"Madam, if you were my wife, I would
drink it."
Hanımefendi;
karım olsaydınız, o içkiyi seve seve içerdim...
-- Churchill's reply to Lady Astor

AND NOW, THE REST
OF THEM ALL !!
#
Women and cats will do as they please, and men and dogs should relax
and get used to the idea. -- Robert A. Heinlein
(Being both a
self-professed MCP and a dog-lover, I stand speechless: well, after
all, he happens to be
one of my favourite "science fiction" writers!!)
Kadınlar
ve kediler canları nasıl isterse öyle davranacaklardır; erkekler ve
köpekler gevşeyip kendilerini bu fikre alıştırsalar iyi ederler...
to do as one pleases
= canı istediği gibi davranmak, başkalarını "takmamak"...
"Just relax, will you... And
stop getting so tensed up. = Gevşe, rahatla biraz yahu. Kes
artık bukadar gerilmeyi...
"She can't get used to the idea of turning forty. She keeps dressing
like a school girl." = Artık kırk yaşında olduğunu bir türlü
kabullenemiyor. Öğrenci kızlar gibi giyinmekte ısrar ediyor...

#
One
has fear in front of a goat, in back of a mule, and on every side of
a fool. -- Edgar Watson Howe
(Aslı, bir İbrani atasözü)
Keçinin
önünde, katırın arkasında durma; ahmak bir insana ise hiç mi hiç
yaklaşma...
in back of a car (arkasında)
=
A driver cannot see children playing directly in back
of his car...
in the back of a car (arka koltuğunda)
=
I don’t know why people refuse to wear a seatbelt when they travel
in the back of a car.

#
Suburbia is where the developer bulldozes out the trees, then names
the streets after them. -- Bill Vaughan
(1915-1977, US
journalist and author)
Sayfiye
sitelerinde müteahhitler, ağaçları önce buldozerleyip yokediyor,
sonra da bu ağaçların adlarını sokaklara veriyorlar...
AÇIKLAMA
= Çeviri yaparken, dili değil, dil-kültür sistemini "tercüme" etmek
zorundasınız. Asıl güçlük de burada... "suburb", "suburban way of
life", "suburbia" ve "developer" sözcüklerini
Türkçe'ye hangi sözcük yada
tanımlamayla aktaracaksınız? Mamafih, bunlar bizim için de giderek sosyal
yaşantımızda yerlerini almağa başladılar. Öyle ki, on yıla kalmaz,
ya karşılık bulunmuş, yada bizim üst-orta sınıf da "suburbiya" da
yaşamakta olacaktır. Bazılarımız, daha şimdiden "country house" larda
yaşıyorlar, dikkat ederseniz...
#
Some say the glass is half empty, some say the glass is half full, I
say, are you going to drink that? -- Lisa Claymen
Kimi
tutturmuş bardak "yarı boş," kimi tutturmuş "yok hayır, yarı dolu"... İçsenize
be kardeşim şunu!!
#
A bank is a place where they lend you an umbrella in fair weather
and ask for it back when it begins to rain. --
Robert Frost
Banka mı
dediniz? Evet, güzel havada size bir şemsiye ödünç verir; yağmur
başlayınca da geri isterler...
#
My formula for success is rise early, work late, and strike oil.
-- Paul Getty
Benim
başarı formülüm: Erken kalk, geç vakte kadar çalış ve petrol bul...
(Geçen yıl 70 yaşlarında ölen bu "dünyanın en zengin insanı" nın
hayat hikayesini google'dan bulup okumanızı gerçekten tavsiye
ederim... Okuyun, göreceksiniz.)
work late = Bu ilginç
yapıya dikkat ediniz (= geç saatlere kadar çalışmak). Bir başka
örnek: I sleep late on
Sundays. = Pazarları geç kalkarım (ileri saatlere kadar
uyurum)...

ANONYMOUSLY YOURS

#
War does not
determine who is right, war determines who is left.
Savaşların saptadığı, kim haklı kim haksız değil; kim ölecek kim
kalacak...
"left"
= (sözcük oyunu) Biliyorsunuz: "Right" sözcüğünün çeşitli anlamları
var. Burada "haklı"... Ama bir başka anlamı = sağ; karşıtı = sol,
yani "left"... Oysa "left" aynı zamanda "to leave" fiilinin past
participle'ı = geride kalan, geride kalmış, geride bırakılan, geride
bırakılmış... (Ne sıkıcı bir açıklama oldu yav.)
#
Drunk is feeling sophisticated when you can't say it.
Kendinizi çok "sofistike" hissediyor, ama bu sözcüğü telaffuz
edemiyorsanız, kafayı tam bulmuşsunuz demektir.
AÇIKLAMA = Bu
"sophisticated" /
sı
- fis -
tikeytid
/ sözcüğü, muhteşem bir sözcüktür... Hadi gelin önce
http://www.zargan.com/
adresinden Türkçe karşılıklarına bakalım, sonra da
www.google.com 'da araştırıp
çeşitli kullanım örnekleri yakalayalım. Şey, affedersiniz ama, zaman
ayırıp çalışmayacaksanız, nasıl yabancı dil öğreneceksiniz ki?! Hap
haline gelebilse, eczanelerde satılırdı... (Bizim Hoca coştu yine,
ama ben karışmıycam: Adam doğru söylüyo)
#
The fact that no
one understands you doesn't make you an artist.
Yani
kimseler seni anlamıyor diye, sen şimdi sanatçı mı oldun be
kardeşim?!
"The fact that ... " = ile başlatılan bağıl (yan) ad-tümcelik, "make"
fiilinin öznesi olarak kullanıldı. Bu tür yapıları kendinize mal
ederseniz çok çok yararlanacağınızdan emin olabilirsiniz... (Bu
arada, tümcenin anlamlı olabilmesi için, "understands you" dan sonra
kısa bir "es" veriniz.)
#
What do you call
people who are afraid of Santa Claus? The answer is "Claustrophobic".
Ha ha,
he he, hi hi, ho ho... What a feeble, nay,
pathetic
attempt at being funny!!
feeble / fi -
bıl
/ = zayıf, güçsüz ("strong" un tam tersi)...
nay = No, hayır (ME =
Middle English, Orta dönem İngilizce'den)...
pathetic = Eh, zaten
bugünkü kızılca kıyameti de bu sözcükle başlayıp koparmak
niyetindeyim. Lütfen okumağa devam ediniz...
Değerli Okuyucularım,
1.
Tekrar etmek zorundayım:
Yabancı dil öğrenmenin kolay iş olduğunu kim söylerse, yalan
söyler...
2. Tchaikovsky'nin 6 no'lu senfonisi neden "Symphonie Pathetique"
adıyla anılır? Sözcüğün İngilizce anlamı Rusça, Fransızca, Almanca
anlamları için ölçü müdür? Bilemem... "SyMpathy" Türkçe'ye "seMpati"
olarak girmişken, neden acaba ""syMphony" "seNfoni" olarak
girmiştir? Onu da bilemem. Bilen birini bulup sormak gerek.
3. "Pathetic" sözcüğü ile İngilizce'de dikkatli olunuz.
pathetic = 1. Gerçekten ağlamaklık
bir durum, insanın yüreğini eziyor = GERÇEK... 2. acınacak durumda; güleyim mi ağlayayım mı
bilemem, zırva türünden! berbat nitelikte = SAHTE...
Örnekler:
"Everything human is
pathetic. The secret source of humour
itself is not joy but sorrow. There is no humour in heaven." (Mark
Twain)...
The rich nations’ response to Ethiopia's food crisis has been
pathetic...
Oh, what a pathetic shit!!
"Did you enjoy the show?" "Oh, it was
pathetic! What crap!" (= B*k
gibi!)
4.
For the connoisseur: (Bu
Madde, "advanced learners" için) Look
up the meaning of the words "pathos" and "bathos"; consulting
your search engine, find examples of usage; check whether the form
"bathetic" exists or not...
5. And now, for the
philistine: Eğer bu altbaşlığı "Filistin, yahut
Filistinliler için" şeklinde anladıysanız, bu arada başkalarına
da "İngilizce" öğretmeğe soyunmuş bir kimse iseniz, lütfedip
okumağa devam ediniz...
6.
pathetic
: Okunuşu /
pı-
Øe-
tik /
= Yani, "thin, thing, through" sözcüklerindeki /
Ø
/ sesliği ile, ve "tek-DÜM-tek" düzeninde okunacak...
7.
Konuşma İngilizce'sini boşvererek, yazılı sınavlarda başarı,
veya meslek dilinde okuduğunu anlamak ile kendimizi sınırlıyorsak,
sözcükler şöyle yada böyle okunurmuş, bize ne??!
8. Şimdi, "I am telling this to my daughter so that my
daughter-in-law may draw a lesson..." (Kızıma söylüyorum ki, gelinim
anlasın...)
9.
Be kardeşim, "Ben İNGİLİZCE öğreneceğim, BÜLBÜLLER gibi
şakıyacağım" diyorsun, -- hele bir de başkalarına "öğretmeğe"
kalkışıyorsun -- niye be Kardeşim mümkün en kolaya indirgediğim
telaffuz göstergelerini, "tek-DÜM-tek" türü hece vurgusu
belirtmelerimi hafife alırsın??!!
10. Abe, akıllım... Ben diyeyim, "Çanakkale Boğazı"; anadili olanlar
anlasın "Y......... G........... A..........." diyorsan; o senin
sorunun be Kardeşim ... Senin sorunun ama, öğrencilerini de yakmaya
ne hakkın var yahu !!
Değerli Üyelerimiz, biliyorsunuz, elimden geldiğince yumuşak
davranıp, polemikten kaçınmağa çalışıyorum, ama birileri walla hak
ediyor. OH, BE!
RAHATLADIM...
