İki nokta üstüste işareti kendisinden önce gelen sesin uzatılacağını gösterecektir. Ama bunu yaparken sesi iki defa söylemeğe değil, uzatmağa dikkat edin. Yani rüzgar /uu/ diye esmiyor, /u:/ diye esiyor. Rakip takımı da /yuuh/ diye ıslıklamayın. Doğrusu: /yu:h/.

 05.   /r/ sesini, BBC İngilizcesinde telaffuz edilmiyorsa, göstermeyeceğim. Ama aynı sözcüğün USA İngilizcesinde ise gayet belirgin bir biçimde seslendirilip yuvarlandığını da bilmelisiniz. Tercih sizin: Her ikisi de standart İngilizce...

 

 06.   NG -- ng = BU işaretle "-ing" son-ekinde biz Türklerin birtürlü beceremediğimiz sesi göstereceğiz. /n/ sesinden yola çıkıp, /g/ yönünde ilerlerken, oralarda biryerlerde duracaksınız ve /g/ yi asla duymayacağız: I'm going home /aymgouiNGoum/ Böyle birşeyler işte... Ben bıraktığımda, üniversitedeki âdet, bebeğin "ınga ınga" diye ağlamasından misal getirmekti. Hala öyle midir, bilemem...

 07.   w = Adı üstünde, "dubluve" değil... "Dabılyu", yani /v/ nin katmerlisi değil, /u/ nun katmerlisi. Hakkını verin. Dudaklar yuvarlak ve ileri uzatılmış (kalın dudaklı bir zenci ile öpüşmek üzere gibi)... Sakın /veri vel/ demeyin. Gözleri ameliyatla düzeltilmiş Çinli sanacaklardır yoksa sizi...

 08.   TS --  ts = İşte Türkçe seslikler sisteminde benzeri olmayan bir ses daha. Örnekler: thin /TSin/, thimble /TSimbl/, thunder /TSan-dır/... Efendim, dilinizin ucunu üst dişlerinizin alt ucuna yerleştirin, havayı iki yandan sızdıracak şekilde /t/ demeğe çalışın. Böylece, tıpkı gerektiği şekilde "pelthek pelthek" konuşmuş olacaksınız. Bu işi yaparken, etrafa birkaç küçük tükürük sıçratamıyorsanız, tam başaramıyorsunuz demektir. Bu sesi, şu üç sözcüğü peşpeşe söyleyerek talim edebilirsiniz: tin - thin - sin... Unutmayın, /ts/ sesi, /t/ den çok /s/ ye yakındır. Çünkü birincisi patlamalı, ikincisi sızıcı bir sesliktir. "I think": Biz bunu "ay tink" diye söyleriz. Fransızlar da "ay sink" derler. Her ikisi de yanlış, ama İngilizler Fransızları anlar da bizi anlamazlar...

 09.   DZ  --  dz = Ve tabii, yukardakinin karındaşı. Oradaki titreşimsiz (yani ses kirişleri -- "telleri" -- titreştirilmiyor) iken, bu da onun "titreşimli" kardeşi. Pelthek kardeşin /badzi badzi/ yürüyen kardeşi... Örnekler: this /dzis/, then /dzen/, those /dzouz/...

 10.   Şimdi de geldik, biz Türklerin İngilizce'nin telaffuzunda en çok güçlük çektiğimiz sese... Yani, alfabede "v" harfi ile gösterilen ses. Türkçe'de /v/ sesinden /w/ sesine kadar herşeyi bu harfle gösteriyoruz. Yani, Türkçe'deki /v/ sesi "Walla, bayaa yuwarlak"...  Oysa, İngilizcede ikisi arasında en küçük bir akrabalık bile yok.

Daha önce de işaret etmiş olduğum gibi, "dabıl-yu", /u/ sesinin katmerlisi... /v/ sesinin değil...

/v/ sesinin karındaşı ise, /f/ sesi. Çünkü, ikisi de oluşturulurken, konuşma organ ve boşluklarının konumu tıpatıp aynı: Yalnızca, birincisi "titreşimli" kardeş, ikincisi de "titreşimsiz" kardeş...

O halde, /v/ sesini boğumlamak için: dudaklar tamamen yayVan, alt dudak üst dişlerin altına değiyor ve /f/ demek üzereyken, /v/ diyeceksiniz (yani ses kirişlerini devreye sokmuş olacaksınız)... Aksi halde, sizi anlamaları asla ve asla sözkonusu değildir. İnanınız ki, bizler için İngilizcedeki en zor ses bu sestir; çünkü Türkçe'den önyargılıyız; üstelik herkes bir "dabılyu" dur tuttumuş, dikkatimizi oraya çeliyorlar. (Oysa, deminki kalın dudaklı zenciye bir öpücük verin: işte size "dabılyu"...)

 

         

ANASAYFA      TESTLER      OKUMA      EĞLENCE