Doç. Dr. Yalçın İzbul

 

Free Bilingual E-Zine

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

YAHOO Uluslararası İngilizce Öğretim Grupları

DÜNYA BİRİNCİSİ !!

 WEBSITE HERE

November 29, 2004

Supplement # 120

 

 EĞİTİM

 MESAJ

 

 

Dearest Members,

I am always pleased to receive questions, comments, suggestions, and indeed testimonials... A few of the most frequently voiced ones are as follows:

1. As far as the reading passages are concerned, Turkish equivalents and some explanation is given for the more difficult words and expressions. That's fair enough. But, why do you stop short of given us a thorough translation? THE ANSWER IS: Unless your active participation is forthcoming, little gain may be expected of these studies. The passages are meant for serious scrutiny and analysis, and not for easygoing, sparetime perusal...

2. These passages are just too difficult (for us)... THE ANSWER IS: Yes -- and purposefully so... Our stated objective is attaining ever higher levels and standards in advanced English studies. This is what makes us so different from a multitude of other ESL sites on the Net... Now, if that sounds too grandiose an aim, and if the wording appears inordinately bombastic, never you mind: It's all to "drive a point home".

3. Why bother to explain things in Turkish? Wouldn't it be better for us if you followed the age-old principle, "explain all things in the target language using the target language itself"? AND, THE ANSWER IS: Well, you'll have to direct that question to those who honour me with the aforegoing two questions...

 

Değerli Üyelerimiz,

 

Sorularınız, yorumlarınız, önerileriniz, ve - tabiatıyla - övgülerinizi işitmek beni herzaman sevindiriyor... Sık sık dile getirilen sorularınızdan bazılarının yanıtları aşağıda:

 

1. Okuma parçacıkları açısından, bazı zor sözcük ve deyimleri açıklamakla yetinmeyin; bu pasajların çevirisini de verin... YANITIM: Sizin aktif katılımınız olmazsa bir yarar sağlayamayız; Buradaki metinler "okumanız" için değil; üzerinde çalışmanız ve çözmeniz için...

 

2. Pasajlar (bizim için) çok zor... YANITIM: Tabii ki öyle... Bilerek öyle... Bizim amacımız "ileri İngilizce"... İnternetteki, birbirine benzer, bıdı bıdı işlerle uğraşan -- çoğu para tuzağı -- binlerce ESL sitesinden farklı olmak için buradayız...

 

Ne derece yüksekleri hedeflersek, o derece yükseklere erişiriz...

 

3. Neden arada bir Türkçe açıklamalar veriyorsunuz. Bunları da İngilizce yapsanız daha yararlı olmaz mı? YANITIM: Bu soruyu, yukardaki ilk iki soruyu soran üyelerimize yönlendirmeniz gerekecek...

 

Yeri geldiğinde Türkçe açıklama vermenin gerekçesini de söyleyeyim. Fikrimce, dil öğrenmede her yol mübahtır. Yeter ki katkısı olsun...

 

Yalçın İzbul

 

 

 

 News Headlines

 

Iran Reasserts Its Right to Enrich Uranium as Standoff Persists: Iran's foreign minister said Saturday that Iran had every right to keep, for research purposes, some centrifuges that could be used to enrich uranium, an indication that a standoff on the country's nuclear program may not be easily resolved.

"Iran's demand to keep 20 centrifuges is not against its commitments," said the minister, Kamal Kharrazi, the IRNA news agency reported.

In talks in Paris with Britain, Germany and France, Iran agreed on Nov. 15 to freeze all its nuclear activities. But this week, Iran said it wanted to retain 20 centrifuges for research purposes, stunning negotiators.
The New York Times (www.nytimes.com)

 

to reassert = yeniden kuvvetle iddia ve taleb etmek; bu konuda tartışma kabul etmeyeceğini yeniden ifade etmek... right = hak...  to enrich = zenginleştirmek... standoff  = sorunun her iki taraf lehine de çözülememiş olması durumu; sorunu devam ediyor olması; karşı durma, geri adım atmama ... to persist  = ısrarcı olmak; mevcut haliyle devam etmek...  indication  = gösterge, belirti... to resolve  = çözüme kavuşturmak... commitment  = taahhüt; yapmaya söz verme; kendini adama... to freeze  = dondurmak... to retain = elinde tutmak, vermemek, kendine saklamak... to stun = hayret ve şaşkınlıktan "donmasına" yol açmak; kıpırdayamaz hale getirmek...  to negotiate = müzakerede bulunmak, görüşme yapmak ... 

 

 

 

Iran Vows Not to Give Up Centrifuge Demand: Iran toughened its position over its nuclear program Sunday, vowing to maintain its demand to exempt 20 centrifuges it says it wants for research despite international efforts to save a deal committing Tehran to freeze uranium enrichment and all related activities.

 

to wow = yemin etmek... DİKKAT: Aynı anlamı veren "to swear" fiilinin ise, bir diğer anlamının "küfür etmek" olduğunu olduğunu unutnayınız. Tabiatıyla, sözbölüğünün gelişine göre bu iki anlam birbirine karışmıyor... to give up = vazgeçmek, bırakmak... to toughen /ta-fın/ = sertleştirmek... "tough" /taf/ sıfatına "-en" soneki eklenerek. Biliyorsunuz bu ek gerek önek gerek sonek niteliği ile ad ve sıfatlardan fiil yapar: to encourage = cesaret-lendirmek... to broaden = geniş-letmek... to maintain = mevcut niteliği ile sürdürmek... ("car maintenance" gibi "bakım yapmak" kavramı da buradan geliyor)... to exempt = muaf tutmak... (Ancak, tıptaki gibi "bağışıklık" anlamındaki "muafiyet için başka sözcük kullanılır: immune /im-yu:n/...

 

 

ÖNERİ: Yukardaki tümcede tam 41 sözcük var... Aynı uzunlukta Türkçe bir tümce karşısında, anlamakta çaresiz kalırdık. Türkçe'de aslolan kısa tümce kurmaktır. Çünkü, çekimli bir dil olan Türkçe'de, kavramlar arası ilişkileri bu çekimler belirler ve özneyi, fiili, nesneyi birbirinden fazla uzaklaştırırsanız, tümce içinden çıkılmaz hale gelir.

 

Oysa, İngilizce tümcede kavramlar arası ilişkiler, bunların ardarda dizilişleri ile şekillenir... İngilizce tümceleri [bunları oluşturan sözöbeği ve tümcelikleri (phrases & clauses) ucuca ekleyerek], sonsuza değin uzatabilirseniz.

 

"Adam", "ısırdı", köpeği" şeklinde üç fiş hazırlayınız; karatahta üzerinde nasıl serpiştirirseniz serpiştirin, anlamı açıktır.

 

"The man", "bit", "the dog" şeklinde üç fiş hazırlayınız; bunları "The man bit the dog" veya "The dog bit the man," şeklinde dizmedikçe, kimin kimi ısırdığını bilmenin bir yolu yoktur... Dediğimiz gibi, İngilizce'de aslolan sözcük, sözcük öbekleri ve tümceliklerin ardarda sıralanışıdır...

 

Dolayısıyla, İngilizce tümceleri anlamağa çalışırken, yanlış yaklaşımlar şunlardır: 1. Sonuna kadar okuyup, "topluca" değerlendirmek", veya, 2. Bir takım garip adamların önerdiği gibi "tersinden anlamak"!!...

 

Doğru yaklaşım şudur: Sanki önünüzde, çeşitli kavramların ardarda dizildiği bir rulo açılıyormuş gibi (ki, gerçek de budur) kavramlar açıldıkça birbirine ulayarak gitmek. Yani yukardaki paragrafa şöyle bakınız:

 

İran sertleştirdi konumunu -- nükleer programı üzerindeki -- Pazar günü -- yemin ederekten sürdürmeğe -- talebini -- muaf tutmak için -- 20 santrifüjü -- ki kendileri diyorlar ki -- istiyorlar araştırma amaçlarıyla -- uluslararası çabalara rağmen -- ki (bu çabalar) kurtarmak içindir bir andlaşmayı -- ki (bu andlaşma) taahhüt altına sokuyor Tahran'ı -- dondurmaları için -- uranyum zenginleştirme ve tüm ilgili faaliyetlerini...

 

Şimdi, eğer birisi sizden çeviri yapmanızı isterse, ancak o zaman "Bunları Türkçe'de derlitoplu nasıl ifade ederim?" sorusuna cevap aramağa; tümcelikleri kesip yapıştırıp, Türkçe'nin yapısına uygun şekilde ifade etmeğe geçebilirsiniz.

 

İngilizce bir tümceyi, tıpkı İngilizler'in yaptığı gibi,

 

ardarda dizilen bir kavramlar rulosu olarak açıldıkça kavramak başka şey,

 

uygun ameliyatlarla  Türkçe'ye çevirmek başka şeydir...

 

İngilizce bir tümcenin anlaşılmasında sentaks, yani sözdizimi kraldır... Bu yaklaşım size "comprehension" konusunda hız kazandıracaktır.

 

 

passage continued:

"The issue of research and development is separate from discussions about suspension,'' Asefi told reporters Sunday. "We always had research and development in the past and we will continue that in the future. We will use the 20 centrifuges for research.''  
The Manchester Guardian (www.guardian.co.uk)

 

to separate = Tekrar uyarıyorum: "seperate" şeklinde yanlış yazanların eline cetvelle vurmayı unutmayınız... suspension = askıya alma veya alınma...

 

Comment On Iran's Nuclear Program

 

Sharp Vinegar Damages Its Own Container...

Turkish Proverb

 

 

 

 Top National News

 

Efendim, 15-19 yaşlarındaki kızlarımızın %63'ü koca dayağını makul buluyormuş!! İnanması güç, ama yurdum insanı için Aziz Nesin üstadın verdiği yüzdeleri de bayaa tutuyor!!

 

Abuse of Women Continues to Plague the Nation: A survey says 63 percent of women between the ages of 15 and 19 found the beating of women by their husbands "reasonable".

 

abuse = (burada) dayak...Daha kesin bir belirleme ile "dayak" demek isterseniz: "physical abuse"... (Tabiatıyla bunlar hukuki terimler)... to plague /pleyg/ = başının belası olmak; "vebası" olmak...(plague = veba, kavramından... survey /sö:-vi/ = alan araştırması... reasonable = makul, haklı, akla yatkın...
 

Turkland, which has been striving for the last forty years to join the European Union, has apparently failed to explain to its citizens the requirements of civilization... Those who encounter domestic violence when growing up usually commit violence on their children later in life.

 

to strive for = için çaba göstermek, uğraşmak... apparently = Gördüğünüz her yerde "Anlaşıldığına göre, öyle anlaşılıyor ki," şeklinde çeviriniz... fail + mastar = İngilizce'de olumsuzluk belirtme yapılarından birisidir... to encounter = karşılaşmak, yüzyüze gelmek... domestic violence = aile içi şiddet... to commit violence = şiddete başvurmak...

State Minister for Women and Family Güldal Akşit, in opening a panel discussion, said, "It is a fact that violence against women exists in Turkland as it does throughout the world." Akşit then produced some statistics from a survey by the Family and Social Research Department: According to the survey physical abuse exists in 34 percent of Turkish families, and verbal abuse 53 percent.

 

exists in Turkey as it does throughout the world = Bütün dünyada olduğu gibi, Türkiye'de de mevcut... İlahi Akşit Hn., Kadınlarımızın bu kaderi bütün dünya kadınlarıyla paylaştığını bilmek bayaa teselli ediyor insanı... physical abuse = dayak... verbal abuse = küfür...

A second survey carried out by Hacettepe University gave more devastating news about the existence in society of violence against women. The survey said 63 percent of women between the ages of 15 and 19 found the beating of women by their husbands "reasonable."

 

devastating = tahripkâr, yıkıcı.. Burada: "insanı dehşete düşüren, insanın duygularını altüst eden"...

 

The Turkish Daily News (http://www.turkishdailynews.com)

 

[All passages are somewhat modified in keeping with this Ezine's TESL -- teaching of English as a second language -- policies.]

 CD

 TANITIM

 

 EĞİTİM

 MESAJ

 

 

 "PHRASAL VERBS"

A Test-Yourself Exercise 05

 

 

 081  --  Ah,  dikkatini şu elimizdeki meseleye bir odaklasan, belki çözmenin bir yolunu bulabiliriz... If you'd only concentrate the matter at hand, we might find a way solve it.

 

 

 082  --  Görüşlerinin tartışmaya açık olduğunu kabul ettiğini söyleyerek, konuşmasını bitirdi... He concluded his speech, saying that he accepted his ideas were open to discussion.

 

 

Konuşmasından, önümüzdeki birkaç hafta içinde bazı yeni fiat zamları bekleyebileceğimiz sonucuna vardım (=sonucunu çıkardım)... I concluded his speech that we might expect some new price hikes in the coming few weeks.

 

 

 083  --  İki taraf, biraraya gelerek bu mesele üzerinde daha ileri boyutlarda görüş alışverişinde bulunmaya karar verdiler... The two parties have agreed to meet again and  confer further this matter.

 

DİKKAT: Ne yazık ki, kendilerini İngilizce biliyor farzeden pekçok kurum ve medya kuruluşu hala "conference" ve "lecture" gibi birbirinden bütünüyle farklı iki kavramı ayırt edemiyor.

 

"To confer" fiili, "kafa kafaya verip bir durumu mütalaa etmek, birbirine danışmak" anlamındadır. Dolayısıyla, "conference" sözcüğünün Türkçe karşılığı "toplantı" veya "kongre" şeklindedir.

 

Çünkü, Türkçe'de "konferans, konferans vermek" dediğimizde, bir kişinin asıl konuşmacı rolünde olduğu toplantı türü anlaşılmaktadır, ki bunun İngilizce karşılığı "lecture" dır. ("Lecture" sözcüğünün ikinci anlamı ise "üniversite sınıflarında verilen ders" şeklindedir.

 

"Congress" sözcüğü ise, tıpkı Türkçe'de olduğu gibi, "meclis" karşılığı olarak ("the American Congress"), veya "daimi kongre", "yıllık kongre" gibi anlamlarla da kullanılabilmektedir...

 

 

 084  --  Dertlerini, sorunlarını arkadaşına anlattı (=bir sır olarak, güvenip anlattı)... She confided her troubles her friend.

 

Ayşe, Fatma'ya, bu iki erkek arasında perperişan durumda olduğunu, bir karar veremediğini anlattı (=bir sır olarak, güvenip anlattı)... Ayşe confided Fatma that she was torn between the two men.

 

Bana güvenebileceğini, sırlarını açabileceğini biliyorsun... You know that you can  confide   me.

 

Şu yakınlarda bana kocasının yatakta umutsuz vak'a olduğunu (bir sır olarak "tevdi" etti (=saklamam için verdi/anlattı)... She has recently  confided   me that her husband was completely useless in bed.

 

 

 085  --  Sözlerinizi yalnızca önümüzdeki mesele ile sınırlı tutmalısınız (=Lütfen konu dışına çıkmayınız)... You must confine your remarks the matter at hand only. "confine" fiilini hatırlamanız için iyi bir deyim: "solitary confinement" = hücre hapsi... Genel anlamı: Bir şeyin sınırları içine yerleştirerek, o sınırlar içinde tutmak...

 

 

 086  --  Herbiriniz kurumumuz kurallarına kesinlikle uymak zorundasınız... Everyone of you here must strictly conform the rules of this establishment.

 

 

 087  --  Göstermiş olduğunuz performans konusunda sizi kutlamalıyım... I must congratulate you the excellent performance you've shown.

 

Kılpayı kaçışım, kurtuluşum konusunda kendi kendimi kutladım... I congratulated myself my narrow escape.

 

Websitenize rastlamış olduğum için kendimi şanslı addediyorum ve sizi bu sitenizden dolayı sizi gerçekten kutlamalıyım... I consider myself lucky to have come across your website and I really must congratulate you it.

 

 

 088  --  Babası, benimle evlenmesine asla razı olmazdı / olmayacaktı... Her father would never consent her marrying me. DİKKAT: Tabiatıyla, bu tümceyi "conditional" olarak düşünürsek, bu kez "present" anlamlı olur: Babası, benimle evlenmesine asla razı olmaz / olmayacaktır...

 

 

 089  --  Su (H2O), hidrojen ve oksijenden oluşur... Water (H2O) consists hydrogen and oxygen. DİKKAT: "...dan ibarettir, başka şeyler yoktur" kavramı veren bu fiili asla "to contain" = "içermek, ihtiva etmek" fiili ile karıştırmayınız: "Water contains oxygen." (Ama, başka bunun yanında şeyler de içerir.)

 

Mutluluk, büyük ölçüde, hayatta hiçbirşeyden çok fazla şey beklememeyi bilmektir... (Nasıl laf ama?!) Happiness consists largely knowing not to expect too much of anything.

 

 

 090  --  Yakışıklı olmasının, hayatta erken başarı kazanmasında  büyük katkısı olmuştur. (Otobiyografi... Sonradan kötüledik!!) His good looks contributed much his early success in life.

 

 

 091  --  Yatak odalarından birisini bir tür fotoğraf stüdyosuna dönüştürdüler... They converted one of the bedrooms a sort of photographic studio. Ender olarak, "convert to" işitilebilir.

 

Ünlü bir İngiliz şarkıcı olan Cat Stevens 1977'de İslamiyeti kabul etti... Cat Stevens, a famous British singer, converted Islam in 1977.  Yukardakinin tersine, birinci kullanım "din değiştirmek" anlamı için çok daha yaygındır.

 

Bu arada, (günümüzde) dilden dile çeviri için bir bilgisayar programı bulmaktan halâ umudu kesmemiş dostlarımız için, "Cat Stevens, a famous British singer" ibaresinin çevirisi:

  İtalyanca: Gatto Stevens, un cantante britannico famoso
Almanca:
Katze Stevens, ein berühmter britischer Sänger
Fransızca:
Chat Stevens, un chanteur britannique célèbre
İspanyolca:
Gato Stevens, cantante británico famoso
Türkçe:
Kedi Stevens, ünlü bir İngiliz şarkıcı...

 

 092  --  Bu borular, ısıyı kazandan yapının bütün bölümlerine iletiyor... These pipes convey the heat the boiler  all parts of the building.

 

 

 093  --  Kocasının ona olan bağlılığı konusunda kendisini ikna etmek imkansız... You can't convince her her husband's devotion to her. Devotion /di-vou-şın/ = kendini adama, hayatını adama derecesinde bağlılık... "To devote oneself to" fiilinden...

 

 

 094  --  Haritadaki bu çizgiler, bölgedeki yolların karşılığıdır (=tekabül ediyor)... These lines on the map correspond the roads in the area.

 

 

 095  --  İspanya'dan bir mektup arkadaşı ile yazışmak istiyor... She would like to correspond a pen-friend in Spain.

 

 

 096  --  Bana güvenebileceğini biliyorsun... You know that you can count me.

 

Sen en iyisi şu sıralarda ücret artışları olacağına pek güvenme (=hesap dışı tut)... You'd better not count any pay increases at the moment.

 

 

 097  --  Türlü türlü güçlükler çıktı ortaya (=oluştu, zuhur etti) ve projeyi geciktirdi... All sorts of difficulties cropped and delayed the project.

 

 

 098  --  Bir camiye girerken başını bir eşarpla örtmelisin... You must cover your head a scarf when entering a mosque. NOT: Birinci ilgeç yalnızca bir pekiştirici.

 

 

 099  --  Araba kaydı ve yolun kenarındaki bir ağaca tosladı... The car skidded and crashed a tree by the side of the road. = bumped into...

 

Fırlatılan tuğlalardan birisi camı kırıp ortayere düştüğünde bankada birçok insan vardı... There were several people in the bank when one of the bricks thrown crashed the window and landed on the floor.

 

Vazonun yere çarpıp bin parçaya bölünüşünü tam bir dehşet içinde seyrettim... I watched in absolute horror as the vase crashed the floor and broke into hundreds of tiny pieces.

 

Yolcu uçağı kontrolü kaybedip bir tarlaya çakıldı... The airliner lost control and crashed a field.

 

Büyük bir gürültü kıyamet işittik. Döndük; ve çığın yamaç aşağı indiğini gördük... We heard a great commotion. We turned and saw the avalanche crash the mountainside.

 

 

 100  --  Walla, o adamda sağduyu olduğu pek söylenemez... One would hardly credit him any common sense.  AÇIKLAMA: "Hardly" ve "scarcely", girdikleri tümcenin anlamını %98-99 oranında tersine çeviren işlev sözcükleridir. Öte yandan "kredi verilemez" kavramı ise, doğaldır ki, "inanılmazlık" kavramı da içeriyor...

 

 

Değerli Üyelerimiz... Daha önce de belirttiğim gibi, bu seriye burada son veriyorum. Devamı ile birlikte, eğitim setimizdeki "Sözcük Testleri" kitabına ekleyeceğim.

 

Çünkü, şu sıralarda bütün ilgim ve dikkatim, yine eğitim setimizdeki "Conversation" kitabına ekleyeceğim yeni kimi bölümlere yöneldi. Önümüzdeki sayıdan başlayarak, sizlere oradan çok yararlanacağınız (ve çok da eğlendirici bulacağınız) bölümler sunacağım...

 

 CD

 TANITIM

 

 

 
 
 

 

Onsuz Geçmiş Yıllarınıza Çook Üzüleceksiniz !!

 

Start Off Like A Turk; Finish It Off Like An Englishman !!

 

 

"ESSENTIAL  ENGLISH  FOR  TURKS"

İLERİ İNGİLİZCE ÖĞRENİM SETİ - 10 KİTAP

   BİLGİ 

 

 
 
 

Ücretsiz İnternet Yayınlarımız

YahooGroups'da 1 Numara

Ücretsiz İngilizce Dergi

Google'da 1 Numara

 Practical English

 For Turks

Ücretsiz Süper Web-Site

 MİZAH-HİCİV:   Bir Kadınyiyenin Öğleden Sonrası

Uluslararası Listelerde Türkiye'yi Temsilen 1 Numara

 ANTROPOLOJİ & DİLBİLİM

 İnsanın Evrimi - Kültür - Dil

 BİLİMSEL MAKALELER

FAMOUS QUOTATIONS

İNANILMAZ KAYNAK

 CLICK !!  

 
 

 POPÜLER-BİLİMSEL "UZAY & UZAYLILAR" SİTEMİZ

  EVREN - UZAY - KURGUBİLİM  

 KİŞİSEL SAYFALAR

 
 
 

DERGİMİZİ BEĞENİYORSANIZ, LÜTFEN DOSTLARINIZA DA TAVSİYE EDİNİZ, İLETİNİZ, GÖNDERİNİZ; TEŞEKKÜRLER, SAYIN ÜYELER...

         

ANASAYFA      TESTLER      OKUMA      EĞLENCE