KULLANILDIĞI YERLER:
#
Gelecekteki belli bir nokta yada dönem itibariyle, daha önceden başlamış ve
süregelmiş
(ki, içinde yaşadığımız dönem
itibariyle de daha şimdiden başlamış ve halen sürüyor olabilir)
... ve büyük bir olasılıkla gelecekteki o tarihte de sürmekte olacak durum
ve eylemler. Biraz çapraşık mı göründü? Örneklere bakalım:
By
the end of this month, I will have been working here for ten years.
(=Bu
ayın sonuna varmadan tam on yıldır burada çalışıyor olmuş olacağım
-- "ay sonuna kadar", "ay sonundan önce" veya "ay sonuna vardığımızda" diye de
çevirebilirsiniz)
In
2008, we will have been living in İzmir for twenty-five years.
(2008'de tam yirmibeş yıldır İzmir'de oturuyor olmuş olacağız.)
#
Yine aynı bakış açısı içinde, sözü edilen durum yada eylemin geneldeki
sürekliliğini anlatmak için:
By
the end of this year, we will have been climbing mountains for
twenty years.
(Bu
yılın sonuna varmadan, tam yirmi yıldır dağcılık yapıyor olmuş olacağız.)
ÖNEMLİ NOT: Doğallıkla,
bu tümcede sayı belirtecek olursak, continuous değil, simple tense
kullanımı zorunlu olacaktır: Neden? Hiçbir babayiğit dağcı aynı
anda birden fazla zirveye tırmanıyor olmuş olamaz da ondan...
By
the end of this year, we will have climbed four peaks in this region.
(Bu
yılın sonuna varmadan, bölgede tam sekiz zirveye tırmanmış olacağız.)

WISHBONES OR FISHBONES ?
wishbone = lades (şans) kemiği
fishbone = kılçık !!
Neden
herşey daha kolay ve basit değil?... Neden Future Perfect Continuous
benzeri
tense'ler yaratmışlar? Neye yararlar ki?...
İşte,
zengin anlatım ortamlarında kaçak güreşmek eğiliminde olanlar için, birkaç
dakika içinde İnternet'ten birkaç sevimli örnek kaydediverdim.
Fazla
aramak zorunda da kalmadım. Heryerdeler... Buraya aldıklarım, "have to"
(zorunluluk) yardımcı fiilinin
past
perfect
ve
future
perfect
kullanımlarını ilgilendiriyor:
Needless to say my husband and I were terrified. I had had to have
steroids to help the baby's lungs and I was petrified that the baby
wouldn't be all right.
= kullanmak zorunda kalmıştım.
He was
telling Paul how he had had to have the remains transported out of
town for cremation because this service was not locally available.
[ "have something done" ettirgen kalıbı ile]
Jackie
had had to have
separate housing because the hotel the rest of the team was staying at
would not allow blacks to enter and room.
= "sahip olmak zorunda olmak" kavramından...
In
order to successfully complete this assignment students
will have had to have read, analyzed, and synthesized information.
= Öğrenciler, bilgileri okumuş, çözümlemiş ve sentezlemiş olmuş olmak zorunda
kalmış olacaklardır !!
To actually be listed on
the left hand menu under hosted sites, your site
will have had to have been around long enough that it
established a continual and substantial fan base.
= uzun süredir devam edegelmiş konumunda olmuş olmak zorunda olacaktır
!!
Before any patients are approached to take part in a
research study at Liverpool Women’s Hospital, the study
will have had to have been approved
by the Hospital’s Research & Development Committee.
= onaylanmış
olmuş olmak zorunda olmuş olacaktır !!
Korku filmi gibi tümceler...
Ama,
yine de, "Türkçe öğrenmeğe çalışan İngilizler" değil, "İngilizce öğrenmeğe
çalışan Türkler" olduğumuza şükredelim biz...
*
* * * *
YABANCI DİL ÖĞRENMENİN, AZ ÇABA - KOLAY İŞ OLDUĞUNU KİM SÖYLEMİŞSE YALAN
SÖYLEMİŞ !!
|