Doç. Dr. Yalçın İzbul

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

Free Bilingual E-Zine --  Supplement # 103

 WEBSITE HERE

August 1st, 2004

 

 EĞİTİM

 MESAJ

 

 News Headlines

 

FBI Issues Terror Warning for Calif., N.M.:  The FBI warned police in California and New Mexico that it received information about possible terrorist activity in their states. However, the warning wasn't specific about particular targets or a method of attack... The FBI decided to pass along the threat information but warned that it was considered unsubstantiated and uncorroborated, said the official, who spoke only on condition of anonymity.  The Manchester Guardian (www.guardian.co.uk)

 

to issue = "yayınlamak, duyurmak, sirküle etmek"... (Ancak, hernekadar, "issue" sözcüğü ad olarak süreli yayın "nüshası, sayısı" anlamına kullanılırsa da, kitap, dergi, gazete vb. yayınlamak karşılığında "to publish" fiili kullanılır... The FBI = Açık yazılışı: "The Federal Bureau of Investigation". Nedir, ne değildir merak ediyorsanız: http://en.wikipedia.org/wiki/Federal_Bureau_of_Investigation ... to be specific about = ismini vermek, adını koymak, kimlik veya niteliğini tam olarak belirtmek... to pass along = iletmek (belli bir iletim dizisi içinde yer aldığınızı düşünün: size iletilen birşeyi siz de sıradaki bir sonraki birime geçiriyorsunuz)... to substantiate = doğrulamak (varlığını kanıtlamak) ("substance", "madde" yani "et-but" kazandırmak kavramından)... to corroborate = kanıtları ile veya yetkili mercilere danışarak doğrulamak... DİKKAT: "labour" kavramından gelen "to collaborate" = birlikte çalışmak, işbirliği yapmak, sözcüğü ile karıştırmayınız... to speak on condition of anonymity = Kimliğinin açıklanmaması koşuluyla beyanat vermek...

 

 

UK Co-Discover of DNA Dies Aged 88: Nobel Prize-winning British scientist Francis Crick, who with James Watson discovered the spiral, "double-helix" structure of DNA, paving the way for everything from DNA blood tests to genetically engineered tomatoes, has died aged 88. ...Crick died yesterday at University of California, San Diego, Thornton Hospital. He had been battling colon cancer.

 

DİKKAT: "Keşfeden, kaşif" anlamında "discoverer" kadar "discover" sözcüğü de kullanılabiliyor. Gerçi, birincisi bir kat daha yaygındır, ama ne ilginç değil mi?...

 

to pave the way for = zemin oluşturmak, yolu döşemek (Böylece, "pavement" sözcüğünün de kökünü öğrenmiş oldunuz... had been battling colon cancer = kolon (kalın barsak) kanserine karşı savaşım veriyordu (Niçin Past perfect? Çünkü, geçmişteki bir noktanın -- yani, ölümü -- öncesinden söz ediyoruz: Unutmayınız, Past Perfect için altın anahtar: Geçmişteki bir noktanın/dönemin daha öncesi. Eğer o günden bugüne kavramı geçerli olsaydı; yani, hala hayatta ve savaşım devam ediyor olsaydı, PRESENT PERFECT kullanmak durumunda olacaktık)...

"Francis Crick will be remembered as one of the most brilliant and influential scientists of all time," said Richard Murphy, president of the La Jolla, California-based Salk Institute, where Crick was a former president.

 

brilliant /bril-yınt/ = parlak, pasparlak... (Hatırlayacaksınız: bu sözcüğü daha önce de "biryantin" den çağrıştırmıştık)... of all time veya of all times = tüm zamanların... California-based = Merkezi Kaliforniya'da bulunan; Kalifoniya'da kurulu/müesses...

It was 1953, while working in Cavendish Laboratory in Cambridge, that Northampton born Crick, 36 at the time, and the American Watson, just 24, struck upon the famous double-helix structure -- like a twisted ladder -- of deoxyribonucleic acid, or DNA.

 

It was (in) 1953 ... that = 1953 yılında (idi ki)... Northampton born = Northampton doğumlu... 36 at the time = o sıralarda 36 yaşında (olan)... strike upon = keşfetmek, önemli birşey bulmak (hernekadar aramakta olmak kavramını içeriyorsa da, "tesadüf etmek" gibi bir nüans da iletebilir)... double helix = ikili sarmal... like a twisted ladder = bükümlü bir bahçe merdiveni gibi...

Not until years after the discovery were Crick and Watson's conclusions about the molecular structure of DNA firmly established. At the time, Crick later said, only a small number of people "even thought it was interesting."
The Manchester Guardian (www.guardian.co.uk)

 

DİKKAT: İlk tümce "devrik" yapıda. (Yani, soru tümcesi olmamasına rağmen, "were" fiili "conclusions" öznesinin önüne/soluna geçmiş.) Böylece anlama vurgu kazandırılıyor. Düz tümce şöyle olacaktı ve bknz. ne derece cılız kalıyor: Crick and Watson's conclusions about the molecular structure of DNA were firmly established years after the discovery.

 

conclusion = 1) bitim, bitirme; 2) varılan, çıkarılan, çıkarsanan sonuç... firmly established = kuşkuya yer bırakmayacak ölçüde kanıtlanmış ("tam, kesin ve sağlam olarak tesis edilmiş" kavramından... At the time, Crick later said, only a small number of people... = Crick'in daha sonraları söylediğine göre, o zamanlar yalnızca çok az sayıda insan...

 

 

 Sports News

 

Eagles To Release Four Players At Request Of Coach Del Bosque: (MICHAEL SEVERN, ANKARA - Turkish Daily News) Beşiktaş soccer branch director Kıvanç Oktay announced on Tuesday that four players are to be released at the request of new coach Vicente Del Bosque to cut the squad to 24 for the new season.

 

(The Black) Eagles = (Kara) Kartallar !! (Hey, don't jump to conclusions so fast. I am a loyal supporter of The Lions -- though nowadays somewhat on the verge of an all-round resignation... Hey, kendi kendinize bu kadar çabuk sonuçlar çıkarsamayın, yargılara varmayın. Bendeniz Aslanlar'ın sadık bir taraftarıyım -- gerçi şu sıralarda dört-dörtlük bir istifanın kenarında köşesinde dolaşıyorum ama...)

 

DİKKAT: Bildiğiniz gibi, gazete başlıklarından "mastar" (the infinitive) Future Tense anlamı verir. Nitekim paragrafta aynı ifade "are to be released" şeklinde veriliyor: Yani, "to be + infinitive" yapısı ile... Ki bu da -- yine bildiğiniz gibi -- İngilizce'de gelecek zaman belirtmenin bir başka yoludur. [DİKKAT: Burada kullanılan mastar "to be released", yani bir edilgen mastardır)...

 

squad = ekip, takım... firing squad = idam mangası... first aid & rescue squad = ilk yardım ve kurtarma ekibi... police squad = polis ekibi... terror squad = genelde terröristler kastedilerek kullanılır. Yine de, karıştırmamak için, güvenlik güçlerini "anti-terror squad" veya "counter-terror squad" şeklinde adlandırmak yerinde olur...

The men concerned are midfielders Okan Koç, Ümit Aydın and Yasin Sülün and forward Sinan Kaloğlu. Three of these were regarded as being amongst the most promising of Turkey's rising generation of stars when Beşiktaş signed them a little over a year ago.

 

the men [who are] concerned = sözü edilen kişiler, ilgili kişiler... midfielder = orta alan oyuncusu... forward = forvet, hücum oyuncusu... were regarded as --- = --- olarak görülüyor, addediliyor, sayılıyorlardı... promising = gelecek vaadeden...

These players can be cited as fresh examples of what we could describe as the "buy 'em, destroy 'em, kick 'em out" policy of the İstanbul Big Three clubs.

 

can be cited as fresh examples of = yeni örnekleri olarak sayılabilirler, anılabilirler; kendilerinden o şekilde söz edebilir, gönderimde (atıfta) bulunabiliriz... of what we could describe as "----" = "---" olarak tanımlayabileceğimiz şeyin/olgunun... 'em = them...

Announcing the names of the players to be dismissed, Kıvanç Oktay said that they had worked at "an unbelievable tempo" during Beşiktaş's summer training camps in Austria and Germany and that the club was "crying inside" at having to let them go.

 

announcing... dismissed = uzaklaştırılacak oyuncuların adlarını açıklarken... have to let them go = gitmelerine izin vermek zorunda kalmak...

Crocodile tears? Sure enough... Oktay would have said the same thing whichever four men were facing the chop. He promised to make it easy for the rejects to find new clubs, meaning that Beşiktaş will not demand substantial transfer fees for them. There should be plenty of takers.

 

crocodile tears = Timsah gözyaşları mı?... Sure enough. = Pek tabii ki öyle... would have said the same thing = aynı şeyi söylerdi/söyleyecekti... face the chop = takımdan "kesilmek" ve atılmak ile yüzyüze olmak (to chop = satırı/baltayı indirip kesmek/ayırmak/koparmak kavramından -- kuzu pirzolaya boşuna "lamb chops" demiyorlar!!)... the rejects = reddedilenler... substantial = önemli derecede, büyük miktarda, "kallavi" miktarda... There should be plenty of takers... = Çevirisi: Eh, çok sayıda alıcı çıksa gerek... ["taker" sözcüğünü buradaki gibi cuk oturtmadıkça, kullanmaktan sakınınız. "Buyers" sözcüğü burada sakil kaçardı]...
 

 

[All passages are somewhat modified in keeping with this Ezine's TESL -- teaching of English as a second language -- policies.]

 CD

 TANITIM

 
 

 

New Series: 02

 Excerpts From Great Film Scripts

excerpts = passages

kısa alıntılar, parçalar

film script = filmin diyalogları... (sahnelerin kısaca tanımlanması ile birlikte)... Yalnızca diyaloglar, daha çok "transcript" sözcüğü ile ifade ediliyor. Türkçe'de "film script" için sanıyorum bazılarımız "senaryo" sözcüğünü kullanıyoruz... Bence yanlış... (Tabiatıyla, İngilizce'de ayrıca "scenario" sözcüğü de var.)

 SOME LIKE IT HOT

Bazıları Sıcak Sever !!

[Subtitle: Me, too, Me, too !! Ben da, Ben da !!]

AÇIKLAMA: Eğer tüm filmin kısaca planını/öyküsünü özetleyecek olsaydık synopsis sözcüğünü kullanmamız gerekecekti. Aşağıda yalnızca kısa bir GİRİŞ veriyorum.

INTRODUCTION: Joe (Tony Curtis) and Jerry (Jack Lemmon), two pennyless jazz musicians, are working in a speakeasy run by Spats Colombo (George Raft). Having witnessed the massacre in a garage of rival gangmen -- and discovered and recognized -- by Spats and his gang, they manage to run away; but must now leave the city to save their skin.

speakeasy = ABD'de 1920-33 yılları arasında içki yasağı ("the Prohibition) döneminde yaygınlaşan gizli içkili kulüplere verilen ad... run by = tarafından işletilen... massacre = katliam... rival /ray-vıl/ = rakip... run by = tarafından işletilen... to save one's skin = "postu" kurtarmak... (Yukardaki örnekte "their skins" de olanaklı)

They dress as women, and join an all-girl orchestra headed for Miami beach, Florida, all expenses paid. En route to Florida, they share a pullman with other members of the group -- all female -- including ukulele player and vocalist, a blonde named Sugar (Marilyn Monroe)...

headed for Miami = Miami'ye gitmekte olan... en route to Florida / an-ru:t/ = 1) Florida'ya giderken; 2) yolda...

15. EXT. CHICAGO RAILROAD PLATFORM - NIGHT. 15.

Two pairs of high-heeled shoes, unusually large in size, are hurrying along the platform. CAMERA FOLLOWS them and PANS UP gradually, revealing rather hefty legs in rolled stockings, short dresses, coats with cheap fur pieces... One of the pair carries a saxophone case, the other a bull-fiddle case...

A train, with steam up, is loading for departure. Redcaps, passengers, baggage carts.

high-heeled shoes = yüksek topuklu ayakkabılar... pan up = kameranın yukarıya doğru tarayarak kullanılması... hefty = iri, kallavi... bull-fiddle = (colloq) kontrobas... (Konuşma dilinde çoğu zaman şaka yollu "fiddle" (keman yayı) sözcüğü "keman" anlamında, veya hatta fiil olarak "gıygıy etmek" gibi bir anlamla kullanılır)...


ANNOUNCER'S VOICE
Florida Limited leaving on Track Seven for
Washington, Charleston, Savannah, Jacksonville
and Miami. All aboard. All aboard.

 

All aboard ! = Herkes binsin !...

Our two passengers accelerate their pace. But evidently they are not too adept at walking in high heels. Suddenly the one with the bull-fiddle twists her ankle - or we should say his ankle -- because it's Jerry. He stops and faces his girl-friend -- Joe.

 

to accelerate = hızlandırmak... pace = tempo; yürüyüş temposu, adım atma... evidently = Her gördüğünüz yerde, "anlaşıldığına göre, öyle anlaşılıyor ki" şeklinde çevirebilirsiniz... adept = usta, becerikli...

JERRY
(rubbing his ankle)
How can they walk on these things?
How do they keep their balance?

 

rubbing = ovalayarak...

JOE
Must be the way their weight is distributed.
Come on.


Ağırlık merkezlerinin vücutlarındaki dağılış şekli olsa gerek. Yürü hadi, devam et...


As they proceed along the platform, a gust of wind sends their skirts billowing. Jerry stops again and pulls his skirt down.

 

a gust of wind = ani bir esinti... sends their skirts billowing = eteklerinin şişerek açılmalarına neden olur... DİKKAT: İŞİNİZE YARAMIYACAĞINA İNANDIĞINIZ, "billow" gibi az kullanılan sözcükleri, en azından başlangıç dönemlerinde kayıtdışı bırakınız...

JERRY
And it's so drafty. They must be catching
colds all the time.

draft (U.K. draught: okunuş aynı / dra:ft / ) = hava cerayanı, kurander... DİKKAT: "kuraklık, susuzluk, kıtlık" anlamına gelen "drought" (okunuşu / drout / ) ile karıştırmayınız...

Açıklama: Yukarda sözü edilen "hava cereyanı" bölgesinin neresi olduğuna dikkat ediniz. Filmin cinsellik ve komedi havasına uygun, gerçekten hoş bir espri...

JOE
(urging him on)
Quit stalling. We'll miss the train.

urge on = "devam et, acele et" çağrısında bulunmak... İkide birde durmayı kes. Tireni kaçıracağız.

JERRY
I feel so naked. Like everybody's looking at me.

Kendimi çıplak hissediyorum. Sanki herkes bize bakıyor gibi.

JOE
With those legs? Are you crazy?

Bu bacaklarla mı? Kafayı kırmışsın sen...

They are now approaching the Pullman car reserved for the girls' orchestra. Girl musicians, with instruments and luggage, are boarding the car, supervised by Sweet Sue and Bienstock.

board the car = vagona çıkmak/binmek...

JERRY
(stopping)
It's no use. We'll never get away with it, Joe.

Boşuna, Joe. Bu işi yutturamayacağız. (Başka yerde, "Bu işten yakayı sıyıramayacağız" veya "Bunu yanımıza bırakmazlar" gibi anlamlar taşıyabilir)...

JOE
The name is Josephine. And it was your
idea in the first place.

The name is = My name is... Teklifsiz konuşmada kendini tanıtırken sık kullanılan bir yapıdır.

Just then, a member of the girls' band comes hurrying past them, carrying a valise and ukulele case. Her name is SUGAR. What can we say about Sugar, except that she is the dream girl of every red-blooded American male who ever read College Humor? As she undulates past them, Jerry looks after her with dismay.

comes hurrying past them = acele ile yanlarından gelip geçer... to undulate = Marlin'ciğimin o enfes kıvıra kıvıra yürüyüşünü tasvir eden, nefis bir sözcük seçimi...

JERRY
Who are we kidding? Look at that - look how
she moves - it's like jello on springs - they
must have some sort of a built-in motor.
I tell you it's a whole different sex.

"like jello on springs" = "yaylar üzerinde jel (yada, cel) gibi"... ("pelte" demekten kaçındım; çünkü bu Türkçe'de farklı bir anlam verecekti, tabii)

JOE
What are you afraid of? Nobody's asking you
to have a baby. This is just to get out of town.
The minute we hit Florida, we'll blow this set-up.

Ne korkuyorsun yahu? Kimse sana gel bebek yapalım demeyecek ki. Bu iş sırf şehirden kaçıp kurtulmak için. Kendimizi Flori'daya vurduğumuz anda, bu tezgahtan tüyeceğiz.

JERRY
This time I'm not going to let you talk me
into something that...

talk somebody into something = konuşarak (çene yapa yapa) birşeyi yapmağa ikna etmek

A newsboy approaches along the platform, peddling his papers.

to peddle = sokak satıcılığı için kullanılır, işporta...

NEWSBOY
Extra! Extra! Seven Slaughtered in North
Side Garage! Fear Blood Aftermath!

to slaughter / slo-tı / = gırtlaklamak, boğazlamak, doğramak... Fear Blood Aftermath = Bu işin arkasının kanlı geleceğinden korkuluyor...

"Aftermath" (noun) ile örnekler: Coping with the aftermath of a disaster... The social and cultural aftermath of the two Balkan Wars in Turkey... They didn’t wait to see the aftermath. They just left the place as fast as they could... In the aftermath of the war, the government, etc...

JERRY
(to Joe, promptly)
You talked me into it! Come on, Josephine.

JOE
Attagirl, Geraldine.

Attagirl ! = İşte benim kızım !

They hurry toward the Pullman car, imitating the jello-on-springs movement as well as they can.

At the Pullman car, Sue and Bienstock are checking in the girl musicians as they are boarding.

checking in = ellerindeki listeye tik koyarak trene alıyorlar...

SUE
Hi, Mary Lou - Rosella - Okay, Dolores,
get a move on - How's your back, Olga?

BIENSTOCK
(checking list)
Clarinet - drums - trumpet - trombone -

Joe and Jerry come running. (NOTE: From here on in, the two will speak with girls' voices whenever the situation calls for it.)

Bu noktadan itibaren, durum her nezaman gerektirirse, kız sesiyle konuşacaklardır...

JOE
Well, here we are.

SUE
You two from the Poliakoff Agency?

JOE
Yes, we're the new girls.

JERRY
Brand new.

brand new = yesyeni...

SUE
This is our manager, Mr. Bienstock.
I'm Sweet Sue.

JOE
My name is Josephine.

JERRY
And I'm Daphne.

This is completely unexpected. Joe throws him a sharp look. Jerry smiles back brightly.
to throw a (sharp) look = (dik, sert) bir bakış fırlatmak...

BIENSTOCK
(checking list)
Saxophone, bass - Am I glad to see you girls.
You saved our lives.

JOE
Likewise, I'm sure.

likewise = aynı şekilde... Görünüşte "Glad to meet you" sözüne karşılık teklifsiz ve biraz da ayak takımının kullanabileceği bir karşılıktır: "Likewise" = Ben de aynı şekilde. Ama burada tabii, ironi düzeyinde "You saved our lives" tümcesine karşılık oluyor: Siz de bizim hayatımızı kurtarmış oldunuz, kesinlikle...

SUE
Where did you girls play before?

JERRY
Oh - here and there - and around.

JOE
We spent three years at the Sheboygan
Conservatory of Music.

From OFF comes the voice of the Conductor: "All aboard!"

from OFF comes = sahne dışından gelir...

BIENSTOCK
You're in Berths 7 and 7A.

berth = kuşet...

JERRY
(his idea of a lady)
Thank you ever so.

Kendi fikrince bir hanımefendi olarak davranarak...

BIENSTOCK
You're welcome.

JERRY
It's entirely mutual.

Tamamen karşılıklı, efendim. Ben de aynen öyle hissediyorum...

Joe has already boarded the car. As Jerry starts up the steps, he stumbles. Bienstock helps him up, with a little pat on the behind.

to stumble = sendelemek... with a little pat on the behind = kabalarına dostça bir şaplak vurarak...

BIENSTOCK
Upsy-daisy.

Hadi bakalım, tıpış tıpış yukarı...

JERRY
(coyly)
Fresh!

(koket bir tavırla) Seni çapkın seni... (Tabii, böyle durumlarda, sahneyi kendi dilimizde en uygun şekilde tasvir yoluna gitmeliyiz. Eh, bu noktada da el elden üstündür, tabii)... to get fresh = Bir hanımın yanında, onun herhangi bir teşviki olmamasına karşın, asılmağa ve sarkmağa başlamak demektir. Ancak, burada JERRY'nin tavrı, öfke ve onaylamama değil, koketçe kışkırtma...

BIENSTOCK
(takes off glasses,
puts them in pocket)
Looks like Poliakoff came through with
a couple of real ladies.

 

 
 
 
 

 

"Bir İşe Türk Gibi Başla; İngiliz Gibi Bitir !!"

 

Start Off Like A Turk; Finish It Off Like An Englishman !!

 

 

"ESSENTIAL  ENGLISH  FOR  TURKS"

İLERİ İNGİLİZCE ÖĞRENİM SETİ - 10 KİTAP

   BİLGİ 

 

 
 
 

DERGİMİZİ BEĞENİYORSANIZ, LÜTFEN DOSTLARINIZA DA TAVSİYE EDİNİZ, İLETİNİZ, GÖNDERİNİZ; TEŞEKKÜRLER, SAYIN ÜYELER...

         

ANASAYFA      TESTLER      OKUMA      EĞLENCE