amoral --
immoral
ön-eklerin yanlış
değerlendirilmesi
Yine
İngilizce ifade edelim:
Something
"amoral" is outside morality and not to be judged by moral
standards. The behavior of human babies or animals or indeed the orbits
of the comets [=kuyruklu yıldızlar] are equally amoral. Anything "immoral", however, is
the violation of a given moral standard.
NOT:
Yine de, olaylara ahlaki açıdan yaklaşmamak, ahlak konusu dışında düşünüp,
öyle değerlendirmek de bir çeşit ahlaksızlık şüphesi uyandırıyor...
#
Taking
an "amoral" attitude and remaining indifferent in the face
of an overt injustice certainly seems a lot more shocking than being
immoral in actual fact.
[indifferent =
kayıtsız, ilgisiz]
amusement park --
theme park
luna park ? -- ???
Birinci tip
eğlence parkları genel beğenilere hitap ederken, ikinci tip niteliğinde
olanlar ise belli bir "konu" üzerine odaklanmıştır. Örneğin Disneyland
tipi bir düzenleme için "theme park" terimi daha uygundur.
(Bu ikinci terimin Türkçe'sini bilmiyorum. Birisi bana yazarsa
sevinirim.)
annoy --
aggravate
to aggravate =
kötüleştirmek, alevlendirmek... İngiliz & Amerikan ayak-takımının
kullandığı gibi "kızdırmak, sinirlendirmek" anlamında asla
kullanmayınız
#
I
was annoyed that the situation was further
aggravated by their careless conduct.
assent --
ascent
sesdeş sözcükler
rıza gösterme, onaylama
--- çıkma, yükselme
#
Now
that they had secured the local tribesmen's assent, they
they could resume their ascent toward the peak.
a while --
awhile
ikincisi belirteç (adverb)
#
I'll
be back in a while. Can you wait awhile?
Bir süre
sonra döneceğim. Birsüre (biraz) bekleyebilir misin?
(DİKKAT: "in"
ilgeci, zaman belirten ifadelerde çoğunlukla "sonra" anlamı verir.)
backward
--
backwards
birincisi sıfat veya belirteç /
ikincisi yalnızca belirteç
#
In
a backward country, the economy always seems to slide
backwards.
(veya, slide
backward...)
Emin
değilseniz, çıkış yolu her iki durumda da "backward" sözcüğünü tercih
etmek olur.
bad
--
badly
sıfat (adjective) /
belirteç (adverb)
#
She
felt bad about her boyfriend's behaving badly at the
party.
İlişkilendirici (linking) fiillerle sıfat kullanmak gerektiğini
unutmayınız.
beside --
besides
beside: yanında (ilgeç
/
preposition)
besides: ayrıca, 'ın
dışında, 'dan başka (belirteç, ilgeç)
#
A
suspicious-looking man was standing a minute ago beside
the counter; there was no one else there besides him.
Besides, the shop-assistant shouldn't have left her counter
unattended for so long
ÇEVİRİSİ:
Tezgahın yanında az önce şüpheli bir şahıs duruyordu; onun dışında
orada başka kimse yoktu. Ayrıca, tezgahtar hanım da bu kadar uzun süre
uzaklaşmamalıydı.
#
There
was no one sitting in the chair beside me.
#
Besides
her frequent headaches, she has few complaints.
#
Besides
Ayşe, Fatma was the only girl who attracted any attention at the wedding
party. =
Yani, düğünde yalnızca Ayşe ile Fatma dikkatleri üzerlerinde
toplamışlardı...
bizarre
--
bazaar
/bi-za:/ -- /bı-za:/
tuhaf, garip, acaip --
çarşı, pazar
#
I
just couldn't make head or tail of her bizarre behaviour
at the bazaar.
[couldn't make head or tail of = anlayamadım, bi halt anlayamadım, anlam
vermek mümkün değildi]
break
--
brake
kırmak / fren : sesdeş
sözcükler
#
I've
just had a new brake pedal fitted in my car. It'll really
break my heart if this new brake system
doesn't last for a couple of years now...
breathe
--
breath
fiil /
bri:Ø
/ -- ad / breØ /
#
If
we stop breathing for just a few minutes we are dead. Life
force is therefore contained in the breath that we
breathe.

To
be continued... Devam edecek...