Doç. Dr. Yalçın İzbul

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

Free Bilingual E-Zine --  Supplement # 096

 WEBSITE HERE

June 3, 2004

 

 EĞİTİM

 MESAJ

 

 A Report By Amnesty International

A Third Of Turkish Women Attacked By Family !!

Mark Oliver, Wednesday June 2, 2004

The Manchester Guardian (www.guardian.co.uk)

[ "No Comment"s Are Invited From Our Most Glib,

 or, Should I Say, Glib-Best Politicians !! ]

At least a third of all Turkish women have been attacked by members of their families, according to an Amnesty International report published today.

 

at least a third of = en azından üçte biri... Amnesty International = "Uluslararası Af Örgütü"... amnesty / æm-nısti / = genel af... ("Gene-Laf" değil... Ama, "Rahşan" türünden de değil)...

 

The human rights group said there was a "scandalous" level of physical and sexual violence against women in Turkland, a country with a human rights record that is under scrutiny as it seeks to join the European Union.

 

human rights = insan hakları... scandalous / skæn-dılıs / = skandal ölçüsünde, skandal teşkil edecek şekilde veya derecede... violence / vay-lıns / (veya, / vay-ılıns / ) = şiddet... scrutiny yakın gözleme ve inceleme, ince eleyip sık dokuma... as = (burada) --ırken, --makta iken, ile çeviriniz... to seek / si:k / (uzun okuyunuz) = çok istemek, özlemle peşinde olmak...

 

Amnesty said that the Turkish government had failed to enforce new laws to protect women and that lenient sentences for murderers and rapists were still common. The violence came from a background of institutionalised discrimination, Amnesty said.

 

fail + mastar = gramerde olumsuzluk belirten bir yapı... (the government has failed to enforce new laws" = Hükûmet yeni yasalar enforse edememiş bulunuyor... to enforce = (istense de istenmese de, karşısındakini "icbar" (mecbur) ederek) yürürlüğe koymak, yürütmek... lenient / li:-niyınt / = hoşgörülü, yumuşak, gevşek tutumlu... sentence = (mahkemece verilen) ceza, hüküm... rapist / rey-pist / = ırza geçen... to rape = ırza geçmek... still common = halâ yaygın... background = tarihçe, dayandığı arka zemin... institutionalised discrimination = kurumlaşmış, kurumsal ayrımcılık... (DİKKAT: Son tümcedeki "came" past tense kullanımı, "reported speech" kurallarından dolayı... Demek ki, raporda kullanılan sözcük "comes" present (genel) zamanda: "Bu şiddet, kurumsal ayrımcılıktan geliyor, gelmektedir" şeklinde imiş...

The report, launched today in İstanbul, said: "Violence against women is widely tolerated and even endorsed by community leaders, and at the highest levels of the government and judiciary."

 

to launch = Burada "ilk olarak açıklamak" şeklinde çevirebilirsiniz... Genelde, "başlatmak, uygulamaya başlamak" gibi genel bir anlamı vardır. Tabii ayrıca, gemilerin "denize indirilmesi", füzelerin "fırlatılması" için de bu fiil kullanılır... to endorse = onaylamak, onayını vermek... judiciary / cyu-di-şıri / = adalet teşkilatı, mahkemeler ve hakimler...

 

YORUM: Bu paragraftaki suçlama bana bile fazla ağır geldi... Rapor bu noktada kantarın topuzunu fazla kaçırmış...

 

One case cited by the report involved a man in January this year who was initially sentenced to 24 years for stabbing his partner to death. However, his sentence was reduced to two years and six months after photographs of his partner with another man were admitted by the court as evidence of "severe provocation".

 

to cite / sayt / = adını anmak, gönderimde bulunmak; burada "örnek olarak göstermek" diye çevirebilirsiniz... to involve = Burada "içermek" fiili ile çevirebilirsiniz... En geniş çerçevede "işin içine dahil etmek/olmak" kavramını taşıyor: "an accident involving two lorries" = iki kamyonun karıştığı, bulaştığı bir kaza... "It will involve a lot of hard work." = Çok çalışmayı gerektirecektir (=içerecektir)... initially = başlangıçta, önce, önceleri... to stab / stæb / = bıçaklamak (stab to death = bıçaklayarak öldürmek)... partner = Burada "eş" anlamında kullanılmış; ama bu kullanım doğrusu bana tuhaf geldi: "his wife" veya "his girlfriend" (hangisi ise) çok daha yerinde bir kullanım olurdu... admit as evidence = kanıt olarak sunmak... severe provocation = "ağır tahrik"...

In another case in 2002, Amnesty said a woman was stoned as "punishment" for a relationship apparently deemed dishonourable by the family council that allegedly ordered the punishment.

 

apparently / ı'-pæ-rıntli / = Bu sözcüğü "anlaşıldığına göre, öyle anlaşılıyor ki" şeklinde çeviriniz; başınız ağrımaz... to deem / di:m / (uzun okuyunuz) = saymak, addetmek, o gözle görmek ve değerlendirmek (= to consider)... dishonourable = onursuz, şerefsiz, haysiyetsiz... allegedly = öne sürüldüğü ve iddia edildiğine göre... to order = emretmek, sipariş vermek...

 

The woman, who was pregnant, was badly injured by the stoning and left in a coma. She died eight months afterwards, while her unborn baby died six weeks after the attack. Though a case was opened against five suspects, no member of the family council is known to have been investigated, Amnesty said.

 

no member... etc. = aile meclisinden herhangi biri hakkında soruşturma açılmadı; böyle bir soruşturmaya ilişkin herhangi bir bilgi yok...

 

A woman's rights activist in Turkland was quoted in the report as telling Amnesty in March 2004 that: "Excuses for beating women at home include 'staring out of a window for a long period', 'saying hello to male friends on the street', 'if the telephone rings and there's no one at the other end', and 'spending too long talking to shopkeepers'."

 

woman's rights activists = kadın hakları savunucuları; (NOT: "women's rights activists" şeklindeki çoğul kullanım çok daha yaygındır)... is quoted as saying / telling that --- = (gazetecilik dili) "--- dediği bildiriliyor, ---şeklinde alıntı yapılıyor...

 

BURADA BİRAZ DURALIM: Kadınlara dayak için verilen gerekçeler (excuse = mazeret) arasında şunlar varmış: "Pencereden dışarı uzun süre bakmak... Sokakta erkek tanıdıklarına merhaba demek... Telefonun çalması, arayanın ses vermemesi... Dükkancılarla, mağaza sahipleri ile çok uzun süre konuşmak... AZ BİLE SAYMIŞLAR!! Daha incir çekirdeği doldurmayacak neler neler? "Bu perde niye açık?"... "Ben sana bu elbiseyi giyme demedim mi?"... "O adam sana niye baktı?"... Kabul edelim ki, biz erkekler gerçekten de ortamları kadınlarımız için tam bir cehenneme çeviriyoruz...

Amnesty's report, entitled "Turkland: Women Confronting Family Violence," criticises the country's judiciary for the practice of giving rapists more lenient sentences if they promise to marry their victims.

 

entitled = başlıklı, başlığını taşıyan... confronting = "yüzyüze" (to confront" fiili ayrıca "yüzyüze gelmek/olmak", veya "karşı durmak" anlamlarıyla da kullanılabilir... the practice of ...etc. = kurbanla evlenmeye söz verirlerse, ırza geçenlere daha hafif cezalar verme uygulaması... [Ve böylece "kurbanı ikinci bir travma ile devlet eliyle cezalandırmak" diye ekleyebilirlerdi...]

 

In one recent case, a convicted sex offender in northern Turkland was released from custody and his sentence of nearly seven years' imprisonment was postponed after he agreed to marry the 14-year-old girl he had raped.

 

convicted = suçlu bulunan, hüküm giyen... offender = suçlu, suçu işleyen... released from custody = gözaltıdan salıverildi...

 

YORUM: Bizler devekuşu gibi kafamıza kuma gömmüş bu iğrençlikleri normal ve olağan karşılarken; olup bitenlerin dışarda kimsenin gözünden kaçmadığı besbelli...

Citing official Turkish figures, Amnesty said 546 men received reduced sentences after conviction of "taking someone's virginity with the promise of marrying them" in 2002 and that the practice persisted, despite moves to stop it.

 

figures = sayılar, rakamlar... reduced sentences = indirilmiş cezalar... conviction = suçlu bulunma, hüküm giyme... "taking someone's ... marrying them" = Bu ibare, tabii, Türk ceza hukukundan doğrudan bir alıntı: "evlenme vaadiyle kızlığını bozmak"... to persist = ısrarlı veya kalıcı olmak...

Some of the attacks were described in the report as so-called "crimes of honour", assaults against women perceived to have dishonoured their families. There are cases of women who have been forced into killing themselves by angry family members, Amnesty said.

 

so-called = 1. sözde, güya, sözümona; 2. --- adı verilen... crimes of honour = "töre suçu, töre cinayeti, namusunu temizlemek için" vb. gibi kavramları karşılayan bir şemsiye kavram... assault = saldırı... to perceive / -si:v / = algılamak, o gözle görmek... forced into killing themselves = kendilerini öldürmeğe zorlanmış...

Amnesty called on the Turkish government to ensure that shelters are available to house victims of domestic violence, and urged prosecutors and police investigators to aggressively pursue perpetrators of attacks on women.

 

call on smb for sth (veya, to do sth) = çağrıda bulunmak... to ensure = "to make sure" = olmasını, gerçekleşmesini sağlamak; uygulandığından emin olmak... shelter = barınak, sığınılacak yer... available = var, mevcut, aranırsa / istenirse bulunabilir ve ulaşılabilir... victim = kurban (yani, suçun veya suçlunun kurbanı)... domestic violence = aile içi şiddet... prosecutor = savcı... to pursue / -syu / = peşine düşmek, takip etmek... perpetrator / pö-pıtreytı / = yapan, (suçu) işleyen...

Kate Allen, Amnesty International UK's director, said: "The authorities rarely carry out
thorough investigations (Dikkat: aşağıdaki nota bknz) into women's complaints about violent attacks or murders or into suspicious suicides of women."

 

to carry out = uygulayarak sonuçlandırmak, sonuna kadar götürmek, başarı ile tamamlamak... thorough / Øa-ra / = (sıfat) tam ve titizlikle, ince eleyip sık dokuyarak (DİKKAT: "through" = arasından, içinden ilgeci ile karıştırmayınız)... suspicious suicides of women = şüpheli kadın intiharları...

She said Turkish authorities had a duty to improve the protection of women.

A spokesman for the Foreign Office said that Turkland had made "great strides" in the so-called Copenhagen criteria that define the EU's entry rules but added that "we recognise much more needs to be done".

 

a spokesman for the Foreign Office = Dışişleri Bakanlığının bir sözcüsü... to make great strides = dev adımlar atmak, büyük ilerlemeler kaydetmek... much more needs to be done = yapılması gereken daha çok şey var...


The Copenhagen tests require candidate countries to comply with a range of economic political and human rights requirements.

 

to comply (with) = uymak, kurallara uymak...

 

 

Tüyler ürpetici değil mi, kendimizi başkalarının gözlerinden görebildiğimizde... Ne diyelim? Allah bizi ıslah etsin...

 

Bir de, umalım ki AB sevdası uğruna, çağdışı zihniyetlerimiz ve köhne yasalarımız biraz daha insan onuruna yakışır hale getirilebilsin...

 

 

 CD

 TANITIM

 
 

 

HAZİRANIN İLK HAFTASI BİTMEK ÜZERE !!

GÜZ SINAV DÖNEMİNE

5.5 AY KALDI !!

Bu hatırlatmayı, Bahar dönemi sınavlarından bir süre önce de yapmıştım... Dost acı söyler...

Şansla, umutla, duayla gemi yürümez...

Sınavlarda başarılı olamıyorsak, bunun nedeni, yeterince çalışmıyor, yeterince hazırlanmıyor olmamızdır...

Başarısız olduğumuz bir sınav döneminin hemen ardından çalışmalarımızı başlatmazsak, bir dahaki sınav döneminde ne değişmiş olacaktır ki?!

İster son sınavlarda "şansını denemiş", ister sonbahar döneminde ilk defa "deneyecek" olunuz, umarım kendinize yeterli derecede hazırlanabilecek zaman ayırırsınız.

"Bizden geçmiş, belleğim çökmüş, bu modeller buraya kadar" gibi yılgınlıkların değerli zamanınızı çalmasına izin vermeyiniz.

İşlek bir beyin kavrama kolaylığı sağlar, ama yabancı dil öğrenmek, zeka ürünü değildir. IQ'su birhayli düşük olanların bülbül gibi şakıdıklarına en güzel tanık TV show programlarına çıkarılanlar değil mi?

Dil öğrenmek, doğrudan doğruya yoğun ve ısrarlı çalışma, dirsek çürütme ürünüdür ve belli bir süre gerektirir. Tarih-Coğrafya değil ki, son hafta hafızlayıp, yeterli puan toplayabilesiniz...

Umarım, aşağıdaki komik aday gruplarından birine girmiyorsunuzdur:

Kapıldım bahtımın rüzgarına tipleri: Değerli zamanını "Biri Bizi gözetliyor... İkinci Bahar... Popstar Seçiyoruz..." vs gibi saçmalıklarla çarçur edenler... Bu tipler sınav başvurusu yaparken, milli piyango bileti alır gibidirler: Ya çıkarsa?? Ya geçersem??

Bizden geçti tipleri: 1960-70'lerin bilumum nostaljik filimlerini bilmemkaçıncı kez gözyaşları ve "Biz neydik be abi!!" duyguları içinde dertlenerek kaçırmayanlar...

Entel Dantel tipler: Zaga'nun zırvalarını entellektüel huşu içinde seyreyleyip, gülmeğe çalışanlar...

Piknik ve uyanık tipler: Umutlarını "bizimkilerin" iktidara geleceğine, YÖK'ün kaldırılacağına, sınavların hafifletileceğine bağlayanlar... Bizim kayınçonun arkadaşının Ankara'da adamı varmış vs. umutlarıyla Godot'u bekleyenler...

Ben doğduğum gün ölmüşüm tipleri: İbo Şov, Brezilya dizisi vs. izleyenler... Ama ben Üyelerimiz arasında bu derece düzeysiz zevkleri olan, kendilerine hayatta bu derece ilkel simgeleri hedef seçmiş kimseler bulunacağına zaten inanmıyorum...

Mucize bekleyenler: Sınavlara bir hafta kala Yalçın İzbul'a email atıp, "Ne tavsiye edersiniz?" diye soranlar...

O durumda dahi, nezaketimi elimden geldiğince koruyacağıma söz verebilirim, ama Tarzan, Kızıl Maske, James Bond, Tom miks veya 7. Süvari Alayının bile yardım edemeyeceği durumda, bendeniz ne yapabilirim ki?...

 

 
 
 
 

 

 

Onsuz geçen yıllarınıza üzüleceksiniz !!

 

 

"ESSENTIAL  ENGLISH  FOR  TURKS"

İLERİ İNGİLİZCE ÖĞRENİM SETİ - 10 KİTAP

   BİLGİ 

 

 
 
 
 

 

  SÖZCÜK TESTLERİ

 

Kitabımızdan Bazı Örnekler

ÜDS, KPDS, vb Sınavlarda Daha Kolay Sorularla Karşılaşacağınızı Umarak, Şansını Zora Koşmayınız...

 01  --  All heavy vehicle drivers must participate in training courses on the safe transportation of ............... materials, dangerous goods, solids and wastes.

a. satiric         b. hazardous
c. mediocre     d. blasphemous
e. victimized


  

 

 02  --  Precautions of this sort are necessary, for it is impossible to ............... the exact nature of the difficulties which will confront us.

a. forewarn      b. forego
c.
foretell         d. forbid
e.
foreshadow

  

 

 03  --  You mustn't ............... the role of oil prices for the Russian economy

a. predispose      b. hinder
c. belittle            d. acclaim
e.
apprehend

  

 

 04  --  Legal experts point out that any move by either side to ............... the treaty would fly in the face of international law.

a. belittle          b. eclipse
c.
abrogate       d. surpass
e. disparage

  

 

 05  --  The saline waters of the Tuzla Kuş Cenneti nearby the city of İzmir provide a ............... for large numbers of flamingos and other migrating water birds.

a. dungeon           b. ghetto
c. dormitory          d. gymnasium
e.
sanctuary

  

 

 06  --  There will come a day when this country will be the envy of all nations for her ............... social policies.

a. enlightened        b. conscripted
c. crooked             d. heinous
e.
submissive

  

 

 07  --  As long ago as 1930s, the Turkish Parliament ............... and passed some crucial legislation to advance and safeguard women's social and political rights.

a. illuminated        b. interpreted
c.
incited              d. introduced
e.
inflicted

  

 

 
 
 
 

Ücretsiz İnternet Yayınlarımız

YahooGroups'da 1 Numara

Ücretsiz İngilizce Dergi

Google'da 1 Numara

 Practical English

 For Turks

Ücretsiz Süper Web-Site

 MİZAH-HİCİV:   Bir Kadınyiyenin Öğleden Sonrası

Uluslararası Listelerde Türkiye'yi Temsilen 1 Numara

 ANTROPOLOJİ & DİLBİLİM

 İnsanın Evrimi - Kültür - Dil

 BİLİMSEL YAYINLAR

FAMOUS QUOTATIONS

İNANILMAZ KAYNAK

 CLICK !!  

KİŞİSEL SAYFALAR

 
 
 

DERGİMİZİ BEĞENİYORSANIZ, LÜTFEN DOSTLARINIZA DA TAVSİYE EDİNİZ, İLETİNİZ, GÖNDERİNİZ; TEŞEKKÜRLER, SAYIN ÜYELER...

         

ANASAYFA      TESTLER      OKUMA      EĞLENCE