Doç. Dr. Yalçın İzbul

 

Free Bilingual E-Zine

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

YAHOO Uluslararası İngilizce Öğretim Grupları

DÜNYA BİRİNCİSİ !!

 WEBSITE HERE

November 24, 2004

Supplement # 119

 

 EĞİTİM

 MESAJ

 

 News Headlines

 

Many Women Say Airport Pat-Downs Are a Humiliation: Many women are furious about changes in airport security that have increased the number and the intensity of body patdown searches... A few weeks ago, Jenepher Field, 71, who walks with the aid of a cane, was subjected to a breast pat-down at the airport outside Kansas City, Mo... In dozens of interviews, women across the country say they were humiliated by the searches, often done in view of other passengers, and many said they had sharply reduced their air travel as a result. The New York Times (www.nytimes.com)

 

pat-down  /pæt-daun/ = yukardan aşağı elle yapılan vücut arama taraması... to humiliate  /hyu-mi-lieyt/ = küçük düşürmek, aşağılamak...  furious  /fyu-riyıs/ = son derece öfkeli... who walks with the aid of a cane  = bir baston yardımıyla yürüyen... to be subjected to  = maruz bırakılmak, tabi tutulmak...  "a breast pat-down"  = teyzemin göğüslerini filan yoklamışlar!!... women across the country  = ülkenin her köşesinden / yöresinden kadınlar... in view of other passengers  = diğer yolcuların görüş alanı içinde, diğer yolcular görebiliyor iken... sharply reduced their air travel  = uçakla yolculuk etmeyi büyük ölçüde azalttılar... ["sharply" = keskin bir şekilde = "büyük ölçüde"...]

 

DİKKAT: "Passenger" sözcüğünün yazılışına dikkat ediniz; kimileri (ben dahil!) dalgaya düşüp, ***"passanger" şeklinde yanlış yazabiliyor...

 

 

Do as I Did and Adopt a Child, Says Schröder: Gerhard Schröder, the German chancellor, yesterday urged all Germans to follow his example and adopt a child if they could. Mr Schröder and his wife, Doris Schröder-Kopf, adopted Victoria, a three-year old Russian girl, from an orphanage in St Petersburg this year.

"I guess for those Germans that have a place in their hearts and homes, they should think about if they want to also adopt a child," Mr Schröder said in an interview on national television, extracts of which were published in the Bild Zeitung daily.

"There are loads of children, who can be offered a better future than the one they have." 
The Manchester Guardian (www.guardian.co.uk)

 

Do as I did and adopt a child = Bernim yaptığımı yapın ve bir çocuğu evlat edinin... chancellor /çan-sılı/ = şansölye... [Telaffuz örnekleri için "British" received pronunciation'ı esas aldığımı ve /r/ seslerini göstermediğimi bir kez daha hatırlatırım]... to urge = "acildir, önemlidir" çağrısında bulunmak... to follow one's example = birini kendine örnek seçmek, yaptığını yapmak, örneğini izlemek... orphanage /o'-fınic/ = yetimhane... NOT: İngilizce'de "öksüz" ve "yetim" ayrımı yapılmıyor... "Hala" ile "teyze"; "amca" ile "dayı" ayrımı bile yapamayan bir dil-kültür sisteminden başka ne beklenir ki:)))...

 

to also adopt = "Don't split your infinitives"ci eski gramercilerin kulağını çınlatalım: Gerçekten de, çeşitli dizilişleri deneyecek olursanız, "also" tam yerini bulmuş...

 

extract = özet... loads of children = bir sürü çocuk, çok sayıda çocuk... the one = "the future" yerine... ["future" sözcüğünü tekrarlamamak için -- Bu konuyu, aşağıda "phrasal verbs" testinde yer verdiğim "ARA AÇIKLAMA" konusu çerçevesinde değerlendirebilirsiniz]...

 

 

 Top National News

 

Iran halts key nuclear work to avoid UN sanctions: Honouring an agreement with European countries, Iran suspended its uranium enrichment on Monday, but only after it had already converted a few tons of raw uranium into a gas that can be used to make nuclear fuel or weapons. "To build confidence and in line with implementing the Paris Agreement, Iran suspended uranium enrichment (and related activities) as of today," state radio said of the move, designed to head off possible United Nations sanctions.
 

The Turkish Daily News (http://www.turkishdailynews.com)

 

to halt = to stop = durmak, durdurmak... sanctions = yaptırımlar, müeyyideler... to honour an agreement = bir andlaşmanın gereklerini yerine getirmek... to suspend = askıya almak, durdurmak... enrichment = zenginleştirme... to convert = dönüştürmek... to build confidence = güven arttırmak... in line with = uyarınca, uyarak, uyum içinde "aynı hizada / çizgide" kavramından)...  to implement = yürürlüğe koymak, uygulamak... as of today = bugünden başlayarak, bugünden itibaren... Nitekim: as of Monday = Pazartesiden itibaren; as of yesterday, as of next year, vb. vb... to head off possible sanctions = olabilecek yaptırımları savuşturmak için...

 

NOT: "to head off" gibi yepyeni bir "phrasal verb" ile karşılaştığınızda, "Yav, bunca şeyi nasıl öğreneceğim" umutsuzluğuna kapılmanıza hiç gerek yok... Birincisi, sözün gelişinden anlamı zaten apaçık... İkincisi, şöyle düşününüz: "Head-on" olsaydı, ne anlam verecekti? = Kafa-kafaya (çarpışma, kafalar birbiri üstüne...) Peki "off" ne demektir? = "dışa doğru, yani yön değiştirme... O halde, "head-off" yaptığınızda, kafanızı çarpışma rotasından başka yöne çeviriyorsunuz = savuşturuyorsunuz...

 

[All passages are somewhat modified in keeping with this Ezine's TESL -- teaching of English as a second language -- policies.]

 CD

 TANITIM

 
 
 

Our Hunt Continues For:

 

TRANSLATION MONSTROSITIES

Notlarımdan... From my notes -- haphazard as they are...

Over the weekend, I caught two more instances of mistranslation on one of our celebrated "intellectual" TV channels... Lucky for me (and lucky for them) I'm not really given to watching TV much... Here they are:


 #   as big as, if not bigger   #

Örnek Tümce: This province is as big as Belgium, if not bigger.

Yanlış yorum: Bu ilimiz Belçika kadar büyük; gerçi daha büyük değil ama...

Doğru çeviri: Bu ilimiz en az Belçika kadar, hatta belki daha da büyük...

İşte başka örnekler:

She can do it as good as you can, if not better. En az senin kadar iyi yapabilir; hatta muhtemelen daha iyisini yapar.

This portrait of hers is every bit as realistic as a photograph, if not more. Kendisinin bu portresi en az bir fotoğraf kadar gerçekçi; hatta belki daha da fazlasıyla öyle...

 

 #   can't praise ...... enough   #

Çevirisi: Nekadar övsem / övülse azdır...

İşte örnekler:

We just can't praise him enough. Kendisini nekadar övsek azdır.

She just couldn't praise him enough. Öve öve bitiremiyordu.

I use this machine a lot and I can't praise it enough. Bu makineyi sık sık kullanıyorum ve ne derece övsem az olur; övmekle bitiremem...

A holiday in Marmaris? I can't recommend it enough. Marmaris'te bir tatil ha? Nekadar çok tavsiye etsem azdır. (Biraz garip bir Türkçe oldu, ama idare ediverin artık...)

I just can't thank you enough! Sana nekadar çok teşekkür etsem, azdır...

 
 

 EĞİTİM

 MESAJ

 

 "PHRASAL VERBS"

A Test-Yourself Exercise 04

 

 

 061  --  Yaralı hayvan ansızın üzerimize saldırdı (=bize doğru koşturarak)... The wounded animal suddenly charged us. NOT: "The Charge of the Light Brigade" = "Hafif Süvari Tugayının Hücumu" -- İngiliz tarihinin en şanlı -- ve en aptalca -- sayfalarından birisi: Kırım Savaşı sırasında, Balaklava Muharebesinde, İngiliz süvarilerin Rus topçusu karşısında hücuma kalkarak, kahramanca telef olmalarının öyküsü...

 

 062  --  O kartpostalları kaça satıyorsunuz? (Bunlar için nekadar ücret talep ediyorsunuz?)... How much do you charge those picture cards? NOT: Hernekadar, "this, that, it" öğretilirken "bu, şu o" karşılıkları ile öğretilirse de, İngilizce'de Türkçe'deki mekânsal yakınlık-uzaklık ölçütünün aynı derecede kesin olmadığına dikkat ediniz; çevirirken, tümcenin gelişine göre rahat olunuz... Tabiatıyla, "these, those, they" için de öyle...

 

Bu arada bir de deyim öğrenelim: Türkçe'deki, "Şu, bu," "Şu, bu, o işte." deyişinin İngilizce karşılığı: "What have you two been talking about?" "Well, nothing much. This, that, and the other..." = "Siz ikiniz nelerden söz ediyordunuz bakayım?" "Hiiç, canım; şundan bundan işte..."

 

 

 063  --  Teammüden (tasarlayarak) cinayetle suçlandı / suçlanıyordu... He was  charged first-degree murder. NOT: İngilizce ve Türkçe tümceler arasında, "simple" ve "continuous" zamanların hangi durumlarda kullanılacağı açısından birebir denklik aramayınız. Paragrafın (=sözbölüğünün) gelişine göre karar veriniz. Burada "context" (=bağlam) belli olmadığı için, her iki formu birden verdim.

 

Bu parçacıklar (partiküller) pozitif iyonlarla yüklüdür... These particles are  charged positive ions.

 

 

 064  --  Dolandırıcı, zavallı dul kadının çok parasını dolandırdı (aldatıp, hile ile elinden aldı)... The swindler cheated the poor widow a lot of money.

 

 

 065  --  Besbellidir ki, çıkarları işçilerin çıkarlarıyla çatışır / çatışmaktadır... Obviously, their interests clash those of the workers.  "those of" = "the interets of"... Açıklama için aşağıya bknz.

 

Üzgünüm ama çantanızın rengi ayakkabılarınızınkine (ayakkabılarınızın rengine) hiç uymuyor... I am sorry, but I think the colour of your handbag clashes rather pointedly that of your shoes. "that of" = "the colour of"... Açıklama için aşağıya bknz... DİKKAT: "pointedly": point = uç (=sivri)... "clash pointedly" = "sivri bir şekilde çatışıyor" = hiç uyuşmuyor...

 

 

ARA AÇIKLAMA

 

Yukardaki, "those of", "that of" yapılarına takıldıysanız, yardımcı olması için, Eğitim Setimiz, Ana Kitap, Püf Noktaları Bölümünden bir açıklamayı aşağıya alıyorum:

THAN THAT OF -- THAN THOSE OF...

Tipik bir tuzak sınav sorusu... Karşılaştırma yaparken, elmalarla elmaları, armutlarla armutları aynı kefeye koymanız esastır. Tabii burada, "elma, armut" benzetmesi ile, aynı veya farklı sınıftan gramer birimlerini kastediyorum.

Aşağıdaki tümce çok iyi bir çeldirici: Çünkü Türkçe'ye çevrildiğinde geçerli bir yapı veriyor. Ama gramer olarak kesinlikle yanlış:

***His salary as a bus driver is much higher than a teacher. Otobüs şöförü olarak kendisinin maaşı bir öğretmenden çok yüksek!...

Yukardaki tümcede yapılan mantık hatasını, Türkçe'de görmezden geliyoruz. Oysa dikkatli bir çözgüleme ile, "öğretmeninkinden" (yani, "öğretmenin maaşından") dememiz gerekirdi. İngilizce işte bu hatayı bağışlamıyor ve aşağıdaki yapıyı doğru kabul ediyor:

His salary as a bus driver is much higher than that of a teacher. Otobüs şöförü olarak kendisinin maaşı bir öğretmeninkinden çok yüksek.

Başka bir deyişle, "higher than the salary of a teacher" şeklinde tekrara düşmemek için "higher than that of a teacher" yapısına yöneliyoruz.

İşte başka örnekler:

The hall in this house is much larger than that in the previous one. [Örneğin ev ararken yapacağınız bir karşılaştırma... "that" burada "the one," veya "the hall" yerine geçiyor]

I wonder if it will ever be possible to travel at speeds greater than that of light. [ışığınkinden daha yüksek hızlarda...]

Saturn's magnetic field is much weaker than that of Jupiter. [Jüpiter'inkinden...]

Most of the highways in Germany are wider than those in the Balkan countries. ["those" = the ones, the highways...] Almanya'daki otoyolların çoğu, Balkan ülkelerindekilerden daha geniştir.

Those with multiple jobs naturally have a much higher income than those with only one job. [Birden çok işte çalışan kişilerin geliri tabiatıyla tek işte çalışan kişilerinkinden çok daha yüksek...]

İşte size, Practical English dergi dizimizden aldığım çetin bir örnek daha:

"Transcribed first in the IPA alphabet, and then in that of my humble own." [Önce IPA alfabesinde, ardından da naçiz bendenizin alfabesinde yazılmış olarak...]

Bu son tümcedeki "that" sözcüğünün "alphabet" sözcüğünü tekrarlamamak için ve onun yerine kullanıldığını çözebiliyorsanız, İngilizce'de gerçekten çok yol almışsınız anlamına gelecektir...

 

 

 066  --  Numuneler (örnekler) çeşitli kategoriler halinde sınıflandırıldı... The samples were classified several categories.

 

Kitaplar çeşitli başlıklar altında sınıflanmışlardı... The books were classified several headings.

 

 

 067  --  Çocuk annesine, yavru bir şempanze (kendi annesine) sarılır gibi sarılmıştı (=yapışmıştı, tutunuyordu)... The child clung to his mother like a baby chimpanzee. to cling - clung - clung...

 

 

 068  --  Kendisine tekneden fırlattığımız halata tutunmayı (=kavramayı, yakalamayı) başardı (=becerdi)... He managed to clutch at the rope we threw him from the boat. NOT: Arabanızın debriyajının Türkçe karşılığı nedir? Kavrama... İngilizce'de "debriyaj" sözcüğünün karşılığı nedir? Clutch... Okunuşu: /klaç/...

 

 

 069  --  Bir ay tutulmasının güneş tutulmasına tesadüf etmesi (=çakışması) mümkün müdür... Is it possible for an eclipse of the moon to coincide an eclipse of the sun?

 

Şanslıyım ki huylarımız genelde birbirini tutuyor... It's my good luck that her habits in general coincide with mine.

 

 

 070  --  Bindikleri (=içinde oldukları) otobüs otoyola çıktıktan birkaç dakika sonra bir kamyonla çarpıştı... The bus they were in collided a lorry minutes after they had got on the highway.

 

 

 071  --  Görüşmelerdeki enson gelişmeler konusunda yorum yapmak ister misiniz?... Would you like to comment the latest developments in the talks?

 

 

 072  --  Sizce, birgün aynı frekans bantlarını kullanan dünya dışı zeki yaratıklarla iletişim kurmamız mümkün olabilir mi?... Would you say it might be possible some day to communicate extraterrestrial intelligent beings using the same frequency ranges?

 

 

 073  --  Şiirin son mısralarında, ölümü uzun bir uykuya benzetir... In the final lines of the poem, he compares death a long sleep.

 

 

 074  --  Lütfen test sonuçlarınızı arkadaşlarınızınkiler ile (arkadaşlarınızın test sonuçları ile) karşılaştırınız... Please compare your test results those of your friends.  "those of" yapısını garipsediyseniz, yukarıya dönüp, ARA AÇIKLAMA'yı bir daha gözden geçiriniz.

 

 

 075  --  Ülke, dış ticarette olduğu kadar turizmde de komşularıyla rekabet etmek zorunda... The country has to compete its neighbours in foreign trade as well as in tourism.

 

 

 076  --  Durmadan şundan bundan şikayet ediyorlardı (veya, yakınıyorlardı)... They were always complaining this or that.

 

Bize verdiğiniz zarar ziyan için sizi üstlerinize şikayet edeceğm... I'll complain your superiors the damage you've caused us.

 

 

 077  --  Diğer delegeler, yapmış olduğu mükemmel konuşmadan dolayı kendisini kutladılar (=övgüler yağdırdılar)... The other delegates  complimented him the excellent speech he had made. NOT: Çok daha seyrek olmak üzere, "compliment smb for sth" yapısı da görülür.

 

 

 078  --  Bundan böyle hepiniz bu kurumun kurallarına uyacaksınız... From now on, all of you will comply the rules of this establishment.

 

 

 079  --  Bu gerçekleri dostlarından daha nekadar süre saklayabileceğini sanıyorsun ki?... How long more do you think you'll be able to conceal these facts your friends? NOT: "How long?" ve "How long more?" soru tipini not ediniz...

 

 

 080  --  Bunu yapmasına izin vermeni hafsalam (havsalam / aklım) almıyor.... I can't conceive your letting her do it.

 

 

 

 

Bu "hafsala" meselesi başlıbaşına ilginç bir konudur. Arapça "havsala" sözcüğünün bir anlamı "leğen" dir. Eh, biliyorsunuz, vücudumuzda bir "leğen kemiği" var: İngilizce'deki "pelvis" e denk düşüyor. Ne olduğunu anlamak istiyorsanız, "Elvis the Pelvis" in, veya bizim Tarkan'ın şarkı söylerken, Asena Ablamın da raksederken "neremi neremi" sağa sola, ileri geri hareket ettirdiklerini düşünün... (Zaten bu düşünceler hiç aklımdan çıkmıyor ki, derseniz, orasını bilmem...)

 

Herneyse, şimdi gelelim İngilizce'de "to conceive" sözcüğünün anlamlarına:

 

1. Kavrayabilmek, kafasında oluşturabilmek, anlayabilmek...

2. Gebe kalmak...

 

Haydaaa...

 

Nitekim, ad durumu: "conception":

 

1. kavram (sadece "concept" de kullanılabilir)

2. gebe kalma; tıp dilinde "konsepsiyon"...

 

Bütün bunlar birer rastlantı tabii... Ama "Niagara adı Türkçe Ne Yaygara'dan gelmiştir" türü yakıştırmalara yatkınsanız, birşey diyemem tabii... Ki, o zaman, Araplar ve bizim kadar, Anglo Saksonların da akıl melekelerini pelvis ile bütünleştirmiş olduklarına inanmamız gerekecektir...

Demek ki, aslına bakılacak olursa, "Yok aslında birbirimizden farkımız; ama biz Osmanlı Bankasıyız..."

 

 

Bu seriye muhtemelen önümüzdeki sayıyı takiben son vereceğim; ve devamı ile birlikte, eğitim setimizdeki "Sözcük Testleri" kitabına ekleyeceğim. Çünkü, şu sıralarda bütün ilgim ve dikkatim, yine eğitim setimizdeki "Conversation" kitabına ekleyeceğim iki yeni bölüme yöneldi; oradan da size çok yararlanacağınız (ve çok da eğlendirici bulacağınız) bazı bölümler sunmak istiyorum...

 

 CD

 TANITIM

 
 
 

 

Onsuz Geçmiş Yıllarınıza Çook Üzüleceksiniz !!

 

Start Off Like A Turk; Finish It Off Like An Englishman !!

 

 

"ESSENTIAL  ENGLISH  FOR  TURKS"

İLERİ İNGİLİZCE ÖĞRENİM SETİ - 10 KİTAP

   BİLGİ 

 

 
 
 

DERGİMİZİ BEĞENİYORSANIZ, LÜTFEN DOSTLARINIZA DA TAVSİYE EDİNİZ, İLETİNİZ, GÖNDERİNİZ; TEŞEKKÜRLER, SAYIN ÜYELER...

         

ANASAYFA      TESTLER      OKUMA      EĞLENCE