Doç. Dr. Yalçın İzbul

 

Free Bilingual E-Zine

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

YAHOO Uluslararası İngilizce Öğretim Grupları

DÜNYA BİRİNCİSİ !!

 WEBSITE HERE

December 6, 2004

Supplement # 121

 

 EĞİTİM

 MESAJ

 

 GET RID OF THOSE MEGAGRAMS !!

Will the New Drug Melt the Pounds?

It May, but Doctors Urge Caution...

pound = "libre" (lb) adıyla da bilinen, 453.6 gr.'lık ağırlık birimi... DİKKAT: Britanya para birimi "pound sterling" (£) için de günlük dilde "pound", argo olarak da "quid" kullanılır... "melt" = "erimek, eritmek"... Normalde, kilolar için kullanılabilecek bir fiil değil, tabiatıyla... Ancak burada, bizdeki "kiloları buharlaştırmak" türü figüratif bir kullanım sözkonusu... UYARI: "Megagrams" sözcüğü bu bağlamda ilk defa bendeniz tarafından kullanılmakta olup, İngilizce'ye armağanımdır... WARNING: The word "megagrams" in this context is the newest of all neologisms. How do I know? Yeah, I've just made it up -- just like that, on the spur of the moment, as they say... Let it be mine own humble contribution today to that poor neologism-starved English Language... (DİKKAT: Yukardaki tümcede "my" yerine "mine" kullanmam "colloquial" (günlük dil) kullanımı olup, resmi ortamlarda uzak durunuz.)

 

from The New York Times (www.nytimes.com)
Published: December 5, 2004

To people who have struggled for a lifetime to lose weight, the new drug called rimonabant sounds like a dream come true.

 

to struggle for a lifetime = yaşam boyu mücadele etmek... to lose weight = kilo vermek ("kaybetmek" kavramından)... drug = (burada) ilaç... sounds like a dream come true = bir rüyanın gerçekleşmesi gibi "görünüyor"... NOT: İngilizce bu bağlamda, kulağa gelenlerle (It sounds...) göze görünenleri (It looks / seems...) ayırt ediyor. Türkçe'de standart "görülüyor" kullanıyoruz...

It will make a person uninterested in fattening foods, they have heard from news reports and word of mouth. Weight will just melt away, and fat accumulating around the waist and abdomen will be the first to go. And by the way, those who take it will end up with higher levels of H.D.L., the good cholesterol. If they smoke, they will find it easier to quit. If they are heavy drinkers, they will no longer crave alcohol.

DİKKAT: İlk tümcedeki "they", bir önceki paragrafta geçen "people" sözcüğüne gönderimdir... make smb uninterested = ilgisini yok etmek, "ilgisizleştirmek"... fattening foods = şişmanlatıcı yiyecekler... word of mouth =  kulaktan kulağa, fısıltı gazetesi yoluyla... melt away = "away" burada pekiştirgeç işlevli; "erimek" yerine "ep-eriyivermek" (!) der gibi... waist = bel (Yani, göbek hizası vücut bölgesi -- "Bahçe beli" anlamına gelmez; ne de Ortaokul ikide öğretmen "bel" sözcüğünün bu iki anlamını söylerken, hınzır hınzır sırıtıp sınıftan atılmama neden olan üçüncü anlamına:))... abdomen = karın bölgesi... by the way = "bu arada", "sırası gelmişken", "aklıma gelmişken"... end up with = ile sonuçlanmak... to quit (quit - quit, veya quitted - quitted)= bırakmak, terketmek (günlük dilde çok yaygın bir fiildir)... heavy drinker = yüksek miktar alkol kullanan kişi (Laf ola: dünya nimetlerinin ölçüsü mü olurmuş!)... to crave = çok istemek, aş ermek...

 

DİKKAT: "Food" normalde sayılamaz addır; yani "one food, two foods" diyemezsiniz. Ancak burada, "birbirinden farklı yiyecekler, yiyecek çeşitleri" anlamında çoğul kullanılıyor. Tıpkı "fish" gibi: "I've got five fish on my plate."... Ama, "Fishes of the world": Uskumrular, torikler, çipuralar, vs...

At obesity treatment centers, nearly every patient asks for rimonabant -- or Acomplia, as it will be called if its maker, Sanofi-Aventis, gets approval to market it in the United States.

 

approval /ıp-ru:-vıl/ = onay... to market /ma:-kit/ = pazarlamak, piyasaya vermek...

But many medical researchers say not so fast. While rimonabant may be intriguing, these experts say, the mythology in the making is hardly justified by what is known so far.

 

say not so fast = "Hey, durun bakalım, o kadar acele etmeyin" diyorlar... while = "olmakla birlikte", "hernekadar .... ise de"... intriguing = merak uyandırıcı... Başka yerde, "anlaşılması zor, kafa karıştırıcı" anlamına da gelebilir. Böylece, "entrika" sözcüğünün kökenini görmüş oldunuz. Aynı kökten, "intricate" /in-trikit/ sıfatının anlamı "karmaşık, girift".... the mythology in the making = oluşum halindeki bu mitoloji... hardly = anlamı %98-99 oranında tersine çeviren bir işlev sözcüğü... justified = haklı, haklı olduğu gösterilmiş... Dolayısıyla, "is hardly justified" = "haklı olduğu pek söylenemez"... by what is known so far = şu ana kadar bilinen şeylere dayanarak / tarafından...

There are no published studies from clinical trials to justify any of the claims for what some patients are already calling a miracle drug. The data that the company has presented indicate that rimonabant is about as effective for weight loss in obese people as two other drugs already on the market. Nor are there any clinical tests to indicate how or whether it would work in people who are only moderately overweight, hoping to lose a few pounds after the holidays.

to justify = haklı kılmak, haklılığını göstermek... claim = iddia, sav... miracle /mi-rikıl/ = mucize... miraculous /mi-ræk-yılıs/ = mucizevi... weight loss = kilo kaybı, ağırlık kaybı... nor = ne de... moderately = ılımlı düzeyde, orta derecede... overweight = fazla kilolu, şişman... to lose weight = kilo vermek, kilo kaybetmek...


There is no doubt that rimonabant is a fresh start. It represents a new way to help people lose weight, and might become one of several drugs that hit the body's weight regulatory system in different places, enhancing each other's effects.

 

doubt /daut/ "b" okunmaz = şüphe, kuşku... to represent = temsil etmek... Burada, "anlamına gelmek" şeklinde yorumlayabilirsiniz... a new start = yeni "taze" bir başlangıç... to enhance = arttırmak, zenginleştirmek...

 

NOT: Hazır tıptan konu açılmışken, ilaç firmaları temsilcilerine genelde "takdimci" adı verildiğinden, kimi hekimlerin "to represent" fiilinin anlamını "takdim etmek" şeklinde yanlış yorumladıklarına tanık oldum. "Takdim etmek" fiilinin karşılığı = "to present" fiilidir... Okunuşu: /pri-zent/ şeklindedir. "Tek-DÜM" vurgusuna dikkat ediniz -- Oysa, "armağan" veya "şimdiki zaman" anlamına vurgu "DÜM-tek" /pre-zınt/...

Researchers believe that a combination of drugs may someday be found to effectively treat obesity. As for rimonabant, they say, "it's another drug in the armamentarium; it shouldn't be called a miracle."

 

as for = ----e gelince, için, açısından... armamentarium = Özellikle tıp alanında, hekim veya kurumun elinde bulunan cihaz, ilaç, kitap, vs malzemelerin tümü. Başvurulabilecek yöntemler de bu başlık altına girer. Kısacası "tıbbi cepanelik"... Askeri cepanelik için ise "arsenal" veya "ammunition depot" gibi terimler kullanıldığını not ediniz (ki birincisi, "silahhane" kavramını da içerebilir)... Böylece, ünlü Arsenal futbol kulübünün Londra'daki "Silahhane" semtinin takımı olduğunu da öğrenmiş oluyoruz...

 

[All passages are somewhat modified in keeping with this Ezine's TESL -- teaching of English as a second language -- policies.]

 CD

 TANITIM

 

 EĞİTİM

 MESAJ

 

Interesting & Useful Cliché Expressions

İlginç & Yararlı Klişeleşmiş İfadeler - 01

 


When Life Is Hard Upon You...

Hayat Size Zalim Davranıyorsa...


When it rains, it pours. Bir kez yağmaya başlayagörsün, yağmur değil âfet mübarek.

 

Misfortunes never come singly. ("Misfortune never comes singly." tekil durumu daha az işitilir.) Felaketler geldimi, ardarda geliyor...

 

It's a dog's life. Sürünüyoruz işte...

 

Well, you get nothing for free (in this world). Eee, ne yapalım, bu dünyada bedava ekmek yok.

 

It would not be fun if life were so easy. (veya, "It would not be fun when life is so easy.") Hayat o kadar kolay olsa neş'esi kaçardı, tadı tuzu olmazdı... (=kinayeli)...

 

It is a good experience, it makes me stronger. Deneyim kazanıyorum. Daha güçlü oluyorum. (=kinaye; şakacıktan Poliannacılık -- ama belki ciddi ciddi söyleyecek mazohistler de bulunabilir!)

 

Life sucks, and then you die... Hayat berbat, sonra da ölüyorsun zaten...

 

Life is tough and then you die. Hayat güçlüklerle dolu; sonra da ölüyorsun zaten...

 

Such is life, and it's getting sucher and sucher. Hayat işte böyle; gitgide de böyleleşiyor...

 

Life wasn't meant to be easy. Hayatın kolay olduğunu kim söylemiş?! ("Kolay olması öngörülmemişti.")

 

No pain, no gain. Acı yada zahmet çekmeden birşey elde edilemez.

 

 

CONVERSATION HELP:
Asking Permission...

Polite Requests

 

Excuse me.

Can I ask you a question?

Could you ...?
May I have some ..., please?
Do you mind if I smoke?
Would you mind opening the window a little?
(= Sen aç.)
Would you mind me opening the window a little?
(Ben açayım.)
Would you mind if I asked you something?

Do you mind if I ask you a question?
Is it okay if I sit here?
Would it be all right if I borrowed your ...?
Can you open the door for me?
Will you hand me a pencil?
Would you turn on the air conditioner?
(Klimayı açar mısınız?)
Could you help me with these boxes?
Would you please turn down the music?
(Müziği kısar mısınız?)
Could you possibly give me a ride home?
(Otostop ricası)
Would you mind taking a picture for us?
(Makineyi uzatarak...)
Would you be so kind as to lend me your cell phone?
(Cep telefonunuzu kullanmama müsaade eder misiniz?)

 

DIALOGUES IN CONTEXT

 


AT THE TEA PARTY

 

SUAT: I hope you're hungry, because I've got some sandwiches, I've got three different types of cake, and some crisps. Do you like tea or coffee, Mehmet?
MEHMET: Tea would be nice.
SUAT: Leyla, for you?
LEYLA: Tea would be lovely, thank you.
SUAT: Mehmet, do you want some sugar?
MEHMET: Yes, please.
SUAT: OK, there you are.
MEHMET: Thank you very much.
SUAT: Leyla, would you like a sandwich?
LEYLA: Yes - they all look delicious! I'll have one of those.
 (=Hepsi leziz görünüyorlar. Ben şunlardan bir tane alayım.)
SUAT: Would you like a sandwich, Hakan?
HAKAN: I'd just like a piece of cake, if I may, thanks.
SUAT: All right, there you are.
(= Al bakalım. veya Buyur / buyrunuz, alınız")
HAKAN: Thanks.
LEYLA: Could you pass the crisps?
(= uzatır mısın?)
SUAT: Yes, certainly.
LEYLA: Thank you.
SUAT: Mehmet, would you like anything else?
MEHMET: Yes, the cake looks lovely. Can I have some, please?
SUAT: Absolutely, here you are.
MEHMET: Thank you.
SUAT: Leyla, would you like some more crisps?
LEYLA: No, thanks, I'm full, it was lovely.
MEHMET: More tea, Suat?
SUAT: Yes, please … Thank you, lovely.

 

NOT: Bu Sayımızdaki örnekler, Eğitim Setimiz, CONVERSATION -- KONUŞMA İNGİLİZCESİ

kitabımızdan alınmıştır.

 

 CD

 TANITIM

 

 
 
 

 

Onsuz Geçmiş Yıllarınıza Çook Üzüleceksiniz !!

 

Start Off Like A Turk; Finish It Off Like An Englishman !!

 

 

"ESSENTIAL  ENGLISH  FOR  TURKS"

İLERİ İNGİLİZCE ÖĞRENİM SETİ - 10 KİTAP

   BİLGİ 

 

 
 
 

Ücretsiz İnternet Yayınlarımız

YahooGroups'da 1 Numara

Ücretsiz İngilizce Dergi

Google'da 1 Numara

 Practical English

 For Turks

Ücretsiz Süper Web-Site

 MİZAH-HİCİV:   Bir Kadınyiyenin Öğleden Sonrası

Uluslararası Listelerde Türkiye'yi Temsilen 1 Numara

 ANTROPOLOJİ & DİLBİLİM

 İnsanın Evrimi - Kültür - Dil

 BİLİMSEL MAKALELER

FAMOUS QUOTATIONS

İNANILMAZ KAYNAK

 CLICK !!  

 
 

 POPÜLER-BİLİMSEL "UZAY & UZAYLILAR" SİTEMİZ

  EVREN - UZAY - KURGUBİLİM  

 KİŞİSEL SAYFALAR

 
 
 

DERGİMİZİ BEĞENİYORSANIZ, LÜTFEN DOSTLARINIZA DA TAVSİYE EDİNİZ, İLETİNİZ, GÖNDERİNİZ; TEŞEKKÜRLER, SAYIN ÜYELER...

         

ANASAYFA      TESTLER      OKUMA      EĞLENCE