İNGİLİZCE ÖĞRENMEK... SINAVLARDA
BAŞARI ??
BAŞARININ KOŞULLARI !!
( 2 )
SINAV MI
?! TOPLU KATLİAM MI
?!
Geçen sayımızda,
başarısızlığın kendimizden kaynaklanan nedenlerinden
en önemlisi
üzerinde durduk: Yeterince çalışmamak, hazırlanmamak...
[ Çalışma
yolu, yöntemi konusunu da daha sonra ayrıca tartışacağız. ]
Bu sayımızda, sınavların
niteliği, daha doğrusu niteliksizliğinden söz edeceğiz.
Öncelikle söyleyeyim:
Asla, geçer puanların "yüksekliğinden" dem vuracak değilim. Tam
tersine, dua ediniz ki, baraj ve geçme puanlarını ben
saptamıyorum!!... 50 ile geç, 65 ile geç... Oh, be keka!!
Acaba, bir pilot adayına
brövesini verip, uçağı ve canınızı emanet etmeniz için, uçak
komutasında bilmesi gerekenlerden
%
kaçını görmezden gelebilirsiniz??
Hedefleri doğru saptanmış makul ve gerçekçi bir sınavda, üstüne
düşenleri yerine getirerek hazırlıklarını tamamlanış bir adayın en
az 75-80 puan almasını beklemek gerekir. Puanların düşürülmesi,
sisteme ihanettir.
Bu saptamayı yaptıktan sonra,
gelelim sınavların niteliğine...
Daha doğrusu niteliksizliğine.... Bu
sınavlar, düzenlendikleri haliyle, TAM BİR REZALET, TAM BİR TOPLU
KATLİAM !!!
Balıkçıya ziraat
soracaksın, veterinere sosyoloji... Üstelik sorular
yabancı kaynaklardan "aşıramento"
olacak; yani
sınavın kendi plansızlığı programsızlığı yetmezmiş gibi, araya bir de
kültür bariyerini
sokuşturacaksın...
Siz neyi ve
ne amaçla test ediyor, sınava
tabi tutuyorsunuz ki??
Elime geçen sorulardan bir
tanesini hiç unutmuyorum: İngiliz şair Ted Hughes'un velûd (prolific) bir
şair olup olmadığı bilgisine dayalı bir soru.... Yahu, İngiliz'e
sorsan kaç tanesi bilecek ki...
Dünyada, bana göre, en iyi
ve amaca yönelik hazırlanan sınav TOEFL'dır. Adamlar ne
istediklerini, ne düzeyde istediklerini açık açık ilan ediyorlar.
Herkes hazırlığını ona göre yapıyor...
Her
sınavın bir felsefesi olmalıdır. Neyi ölçmek istiyoruz? Ne düzeyde
ölçmek istiyoruz? Mevcut haliyle, bizdeki sınavların amacı, olsa
olsa, insanların 2-3 saatlik psikolojik işkenceye direnme
güçlerini ölçmek olabilir.
Son
ÜDS sınavında tam 24 adet Reading Comprehension
parçası verdiler!! Yahu, ârif olan jüriye dört parça yeter de fazla
bile gelir... Yabancı dil bilgisini değil, stress ve kan şekeri
ilişkisini test ediyorlar sanki... Zamana karşı sürat yarışması
sanki...
Örneğin
ÜDS için, 1 saatlik ve 50 sorudan oluşan
bir genel dil bilgi ve beceri testi yeter de artar
bile... Dedik ya, ârif olan jüri anlar...
Öte
yandan, belli
bir mesleki dil sınavı, herkesin kendi kürsüsü
tarafından ayrıca düzenlenmeli; aranılan nitelikler
(literatür okuma, makale
yazma, bildiri okuma ve sorulara cevap verebilme, ders verme, gibi)
o jüri tarafından değerlendirilmelidir.
Herhangi bir kürsü, niteliksiz bir adayı şu yada bu nedenle kadroya
dahil edecekse, o kendi bilecekleri iş. Nasıl olsa, on yıla
kalmayacak, bütün yüksek öğretim kurumları paralı olacak; ve
kimsenin kuşkusu olmasın ki, iyi üniversiteler kötü üniversiteleri
piyasadan kovacak...
(Yani, "Hocayı
kandırır, bir ünvan kaparız" diye düşünecek "uyanık"ların, "Hoca"ları ve
"ünvan"ları ile beraber kapı kapı iş arayacakları günler pek de o
kadar uzak değil...)
Bir başka önemli konu: Sınavlarda çıkan sorular mutlaka
açıklanmalıdır. Herkes, kendisinden neler beklenildiğini
görebilmeli, hazırlıklarını ona göre yapmalıdır. Piyango bileti alır
gibi sınavlara başvurma devri kapanmalıdır.
Tahminim, her sınavda üç-beş sorunun Danıştay'lık olacağını
bildikleri için korkularından açıklayamıyorlar...
Soru hazırlama eylemi bu işin en canalıcı noktasıdır:
Halen
soruları hazırlayan kimselerin çok alıngan davranacaklarını bildiğim
için, şunu söylemekle yetineceğim: Bu iş mutlaka "filolog" lardan
(=
bizdeki pratikte "...... dili ve edebiyatı kürsü üyeleri")
alınmalı; dilbilimcilere tevdi edilmelidir.
[A be, Ahmet
Hâşim, Peyami Safa, Nâzım Hikmet'ten kurulu bir jüri önünde Türkçe
sınavına çekilsek, hepimiz çakarız be yav!! Hele, Bülent Ecevit de
heyete dahil olup, "Tagore" sorularını Erica daktilodan inciler gibi
döktürdü mü, yanmışız ki yanmışız...]
Ve en önemlisi, soruları
hazırlayacak kimselerin mutlaka "piyasa" (= gerçek
hayat) tecrübesi olmalı; dershane veya özel ders deneyimi
aranmalıdır.
Yani,
soruları hazırlayan kimseler, bugüne değin üniversitelerde put gibi
ders dinleyip soru sormayan öğrencilerle değil; KPDS, ÜDS, vb. adayı
gerçek şahıslarla muhatap olmuş, onların sorun ve olanaklarını
bilen, anlayan kimseler olmalıdır.
Soru hazırlama eylemi bu
işin en canalıcı noktasıdır. Heyette mutlaka Türkçe'yi iyi bilen
eğitimli ve deneyimli bir yabancı, ve dilbilimcilere ilaveten, bir
eğitimde ölçme ve değerlendirme uzmanı ve ayrıca sosyal bilimler,
fen bilimleri, tıp vs'den danışmanlar bulunmalıdır.
Sorular kesinlikle yabancı
kaynaklardan alınmamalı, uzun ve ciddi bir mesai harcanarak
hazırlanmalıdır.
Yoksa bu TOPLU KATLİAM
böyle devam edip gidecek...

Gelelim işin "light"
tarafına. Sanırım, soru hazırlama heyeti için öncelikle kendimi
önerdiğimi düşündünüz...
Teşekkür ederim, ama cevabım "Hayır"!!
Etkili ve yetkili
kimselerin, benim adımı duyunca saçlarının dimdik kesileceği gerçeği bir
yana,
fî tarihinde Üniversite giriş sınav sorularını hazırlayan
heyette görev yaptığım günlerde başıma gelenleri henüz unutmadım:
Sınavlardan sonra
günlerce
"boynum tutulurdu"...
Yüzlerce, binlerce adayın âh'ını, bedduasını alıp da, altından
kalkmak kolay mı:
"Hay, boynunuz tutulsun,
e mi !!"
