Doç. Dr. Yalçın İzbul

Hacettepe Üniversitesi

eski öğr. üyesi

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

A Bilingual Electronic Newsletter

Distributed  Bi-Weekly

Jan. 3rd, 2002 - 0007

 
 
 

Değerli Üyelerimiz... Seslemeyi ("telaffuzu") yazıda nasıl gösterelim? Bu sayıdan başlamak üzere, yeni bir uygulama ile, yazılan İngilizce'nin sınırların aşıp, konuşulan İngilizce'ye de --  olabildiğince kolay anlaşılır -- bir açılım sağlamağa çalışacağız.

Türkçe aşağı yukarı yazıldığı gibi okunduğu için şanslıyız. Üstelik Türkçe'de hece vurgusu, pek az sözcük dışında anlamı değiştirmiyor. ("Koşun, gelin; gelin geliyor.")... Öyleki, Türkçe'yi tamamen kitaplardan öğrenen bir yabancı, size telefonda şu heceleri peşpeşe sıralasa, eminim ki anlaşılacaktır: Bu-ak-şam-an-ka-ra-ya-u-çak-laa-ge-li-yo-o-rum...

Yani, bizler bu şarkıyı "DÜM-teketek" düzeninde de söyler, "teketek-DÜM" düzeninde de anlarız!!!

 

Biliyorsunuz, İngilizcede işler böyle değil. Sözcüğün yazılışına bakarak (ileri düzey ingilizce bilenler için bir tahmin mümkün olsa da) okunuşu konusunda kesin birşey söylemek olanak dışı...

Örnek mi? Bakınız, biz Türkler "interesting" sözcüğünü belki de %90 oranında yanlış söylüyoruz: intı-RES-tiN diyoruz. Oysa doğrusu İN-tırestiN... Yani, "DÜM-teketek" düzeninde... Karşımızdaki İngiliz yada Amerikalının, (Türklerin bu sözcüğü nasıl telaffuz ettikleri konusunda ön-bilgisi yoksa) bizi anlaması sözkonusu değil.

Elimizde iki heybetli sorun var: 1. İngilizcede kullanılan bize yabancı sesbirimler (fonemler); ve, 2. "diksiyon": (buradaki anlamı) tonlama ve vurgular: "entonasyon"... Konuyu aşağıda, ilgili bölümde, ayrıntılarıyla ele alacağız. Vira Bismillah!... izbul

 
 

 

WORLD AFFAIRS

PAIN vs. GAIN OF EURO SWITCH

www.cnn.com'dan Jim Bittermann, 1 Ocak 2002 [Slightly modified]

PESSAC, France (CNN) -- "Nothing hurts worse," an ancient Roman historian once wrote, "than the loss of money." And from the boot of Italy to the Irish isle, some Europeans are feeling the pain.

ancient /EYN-şınt/ = çok eski dönemlere ait, klasik döneme ilişkin... boot = İtalya'nın coğrafyasına atıfta bulunan bir deyiş: "Çizmenin ucundan"... isle /AYL/ = 1. şiirlerde kullanılan "küçük ada" anlamına bir sözcük... 2. Ancak, kimi özel coğrafi adlarda da bu sözcük kullanılır: The British Isles /AYLZ/, The Isle of Wight... islet /-lit/ = adacık...

The Greeks are giving up their drachma, a currency they have used for nearly 3,000 years! (Muhabir burada fazla uçmuş: Örneğin Ispartalılar M.Ö. 500 de bile alışverişte hala para yerine demir çubuklar alıp veriyorlardı!)

giving up = vazgeçiyorlar, bırakıyorlar... currency /KA-rınsi/ = para, nakit para... Eskilerde, "cari değer" anlamında para yerine geçen şeyleri de kapsayacak şekilde kullanılmıştır... Metindeki article kullanımına dikkat ediniz... foreign currency = döviz...

In Italy, multi-zeroed lire are disappearing, as billionaires become millionaires and mere millionaires join the hoi polloi.

multi-zeroed = bol sıfırlı... lire = "lira"nın çoğul biçimi... the hoi polloi /HOİ-pı-LOİ/ = avam, ayaktakımı (fazla kullanılmayan bir deyiş)... Milyarderler milyonere dönüşüyor, sıradan milyonerler ise avam sınıfına katılıyor...

The Germans are trading in their proud deutschmark eagle for a chubbier euro one -- which some think looks like a bird on a high tension wire.

trading in = Buradaki "in" ilgeci, halkın doyçmarkları içeriye, yani bankalara verip yerine yuro (avro) almalarını anlatıyor... chubby /ÇAB-i/ tombul, dolgun, şişmanca... one = burada "eagle" sözcüğünün yerine geçiyor... high tension wire = yüksek gerilim hattı...

The question of design is important to Europeans, whose currencies have long reflected their history and heritage, their art and literature, their invention and politics.

heritage /HER-itic/ = miras, kalıtım, özellikle de kültür mirası... Örneğin, "the American heritage" deyimi ile atalarından kendilerine uzanan kültür mirası veya Amerikalı olmanın anlamı gibi nüanslar dile getiriliyor... 

"If you see the new bills of euros they are nothing for us, they are very ... how you say ... sad," French currency dealer Gilles Jaillet says.

currency dealer = para alım satımı ile uğraşan kimse, sarraf... Bay Jaillet'in İngilizce'sine ise pek aldırmayınız: Fransızca konuşuyor... 

 

The new euro notes offer just bridges and windows that are meant to be ambiguous in origin so they cannot be identified with any particular country.

that are meant to be = öyle olması istenen, bilinçli olarak planlanan... ambiguous in origin /æm-BİG-yuıs/ = kaynağı, kimliği belirsiz, kesin belirlenemeyen... be identified with = ile özdeşleştirilmek...

The creators of the euro have always hoped that when Europeans touch it, some collective identity will spread through the Continent. The euro will then be a real success, because the real value of a currency is the strength it symbolizes.

"Money is something you have to touch, you have to live with, to realize the value and above all the symbolic value it has," says Italian euro consultant Luigia Sommo.

consultant /kın-SAL-tınt/ = danışman

But more than a symbol, money is power. And by sharing a currency, Europeans are sharing power.

If the continent can cooperate on such an intimate matter as money -- one of the most private subjects there is -- the euro may, in the end, be further proof that the nations of Europe have evolved beyond the wars and conflicts of the past.

intimate /İN-timıt/ = yakından, samimi, içini dışını bilir ölçüde... intimacy /İN-tımısi/ = yakınlık, yakından tanımış ve tanıyor olma... Şu sözcük ile karıştırmayınız: to intimidate /in--mi-DEYT/ = korkutmak, sindirmek... intimidation /intimi-DEY-şın/ korkutma, sindirme...

Americans sometimes forget that it took nearly a half-century after they stopped killing each other in the Civil War before they were ready to cooperate in the establishment of a central bank and a common currency.

it took nearly a half-century = neredeyse yarım yüzyıl sürdü... the Civil War = Amerikan İç Savaşı... the astablishment of a central bank = bir merkez bankasının kurulması... common currency = ortak para ('nın tesis edilmesi)...

Europeans have taken about the same time after their last continental conflict to get to the same point.

continental conflict = tüm kıta boyunca ihtilaf ve çatışma...

And so as they turn in their francs and marks, pesetas and guilders, citizens of the eurozone are unquestionably giving up a little of their nationality and individuality. It may be missed in some quarters, but in the end Europeans could be richer for it -- and not just in the monetary sense.

turn in = teslim etmek... Burada, bankalara götürüp vermek... unquestionably = hiç kuşkusuz... give up = teslim olmak, teslim etmek, bırakmak, vazgeçmek...

 

 

CHUNKS OF WISDOM OR DROPLETS OF BANALITY ?

ON POLITICS & GOVERNMENT

Conservatives are not necessarily stupid, but most stupid people are conservatives. -- John Stuart Mill  necessarily /NE-sı-SE-rili/ = kaçınılmaz biçimde, herzaman için, mutlaka...

Politics is the art of looking for trouble, finding it, misdiagnosing it, and then misapplying the wrong remedies. -- Groucho Marx  misdiagnose /mis-DAY-ıgnouz/ = yanlış teşhis koymak... misapply /misıp-LAİ/ = yanlış uygulamak... remedy /RE-mıdi/ = çare, deva...

Bad officials are elected by good citizens who do not vote. -- George Jean Nathan  Doğrusu ben de bizimkiler için, "Kendi seçen ağlamaz," diye eklemekten kendimi alamıyorum...

When buying and selling are controlled by legislation, the first things to be bought and sold are legislators. -- P. J. O'Rourke legislation /lecis-LEY-şın/ = yasama, yasa, yasalar... legislators /LE-cislıtırz/ = yasa koyucular, yasa çıkaranlar... Serbest çeviri: Ticareti devlet denetliyorsa, ilk alıp satılanlar .............. olur. (Boşluğu siz doldurun, valla...)

Public office is the last refuge of a scoundrel. -- Boies Penrose, 1931  public office = kamu görevi, resmi görev... refuge /REF-yuc) = sığınma, sığınacak yer, sığınak... to take refuge = sığınmak... refugee /REF-yu-Cİ:/ = sığınmacı, mülteci... scoundrel /SKAUN-drıl/ = üçkağıtçı, hilebaz, adi ve alçak adam...

Under capitalism man exploits man; under socialism the reverse is true. -- Polish proverb  capitalism /-pıtılizm/... exploit /iks-PLOYT/ = sömürmek, kendi yararına kullanmak... exploitation /iksploy-TEY-şın/ = sömürü... the reverse is true = tersi doğrudur...

It is better to be feared than loved, if you cannot be both. -- Niccolo Machiavelli, The Prince 
if you cannot be both = her ikisi birden olamıyorsanız...

 

 

İNGİLİZCE - TÜRKÇE SESBİRİMLERİ

FARKLI  SESLİKLER  (FONEMLER)

Doç. Dr. Yalçın İzbul

http://www.ingilizce-ders.com

Uluslararası fonetik alfabelerinde kullanılan, fakat genel okuyucuya itici gelen, ve bu yüzden de öğrenme güçlüğü oluşturan,

ə, tʃ, dʒ, θ, ð, ʃ, ʒ, ŋ, aʊ, ɪə, ʊə

gibi simgelerden kaçınarak, Türk alfabesindeki harflerin sağladığı olanaklardan tam yararlanmayı ve durumu olabildiğince "içerden kotarmayı" seçtim.

Özel fonetik simgelerini olabilecek en az düzeye indirmeyi amaçladım, çünkü akademik düzeyde ilgilenmeyenler için, nekadar çok tanımadık özel simge kullanıyorsanız, insanları o derece soğutuyorsunuz. Bunu, üniversiteden ayrıldıktan sonra "piyasada" birebir yaşayarak öğrendim.

Oysa, belli ölçüde fonetik ve fonoloji bilgisi olmadan İngilizce'nin telaffuz ve diğer konuşma özelliklerine akıl sır erdirmek çok zordur ve en azından işi yokuşa sürmek olur.

Türkçe'de bulunmayan seslikler (fonemler, konuşma sesbirimleri) için kullandığım özel simgeleri aşağıda sıralıyorum. Yalnız, dikkat ediniz, bunlar konuşmadaki bazı ses birimlerini temsil eden birer simgedir. Tıpkı, bildiğimiz alfabelerdeki harfler gibi... Genel okuyucu, oldum olası, alfabe harflerini ilgili oldukları ses birimlerinden ayrı görmek ve bunların yalnızca birer temsili simge olduğunu kavramakta güçlük çeker. Konumuz, yazı veya harfler değil; konuşma sesleridir. Bu seslerin kağıt üzerinde veya bilgisayar ekranında nasıl temsil edileceği üzerinde duruyoruz.

 Æ    æ  : Türk öğrenciler için tam bir sorun alanıdır. Üzerinde dikkatle durulmalı, bunun. /a/ veya /e/ seslerinden tümüyle farklı bir sesbirim olduğu anlatılmalı; ikisinin arası/karışımı bir sesbirim olduğu gösterilmelidir. Örnekler: black /blæk/,  cat /kæt/, chat /çæt/,  hand /hænd/, man /mæn/... "You are a bad girl," sözlerini /YU-rı-BED-GÖ:L/ şeklinde söylemenin nasıl bir ifade felaketi olacağı açıktır!

 @    @  : /a/ ile /o/ arası... UK İngilizcesinde /o/ ya daha yakın; USA ingilizcesinde ise /a/ ya daha yakın... O yüzden kimisinden "hotdog", kimisinden "hatdag" işitiyor, ikilemde kalıyor zavallı kulaklarımız! Örnekler: hot /h@t/, fog /f@g/, dog /d@g/, dock /d@k/.

Neden bu işareti önerdiğimi sorarsanız; çünkü, 1. klavye üzerinde hazır var; 2.  görünüş olarak hem "a" hem "o" görüntüsü taşıyor. IPA dizgesindeki karşılığı /ɔ/dır. Daha /ə/ simgesine zaten ısınamamış genel okuyucuya, hele bir de benim gibi ihtiyar gözleri varsa, gelin de benimsetin...

 I    ı  : (Schwa) : İngilizce'de hece vurgusu sistemini ve konuşma akışını çözmenin yolu schwa "olayını" kavramaktan geçiyor. Dilin orta bölümlerinde boğumlanan vurgusuz, güçsüz, renksiz bir boğumlama ürünüdür. "America" /ı-ME-ri-kı/ sözcüğünün ilk ve son ünlüsünün okunuşunda olduğu gibi. Bir başka örnek ise, ünlü "Autumn Leaves" şarkısının açılış mezüründe /DZA/ şeklinde algıladığımız ünlüdür: The falling leaves...

Along, attempt, company, retrograde sözcüklerindeki vurgusuz ünlüler de birer schwa sesidir: /ı-LONG/,  /ı-TEMPT/, /KAM-pıni/, /RE-trı-GREYD/.

Başka bir deyişle, sabit bir schwa sesbirimi sözkonusu değildir. Çoğu zaman, eğer hece vurgulu olsaydı kullanılacak olan ünlüden, yani yerini almış olduğu ünlüden de esintiler taşır. Dilin ortalarında, ne /a/ ne /u/ ne /ı/, ama aynı zamanda hepsinden çağrışımlar taşıyabilen cılız, güçsüz bir sesbirim olarak çalışınız. Ünlülerin en ünsüzü de diyebilirsiniz ona. Bu durumdan duyduğu uıtançtan sesi soluğu çıkmıyor, gözüyle değerlendirebilirsiniz.

Ortak nokta, vurgusuz hecede görülmesi; vurgusuz hecelerdeki bütün ünlülerin bu güçsüz sesliğe yuvarlanmasıdır. Örnek: "A man wants to see you." = /MÆN/. Fakat, "The postman always knocks twice." = /POUST-mın/

IPA uluslararası fonetic işaretleri dizgesinde başaşağı "e"  /ə/ ile temsil edilir. Bu işaret genel Türk okuyucusuna oldum olası ters gelmiştir. Burada oluşturmağa çalıştığım dizgede, genel okuyucuya olabildiğince tanıdık görünecek ve kolay yorumlanabilecek gösterimler kullanmayı önplanda tuttuğumu söyledim. Bu bakımdan "schwa" sesini kendi alfabemizdeki bildik tanıdık "I, ı" harfimizle gösteriyorum.

Fakat okuyucunun uyarılması gerekir: Bu ses için asla  bizdeki "I" harfinin okunuşu örnek alınmamalıdır.  Bizim /I/ sesimiz buna kıyasla çok önde ve dardır. Oysa, dediğim gibi, "schwa" sesini dilin ortalarında, ne /a/ ne /u/ ne /ı/, ama aynı zamanda hepsinden esintiler taşıyan bir cılız sesleme ürünü olarak çalışınız.

Vurgusuz heceleri sanki işitilmesini istenmiyormuş gibi hafif bir sesle "tırısıntırıs" hızla söyleyerek geçeceksiniz. Ta ki, bir sonraki vurgulu ünlüye gelip, o heceyi "patlatarak" söylemek üzere kısa bir es verinceye kadar.

 TS  --  ts   : İşte Türkçe seslikler sisteminde eşi benzeri olmayan bir seslik daha... Örnekler: thin /tsin/, thimble /TSİM-bl/, thunder /TSAN-dır/... Efendim, dilinizin ucunu, oldukça yayvan şekilde, dişlerinizin arasına doğru, üst dişlere hafif dokunuyor pozisyonda yerleştiriniz. Havayı üstünden sızdıracak şekilde /t/ demeğe çalışınız. Böylece, tıpkı gerektiği şekilde "pel-thek pel-thek" konuşmuş olacaksınız. Bu işi yaparken, etrafa birkaç küçük tükrükçük saçamıyorsanız, tam başaramıyorsunuz demektir.

Bu sesi, şu üç sözcüğü peşpeşe söyleyerek talim edebilirsiniz: "tin - thin - sin"... Unutmayınız, /ts/ sesi, /t/ den çok /s/ ye yakındır. Çünkü, birincisi gibi patlamalı değil, tıpkı ikincisi gibi sızıcı bir sesliktir. "I think": Biz bunu "ay-TİNK" diye söyleriz. Fransızlar ise "ay-SİNK" derler. (ve Fransızlara güleriz, söyleyemiyorlar diye.) -- Her iki söyleyiş de yanlış; ama İngilizler Fransızları anlar da bizi anlamazlar...

 DZ  --  dz   : Ve tabii, bir yukardakinin çok yakın akrabası. Oradaki ses titreşimsiz (yani ses kirişleri titreştirilmiyor -- "ötümsüz") iken, bu da onun "titreşimli" ("ötümlü") kardeşi. Başka bir deyişle, üretiliş biçimi aynı; yalnız bu defa sadece soluk çıkarmakla kalmayacak, ses "tellerinizi" de devreye sokacak, "ses" (= voice) de çıkaracaksınız (bknz. "Soluk ve Ses" sayfası)... Oradaki "pelthek pelthek" konuşan kardeşin buradaki "badzi badzi"  yürüyen kardeşi... Örnekler: this /dzis/, then /dzen/, those /dzouz/...

 

 W    w  = Dikkat ediniz: "dublü-ve" değil... "dabıl-yu", yani /V/ sesinin katmerlisi değil, /U/ sesinin katmerlisi... Poyraz Baba,  "Ivvvv, Ivvvv" diye esmiyor; "Wuuuuu, Wuuuuu" diye esiyor...

Hakkını veriniz. Dudaklar yuvarlak ve ileri uzatılmış (kalın, etli  dudaklı bir zenci ile öpüşmek üzere gibi)...

Örneğin "very well" derken, özellikle alt dudağınız tam yayVandan tam yUWarlak pozisyona geçmeli. Sakın **/VE-ri-VEL/ demeyiniz. Gözleri ameliyatla düzeltilmiş Çinli sanacaklardır yoksa sizi...

 V    v   :  İngilizce'nin telaffuzunda en çok hata yaptığımız, ve aslında hatamızın farkında bile olmadığımız bir sesbirim... "V" harfi ile gösterilen fonem... Türkçe'de /v/ sesinden /w/ sesine kadar herşeyi bu harfle gösteriyoruz. Yani, Türkçe'deki /v/ sesi "Walla, bayaa yuwarlak" olabiliyor...  Oysa, İngilizce'de ikisi arasında en küçük bir akrabalık bile yoktur.

Daha önce de işaret etmiş olduğum gibi, "dabıl-yu", adı üstünde zaten, /U/ sesinin katmerlisidir... /V/ sesinin değil...

/V/ sesinin yakın akrabası ise, /F/ sesidir. Çünkü, ikisi de oluşturulurken, konuşma organ ve boşluklarının konumu tıpatıp aynıdır: Yalnızca, birincisi "titreşimli" ("ötümlü") kardeş, ikincisi de bunun "titreşimsiz" ("ötümsüz") kardeşidir... [Ötüm varlığı veya yokluğunu, iki parmağınızla gırtlağınıza dokunurken, veya kulak deliğinizi kapatarak "evvvv" ve "efffff" seslerini telaffuz etmek suretiyle doğrulayabilirsiniz.]

O halde, /V/ sesini boğumlamak için: dudaklar tamamen yayVan, alt dudak üst dişlerin altına değiyor ve /f/ demek üzereyken, /v/ diyeceksiniz (yani fazladan yalnızca ses kirişlerini devreye sokmuş olacaksınız)... Aksi halde, sizi anlamaları asla ve asla sözkonusu değildir. İnanınız ki, bizler için İngilizce'deki en zor ses bu sestir. Üstelik herkes -- değişik bir simge olmasına kanarak -- dikkatini /W/ üzerine toplamışken, /V/ cephesinde sürekli bozguna uğruyoruz da kimse farkına bile varmıyor.

Tekrar ediyorum; ikisi arasında İngilizce'de uzaktan yakından bir akrabalık bile sözkonusu değildir. Akraba olanlar /v/ ve /f/ dir.

Bu arada, /w/ ve /wh/ arasındaki önemli farka da dikkatinizi çekmek isterim:  İkincisi "aspire" edilen bir ses olmasıyla büyük farklılık taşır. Telaffuz ederken ayna tutsanız, buğulanacaktır. Çünkü "hohlamak" ile birliktedir. Örneğin, "what" ve "watt" sözcüklerinin okunuşu birbirinden çok farklıdır. Bu telaffuz farkı anlamı değiştirebildiğine göre, bunları birer varyasyon değil, ayrı birer fonem (sesbirim, seslik) olarak düşünmek gerekir.Yani "what" sözcüğünü,

/vat/ şeklinde okursanız, Çince olur.

/wat/ şeklinde okursanız, kâşif "James Watt" anlaşılır.

/huat/ şeklinde okuduğunuzu düşünelim: /wh/ sesini tam tutturamamış olsanız bile,  yine de doğru anlaşılacaktır...

"Which" /wh/ "hangisi" dir; "witch" /wiç/ cadı'dır... "Whale" /wheyl/ "balina" dır; "wail" /weyl/ "ağlayıp sızıldanmak" tır...

 NG  --  ng  : (Küçük puntoda okuma güçlüğü oluşması durumunda majiskül  N  işareti kullanıyorum.) Öteden beri güçlük oluşturan "-ing" sesinin telaffuzu iin: /n/ sesinden yola çıkıp, /g/ yönünde ilerlerken, oralarda biryerlerde durup boğumlayacaksınız ve /g/ yi asla duymayacağız: "I'm going home" /Aİ-m-GOU-ing-OUM/ örneğinde olduğu gibi. Öteden beri âdet, bebeğin "ınga ınga" diye ağlamasından misal getirmektir. İyi bir örnek oluşturduğundan emin değilim. Daha doğrusu, öğretenin "ınga" sına bağlı olsa gerek.

  :  : İki nokta üstüste işareti kendisinden önce gelen ünlünün uzatılacağını gösterecektir. Ama bunu yaparken sesi iki defa söylemeğe değil, uzatmağa dikkat edin. Yani rüzgar /uu/ diye esmiyor, /u:/ diye esiyor. Rakip takımı da /yuuh/ diye ıslıklamıyoruz. Doğrusu: /yu:h/.

Yalnız Türk öğrencilerin değil, hemen her diğer yabancı anadil konuşanların İngilizce'deki püsküllü belalarından birisi kısa-uzun akraba seslerdir. Türkçe'de ünlünün gereksiz yere uzatılması veya kısaltılması, garipsense de, anlam bakımından çoğunlukla sorun oluşturmaz. Ama İngilizce'de bu tür ikililer anlamı değiştirmek gücüne sahip farklı iki sesbirim niteliğindedir. Örneğin: ship /ŞİP/ = "gemi; ama, sheep /Şİ:P/ = "koyun" anlamındadır.

Ve tekrar edeyim: Olay sesliğin ikilenmesi değildir; uzatılmasıdır.

 R   r  sesini, BBC İngilizcesi'nde telaffuz edilmiyorsa, göstermiyoruz. Ama aynı sözcüğün USA vb ağızlarında gayet belirgin bir biçimde seslendiriliyor olması kuvvetli olasılıktır. Tercih sizin: Her ikisi de standart İngilizce..

.

 Küçük harflerle  : Vurgusuz heceleri gösteriyoruz.

 BÜYÜK HARF, SADE  : (Varsa,) ikincil vurgu alan heceleri gösteriyoruz.

 BÜYÜK HARF KALIN  : Vurgulu heceleri gösteriyoruz.

ÖRNEKLER:

 
symbol /SİM-bıl/   father /FA:-dzı/
monkey /MAN-ki/   rather /RA:-dzı/
become /bi-KAM/   bath /BA:TS/
women /-min/   method /ME-tsıd/
interesting /İN-tırısting/   society /sı-SAİ-ti/
necessary /NE-sısıri/   paradise /-rı-DAYS/
capital /-pitıl/   espionage /ES-piı-NA:J/
capitalistic /KÆ-pitı-LİS-tik/   retrograde /RE-trı-GREYD/
 

Sitemizde kullandığım fonetik işaretlerin tümünü, ayrıntılarıyla görmek için,

 BURAYI TIKLAYINIZ

 

 

 

Upper Intermediate Vocabulary

Choose the Right Word

1. His new appointment takes ............. from the beginning of next month.

a. place             b. effect             c. post

d. part               e. position

  

2. He couldn't ............ the thought of leaving his hometown for good.

a. balance         b. bear         c. think of         d. hold         e. carry

  

3. I noticed that there were two buttons ............ from his coat.

a. falling               b. losing               c. departing

d. dropping        e. missing

  

4. A loud scream from the street ............ me from my work.

a. distracted         b. obstructed         c. prevented

d. restrained         e. dissolved

  

5. The main road was blocked because of an accident ............ two lorries. [BE: lorry; AE: truck]

a. containing        b. fastening        c. involving

d. including           e. combining
 

  

 

Upper Intermediate Vocabulary

What Will Your Doctor Ask You or Tell You To Do

1. ............. your tongue way out. 

a. Support       b. Spin       c. Scan       d. Stick       e. Sample

  

2. Have you been ............ any phlegm?

a. spitting down                  b. bringing up

c. investigating into           d. sick with

e. holding down

  

3. If you have to reach down for something, bend your knees, and keep your back ............. .

a. strained             b. spinal             c. straight

d. stricken              e. specific

  

4. ............ time for hospitalized patients is 11:00 a.m.

a. Admission           b. Delay            c. Departure

d. Discharge             e. Treatment

  

5. Does you water burn when you have to ........... it?

a. pour             b. pass             c. drink

d. secrete         e. cancel

  

 

 PROMISING TO BECOME OUR EVER-SO-POPULAR NAUGHTY NAUGHTY CORNER !! 

CLEAN JOKE OF THE DAY

THIS IS MY FATHER

What I am going to tell you now takes place in the principal's office at a school. The telephone rings... "Hello, this is Dunn Elementary," answers the principal.

principal /PRİN(t)-sipıl/ = 1. belli başlı; 2. başöğretmen, okul müdürü... principle /PRİN(t)-sipıl/ = ilke, prensip (okunuş aynı, yazılış farklı)...

"Hi. Jimmy won't be able to come to school all next week," replies the voice.

"Well, what seems to be the problem with him?"

"We are all going on a family vacation," says the voice, "I hope it is all right."

vacation /vı-KEY-şın/ = holiday = tatil.. 

"I guess that would be fine," says the principal. "May I ask who is calling?"

"Sure. This is my father!"

This is my father. = Babam telefon ediyor; ben babamım... (Telefonda kendinizi tanıtırken, "Hello, this is Yalçın..." veya "Hello, this is Yalçın calling", deriz...

QUITE NATURALLY !

Psychiatrist: What's your problem?
Patient: I think I'm a chicken.
Psychiatrist: How long has this been going on?
Patient: Ever since I was an ............  !

*  *  *  *  *

DIRTY JOKE OF THE DAY

WHAT'S HIS NAME ??

A businessman boards a flight and is lucky enough to be seated next to a gorgeous woman. They exchange brief hellos and he notices she is reading a manual about sexual statistics.

boards a flight = uçağa biner... gorgeous /GO:-cıs/ = şahane, harikulade... manual /MÆN-yuıl/ = elkitabı...

He asks her about it and she replies, "This is a very interesting book about sexual statistics. It identifies that American Indians have the longest average penis and Polish men have the biggest average diameter. By the way, my name is Jill. What's yours?"

American Indians /İN-diyınz* = kızılderililer... diameter /DAİ-yæmitı/ AE: /DAİ-yımitır/  = çap... radius /REY-diıs/ = yarıçap...

He coolly replies, "Tonto Kawalski, nice to meet you."

THE REVENGE

A husband and his wife had a bitter quarrel on the day of their wedding anniversary.

The husband gave his wife a gift - a tombstone, with the inscription: HERE LIES MY WIFE - COLD AS EVER.

Later, the furious wife bought a return present - also a tombstone - on which the inscription read: HERE LIES MY HUSBAND - STIFF AT LAST

inscription = oyma yazı, kitabe, yazıt, ithaf... stiff = (argoda mecazi: ölü)... Asıl anlamı: 1. kaskatı, sertleşmiş; 2) tutulmuş: She has a stiff neck = Boynu tutulmuş...

FOLK WISDOM

THE DIFFERENCE BETWEEN A MAN AND A WOMAN

A man will pay $2 for a $1 item he needs.

A woman will pay $1 for a $2 item that she doesn't need.

Married men live longer than single men, but married men are a lot more willing to die.

Any married man should forget his mistakes; there's no use in two people remembering the same thing.  (Meaning, his wife will never forget or forgive them herself, anyway...)

A woman marries a man expecting he will change, but he doesn't.

A man marries a woman expecting that she won't change, and she does.

A woman has the last word in any argument.

Anything a man says after that is the beginning of a new argument.

A HEADLINE: BEER FOUND TO CONTAIN FEMALE HORMONES

Yesterday scientists revealed that beer contains small traces of female hormones.

To prove their theory, the scientists fed 100 men 12 pints of beer and observed that 100% of them gained weight, talked excessively without making sense, became emotional, couldn't drive, and refused to apologize when wrong.

 

 

 

LEARN  (BUT  USE  SPARINGLY)  SOME  SLANG  EXPRESSIONS !!

More Examples of General American Slang

blow snot rockets = Tam anlamıyla bizdeki kazmaların sokaklara "sümkürme" davranışı... Yalnız, Amerikalı kazmalar bunu tek burun deliğini kapatarak sırayla yapıyor... "Gross! He just blew a snot rocket!"

bogus = 1. Nahoş, sevimsiz, delikanlı değil... "Don't let me see you talk to him again; he's bogus."... 2. Sahte... "I'm sure that's a bogus zippo lighter."

funds = para... "Sorry I can't come along with you; I'm short on funds."

go moo-moo = Yatıp uyumak... "Goodnight ya'll, I'm going moo-moo now."... To sleep "until the cows come home" = Uzun süre uyumak... Uyuyup kalmak...

kevork = Öldürmek... Besbelli, intihar etmek isteyen hastalarına yardımcı olan Amerikalı doktor Jack Kevorkian'dan esinlenilerek...

kick ass = 1. Zafer kazanmak, galip gelmek... "GS kicked ass again this weekend!"... 2. Döverek yaralamak, iyi bir sopa çekmek... "He kicked that guy's ass!"

pushbutton panic = Özellikle karşı cinsten birisine telefon etmeden önce yaşanan sıkıntı, endişe ve heyecan... "Hey, dude, get over your pushbutton panic and just call her!"

 

 
 
 

               

ANASAYFA  --  TESTLER  --  OKUMA  --  EĞLENCE

 
 
 

 .İLERİ EĞİTİM SETİMİZ.

 TIKLAYINIZ

ingilizce eğitim seti

 

 .ÖZEL KPDS SETİMİZ.

 TIKLAYINIZ

ingilizce eğitim seti