Doç. Dr. Yalçın İzbul

 

Free Bilingual E-Zine

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

YAHOO Uluslararası İngilizce Öğretim Grupları

DÜNYA BİRİNCİSİ !!

 WEBSITE HERE

September 28, 2004

Supplement # 111

 

 EĞİTİM

 MESAJ

 

 

Interesting, Unusual, or Difficult

 

EXPRESSIONS

İlginç Deyimler ve Deyişler -- 02

Notlarımdan... From my notes -- haphazard as they are...


 #   MESELF... MINE OWN...   #

"meself" (okunuşu: /mi-self/)

"I did it meself," veya, "You must see mine own funny little website," "These're mine own people," "Why should I tell you about mine own petty fears?"...

... gibi kullanımlar, tabiatıyla, Kraliçe'nin ağzından hiç işitilmez, gramer polislerini dehşete düşürür, hocalarımız ise gördükleri yerde sıfırı basarlar...

Oysa, (en azından İngiltere için söylüyorum) sıradan insanlar kendi aralarında yarenlik ederken bu formları kullanırlar...

Tabiatıyla, Kraliçe hazretleri, gramer polisleri veya hocalarla konuşurken de onların işitmek istedikleri formları kullanırlar.

*  *  *  *  *

 #   It remains to be seen   #

Bu deyişi Türkçe'ye, "İlerde göreceğiz..." şeklinde çevirebilirsiniz.

Açıklamasına gelince:

to remain = 1. kalmak, gitmemek; 2. o durumda kalmak, olmakta devam etmek...

İkinci anlamı için örnek tümce: The patient remained in the comatose state for another two hours.
Hasta iki saat daha koma durumunda kaldı; koma durumu iki saat daha devam etti...

Mastarlar ise, tümcede rastladığımızda, çoğu zaman "amaç" belirtiyorlardır. Örnek: I went there to see her.
= Oraya onu görmek için gittim...

"to be seen" edilgen mastar = "görülmek"...

Dolayısıyla, "remain to be seen" = "görülecek olmakta devam etmek"...

Yani, henüz görmedik, "ilerde göreceğiz"...

Bu yapının ardından, standart şekilde, bir soru sözcüğü / öbeği veya if / whether bağlacı ile başlayan bir ad-tümcelik geleceğine ve tabiatıyla bu tümceliğin düztümce şeklinde olacağına (yani, soru biçiminde olmayacağına) dikkat ediniz.

İşte Örnek Tümceler:

It remains to be seen whether or not the AKP will keep their promise not to bring up the adultery issue again -- as the talks with the EU progress.
AB ile görüşmeler ilerledikçe, AKP'nin zina meselesini yeniden masaya getirmeme sözünü tutup tutmayacağını ilerde göreceğiz... adultery /ı-dal-tıri/ = zina...

It remains to be seen how these developments will affect the country's future. It remains to be seen what effects these developments will have in the shaping of our country's future. to affect = etkilemek (fiil)... effect = etki, sonuç (ad)...

It remains to be seen just where all these tensions will lead us next.
Bütün bu gerilimlerin bizi bir sonra nereye götüreceğini ilerde göreceğiz...

Things look promising for the time being, but will Turkey have an easy ride into the EU? That remains to be seen.
Herbirşeyler şimdilik umut verici görünüyor. Ama acaba Türkiye'nin Avrupa Topluluğu yolu engebesiz olabilecek mi? Bunu ilerde göreceğiz... to have an easy ride = işlerin tırısın tırıs gitmesi, zorluklarla karşılaşmamak...

It remains to be seen if Beşiktaş, through these strict measures, can recover from their present difficulties. Beşiktaş'ın bu sert önlemlerle şimdiki zorluklarından kurtulup kurtulamayacağını ilerde göreceğiz. strict measures = sert, katı önlemler; zecri tedbirler...

*  *  *  *  *

 #   I'D JUST AS SOON... (I would just as soon...)   #

= would ('d) rather... prefer....

I know we still have a lot of work to do, but I'm really tired now. I'd just as soon leave now  and finish this all tomorrow. Is that OK with you?

I'm sure she'd just as soon throw your plate in your face as serve you. Eminim ki sana yemek servisi yapmaktansa tabağı suratına fırlatmayı tercih edecektir...

Who amongst us doesn’t have an era of their lives they’d just as soon forget. Hangimizin hayatında unutmayı tercih edeceği bir dönem yoktur ki?... amongst = among...

I just don't understand people who'd just as soon stay put in a crowded city although they could easily afford a glorious life of retirement in a small village by the sea. to stay put = olduğu yerde kımıldamadan durmak...

*  *  *  *  *

 #   ILL- ------   #

Önek olarak kullanılan "ill-" sözcüğünün hastalıkla filan hiç ilişkisi yok. Yine de olumsuz birşeyler söylüyor tabii. Örneklere bakınız:

Many religions tell us not to harbour (bear) (any) ill-feelings toward our persecutors.
to harbour = sinesinde barındırmak ("ona liman olmak," kavramından)... ill-feelings = hasmane, düşmanca duygular, kötü niyetler... persecutors = zulmedenler...

Thinking of the Titanic, do you know just how many passengers and crew went down with that ill-fated ship?
ill-fated = ill-starred = kaderi kötü, mâkûs talihli... crew /kru:/ = mürettebat...

That was a rather ill-advised business venture.
ill-advised = hiç de akılcı değil (kötü öğüt almış, kavramından)... venture = girişim (biraz da cüretkarlık nüansı taşıyor)...

I can ill-afford it. = Param, gücüm, veya gönlüm yetmez, yetmiyor...

Wars are not won by ill-equipped, ill-clothed and ill-fed soldiers...
ill-equipped = yetersiz donanımlı... ill-clothed = giyim kuşam bakımından yetersiz veya yanlış (örneğin kış mevsimi için)... ill-fed = doğru dürüst beslenemeyen...

[Yav, durmadan Napolyon gibi laflar ediyorum da, ben niye tarihe geçmiyorum ki?!...]

*  *  *  *  *

 #   More than meets the eye   #

Yüzeydeki zahiri görüntünün arkasında daha anlaşılacak çok şey var...

Clearly, there is more than meets the eye in this fierce competition between the two firms. Besbelli ki bu iki şirketin arasındaki şiddetli rekabetin arka planında görünmeyen başka şeyler de var...

Orhan Pamuk's latest novel has more than meets the eye. For one thing, the title itself carries connotations that are... etc. etc. for one thing = Bir kereeee... connotation = yananlam, ilave anlamlar...

*  *  *  *  *

 #   to pay lip service   #

"Diliyle hizmet etmek" -- Eyvah!! Motomot çevirince çok lastikli bir anlam kazandı güzel Türkçe'mizde!!...

Öyleyse, İngilizce açıklayalım: Be a "servant" (i.e. obey) only in speech but not by action...

Sentences:

Apparently, there are a number of deputies who held on to their fundamentalist views, though paying lip service to the secular order in the country.
apparently = Türkçe'ye en iyi çevirisi: "Anlaşıldığına göre; öyle anlaşılıyor ki"... deputy /dep-yuti/ = millet vekili... to hold on to = değiştirmemek, sadık kalmak... fundamentalist = köktendinci... secular /sek-yulı/ = laik... order = düzen...

In this fashion, they paid lip service to the new order in the country, while maintaining their old traditions in private.
to maintain = 1. (burada) sürdürmek, devam ettirmek... [Bu önemli fiilin diğer iki anlamı: 2. "bakım" sağlamak; (olduğu durumuyla sürdürmek, kavramından -- örnek: car maintenance = araba bakımı)... 3. savlamak, öne sürmek, iddia etmek ("They maintained that... etc" kalıbında kullanılır)...

Today, the union leaders have abandoned all talk of a “socialist future,” to which apparently they paid only lip service in the past.
union leaders = sendika liderleri... to abandon = bırakmak, terketmek... Çevirisi: Öyle anlaşılıyor ki, geçmişte de samimiyetle inanmamışlardı...

They paid lip service to Zeus, but, in reality, did not faithfully serve him, serving instead their own idols.
idol /ay-dıl/ = ilah, ilahe...

pop idol = BAYHAN !!

*  *  *  *  *

 #   lest   #

Çoğumuz, tümce içinde bu sözcüğe rastlayınca, bunun önemli bir zarf-tümcelik bağlacı olduğunu farketmiyoruz bile...

Anlamı: "korkusuyla, aman olmasın diye". Yani "for fear that" ile eşanlamlı...

Dikkat edilmesi gereken bir başka nokta ise, bu tür tümcelikler genelde "should" ile kurulur; ancak çoğu zaman "should" düşürülür -- geride de ne kalıyorsa o kalır. İşte Örnekler:

The CHP did not challenge the AKP on the penal code issue, lest they be accused of undermining the country's EU chances.
to challenge = karşı çıkmak, karşı durmak, meydan okumak... penal code = ceza yasası... to undermine = zayıflatmak, zor durumda bırakmak, altını oymak ("adamın altını oymak" anlamında kullanamazsınız. Ama, "undermine his authority" vb. geçerli)...

Del Bosque could not demand too much of the players lest they become over-stressed and lose their motivation to win -- scanty as it already was.
Aman, aşırı stres yapıp zaten az olan kazanma motivasyonlarını kaybetmesinler diye...

They deserted their homes and sought exile lest they suffer torture in their own land.
Kendi ülkelerinde işkence görecekleri korkusuyla (aman işkence görmeyelim diye) evlerini bırakıp kendileri sürgüne gittiler... to seek exile = selameti ülkeyi terketmekte bulmak... to seek (sought - sought) = peşinde olmak, aramak, istemek, özlemle aramak... to exile = sürgüne göndermek... exile = sürgün... Okunuşu: /eg-zayl/ veya /ek-sayl/...

They were being guarded by armed guerillas lest they run away.
Kaçmasınlar diye silahlı gerillalar muhafazasında idiler.

Alaattin Çakıcı refrained from going out during the day lest he be recognized.
Aman tanınmayayım diye (tanınırım korkusuyla) gündüzleri evden çıkmaktan kaçınıyordu. to refrain from doing sth = birşeyi yapmaktan kaçınmak, sakınmak, uzak durmak...

*  *  *  *  *

 #   Come to think of it   #

Bu deyim Türkçe'ye en iyi, "aslına bakılacak olursa" şeklinde çeviri veriyor. "Düşünecek olursak... Gel sen şunu bir düşün..." kök kavramlarından:

Can robots harm men? Come to think of it, what is a robot, anyway? Aren't they just machines programmed to perform certain services for us?
Robotlar insanlara zarar verebilir mi? Aslına bakılacak olursa, bir robot nedir ki zaten? Bunlar bizlere belli hizmetler vermeleri için programlanmış makinelerden ibaret değil mi?

Just smile now as if this were the happiest moment of your lives. Come to think of it, it maybe is...
Gülümseyin şimdi, sanki bu an hayatınızın en mutlu ânı gibi. Aslına bakılacak olursa, belki öyledir de... -- Dedim, ve bir daha da beni düğünlere fotoğraf çekmeğe çağırmadılar...

 

Where Do These Words Come From ??

 

 GOLF

 

When the new game was invented in Scotland, it was for "Gentlemen Only, Ladies Forbidden".... And thus the word GOLF entered into the English language.

 

 HONEYMOON

 

It was the accepted practice in Babylon 4,000 years ago that for a month after the wedding, the bride's father would supply his son-in-law with all the mead he could drink. Mead is a honey beer and because their calendar was lunar based, this period was called the "honey month" or what we know today as the HONEYMOON.

 

 F.*.C.K

 

In ancient England, nobody could have babies unless they had the King's permission (unless of course you were of the Royal stock yourself!!)... The applicants were given a placard that they hung on their door while they were having sex. The placard had the words "Fornication Under Consent of the King" written on it. Now you know where that four-letter word came from...

Değerli Üyelerimiz... Bazı işgüzar "server" lar, kimi sözcükleri sansürledikleri için, o sözcükleri açık açık yazmıyorum; Ama, gif'lerdeki sözcükleri denetleyebilecek bir "server" daha anasından doğmadı:

 

 

 

 CD

 TANITIM

 

 
 

 

 SORULARINIZA YANITLAR

 1  Grubumuzda, Üyelerin birbirine veya Gruba mesaj göndermeleri öngörülmemiştir. Üyelerimizin kimlikleri saklı olup, bu suretle ayrıca "yanlış örnek" olabilecek İngilizce metinlere karşı da korunmuş oluyorsunuz.

 2  Eğitim Setimizin, ne yakın nede uzak gelecekte, basılı kitap şekline getirilmeyeceğini tekrarlamak isterim. Piyasadaki bütün kitaplar -- korsan baskı olsun olmasın, benimkiler de dahil -- baskı hataları ile malüldür. Tarafımdan gönderilen elektronik veya CD formatı dışında, basılı kitaplarımın hiçbirisinin sorumluluğunu kabul etmediğimi tekrar belirtiyorum.

 3  Bana yöneltebileceğiniz ve garantili cevap alabileceğiniz sorular özellikle websitemizde ve eğitim setimizdeki hususlara ilişkindir. (Başkalarının kitaplarındaki yanlış kullanım veya baskı hatalarını sürekli bana düzelttirerek zamanımı istismar eden mesajları birkaç kereden sonra cevapsız bırakmamı sanırım anlayışla karşılarsınız.)

 

 
 
 

 

 

Onsuz geçen yıllarınıza üzüleceksiniz !!

 

 

"ESSENTIAL  ENGLISH  FOR  TURKS"

İLERİ İNGİLİZCE ÖĞRENİM SETİ - 10 KİTAP

   BİLGİ 

 

 
 
 

Ücretsiz İnternet Yayınlarımız

YahooGroups'da 1 Numara

Ücretsiz İngilizce Dergi

Google'da 1 Numara

 Practical English

 For Turks

Ücretsiz Süper Web-Site

 MİZAH-HİCİV:   Bir Kadınyiyenin Öğleden Sonrası

Uluslararası Listelerde Türkiye'yi Temsilen 1 Numara

 ANTROPOLOJİ & DİLBİLİM

 İnsanın Evrimi - Kültür - Dil

 BİLİMSEL MAKALELER

FAMOUS QUOTATIONS

İNANILMAZ KAYNAK

 CLICK !!  

 KİŞİSEL SAYFALAR

 
 
 

DERGİMİZİ BEĞENİYORSANIZ, LÜTFEN DOSTLARINIZA DA TAVSİYE EDİNİZ, İLETİNİZ, GÖNDERİNİZ; TEŞEKKÜRLER, SAYIN ÜYELER...

         

ANASAYFA      TESTLER      OKUMA      EĞLENCE