Doç. Dr. Yalçın İzbul

 

Free Bilingual E-Zine

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

YAHOO Uluslararası İngilizce Öğretim Grupları

DÜNYA BİRİNCİSİ !!

 WEBSITE HERE

October 20, 2004

Supplement # 115

 

 EĞİTİM

 MESAJ

 

 News Headlines

 

Poll Shows Tie; Concerns Cited on Both Rivals: Voters hold a critical view of President Bush's record, but they have reservations about Senator John Kerry, according to the latest New York Times/CBS News Poll. The New York Times (www.nytimes.com)

 

poll  = kamu oyu araştırması... tie = başabaş, berabere olma durumu, yenişememe... concerns = endişeler, kaygılar... to cite = adını anmak, gönderimde bulunmak (burada "dile getiriliyor" şeklinde çevirebilirsiniz)... rival /ray-vıl/ = rakip... hold a critical view of = eleştirel gözle bakıyorlar... record = Burada, "bugüne kadar yaptıkları" anlamında... to have reservations about = hakkında çekinceleri olmak...

 

 

Death of a "Demon": [Bir "Şeytan" ın Ölümü] Indian security forces have killed Veerappan, a Robin Hood figure to some, to others just a brutal killer, and the country's most wanted bandit. He was the leader of an ivory smuggling gang who is thought to have killed as many as 150 people. The Manchester Guardian (www.guardian.co.uk)

 

to some = bazıları için, bazıları açısından... just a brutal killer = sadece acımasız bir cani, acımasız bir caniden başka birşey değil... the country's most wanted bandit = ülkenin ençok aranılan haydutu... ivory /ay-vıri/ = fildişi... smuggling = kaçakçılık... is thought to have killed = öldürmüş olduğu sanılıyor...

 

Böylece dünya bir mikroptan kurtulmuş oldu... Bu alçak adam ve çetesinin, bugüne değin 1500'ün üstünde güzelim fili, dişleri için öldürmüş oldukları hesaplanıyor...

 

 

 Top National News

 

Budget of "Interest": [Faiz Bütçesi] Government allocated a significant amount of its 2005 budget funds to the Treasury once again due to high amount of interest payments. Out of total funds, the Treasury was allocated YTL 61.1 billion for next year. The Turkish Daily News (http://www.turkishdailynews.com)

 

to allocate = tahsis etmek... significant = önemli derecede... fund = "fon"... once again = bir kez daha, yine... interest payments = faiz ödemeleri... the Treasury /tre-jıri/ (DÜM-teke) = Hazine (devlet hazinesi, anlamında. [Genel anlamda "hazine" = treasure  /tre-jı/.. (DÜM-tek).]

 

 COMMENT

 

English: What a fate for all! A political movement declaring itself opposed to usury lets go the usurer's growing fortune untaxed, with the pretext that the demand comes from the IMF. Meanwhile, in accompaniment with the chorus of self-seeking media bosses and economy professors painting rosy pictures, steep hikes in indirect taxation smother the populace...

 

Turkish: Herkes için ne kader yav! Faize karşı olduğunu söyleyen bir siyasi hareket, İMF'nin buyruklarını bahane ederek, faizden trilyonlar kazananları vergi dışı bırakıp, dolaylı vergilere yaptığı zamlar yoluyla,  menfaatçi basın patronları korosu ve yalıda oturup pembe tablolar çizen iktisat profesörleri eşliğinde, habire halkın gırtlağına basıyor...

 

He who sleeps on a full stomach while his neighbour goes hungry is not one of us.

Komşusu açken tok yatan bizden değildir...

 

Hz. Muhammed (SAV)

 

 

Haftanın Websitesi: İnsan olabilmenin bir önkoşulu, hiç kuşkusuz, Doğa'nın yaratıklarına insanca davranmayı öğrenmek... Sevgi ve Duygu dolu bir grup insanın dünyası, Yedikule Hayvan Barınağı'na gönül veren, emeği geçen herkesi kutluyorum.

 

 http://www.yedikulehayvanbarinagi.com/

 

 

[All passages are somewhat modified in keeping with this Ezine's TESL -- teaching of English as a second language -- policies.]

 CD

 TANITIM

 

 EĞİTİM

 MESAJ

 

 

 "PHRASAL VERBS"

A Test-Yourself Exercise 01

 

Turkish: Konu idiom'lar ve phrasal verb'ler olunca, neden bazı sözlük öğelerini kullanamayız da, ötekilerini kullanmak durumundayız? Yanıt: "Walla, çünkü doğru kullanım budur da ondan!"... Neyin doğru neyin yanlış olduğunu saptamak, çoğu zaman, doğru İngilizce'nin nasıl olacağı konusunda ince ve keskin bir "duygu" geliştirmiş olmak -- yada doğrudan doğruya sıkı bir ezberdir. Idiom, belli bir dile özgü ifade ve deyişlerdir... Bunları öğrenmek zordur, çünkü kökenleri belli kurallara bağlanamaz; yalnızca önceki kuşaklardan bize bu halleriyle gelmiş olduklarını söyleyebiliriz. "Kulağıma doğru / yanlış geliyor" demekten başka çaremiz yoktur. Kulağımıza güvenmek zorundayız ve dua edelim ki herhangi bir sınavda bu öğelere dayandırılan çok sayıda soru ile bizleri sınamasınlar... Aşağıda "phrasal verb"ler üzerine kurulu bir test bulacaksınız:

 

English: Why do we use certain vocabulary elements, when it comes to idioms or phrasal verbs, instead of others? The answer is, "That’s just the way it is!"... Determining what’s right and what's wrong often requires an astute sense of proper English -- or good memorization. Idioms are expressions and phrasings that are peculiar to a certain language... Learning these is a difficult task because there are no laws governing idioms other than custom and tradition. You have to be able to read a sentence and think, “That sounds plain old wrong.” You should trust your ear when you’re being tested on elements like idioms or phrasal verbs. Well, just keep your fingers crossed that you won’t encounter -- in any exam -- more than a handful questions based on these.

Here follows a test-yourself exercise on phrasal verbs:

 

Önemli Not: Aşağıdaki testin başlığında "phrasal verb" terimini kullanıyorum, amaaa... Liste için seçtiğim "verb + adverb / preposition" yapılarında, "phrasal" olup olmama konusunu, yani kullanılan partikül "belirteç midir, ilgeç midir?" yahut bu şekilde kurulan yapı asıl fiilden farklı yepyeni bir anlam içeriyor mu, içermiyor mu sorularını rafa kaldırıyorum. Bırakalım o konuları dilbilimciler kendi aramızda biteviye tartışıp duralım. Pratik açıdan önemli olan, hangi anlam için hangi "fiil + partikül" yapısının kullanılması gerektiği bilgisi...

 

Genel okuyucu için, "Neden, Put your coat on... ve Put on your coat... her ikisi de doğrudur, ama, Let's hope for the best... doğru iken, ***Let's hope the best for... yanlıştır sorusuna teorik cevap oluşturmanın fuzuli uğraş olduğu kanaatindeyim. Bu işleri, kulağımıza ve yavaş yavaş gelişecek olan "dil duygumuza" bırakmak en iyisi... Ama dikkat edilsin: Bu söylediklerim genel okuyucu için geçerli bir öneri; bir dilbilim öğrencisi için ise bunlar mutlaka eğilinmesi gereken konular niteliğindedir.
 

Fill in the blanks using: at, in, on, to, about, for, from, with, by... etc.

 

Ready... Steady... Go!...

 

 001  --  Bu kurallara uymak zorundasınız... You have to abide .......... these rules.

 

 

 002  --  Doktoru, alkol ve tütünden bir süre uzak durmasını öğütledi... Her doctor advised her to abstain .......... alcohol and tobacco (for) a while.

 

 

 003  --  Çoğu metaller doğal olarak bulunan çeşitli cevherlerden (özümlenerek) çıkarılır. Most metals are abstracted .......... various ores naturally found.

 

 

 004  --  Bağlamdan özetlenerek (veya, soyutlanarak) çıkarılan bu tür beyanlar, yazarın insanlığa ilişkin geniş bakış açısına haksızlık ediyor. Such statements abstracted .......... the context is doing injustice to the author's broad view of humanity.

 

 

 005  --  Kocası kendisine piyanoda eşlik etti. (= piyanoyu kocası çaldı)... She was accompanied .......... the piano .......... her husband.

 

 

 006  --  Harcadığın her kuruşun hesabını vermeni istiyorum... I want you to account .......... every lira you've spent.

 

 

 007  --  Kendisini yabancı ajan olmakla suçladılar... They accused him .......... being a foreign agent.

 

 

 008  --  Kendinizi onların garip adet ve geleneklerine alıştırmak zorunda kalacaksınız... You'll have to accustom yourself .......... their strange ways and customs.

 

 

 009  --  Rüşvet suçlamalarından beraat etti... They acquitted him of the charges .......... bribery... He was acquitted .......... the charges of bribery.

 

 

 010  --  Arkadaşının önerisi üzerine öyle hareket ettiğini söylüyor... He says he's [has] acted .......... his friend's advice.

 

 

 011  --  Kendinizi onların garip adet ve geleneklerine uyarlamak zorunda kalacaksınız... You'll have to adapt yourself .......... their strange ways and customs.

 

 

 012  --  Bunu asla itiraf etmeyecektir... He will never admit .......... it.

 

 

 013  --  İki taraf pek az şey üzerinde anlaşabiliyordu... The two sides could agree .......... precious little. ["precious little" = pek az şey... Bu deyişi not ediniz: "precious" sözcüğünün anlamından dolayı sizi yanıltabilir.]

 

 

 014  --  Buna asla razı olmayacağım... I'll never agree .......... it.

 

 

 015  --  O noktada size katılıyorum (aynı görüşteyim)... I agree .......... you .......... that point.

 

 

 016  --  Fazla şarap mideme dokunuyor... Too much wine doesn't agree .......... my stomach.

 

 

 017  --  Daha yüksek standartlar amaçlamalısınız... You ought to aim .......... higher standards

 

 

 018  --  Ayrıca kötü hava koşullarından kaynaklanabilecek gecikmeleri de dikkate almalı, hesaba katmalısınız... You should also allow .......... any delays that may be caused by bad weather conditions

 

 

 019  --  Senin yerinde olsam, mevcut koşullarda bu tür konulardan söz etmekten, gönderimde bulunmaktan kaçınırım... If I were you, I should refrain from alluding .......... such subjects in the present circumstances. ["refrain from doing sth = bir şeyi yapmaktan kaçınmak, sakınmak...]

 

 

 020  --  Masrafları toplamı günde 1000 YTL'ye ulaşıyordu / buluyordu... Their expenses amounted .......... a thousand YTL a day! [Eski dili bilenler için tam karşılık: "baliğ olmak"...]

 

 CD

 TANITIM

 
 
 

 İngilizce'nin Püf Noktaları

 

 

For the beginner, there isn't anything in a foreign language that isn't a catch 22. -- the Sage İzbulismus, circa A.D. 2000.

 

 

Birden Çok Ad Birarada İse İyelik Hali Nasıl Gösterilir?

Türkçe'de, "Ahmet ve/ile Mehmet'in kirli çoraplarını posta ile gönderiyorum," dediğimizde, "Ahmet'in ve Mehmet'in kirli çoraplarını" kastettiğimiz rahatlıkla anlaşılıyor.

 

İngilizce'de ise, "I am sending you Ahmet and Mehmet's dirty socks by post," dediniz mi, derdimiz büyük: Mehmet'in çorapları kolay da, Ahmet'i nasıl karga tulumba postaya vereceğiz?

 

Yada ikinci olasılık, Ahmet ve Mehmet'in "ortak giydikleri kirli çoraplarını gönderiyorum," demiş oluruz...

 

Doğrusu, "Ahmet's and Mehmet's socks..." Ayrı ayrı iki birim...

 

Nitekim, "Ayşe ile Ali'nin köpeği bir karakedi kovaladı," demek istiyorsak, kurmamız gereken tümce: "Ayşe and Ali's dog chased a black cat."

 

Çünkü burada, Ayşe ve Ali'yi tek birim halinde ve köpeğin müşterek sahipleri olarak değerlendiriyoruz.

 

Nitekim, "Ayşe and Ali's dogs" dediğimizde, çiftin birden fazla köpekleri olduğunu kolaylıkla anlarız.

 

Ama, unutmayınız, bağlamdan soyutlandığı sürece, dilde herzaman bir belirsizlik payı olabilir: "Hasan's and Hüseyin's dogs" dediğimiz zaman, kastedilen yalnızca iki köpek de olabilir, üç, beş, yedi, sekiz de...



 

"Or" ve "nor" ile Bağlanan Ad Öbekleri:

a) Sonda gelen ad tekilse tekildir :

Neither the students nor the teacher is ready yet.

Either the students or the teacher has got it.

b) Sonda gelen ad çoğulsa, çoğuldur:

Neither the teacher nor the students are ready yet.

Either Ali or his brothers have promised to be there.

DİKKAT: İkinci konumdaki ad veya adıl aynı zamanda fiilin kişiye göre çekimini de belirleyecektir:

Either you or I am right.

Either I or you are right.

 

Either she or I have it.

Either I or she has it.

[Ancak, "Ben / Biz" sözcüğünün genellikle ikinci pozisyonda yer alması tercih edilir: "They and we are completely different species." "What a beautiful experience both for them and us!"]

 
 
 
 

 

Onsuz Geçmiş Yıllarınıza Çook Üzüleceksiniz !!

 

Start Off Like A Turk; Finish It Off Like An Englishman !!

 

 

"ESSENTIAL  ENGLISH  FOR  TURKS"

İLERİ İNGİLİZCE ÖĞRENİM SETİ - 10 KİTAP

   BİLGİ 

 

 
 
 

DERGİMİZİ BEĞENİYORSANIZ, LÜTFEN DOSTLARINIZA DA TAVSİYE EDİNİZ, İLETİNİZ, GÖNDERİNİZ; TEŞEKKÜRLER, SAYIN ÜYELER...

         

ANASAYFA      TESTLER      OKUMA      EĞLENCE