
#
Do
you
know the hardest thing about being a woman and having cerebral palsy? It's plucking your eyebrows. That's how I originally got
pierced ears.
--Geri Jewell
(slightly modified -- biraz
değiştirdim)
Biliyor
musunuz kadın olup da spastik felçli olmanın en zor tarafı nedir?
Kaşlarını almak... Kulaklarım başlangıçta işte böyle delinmişti...
cerebral palsy =
Türkçe tıpta, sanıyorum, "spastik palsy" şeklinde geçiyor...
"Palsy", İngilizce günlük dilden hatırladığım kadarıyla "titreklik"
olgusunu içeriyor... to
pluck = (tüylerini) yolmak...
to pluck up one's courage
= cesaretini toplamak... to
pierce / pi -
ırs
/ = delmek, delici aletle delmek...
#
My
second favorite household chore is ironing. My first being hitting
my head on the top bunk bed until I faint. -- Erma Bombeck
Ev
işlerinden en sevdiğim ikicisi ütü yapmak... Birincisi ise, baygın
düşünceye değin üst ranza karyolaya kafa atıyor olmak...
household = 1. hane,
ev; 2. hane halkı (= household members)...
chore / çoor / =
zevksiz ve sevilmeden yapılan iş, angarya...
bunk = ranza (üst
ranzadan söz edilmesiyle, bu hanımın en az iki çocuğu olduğunu
anlıyoruz)...
#
My
mother buried three husbands, and two of them were just napping.
-- Rita Rudner
Annem üç
kocasını gömmüştür... Bunlardan ikisi o sırada sadece biraz
kestiriyorlardı...
to nap = kısa bir
uyku çekmek, şekerleme yapmak...
a nap = kestirme,
şekerleme...
#
Honolulu
- it's got everything. Sand for the children, sun for the wife,
sharks for the wife's mother. -- Ken Dodd
(Azizim,) Honolulu'da ne ararsan bulabiliyorsunuz: Çocuklar için
kumsal, eşiniz için güneş, kayınvaldeniz için de köpek balıkları...
#
You're
a good example of why some animals eat their young. -- Jim
Samuels
Walla
sana bakıyorum da, evlat, doğadaki bazı türler neden kendi
yavrularını yer, bunu çok güzel açıklıyorsun... (serbest çeviri)
#
Honest
criticism is hard to take, particularly from a relative, a friend,
an acquaintance, or a stranger. -- Franklin P. Jones
Samimi
bir eleştiriyi kabullenmek çok zor: Özellikle de bir akraba, bir
dost, bir tanıdık yada (tamamen) yabancı birisinden geliyorsa...
to be hard + mastar
(infinitive) = not ediniz... Tersi: to be easy to do sth...
#
People
who never get carried away should be. -- Malcolm Forbes
Arada
bir kendini dağıtmayan kimseler, (hemen) akıl hastanesine
götürülmeli...
Burada
biraz açıklama gerekiyor: "to get carried away" = coşmak, aşka
gelmek, büyük zevk ve heyecan yaşamak, kendini dağıtmak, kendinden
geçmek... Örnek: He really got carried away last night at the
party... Öte yandan, "to carry (= take) somebody away" ise
(genellikle akıl hastanesine kapatmak üzere) bir kimseyi alıp
götürmek, demektir... Tümcenin ikinci bölümü, "should get carried
away" den kısaltmadır ve bu edilgen ifadede "get" fiili "be" yerine
kullanılmıştır.
#
I
was so poor growing up ... if I wasn't a boy ...I'd have nothing to
play with. -- Rodney Dangerfield
Çocukken
öylesine fakirdim ki, hani oğlan olmasam, hiç oyuncağım
olmayacaktı...
(Evet,
anladığınız anlamda!!)
#
Organized
crime in America takes in over forty billion dollars a year and
spends very little on office supplies. -- Woody Allen
Amerika'da suç örgütleri yılda kırk milyar doların üstünde kazanç
sağlıyorlar, ama kırtasiyeye hemen hiç para harcamıyorlar...
Kayıt dışı "ekonomi" kastediliyor... Herhalde bizdeki
kırtasiyecilerde de bu yüzden çoğu gün tık yok; ciro yerlerde
sürünüyor...
#
Lawyer's
creed: A man is innocent until proven broke. -- Anonymous
Avukatın
temel ilkesi: Kişi, beş parasız kalıncaya değin masumdur...
Temel
hukuk ilkesi olan, "... until proven guilty," 'den bozma...
to be broke
= beş parasız kalmış olmak, beş parasız olmak: I am broke; Are you
broke?; He is broke; We are broke...
#
Teamwork:
A chance to blame someone else. Ambrose Bierce,
Devils Dictionary
Ekip
Çalışması: Kabahati başkasına yüklemek için iyi bir fırsat...
to blame smb or sth (for
sth) / bleym / = (birşey için) bir kimseyi yada birşeyi
suçlamak, kabahati ondan bilmek...
#
I
feel sorry for people who don't drink. When they wake up in the
morning, that's as good as they're going to feel all day.
-- Frank Sinatra
İçki
kullanmayan insanlara çok acıyorum... Gün boyunca, sabah
uyandıklarında hissettiklerinden daha iyi hissetmeyecekler
kendilerini...
#
Your
stomach shouldn't be a waist basket. -- Anonymous
Abur
cubur yemeyiniz; mideniz çöp sepeti olmasın...
AÇIKLAMA: çöp sepeti = WASTE basket... WAIST = bel, göbek çizgisi...
Sözcük oyunu yapılıyor
Brain cells come and brain
cells go, but fat cells live forever. -- Anonymous
Beyin
hücreleri gelir, beyin hücreleri gider. Ama yağ hücreleri sonsuza
değin yaşar...