Doç. Dr. Yalçın İzbul

 

Free Bilingual E-Zine

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

YAHOO Uluslararası İngilizce Öğretim Grupları

DÜNYA BİRİNCİSİ !!

 WEBSITE HERE

January 04, 2005

Supplement # 123

 

 EĞİTİM

 MESAJ

 

 

 Süper Bir İngilizce Eğitim Seti ve

Süper Yeni Olanaklar için

 

TIKLAYINIZ

 

 

 News Headlines

 

Diet and Lose Weight? Scientists Say "Prove It!": Advertisements for weight loss centers often make it seem that success is guaranteed for anyone who really wants it. They feature smiling, thin, healthy people -- results, the advertisements imply, of simply following the program.

 

Başlığın çevirisi: Diet yapmak kilo kaybı sağlıyor mu? Bilim adamları "Kanıtlayın" diyorlar...  weight loss = ağırlık kaybı, "kilo verme"... weight loss center = zayıflama merkezi... make it seem (causative = ettirgen kalıp) = ----- gibi görünüyor kılmak, ----- gibi görünmesini sağlamak... Çevirisi: Zayıflama merkezleri çoğu zaman başarının garantili görünmesini sağlarlar (=başarı garantiymiş gibi gösterirler)... for anyone who really wants it  = bunu gerçekten arzu eden herkes için (çok ince eleyip dokuyorsanız: "herhangi bir kimse için" diyebilirsiniz: aynı kapıya çıkar... to feature  = göstermek, önplana çıkarmak, önplanda sunmak... Çevirisi: Reklamlar gülümseyen, ince, sağlıklı insanlar gösterir -- ve bunun sadece ve sadece programı izleme sonucu oluştuğunu ima ederler.

 

DİKKAT... DİKKAT... simply  = "basitçe" şeklinde yanlış çeviriden kaçınınız. Çoğu zaman, burada da olduğu gibi "sadece"... "sadece ve sadece" şeklinde çeviri verir. (Bir de bu sözcüğü /simp-lay/ şeklinde okuyan ve okutanları pataklayın; sevaba girersiniz. Doğrusu: /SİMP-li/...

Scientists, however, want something more. They would like to see carefully controlled studies that follow program participants over a couple of years and compare their success with that of nonparticipants.
The New York Times (www.nytimes.com)

 

program participants = araştırmaya katılanlar, denekler... controlled studies that follow program participants over a couple of years = denekleri birkaç yıl süreyle izleyen kontrollü (bir kontrol grubu içeren) çalışmalar/araştırmalar...   with that of nonparticipants  ("with the success of" yerine) = katılımcı olmayanların ile ... Bu yapının açıklaması için "News Headlines" bölümünün sonuna bknz.

 

 

 


Survivors Face Years of Recurring Nightmares: Psychologists are warning that mental health problems caused by last week's tsunami could prove harder to resolve than the physical damage caused... Some survivors say they are plagued by recurring nightmares about walls of water, many locals are afraid to return to beachside homes, and officials warn that suicide rates could rise dramatically as parents struggle with feelings of guilt at losing children.

 

survivors  = "kurtulanlar": "kazazedeler" şeklinde çevirebilirsiniz. "To survive" fiili, ölmemek, hayatta kalmak, ---dan daha uzun yaşamak, gibi anlamlar verir. ÖRNEK: "He survived the plane crash." = Uçak kazasından kurtuldu. Şimdi şu tümceye bknz: "He survived his wife by 15 years." Kim daha önce ölmüş? Karısı tabii. Kendisi 15 yıl daha yaşamış... Nitekim, ölüm ilanlarında (obituary, obituaries) şu tür ifadelere sık rastlanır: "Survived by her husband and their two-year-old daughter" = geride kocasını ve iki yaşındaki kızlarını bırakarak... Yav, İngilizce bir kelime izah edelim derken, dokunaklı örnekler yazmaktan, şimdi hüngür sümük gözyaşlarına boğulmak üzereyim...

 

to occur  /ı-KÖ:/ = vuku bulmak... to recur  /ri-KÖ:/ = yeniden vuku bulmak, nüksetmek... occurrence, recurrence  DİKKAT... DİKKAT... Okunuşları /ı-KA-rıns/ ve /ri-KA-rıns/... (Dikkat: Amerikan ağızlarında /a/ sesi /ö/ sesine yakındır; ama hece vurgusu aynıdır)... Bunun dışında, "OK-yurıns, reküRENS, rekiyurrent" gibi acaip şeyler söyleyenlerin ağzına biber sürünüz; sevaba girersiniz...  recurring nightmares /ri-KA-riN-NAYT-meerz/ = tekrarlayan kabuslar...

 

to prove  = Çoğu zaman olduğu gibi, burada da "kanıtlamak" kavramını düşünmeyiniz. "To be" ile eşanlamlı düşününüz... to resolve  = ruhsal bozuklukların "çözülmesi, giderilmesi" kastediliyor... plague  = veba... to be plagued by  = sürekli hışmına uğramak, başına bela kesilmiş olmak, veba gibi yakasına yapışılmış durumda olmak... rise dramatically  = büyük artış göstermek... feelings of guilt  = kendini suçlu hissetme duygusu... DİKKAT... "guilt, guilty"... Okunuşu: /GİLT/, /GİL-ti/... Ama, /l/ sesi, "kil" gibi ince değil, "kıl" gibi kalın. Bu arada, bunları "guilt, guilti" gibi okuyanların da ağzına biber sürün: Bir daha yapmasınlar...

 

 

 

 

 Top National News

 

Presidential System Debate on the Agenda In Ankara: Members of the government say that a presidential system in Turkland would give more transparency.

 

Turkland should have a presidential system of government in order to attain stability in politics, Justice Minister Cemil Çiçek said Monday.

http://www.ntvmsnbc.com/news/default.asp

 

presidential system  = BAŞKANLIK SİSTEMİ... on the agenda  = gündemde...  transparency  /træns--rınsi/ = SAYDAMLIK... to attain  = elde etmek, ulaşmak... stability  /sta--liti/ = İSTİKRAR...

 

Şeyyy... Kenan Evren Başkanlığındaki

SAYDAMLIK ve İSTİKRARI

gördükten sonra

biz bundan almasak!!...

 

[All passages are somewhat modified in keeping with this Ezine's TESL -- teaching of English as a second language -- policies.]

 

 

LINGUISTIC STUDY:

 

Yukardaki, "that of/in/on, etc... those of/in/on, etc..." şeklindeki yapıdan daha önce uzun uzadıya söz etmiştik. YeniÜyelerimiz için, yapıyı açıklayacak bazı karşılaştırma tümcelerini aşağıda tekrar sunuyorum:

The hall in this house is much larger than that in the previous one. [Örneğin ev ararken yapacağınız bir karşılaştırma... Bu evdeki salon bir önceki evdeKİNDEN çok daha geniş...  "that" burada "the one," veya "the hall" yerine geçiyor... "hall" sözcüğünü tekrar etmemek için başvurduğumuz bir yöntem: Yani, "Bu evdeki salon, öteki evdeki salondan"... yerine, "Bu evdeki salon, öteki evdeKİNDEN"... diyoruz.]

I wonder if it will ever be possible to travel at speeds greater than that of light. [ışığınKİNDEN daha yüksek hızlarda... "than the speed of" yerine kullanıyoruz. Kısacası, yine sözcüğü tekrar etmemek için başvurduğıumuz bir yöntem]

Saturn's magnetic field is much weaker than that of Jupiter. [Jüpiter'inKİNDEN...]

Most of the highways in Germany are wider than those in the Balkan countries. [Balkan ülkelerindeKİLERDEN... "the ones, the highways" yerine...]

Those with multiple jobs naturally have a much higher income than those with only one job. [Birden çok işte çalışan kişilerin geliri tabiatıyla tek işte çalışan kişilerinKİNDEN çok daha yüksek...]

İşte Sizlere Tipik bir Tuzak Sınav Sorusu...

Unutmayınız ki, karşılaştırma yaparken, elmalarla elmaları, armutlarla armutları aynı kefeye koymanız esastır. Tabii burada, "elma, armut" benzetmesi ile, aynı ve farklı sınıftan gramer birimlerini kastediyorum.

Aşağıdaki tümce çok iyi bir çeldirici: Çünkü Türkçe'ye çevrildiğinde geçerli bir yapı veriyor. Ama İngilizce gramerde kesinlikle yanlış:

**His salary as a bus driver is much higher than a teacher. Otobüs şöförü olarak kendisinin maaşı bir öğretmenden çok yüksek!...

Yukardaki tümcede yapılan mantık hatasını, Türkçe görmezden geliyor. Oysa dikkatli bir çözgüleme ile, "öğretmeninKİNDEN" (yani, "öğretmenin maaşından") dememiz gerekirdi. İngilizce işte bu hatayı bağışlamıyor ve aşağıdaki yapıyı doğru kabul ediyor:

His salary as a bus driver is much higher than that of a teacher. Otobüs şöförü olarak kendisinin maaşı bir öğretmeninKİNDEN çok yüksek.

Başka bir deyişle, "higher than the salary of a teacher" şeklinde tekrara düşmemek için "higher than that of a teacher" yapısına yöneliyoruz.

 CD

 TANITIM

 

 EĞİTİM

 MESAJ

 

Interesting & Useful Cliché Expressions

İlginç & Yararlı Klişeleşmiş İfadeler - 03

 


When You're Heart-Broken...

Sevgiliniz Terkettiğinde...

Ses ve ifade tonunuza, olayın manâ ve ehemmiyetine uygun EDALAR vermeyi unutmayınız!!...

There are plenty more fish in the sea. Ohooo! Denizde daha çook balık var...

There will be another one. Elbet başka birisi çıkacaktır.

One lost, ten found. Biri gider bini gelir... (Biz Türkler için öyle... Gariban İngilizler'de biri gitti mi sadece on'u geliyor!)

Love hurts... Ne yapalım, aşk acıtıyor...

Love is blind. Aşkın gözü kördür.

He/she wasn't worth it anyway. O'na değmezdi zaten... Aşkıma layık değildi...

He/she will be sorry. Pişmaaan olacak.

All is fair in love and war. Walla, aşkta ve savaşta hertürlü kazık mübahtır.

It was just one of those things. Oluyor işte böyle şeyler; insanın başına neler geliyor... Bu da öylesi birşeydi işte...

At least it was a very interesting experience. Walla, hiç olmazsa çok ilginç bir deneyimdi.

I am better off alone. Kendi başıma daha iyiyim.

I love being free; it's the best way to be. Var mı özgürlük gibisi? En iyisi bu.

It is better to have loved and lost than to never have loved at all. Walla, hiç sevmemiş olmaktansa, sevip kaybetmek daha iyi.

 

 

 

CONVERSATIONAL SENTENCES

 

 

Biraz melodramatik davranmıyor musun? (Kes şu hüngürsümük tiyatroyu Allasen!) Aren't you being a bit melodramatic?

 

Bana açıklaman gereken bazı şeyler var. Bana bazı şeyleri açıklamak zorundasın. (=Hesap ver bakalım.) You have some explaining to do.

 

Üzgünüm sana söyleyemem. Onun bana olan itimadına ihanet edemem. Sorry, but I can't tell you. I couldn't betray his confidence.

 

O derece gerilmiştim ki, biraz yürümek bana iyi gelir diye düşündüm. I was so keyed up that I thought maybe taking a little walk would relax me.

 

Sadece şaşırmamış, şaşkınlıktan ağzı bir karış açık kalmıştı (=aşırı şaşırmıştı). She wasn't just surprised, she was flabbergasted. / f--bi-GAS-tid /

 

Yavrum, sadece okula gidiyorsun, baloya değil. You are just going to school, dear, not to a formal ball.

 

(Bana söylenenleri işitemeyecek kadar) Kendi düşüncelerime dalıp gitmiştim. I was too wrapped up in my own thoughts.

 

Yüzeyde Meltem ve ben birbirimizin tam zıddı görünürdük, ama kişiliğimizin derinliklerinde paylaştığımız çok şey vardı. Though on the surface Meltem and I seemed to be total opposites, deep down we had so much in common.

 

 Hislerimin beni bir hataya sürüklemesine izin vermeyeceğim. I'm not going to let my emotions get the better of me.

 

Turgut hayal kırıklığına uğramıştı, ama centilmence karşılamayı bildi. Although Turgut was disappointed, he was a good sport about it.

 

Oktay ve Cansu evlenme tarihlerini biraz ileri attılar. Oktay and Cansu have moved up their wedding date.

 

Herşeyi açık açık konuşmakta herzaman yarar vardır. It always helps to get everything out in the open.

 

Herzaman için düşüncelerimdeydi. He/She was never far from my thoughts.

   

Ne zaman şımarık bir çocuk gibi davranmayı bırakıp yetişkin bir adam gibi davranmağa başlayacaksın?! When will you start acting like a grown-up instead of a spoiled brat?!

 

 

NOT: Bu Sayımızdaki örnekler, Eğitim Setimiz, CONVERSATION -- KONUŞMA İNGİLİZCESİ

kitabımızdan alınmıştır.

 

 CD

 TANITIM

 
 
 

 

BEŞİNCİ BASKI !! SİZİN İÇİN YEPYENİ OLANAKLARLA !!

 

"Türk gibi başla; İngiliz gibi bitir !!"

 

 

"ESSENTIAL  ENGLISH  FOR  TURKS"

 

 SÜPER SET !!

   BİLGİ 

 

 
 
 

Ücretsiz İnternet Yayınlarımız

YahooGroups'da 1 Numara

Ücretsiz İngilizce Dergi

Google'da 1 Numara

 Practical English

 For Turks

Ücretsiz Süper Web-Site

 MİZAH-HİCİV:   Bir Kadınyiyenin Öğleden Sonrası

Uluslararası Listelerde Türkiye'yi Temsilen 1 Numara

 ANTROPOLOJİ & DİLBİLİM

 İnsanın Evrimi - Kültür - Dil

 BİLİMSEL MAKALELER

FAMOUS QUOTATIONS

İNANILMAZ KAYNAK

 CLICK !!  

 
 

 POPÜLER-BİLİMSEL "UZAY & UZAYLILAR" SİTEMİZ

  EVREN - UZAY - KURGUBİLİM  

 KİŞİSEL SAYFALAR

 
 
 

DERGİMİZİ BEĞENİYORSANIZ, LÜTFEN DOSTLARINIZA DA TAVSİYE EDİNİZ, İLETİNİZ, GÖNDERİNİZ; TEŞEKKÜRLER, SAYIN ÜYELER...

         

ANASAYFA      TESTLER      OKUMA      EĞLENCE