Doç. Dr. Yalçın İzbul

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

YAHOO Uluslararası İngilizce Öğretim Grupları DÜNYA BİRİNCİSİ !!

October 14th, 2003

Supplement # 056

CHUNKS OF WISDOM, OR

DROPLETS OF BANALITY ?

 

 FUNNY QUOTATIONS - 02 -

 

 
 
 

 Laughter is the shortest distance

 between two people. -- Victor Borge

İki insan arasındaki en kısa mesafe GÜLÜMSEMEDİR...

 Well, I wouldn't know about that. In this

 country, it is certainly the shortest cut

 to getting beaten up!! -- izbul

 

Walla, bunu bilemem; bizde kesinlikle,

DAYAK YEMENİN EN KESTİRME YOLUDUR

 #  Do you know the hardest thing about being a woman and having cerebral palsy? It's plucking your eyebrows. That's how I originally got pierced ears. --Geri Jewell (slightly modified -- biraz değiştirdim)

 

Biliyor musunuz kadın olup da spastik felçli olmanın en zor tarafı nedir? Kaşlarını almak... Kulaklarım başlangıçta işte böyle delinmişti...

 

cerebral palsy = Türkçe tıpta, sanıyorum, "spastik palsy" şeklinde geçiyor... "Palsy", İngilizce günlük dilden hatırladığım kadarıyla "titreklik" olgusunu içeriyor... to pluck = (tüylerini) yolmak... to pluck up one's courage = cesaretini toplamak... to pierce / pi - ırs / = delmek, delici aletle delmek...

 

 #  My second favorite household chore is ironing. My first being hitting my head on the top bunk bed until I faint. -- Erma Bombeck

 

Ev işlerinden en sevdiğim ikicisi ütü yapmak... Birincisi ise, baygın düşünceye değin üst ranza karyolaya kafa atıyor olmak...

 

household = 1. hane, ev; 2. hane halkı (= household members)... chore / çoor / = zevksiz ve sevilmeden yapılan iş, angarya... bunk = ranza (üst ranzadan söz edilmesiyle, bu hanımın en az iki çocuğu olduğunu anlıyoruz)...

 

 #  My mother buried three husbands, and two of them were just napping. -- Rita Rudner

 

Annem üç kocasını gömmüştür... Bunlardan ikisi o sırada sadece biraz kestiriyorlardı...

 

to nap = kısa bir uyku çekmek, şekerleme yapmak... a nap = kestirme, şekerleme...

 

 #  Honolulu - it's got everything. Sand for the children, sun for the wife, sharks for the wife's mother. -- Ken Dodd

 

(Azizim,) Honolulu'da ne ararsan bulabiliyorsunuz: Çocuklar için kumsal, eşiniz için güneş, kayınvaldeniz için de köpek balıkları...

 

 #  You're a good example of why some animals eat their young. -- Jim Samuels

 

Walla sana bakıyorum da, evlat, doğadaki  bazı türler neden kendi yavrularını yer, bunu çok güzel açıklıyorsun... (serbest çeviri)

 

 #  Honest criticism is hard to take, particularly from a relative, a friend, an acquaintance, or a stranger. -- Franklin P. Jones

 

Samimi bir eleştiriyi kabullenmek çok zor: Özellikle de bir akraba, bir dost, bir tanıdık yada (tamamen) yabancı birisinden geliyorsa...

 

to be hard + mastar (infinitive) = not ediniz... Tersi: to be easy to do sth...

 

 #  People who never get carried away should be. -- Malcolm Forbes

 

Arada bir kendini dağıtmayan kimseler, (hemen) akıl hastanesine götürülmeli...

 

Burada biraz açıklama gerekiyor: "to get carried away" = coşmak, aşka gelmek, büyük zevk ve heyecan yaşamak, kendini dağıtmak, kendinden geçmek... Örnek: He really got carried away last night at the party... Öte yandan, "to carry (= take) somebody away" ise (genellikle akıl hastanesine kapatmak üzere) bir kimseyi alıp götürmek, demektir... Tümcenin ikinci bölümü, "should get carried away" den kısaltmadır ve bu edilgen ifadede "get" fiili "be" yerine kullanılmıştır.

 

 #  I was so poor growing up ... if I wasn't a boy ...I'd have nothing to play with. -- Rodney Dangerfield

 

Çocukken öylesine fakirdim ki, hani oğlan olmasam, hiç oyuncağım olmayacaktı...

 

(Evet, anladığınız anlamda!!)

 

 #  Organized crime in America takes in over forty billion dollars a year and spends very little on office supplies. -- Woody Allen

 

Amerika'da suç örgütleri yılda kırk milyar doların üstünde kazanç sağlıyorlar, ama kırtasiyeye hemen hiç para harcamıyorlar...

 

Kayıt dışı "ekonomi" kastediliyor... Herhalde bizdeki kırtasiyecilerde de bu yüzden çoğu gün tık yok; ciro yerlerde sürünüyor...

 

 #  Lawyer's creed: A man is innocent until proven broke. -- Anonymous

 

Avukatın temel ilkesi: Kişi, beş parasız kalıncaya değin masumdur...

 

Temel hukuk ilkesi olan, "... until proven guilty," 'den bozma... to be broke = beş parasız kalmış olmak, beş parasız olmak: I am broke; Are you broke?; He is broke; We are broke...

 

 #  Teamwork: A chance to blame someone else.  Ambrose Bierce, Devils Dictionary

 

Ekip Çalışması: Kabahati başkasına yüklemek için iyi bir fırsat...

 

to blame smb or sth (for sth) / bleym / = (birşey için) bir kimseyi yada birşeyi suçlamak, kabahati ondan bilmek...

 

 #  I feel sorry for people who don't drink. When they wake up in the morning, that's as good as they're going to feel all day.  -- Frank Sinatra

 

İçki kullanmayan insanlara çok acıyorum... Gün boyunca, sabah uyandıklarında hissettiklerinden daha iyi hissetmeyecekler kendilerini...

 

 #  Your stomach shouldn't be a waist basket. -- Anonymous

 

Abur cubur yemeyiniz; mideniz çöp sepeti olmasın...

 

AÇIKLAMA: çöp sepeti = WASTE basket... WAIST = bel, göbek çizgisi... Sözcük oyunu yapılıyor

 

Brain cells come and brain cells go, but fat cells live forever. -- Anonymous

 

Beyin hücreleri gelir, beyin hücreleri gider. Ama yağ hücreleri sonsuza değin yaşar...

 

  LAST, BUT NOT LEAST  

  I like pigs. Dogs look up to us. Cats look

 down on us. Pigs treat us as equals.

 

Sir Winston Churchill

Ben, domuzları severim... Köpekler bizi gözlerinde büyük görür; kediler aşağılar; domuzlarsa eşit davranıyorlar...

 
 
 
 

 

         

ANASAYFA      TESTLER      OKUMA      EĞLENCE