Doç. Dr. Yalçın İzbul

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

Free Bilingual E-Zine --  Supplement # 105

 WEBSITE HERE

August 16, 2004

 

 EĞİTİM

 MESAJ

 

 News Headlines

 

At Least 180 Killed in Attack on a Refugee Camp in Burundi: UJUMBURA, Burundi, Aug. 14 (AP) - Dozens of attackers raided a United Nations refugee camp in western Burundi, shooting and hacking to death at least 180 people, witnesses and officials said Saturday. ... A Burundian Hutu rebel faction, the National Liberation Forces, claimed responsibility for the attack late Friday near the border with Congo, saying that its fighters were pursuing Burundian soldiers who fled to the camp from a nearby military position. The New York Times (www.nytimes.com)

 

at least  = en azından, hiç olmazsa (Burada "en az 180 kişi" şeklinde çeviririz)... refugee /ref-yu-ci:/ = mül-te-ci:... to raid = basmak, baskın vermek... shoot to death = ateşli silahlarla vurarak öldürmek... hack to death = (balta, nacak, uzun bıçak vb gibi) kesici aletlerle darbeler indirerek öldürmek... Böylece "hacker" sözcüğünün kök fiilini öğrenmiş oldunuz... to rebel /ri-bel/ = baş kaldırmak, isyan etmek... rebel /re-bıl/ = asi... Fiil ve ad durumundaki telâffuz farkına dikkat ediniz: Hece vurgusu ve "schwa" laşma olgusunun basit bir sonucu... faction = hizip, grup... to claim responsibility = sorumluluğu üstlenmek... to pursue /pö:s-yu/ = takip etmek... to flee - fled - fled = kaçmak, tüymek, tabanları yağlamak... military position = askeri mevzi...

 

 

Who Cares? The number of humanitarian crises in the world is greater than ever before but most go unreported in Western media. ... Across the world tens of millions of people are at risk from famine, disease and natural disasters, without anyone taking much notice. ... Many aid workers say the current situation is the worst they have ever faced. The Manchester Guardian (www.guardian.co.uk)

 

Who cares? = Kimin umurunda ki?... crisis - crises = tekil - çoğul... OKUNUŞA DİKKAT: /kray-sis/ ve /kray-si:z/ ikincisi uzun /i:/ ve /z/... comparative (sıfat/zarf) + than ever before = bugüne değin olduğundan çok daha (sıfat/zarf)... most go unreported = çoğu (medyada) yer almıyor... across the world = dünyanın her yerinde... to be at (under) risk from (of) = tehdidi altında olmak... famine /-min/ = kıtlık, açlık... natural disasters = doğal afetler... without anyone taking much notice = kimseler pek dikkate almaz ve umursamaksızın... the worst they have ever faced = Bugüne değin karşılaşmış, yüzyüze gelmiş olduklarının en kötüsü...

 

 

 Top National News

 

Ankara to Buy Automated Brakes for Trains: Turkland recently lost 38 people in the derailment of a high speed train and another eight people in a train collision on Wednesday.

August 13 - Turkland is to invest in an automated brake system (ATS) for the country’s trains in response to a series of fatal rail accidents in the past three weeks.
The NTVMSBC (http://www.ntvmsnbc.com/news/default.asp)

 

Ankara to buy = Ankara satın alacak... DİKKAT: Gazete başlıklarında mastar (the infinitive) gelecek zaman anlamı verir... brakes = firenler... DİKKAT: "to break" kırmak fiili ile karıştırmayınız. Yazılış farklı, okunuş aynı...  rail(s) = ray(lar)... railway = tiren yolu... derailment /di-reyl-mınt/ = raydan çıkma... to collide /kı-layd/ = çarpışmak... train collision /kı-li-jın/ = tiren çarpışması... to invest = yatırım yapmak... in response to = cevaben, tepki olarak... a series of /ı-si-ri:zıv/ = bir dizi... fatal / fey-tıl / = ölümcül ("fate" = kader, sözcüğünden)... femme fatale /famfı-ta:l/ (ince /l/ ile okunur; İngilizce'de genelde buradaki gibi aksansız yazılıyor) = vamp kadın !!...

 

DİKKAT: "in the PAST three weeks"... Bu bağlamda "last" sözcüğü yanlış tercih olur...

 

 

[All passages are somewhat modified in keeping with this Ezine's TESL -- teaching of English as a second language -- policies.]

 CD

 TANITIM

 
 

ARS GRATIA ARTIS

Art For Art's Sake

Sanat sanat içindir...

 artist = painter = ressam...

DİKKAT: "artist" sözcüğünü hiçbir zaman bizdeki "film yıldızı" (İng. "film star") anlamında veya "artizlik yapma" bağlamında kullanamazsınız.

 poet /pou-it/ = şair

 poem /pou-im/ = şiir, manzume

/oui/ tek hece okuyunuz...

 poetry /poı-tri/ = şiir sanatı, şiir, nazım (eski dilde: poesy /poı-si/)

 prose /prouz/ = düzyazı, nesir

 to inspire /ins-payr/ = ilham vermek, esin kaynağı olmak

 inspiration /inspi-rey-şın/ = ilham, esin

A Brief Explanation:

The Greek verb poieo [I make or create], gave rise to three words: poietis [the one who creates], poiesis [the act of creation], and poiema [the thing created] ---

--- from which come the English words: poet [the creator of a poem or poems], poesy (= poetry: the act of creation or what is being created], and a poem or poems [the end result of poetic creation].

[ Şiir konusunda başlangıç düzeyinde öğrenmek istediğiniz herşey için: http://en.wikipedia.org/wiki/Poetry ]

THE PAINTER & THE POET

"You are still my inspiration..."

Eggs'n eggs -- by the basketful...

      [Of me] don't you ever be forgetful...

NOT: Bizdeki "Sakın ha, ------mayasın !!" deyişinin İngilizce'de karşılığı "Don't you ever + fiil + etc" şeklindedir. Örnek: "Don't you ever change your mind and decide to go into politics again!"  "Sakın ha, bir daha fikrini değiştirip siyasete girmeyesin!"

So, let's sing along with Ray Charles:

"Hit the road, Jack, and don't you come back no
more, no more, no more, no more"

 

 
 
 

 

 Excerpts From Great Film Scripts -- 04

 A M A D E U S

INT. MUSIC ROOM IN SALIERI'S APARTMENT - DAY - 1780'S

KATHERINA CAVALIERI, a young, high-spirited soprano of twenty
is waiting for Salieri, dressed in a fashionable dress and wearing  on her head an exotic turban of satin, with a feather.

high-spirited = coşku dolu; neş'e ve iyimserlik içinde... exotic = Burada "oriental" anlamında... ["oryantal" desem, herkes göbek dansı" sanacak]... with a feather = Osmanlı kadınefendileri türbanı Hint usulü sararak takar, bir de sorguç kondurarak şık bir baş giysisi şeklinde kullanırlardı...

CAVALIERI
(curtseying to him)
Maestro.

to curtsey /kö:t-si/= reverans yapmak (dizlerini kırarak selamlamak)... Sözcük "courtesy" den geliyor... Alternatif çekimler: curtseyed - curtsied; curtseying - curtsying...

SALIERI
Good morning.

CAVALIERI
(posing, in her turban)
Well? How do you like it? It's
Turkish. My hairdresser tells me
everything's going to be Turkish
this year!

posing = "poz vererek"... How do you like it? = Beğendiniz mi?...

SALIERI
Really? What else did he tell you
today? Give me some gossip.

gossip = dedikodu...

CAVALIERI
Well, I heard you met Herr Mozart.

SALIERI
Oh? News travels fast in Vienna.

CAVALIERI
And he's been commissioned to write
an opera. Is it true?

Kendisine bir opera ısmarlanmış (siparişi verilmiş). Doğru mu bu?

SALIERI
Yes.

CAVALIERI
Is there a part for me?

Benim rolüm olacak mı?

SALIERI
No.

CAVALIERI
How do you know?

Nerden biliyorsunuz?

SALIERI
Well even if there is, I don't think
you want to get involved with this
one.

Walla, sizin için bir rol olsa bile, eminim ki bu işe bulaşmak istemezsiniz.

CAVALIERI
Why not?

SALIERI
Well, do you know where it's set, my
dear?

Azizem, (oyundaki) olayın nerede geçtiğini biliyor musunuz?

CAVALIERI
Where?

SALIERI
In a harem.

CAVALIERI
What's that?

O da neyin nesi?

SALIERI
A brothel.

Bir genelev.  [Çüşşşş!!]

CAVALIERI
Oh!

SALIERI
A Turkish brothel.

CAVALIERI
Turkish? Oh, if it's Turkish, that's
different. I want to be in it.

SALIERI
My dear, it will hardly enhance your
reputation to be celebrated throughout
Vienna as a singing prostitute for a
Turk.

will hardly enhance your reputation = şöhretininize şöhret katacağı pek söylenemez. UNUTMAYINIZ: "hardly" ve "scarcely" tümcenin anlamını %98-99 oranında tersine çeviren işlev sözcükleridir... prostitute = fahişe, para karşılığı aşk yapan... NOT 1: Dolayısıyla, bizdeki "orospu" kavramı karşılığı kullanılamaz... NOT 2: Bizde pek bir beğenilen "jigolo" kavramının İngilizce karşılığı "male prostitute" dur...

He seats himself at the forte-piano.
[Bu tümceyi tabiatıyla, "Kendisini piyanoya oturtur" şeklinde değil, "piyanoya oturur" şeklinde çevireceksiniz.]

CAVALIERI
Oh. Well perhaps you could introduce
us anyway.

Amaan, herneyse... Herhalükârda bizi tanıştırırsınız belki, değil mi?

SALIERI
Perhaps.

He plays a chord. She sings a scale, expertly. He strikes
another chord. She starts another scale, then breaks off.

CAVALIERI
What does he look like?

SALIERI
You might be disappointed.

Hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz.

CAVALIERI
Why?

SALIERI
Looks and talent don't always go
together, Katherina.

Yakışıklılık ve yetenek herzaman birlikte olmaz...

CAVALIERI
(airily)
Looks don't concern me, Maestro.
Only talent interests a woman of
taste.

(Kibirle) Yakışıklılık beni ilgilendirmez, Maestro. Zevk sahibi bir kadını ancak yetenek ilgilendirebilir.

--------------------------------------------------------

INT. THE OPERA HOUSE - VIENNA - NIGHT - 1780'S

The brilliant Turkish finale of Seraglio bursts over us.
"The Abduction from the Seraglio" = "Saraydan Kız Kaçırma" operası kastediliyor.)

--------------------------------------------------------

INT. OPERA HOUSE STAGE - VIENNA - NIGHT - 1780'S

All are applauding Cavalieri. The Emperor turns to Mozart.

JOSEPH
(İMPARATOR)
Well, Herr Mozart! A good effort.
Decidedly that. An excellent effort!
You've shown us something quite new
today.

decidedly that. = Kesinlikle öyle...

Mozart bows: he is over-excited.

to bow /bau/= eğilmek, reverans yapmak... over-excited = aşırı heyecanlı...

MOZART
It is new, it is, isn't it, Sire?

JOSEPH
Yes, indeed.

MOZART
And German?

JOSEPH
Oh, yes. Absolutely. German.
Unquestionably!

MOZART
So then you like it? You really like
it, Your Majesty?

JOSEPH
Of course I do. It's very good. Of
course now and then - just now and
then - it gets a touch elaborate.

elaborate /i-læ-bırit/ = titiz, ayrıntılı, süslü püslü... a touch = bir nebze...

MOZART
What do you mean, Sire?

JOSEPH
Well, I mean occasionally it seems
to have, how shall one say?

(he stops in difficulty; to Orsini-Rosenberg)

How shall one say, Director?

ORSINI-ROSENBERG
Too many notes, Your Majesty?

JOSEPH
Exactly. Very well put. Too many
notes.

very well put = çok güzel ifade ettiniz...

MOZART
I don't understand. There are just
as many notes, Majesty, as are
required. Neither more nor less.

JOSEPH
My dear fellow, there are in fact
only so many notes the ear can hear
in the course of an evening. I think
I'm right in saying that, aren't I,
Court Composer?

in the course of an evening = bir akşam boyunca...

SALIERI
Yes! yes! er, on the whole, yes,
Majesty.

MOZART
(to Salieri)
But this is absurd!

JOSEPH
My dear, young man, don't take it
too hard. Your work is ingenious.
It's quality work. And there are
simply too many notes, that's all.
Cut a few and it will be perfect.

don't take it too hard = çok fazla üzülme; gereksiz ölçüde alınma... ingenious = dahiyane...

MOZART
Which few did you have in mind,
Majesty?

Pause. General embarrassment.

Sessizlik... Ortalığı genel bir mahçubiyet ve ne yapacağını bilememe rahatsızlığı duygusu sarmıştır...

 
 
 
 

 

"Bir İşe Türk Gibi Başla; İngiliz Gibi Bitir !!"

 

Start Off Like A Turk; Finish It Off Like An Englishman !!

 

"ESSENTIAL  ENGLISH  FOR  TURKS"

İLERİ İNGİLİZCE ÖĞRENİM SETİ - 10 KİTAP

   BİLGİ 

 

 
 
 

DERGİMİZİ BEĞENİYORSANIZ, LÜTFEN DOSTLARINIZA DA TAVSİYE EDİNİZ, İLETİNİZ, GÖNDERİNİZ; TEŞEKKÜRLER, SAYIN ÜYELER...

         

ANASAYFA      TESTLER      OKUMA      EĞLENCE