Doç. Dr. Yalçın İzbul

 

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

Free Bilingual E-Zine --  Special Edition

 WEBSITE HERE

September 15, 2004

 
 

 

 

Adultery a Crime? The Turks Think Again and Say No

By SUSAN SACHS

Published in The New Yok Times: September 15, 2004

Önce Bazı Notlar:

Adultery /ı-dal-tıri/ = Zİİ-NAA !!

Definition: Sexual relations by a married person with someone other than the spouse. Prohibitions or taboos against adultery, written or customary, constitute part of the marriage code of virtually every society. Indeed, adultery seems to be as universal and, in some instances, as common as marriage. (Encyclopedia Britannica) Çevirisi: Evli bir kimse tarafından, eşi dışında bir kimse ile cinsel ilişki. Zinaya karşı yasaklar veya tabular, yazılı veya geleneksel olarak,  hemen her toplumun evlilik yasalarının bir bölümünü oluşturur. Aslına bakılacak olursa, zinanın en az evlilik kadar evrensel ve bazı örneklerinde ise en az onun kadar da yaygın olduğu görülür... (Bu son tümce, Ansiklopedi yazarlarının mizah duygusundan hiç de yoksun olmadıklarını gösteriyor.)

spouse /spauz/ = eş (erkek veya kadın için aynı sözcük)... ÖRNEK TÜMCE: One spouse may with the consent of the other spouse adopt the latter’s child... Persons other than spouses may not adopt jointly.... (to adopt = evlat edinmek)

Etimoloji: The word "adultery", ultimately, comes from the Latin word "adulterium, -a", meaning "crossbreeding" and "contamination" (if we stretch it a little).
Türkçe ifade edecek olursak: Bu sözcük, nihai olarak, Latince "adulterium, adulteria" dan gelir. Anlamı da "çapraz üreme" ve "kirlenme" demektir (biraz lastik gibi çekecek olursak).

Eşanlamlı: "Extra marital sexual relations"... veya konunun cinsellik olduğu bağlamdan anlaşılıyorsa, "extra marital relations"... "Relations" yerine "relationships" sözcüğü de işitilebilir.  Ayrıca, "extra-marital" şeklinde tireli yazmak da mümkün.

Teknik olarak: "single adultery" (with an unmarried person) and "double adultery" (with a married person) yani tek taraf evli, her iki taraf da evli şeklinde sınıflanır.

Fornication: "consensual sexual intercourse between two persons not married to each other"... Yani, birbiri ile evli olmayan iki kimse arasında rızaya bağlı (consensual) cinsel ilişki... Red Hot Chili Peppers'ın ünlü "Californication" liriklerine bakacak olursanız, Encyclopedia Britannica yazarlarının düşündüklerinden de evrensel ve yaygın olduğu muhakkaktır... Peki, Grekçe kökenli olan bu sözcük, Türkçe'ye de girmiş midir? Evet, İngilizce tarikiyle, PORNO olarak...

Naçizane antropolojik kanaatimi soracak olursanız, cinsel kurallar ve yasaklar, bir yandan kümeste yabancı yumurta olasılığını sıfırlamak amacını güderken; öte yandan da horozlar tarafından mümkün ençok sayıda kümese yumurta bırakmak, tavuklar tarafından ise civcivlerini mümkün en sağlam horozdan edinmek hak ve arzularını karşılar...

Naçizane siyasi kanaatimi soracak olursanız, izninizle, okuyacağınız New York Times makalesi sonrasına bırakıyorum:

[NOT: Makaledeki ABD "spelling" üzerinde (herzamanki uygulamamdan farklı olarak)  herhangi bir değiştirime gidilmemiştir]

 

 

Adultery a Crime? The Turks Think Again and Say No

Zina Suç mudur? Türkler Konuyu Bir Daha Düşündüler ve Hayır Dediler...

(Yorum: "think again" deyiminde -- üzülerek söylüyorum -- "akıllarını başlarına topladılar" nüansı da vardır)

By SUSAN SACHS

Published: September 15, 2004


VAN, Turkland, Sept. 14- After suffering a wave of criticism from European Union officials, women's groups, newspaper columnists and finally from its own members, Turkland's governing party abandoned a proposal on Tuesday to criminalize adultery.

after suffering a wave of criticism = bir eleştiri dalgasına uğradıktan ("dûçar olduktan) sonra... columnist = sütun yazarı... (Dikkat: gözleri bozuk olanlar bu sözcüğü çoğu zaman "communist" okurlar)... to abandon = bırakmak, terketmek... (Boksör "abandone" olunca, ringi terketmiş oluyor)... to criminalize = suç haline getirmek...

Even so, the party, which has sought for two years to reassure Turks and foreigners that it had no Islamic fundamentalist agenda, may have lost important political good will at home and abroad.

ÇEVİRİSİ: Bu böyle olsa bile, İslam köktendinciliğine ilişkin bir gündemleri olmadığı kosununda Türkleri ve yabancıları iki yıldır iknaya çalışan AKP yurtiçi ve dışında önemli bir siyasi itibar  yitimine uğramış olabilir. [Dikkat: Aslında "iyi niyet, iyi görme, dostluk" anlamı veren "good will" için "itibar" sözcüğünden daha uygununu şu anda düşünemedim. Belki "inanılırlık" da denilebilirdi. Tersi, biliyorsunuız, "ill-will", hasmane, düşmanca tavır ve tutum demektir.]

"Especially now, when Turkland is doing so much for E.U. membership, the fact that they're trying to bring in this law raises questions about them," said Gülseren Demir, a caseworker at the Women's Association in Van, in southeastern Turkland.

to raise questions = sorulara yol açmak; soru işaretlerine yol açmak... caseworker = sosyal hizmet alanında kişiler veya ailelerin sorunları ile doğrudan ve birebir ilgilenen uzman...

"To tell you the truth," a co-worker, Alev Sahar added, "we never trusted them."

co-worker = çalışma arkadaşı...

The proposed adultery law had been debated in the news media during the past month, while Parliament was in summer recess, and Prime Minister Recep Tayyip Erdoğan had repeatedly said he endorsed it as a way to preserve the family.

proposed = teklif olunan... to debate = tartışmak, münakaşa ve münazara konusu etmek (DİKKAT: Bu kavramda "kavga" nüansı yoktur)... (parlamentoda) görüşme... recess = parlamento, okullar, komite veya mahkemeler gibi kuruluşlarda "tatil" karşılığı bir sözcük. to endorse = onaylamak...

His Justice and Development Party had been expected to introduce it on Tuesday when the deputies reconvened to vote on a voluminous new penal code. But by the end of the day, with protesters in the streets and some European officials darkly warning that it smacked of fundamentalism, the proposed law had not made an appearance. No one even stepped forward even to claim ownership.

to introduce = parlamento dilinde "getirmek, önermek"... deputy = millet vekili... to reconvene = yeniden toplanmak... voluminous = geniş hacimli; büyük sığalı... penal code = ceza yasası... it smacked of fundamentalism = biraz köktendincilik "kokuyordu"... the proposed law = önerilen yasa... No one even stepped forward even to claim ownership. = Kimse ileri çıkıp sahiplenmedi bile... (Tabii çifte "even" yazarın kaleminden kaçmış: Yanlış değil, ama kulağa hoş da değil.)

Party officials said the proposal, once fiercely defended by some deputies, had won few supporters during a closed party meeting the night before.

fiercely /fi-ırsli/= şiddetle, ateşin bir tavırla... had won ...etc = bir gece önceki kapalı toplantıda pek az taraftar kazanabilmişti...

"There is general agreement that we will not propose that kind of thing right now," said Reha Denemec, a deputy chairman of the party. "We've got something like 340 different articles to get passed - we did 60 or so in four hours - and it's very important to do these things right now."

deputy chairman = başkan yardımcısı... article = yasa maddesi...

During its brief and contentious public life, however, the adultery proposal shone an unwanted spotlight on the backgrounds of the party leaders. Most are veterans of Welfare, a more militantly Islamist party that briefly ruled in a coalition government in the mid-1990's. The army removed it from power in 1997.

contentious /kın-ten-şıs/ = tartışmalı, münakaşalı... shone an unwanted spotlight on = üzerine istenmedik bir projektör tuttu [shone = ışıttı, parlattı, kavramını burada "tuttu" ile karşıladık)... background = (burada) geçmişleri... veteran /ve-tırın/ = "eski tüfek", bir davanın en eski mensuplarından, gazi, emekli...

Mr. Erdoğan was a senior Welfare member and a former mayor of İstanbul who spent time in jail in 1999 for reciting a poem in public that talked of mosque minarets as bayonets. His action has not been forgotten by the powerful military establishment, which sees itself as the guardian of Turkland's secular system.

mayor /me-yı/ = belediye başkanı... to recite /ri-sayt/ = şiir okumak (tabii, ortaçağlarda ozanlar bunları saz eşliğinde okurmuş... Bizdeki "resital verdi" sözcüğü nereden geliyor dersiniz?... bayonet /bey-ınit/ veya /bey-ınet/ = süngü... establishment = (burada) kurum...

But since sweeping into power nearly two years ago after his party won nearly two-thirds of the seats in the Parliament, the prime minister and his party aides have generally sidestepped issues that might make the military and the nationalists bristle.

sweep into power = büyük çoğunlukla iktidara gelmek (Yani oyları "silip süpürerek" -- Dikkat sadece "süpürerek" diye çevirirseniz alınganlar takımı bozuk atar, yine lafı karıştırıyorlar, diye)... aide = yardımcı... to sidestep = kenarından geçmek, es geçmek, bulaşmamak... make smb. bristle = öfkelendirmek, tüylerini diken diken etmek (sadece öfke anlamında)... [DİKKAT: Korku için, "My/his/her/their hair stood on end" deyimini kullanınız. Ettirgen kalıp: "make smb's hair stand on end"... AMAN DİKKAT: Sakın dalgınlığa düşüp "hair" yerine "hairs" deyivermeyiniz...]

Instead, he has shuttled continuously between Turkland and European Union countries, vigorously promoting Turkland's bid to begin accession talks leading to membership. He has also presided over wholesale changes in the Constitution, a rewrite of the administration law, revisions of the civil code and, now, some hundreds of proposed amendments to the penal code - all to bring the country's laws in conformity with European Union standards.

to shuttle = mekik dokumak, mekik diplomasisi yapmak... vigorously = canla başla, kanlı canlı enerji ile... to promote Turkland's bid = Türkiye'nin talebini tanıtmak ve şansını yükseltmek... accession talks = giriş (katılma) görüşmeleri... to preside = başkanlık etmek... wholesale /hol-seyl/ = toptan; (burada) tümüyle, çok büyük ölçekte...  adinistration law = idare hukuku... civil code = medeni kanun... amendment = değişiklik (yasa, vb.da)...

The European Commission in Brussels is expected to decide whether to recommend a date for accession talks at its meeting on Oct. 6. European Union leaders are expected to vote on the matter at their summit meeting in mid-December.

summit meeting = zirve toplantısı...

A number of those leaders have already expressed doubts about whether Turkland, a majority Muslim country, belongs in Europe. In the face of those misgivings, the sudden appearance of the adultery proposal last month brought a sharp warning from Günter Verheugen, the European Union's enlargement commissioner.

a number of = bazıları, bir dizi... to express doubt /daut/ "b" sessiz = şüphesini ifade etmek, dile getirmek... misgiving = şüphe, kuşku, kuruntu, korku (Okunuşa dikkat: /mis-gi-viN/, yani tek-DÜM-tek düzeninde. DÜM-teke düzeninde sözcük asla anlaşılmayacaktır)...

During a visit to Turkland last week, he said, he bluntly asked Mr. Erdoğan why the adultery issue was being raised now, and he warned the Turkish leader that it would undermine its campaign for acceptance in Europe.

bluntly = lafını gevelemeden, kesin bir dille, dobra dobra... (DİKKAT: İncelikli dil kullanmayı seven ve takdir eden İngilizler açısından herzaman olumlu bir nitelik olarak görülmez)... to raise an issue = meseleyi ortaya atmak... to undermine = şansını azaltmak, geri plana düşürmek, aleyhinde etki göstermek...

Suspicion about the intentions of the party, which is known by its Turkish abbreviation, A.K.P., has never really evaporated, despite its general popularity as a can-do government and its near-total dominance of Turkish politics since its success in municipal elections around the country six months ago.

abbreviation = kısaltma... to evaporate /i-ve-pıreyt/= buharlaşmak, buharlaştırmak... (İngilizce'de çoğu fiilin, hem geçişli hem geçişsiz fiil olarak kullanıldıklarını unutmayınız)...

Even the party's supporters appeared puzzled at the attempt to legislate morality - adultery is forbidden in Islam, as it is in most religions - at a time when Turkland has been trying to prove its European credentials.

appeared puzzled = şaşırmış görünüyorlardı... to legislate morality = ahlak konularını yasalara bağlamak... European credentials = "Avrupalı kimliği" diye çevirebilirsiniz...

"It's true that people's suspicions about the A.K.P. were awakened," said Selahaddin Direck, a contractor and businessman in Van who has been an enthusiastic supporter of the party and Mr. Erdoğan.

contractor = müteahhid... enthusiastic = coşkulu, istekli, hevesli...

Even though the region is conservative and might have favored outlawing adultery, he added, there was no particular demand.

to favor outlawing adultery = zinanın yasadışı ilan edilmesine taraftar olmak...

"Maybe another time, or on another platform or in another presentation, the issue can be put on the agenda again," Mr. Direck said. "But at the moment, E.U. membership is more important than such debates. So it was very unfortunate. I don't think there could have been a worse time to introduce such a debate."

Eyvah, eyvah... Umacı gibi korktukları Avrupalı çevreler, Sayın Direk'in bu ilk cümlesini umarım farketmezler...

Criminalizing adultery could bring more harm to women in a country where honor killings, the murder of women who are suspected of dishonoring their families through their sexual conduct, are still not uncommon, according to the Women's Association.

honor killing = "namus cinayeti"... to dishonor = onursuzluk getirmek... conduct = behaviour = davranış, hal ve hareket tarzı... are still not uncommon = hala seyrek sayılamaz, oldukça çok görülmektedir ("double negative" e dikkat)...

"There is already lots of violence against women," Ms. Demir said. "This law would endow the man with even more authority and power, and could increase the number of crimes against women."

to endow smb. with authority = yetki vermek, yetkilendirmek...

A previous adultery law in the criminal code punished a man if it was proved that he had set up housekeeping with a woman or installed her in a house. But it punished a woman simply for having sexual relations with a man other than her husband. Turkey's highest court ruled that law unconstitutional eight years ago, saying it discriminated against women.

to set up housekeeping with a woman = bir kadınla birlikte müşterek ev açmak... "to install her in a house" = (kaba deyimiyle, "bir kadına ev açmak")... ruled that law unconstitutional = o yasayı anayasaya aykırı bulmuştu... to discriminate against = ayrımcılık gözetmek veya uygulamak...

 

 

Sıra geldi bendenizin naçizane yorumuna:

Markoni, 1901 yılında Atlantik'in bir yakasından öteki yakasına, ABD'den İngiltere'ye radyo yayını göndermek girişiminde bulunacağını duyurduğunda, en sert eleştiriyi zamanın önde gelen bilim adamlarından Heinrich Hertz'den almıştı. Markoni'yi "herkesin bildiği gibi" dünyanın yuvarlak olduğu, radyo dalgalarının ise "herkesin bilmesi gerektiği gibi" doğru çizgide yol aldıkları konusunda uyarıyordu. Dolayısıyla, yapılacak yayının, göklerde "bir kıta büyüklüğünde koca bir yansıtıcı ayna" tutulmadıkça, uzayda yitip gideceğini söylüyordu.

Doğaldır ki o zamanlar kimse aslında böyle bir yansıtıcı tabakanın gerçekten varolduğunu bilmiyordu. Sonradan bulgulanmış; adına "iyonosfer" denilmiştir.

Markoni denemelerini sürdürdü ve sonuçta başarılı oldu.

Peki, bütün bunlardan çıkarsanan sonuç neydi. "Dünya Düzdür Cemiyeti" üyelerine gün doğmuştu: Tezleri ampirik olarak (deneysel yoldan) kanıtlanmış, çağın önde gelen iki bilim adamı tarafından doğrulanmıştı!...

--------------------------------------

Zina, (insan beşerdir, sık sık şaşar) aslında tatsız bir konu... Olmasa, çok daha iyi olurdu dünyamız...

Ne var ki zina, kişisel ahlak, evlilik hukuku, mantık, hümanizma konusudur... Hatta, bir bakıma eşlerin birbirini "cezalandırma" yöntemi olarak değerlendirilebilir veya genetik tabana dayalı psikolojik / fizyolojik bir "hak" olarak savunulabilir bile!! Kısacası, kişileri ve kişiler arası ilişkileri ilgilendiren bir sorun...

AKP parlak kurmaylarının bunu, kamuya karşı işlenen bir "suç" konumuna getirme girişimi, istediklerinin tam tersi bir sonuç hasıl edilmesine yol açmıştır.

Şöyle ki, on yıl kadar önce Anayasa Mahkemesi bu "suçu" sessiz sedasız ortadan kaldırdığında kimsenin haberi bile olmamıştı...

Şimdi, ülkenin en yetkili ağızlarından, milyonlara duyurulmuş oldu: "Zina, suç değilmiş yahu!..."

A wrong calculation gets returned from Bagdat...

Yanlış hesap Bağdat'tan döner... [Turkish proverb]

Yalnızca Bush ekibinin planları için mi geçerli bu söz?...

 

 
 
 

 

 

Onsuz geçen yıllarınıza üzüleceksiniz !!

 

 

"ESSENTIAL  ENGLISH  FOR  TURKS"

İLERİ İNGİLİZCE ÖĞRENİM SETİ - 10 KİTAP

   BİLGİ 

 

 
 
 

DERGİMİZİ BEĞENİYORSANIZ, LÜTFEN DOSTLARINIZA DA TAVSİYE EDİNİZ, İLETİNİZ, GÖNDERİNİZ; TEŞEKKÜRLER, SAYIN ÜYELER...

         

ANASAYFA      TESTLER      OKUMA      EĞLENCE