Doç. Dr. Yalçın İzbul

Hacettepe Üniversitesi eski öğr. üyesi

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

A Bilingual Electronic Newsletter

Distributed Bi-Weekly

01/03/02 - 0007

      Hello again, Dear Members...  I hope you are not already wavering on your New Year's Resolutions !! Take courage, O Fellow Travelers; where there's a will there's a way, as they say... Be resolute! Follow my example: I quit smoking on the first day of last year and stuck to my resolution all the year through! Just in my dreams, of course...  İzbul

     Starting with this issue, I will experiment with a plan to provide some help with the proper pronunciation and intonation of the new words introduced on these pages... Bu sayıdan itibaren, kimi üyelerimizin yakındığı telaffuz ve vurgulama güçlüklerini hedef alan yeni bir uygulama başlatıyorum.

     Phonology, Phonetics ve Phonemics artyetişimi olan arkadaşların uzaktan davul çalmamalarını, amaç ve koşulları dikkate alarak bu konuda ciddi bir katkı veya önerileri olabilecekse bana iletmelerini rica ederim... Unutmayınız ki: Ben, kendi seçimimle, dışardaki adamım. Pratikte fayda görüp görmedikleri konusunda beni yargılayacak olan bu Dergi okuyucuları dışında hiçbir akademik teamüle bağlı ve bağımlı değilim...

 

PEOPLE AND EVENTS
PAIN VS. GAIN OF EURO SWITCH

January 1, 2002. By CNN's Jim Bittermann

PESSAC, France (CNN) -- "Nothing hurts worse," an ancient Roman historian once wrote, "than the loss of money." And from the boot of Italy to the Irish isle, some Europeans are feeling the pain.

ancient (eyn-şınt) = çok eski dönemlere ait, klasik döneme ilişkin... boot = İtalya'nın coğrafyasına atıfta bulunan bir deyiş: Çizmenin ucundan... isle (okunuşu: ayl) = 1. şiirlerde kullanılan "küçük ada" anlamına bir sözcük... 2. Ancak, kimi özel coğrafi adlarda da bu sözcük kullanılır: The British Isles (aylz), The Isle of Wight... islet (ai-lit) = adacık...

The Greeks are giving up their drachma, a currency they have used for nearly 3,000 years! (Muhabir burada fazla uçmuş: Örneğin Ispartalılar M.Ö. 500 de bile alışverişte hala para yerine demir çubuklar alıp veriyorlardı!)

giving up = vazgeçiyorlar, bırakıyorlar... currency (ka-rınsi) para, nakit para... Eskilerde, "cari değer" anlamında para yerine geçen şeyleri de kapsayacak şekilde kullanılmıştır... Metindeki article kullanımına dikkat ediniz... 

In Italy, multi-zeroed lire are disappearing, as billionaires become millionaires and mere millionaires join the hoi polloi.

multi-zeroed = bol sıfırlı... lire/liras = lira'nın çoğul biçimleri... hoi polloi (hoy-pı-loy) = avam, ayaktakımı (fazla kullanılmayan bir deyiş)... Milyarderler milyonere dönüşüyor, sıradan milyonerler ise avam sınıfına katılıyor...

The Germans are trading in their proud deutschmark eagle for a chubbier euro one -- which some think looks like a bird on a high tension wire.

trading in = Buradaki "in" edatı, halkın doyçmarkları içeriye, yani bankalara verip yerine yuro almalarını anlatıyor... chubby (ça-bi) tombul, dolgun, şişmanca... high tension wire = yüksek gerilim hattı...

The question of design is important to Europeans, whose currencies have long reflected their history and heritage, their art and literature, their invention and politics."

heritage (he-ritic) = miras, kalıtım, özellikle de kültür mirası... Örneğin, "the American heritage" deyimi ile atalarından kendilerine uzanan kültür mirası veya Amerikalı olmanın anlamı gibi nüanslar dile getiriliyor... 

"If you see the new bills of euros they are nothing for us, they are very ... how you say ... sad," French currency dealer Gilles Jaillet says.

currency dealer = para alım satımı ile uğraşan kimse, sarraf... Bay Jaillet'in gramerine ise pek aldırmayın: Fransızca konuşuyor... 

The new euro notes offer just bridges and windows that are meant to be ambiguous in origin so they cannot be identified with any particular country.

that are meant to be = öyle olması istenen, bilinçli olarak planlanan... ambiguous in origin (æm-big-yuıs) = kaynağı, kimliği belirsiz, kesin belirlenemeyen... be identified with = ile özdeşleştirilmek...

 

Perhaps because when you handle money a little nationalism rubs off, the creators of the euro have always hoped that when Europeans handle it, a little collective identity will be left behind. (Gramer olarak ızdırap çeken berbat bir tümce!)

handle money a little = (burada) biraz elleyince, biraz elinize alınca... nationalism rubs off = üstteki milliyetçilik cilası, tabakası sıyrılıp altından asıl kimlik görünmek...

If so, the euro will be a success no matter what the exchange rate, because the real value of a currency is the strength it symbolizes.

no matter what the exchange rate = döviz alım satım kuru ne olursa olsun

"Money is something you have to touch, you have to live with, to realize the value and above all the symbolic value it has," says Italian euro consultant Luigia Sommo.

consultant (kın-sal-tınt) = danışman

But more than a symbol, money is power. And by sharing a currency, Europeans are sharing power.

If the continent can cooperate on such an intimate matter as money -- one of the most private subjects there is -- the euro may, in the end, be further proof that the nations of Europe have evolved beyond the wars and conflicts of the past.

intimate (in-timit) = yakından, samimi, içini dışını bilir ölçüde... intimacy = yakınlık, yakından tanımış ve tanıyor olma... Şu sözcük ile karıştırmayınız: to intimidate (in-ti-mideyt) = korkutmak, sindirmek... intimidation (intimi-dey-şın) korkutma, sindirme...

Americans sometimes forget that it took nearly a half-century after they stopped killing each other in the Civil War before they were ready to cooperate in the establishment of a central bank and a common currency.

it took nearly a half-century = neredeyse yarım yüzyıl sürdü... the Civil War = Amerikan İç Savaşı... the astablishment of a central bank = bir merkez bankasının kurulması... common currency = ortak para ('nın tesis edilmesi)...

Europeans have taken about the same time after their last continental conflict to get to the same point.

continental conflict = tüm kıta boyunca ihtilaf ve çatışma

And so as they turn in their francs and marks, pesetas and guilders, citizens of the eurozone are unquestionably giving up a little of their nationality and individuality.

turn in = teslim etmek... Burada, bankalara götürüp vermek... unquestionably = hiç kuşkusuz... give up = teslim olmak, teslim etmek, bırakmak, vazgeçmek

It may be missed in some quarters, but in the end Europeans could be richer for it -- and not just in the monetary sense.

http://www.cnn.com/WORLD/index.html

 

CHUNKS OF WISDOM OR DROPLETS OF BANALITY ?

ON POLITICS & GOVERNMENT

Conservatives are not necessarily stupid, but most stupid people are conservatives.  -- John Stuart Mill

necessarily (nesı-se-rili) = kaçınılmaz biçimde, herzaman için, mutlaka... (Valla, dostlar, kimseleri küstürmeyeyim diye, işte böyle keskin sözleri çevirmekten "imtina" ediyorum.)

Politics is the art of looking for trouble, finding it, misdiagnosing it, and then misapplying the wrong remedies.  -- Groucho Marx

misdiagnose (mis-da-yıgnouz) = yanlış teşhis koymak... misapply (misıp-lay)= yanlış uygulamak... remedy (re-mıdi) = çare, deva...

Bad officials are elected by good citizens who do not vote.  -- George Jean Nathan

Doğrusu "Kendi seçen ağlamaz" diye eklemekten kendimi alamıyorum...

When buying and selling are controlled by legislation, the first things to be bought and sold are legislators.  -- P. J. O'Rourke

legislation (lecis-ley-şın) = yasama, yasa, yasalar... legislators (le-cislıtırz) = yasa koyucular, yasa çıkaranlar... Serbest çeviri: Ticareti devlet denetliyorsa, ilk alıp satılanlar .............. olur. (Boşluğu siz doldurun, valla...)

Public office is the last refuge of a scoundrel.  -- Boies Penrose, 1931

public office = devlet görevi, resmi görev... refuge (ref-yuc) = sığınacak yer, sığınak... to take refuge = sığınmak... refugee (refyu-ci:) = sığınmacı, mülteci... scoundrel (skaun-drl) = üçkağıtçı, hilebaz, adi ve alçak adam...

Under capitalism man exploits man; under socialism the reverse is true.  -- Polish proverb

capitalism (-pıtılizm)... exploit (iks-ployt) = sömürmek, kendi yararına kullanmak... exploitation (iksploy-tey-şın) = sömürü... the reverse is true = tersi doğrudur...

It is better to be feared than loved, if you cannot be both.  -- Niccolo Machiavelli, The Prince

if you cannot be both = her ikisi birden olamıyorsanız...

 
   

 

ELEMENTARY PHONETICS

(Intermediate level sorularınızı Türkçe, Advanced level sorularınızı İngilizce yanıtlıyorum)
SESLENDİRMEYİ YAZIDA NASIL GÖSTERELİM

Değerli Üyeler... Bu sayıdan başlamak üzere, yeni bir uygulama ile, yazılan İngilizce'nin sınırların aşıp, konuşulan İngilizceye -- giriş düzeyinde olsa da -- bir açılım sağlamağa çalışacağız.

Türkçe aşağı yukarı yazıldığı gibi okunduğu için şanslıyız. Üstelik Türkçede hece vurgusu, pek az sözcük dışında anlamı değiştirmiyor (ge-lin ve ge-lin, gibi)... Öyleki, Türkçeyi tamamen kitaplardan öğrenen bir yabancı, size telefon ederek şu heceleri peşpeşe sıralasa, eminim ki anlaşılacaktır:

Bu-ak-şam-an-ka-ra-ya-u-çak-laa-ge-li-yo-rum... Yani, bizler bu şarkıyı "düm-teketek" düzeninde de söyler, "teketek-düm" düzeninde de anlarız!!!

Biliyorsunuz, İngilizcede işler böyle değil. Sözcüğün yazılışına bakarak (ileri düzey ingilizce bilenler için bir tahmin mümkün olsa da) okunuşu konusunda kesin birşey söylemek olanak dışı...

Örnek mi? Bakınız, biz Türkler "interesting" sözcüğünü belki de %90 oranında yanlış söylüyoruz: intı-res-tiN diyoruz. Oysa doğrusu in-tırestiN... Yani, "düm-teketek" düzeninde olması gerekiyor. Karşımızdaki İngiliz yada Amerikalının, (Türklerin bu sözcüğü nasıl telaffuz ettikleri konusunda ön-bilgisi yoksa) bizi anlaması sözkonusu değil.

Elimizde iki heybetli sorun var: 1. İngilizcede kullanılan bize yabancı sesler (fonemler, sesbirimler); ve, 2. Entonasyon... (Tonlama konusunda şimdilik yalnızca hece vurgusu, yani syllabic stress/accent üzerinde duracağım).

HECE VURGUSU

Hece vurgusunu, iki "-" işareti ile ayrılmış kalın (bold) yazılı hece ile göstereceğim. Okurken bu heceye gelince bir an duraklayın ve ardından heceyi patlatın. Sözcüğün diğer bölümlerini, sanki duyulmasını istemiyormuşsunuz gibi yuvarlayarak ve hızla söyleyin. İkincil vurguları şimdilik görmezden geliyorum. 

Konuyu olabildiği ölçüde basite indirip özetle ele alıyorum; ama unutmayınız ki dünyanın gelmiş geçmiş en büyük dramatist şairi olan Shakespeare'in mısraları temelde hece vurgularını kullanmaktaki ustalığında hayat bulmuştur. Örnekler:

interesting  =  in-tırestiN : düm-teketek ritminde okunacak

necessary = ne-sısıri (düm-teketek) -- necessarily = nesı-se-rili (teke-düm-teke)

exploit = iks-ployt  (tek-düm)  --  exploitation = iksploy-tey-şın (teke-düm-tek)

capital = kæ-pitıl  (düm-teke)  --  capitalistic = kæpitı-lis-tik  (teketek-düm-tek)

FARKLI SESLER

Yazılışı herkes için aynı olan bir Türkçe sözcüğü nasıl ki yurdum insanları ülkenin dörtbir köşesinde farklı farklı seslendiriyorlarsa, dünyanın dörtbir köşesine ihraç edilmiş olan İngilizce için de aynı şey geçerlidir...

Sizlere, temelde BBC İngilizcesi üstüne kurulu, ama dünyanın hiçbir köşesinde sizi yaya bırakmayacak bir seslendirme sistemi sunuyorum. 1. Türkçe harflerin sağladığı olanaklardan yararlanarak, 2. Piyasada kullanılan browser'ların dönüştürme kısıtlılıklarını dikkate alarak, sizleri sıkmayacak şekilde asgari düzeyde fonetik işareti kullanacağım. Çünkü akademik düzeyde ilgilenmeyen kişiler için, nekadar çok fonetik işaret kullanırsanız, insanları o derece soğutursunuz. Bunları aşağıda sıralıyorum:

æ : Türkçede olmayan bir fonem. /a/ ile /e/ arası. Örnekler: cat /kæt/, black /blæk/, man /mæn/... Eğer siz ünlü "I'm bad!" şarkısını /aym-bed/ diye telaffuz ediyorsanız, "Ben yatak-ım" demiş oluyorsunuz. Doğrusu, /aym-bæd/ veya /aym-bæ:d/

: /a/ ile /o/ arası... UK İngilizcesinde /o/ ya daha yakın; USA ingilizcesinde /a/ ya daha yakın... O yüzden kimisinden "hotdog", kimisinden "hatdag" işitiyor, ikilemde kalıyor zavallı kulaklarımız! Örnekler: hot /ht/, fog /fg/, dock /dk/

I : (Schwa) : Bunun üzerinde çok düşündüm. Aslında orta damakta biryerlerde boğumlanan schwa sesine göre Türkçe alfabede "ı" ile temsil edilen seslik,  çok önde ve dar. Bu fonemi intertnet ortamında /@/ veya başaşağı "e" ile temsil edenler var. Schwa sesini, sizleri uyarmak koşuluyla, dergimizde bizim "ı" harfi ile temsil etmeğe karar verdim. Bu "schwa" konusunu sizlerle daha çok konuşacağız, çünkü İngilizce sesleme sisteminin ana direklerinden birisi ve vurgulama sistemi ile de içiçe...

: : İki nokta üstüste işareti kendisinden önce gelen sesin uzatılacağını gösterecektir. Ama bunu yaparken sesi iki defa söylemeğe değil, uzatmağa dikkat edin. Yani rüzgar /uu/ diye esmiyor, /u:/ diye esiyor. Rakip takımı da /yuuh/ diye ıslıklamayın. Doğrusu: /yu:h/.

/r/ sesini, BBC İngilizcesinde telaffuz edilmiyorsa, göstermeyeceğim. Ama aynı sözcüğün USA İngilizcesinde ise gayet belirgin bir biçimde seslendirilip yuvarlandığını da bilmelisiniz. Tercih sizin: Her ikisi de standart İngilizce...

Geldik baş belası dört foneme (seslik, sesbirim):

N = BU işaretle "-ing" son-ekinde biz Türklerin birtürlü beceremediğimiz sesi göstereceğiz. /n/ sesinden yola çıkıp, /g/ yönünde ilerlerken, oralarda biryerlerde duracaksınız ve /g/ yi asla duymayacağız: I'm going home /aymgouiNoum/ Böyle birşeyler işte... Ben bıraktığımda, üniversitedeki âdet bebeğin "ınga ınga" diye ağlamasından misal getirmekti. Hala öyle midir, bilemem...

w = Adı üstünde, "dubluve" değil... "Dabılyu", yani /v/ nin katmerlisi değil, /u/ nun katmerlisi. Hakkını verin. Dudaklar yuvarlak ve ileri uzatılmış (kalın dudaklı bir zenci ile öpüşmek üzere gibi)... Sakın /veri vel/ demeyin. Gözleri ameliyatla düzeltilmiş Çinli sanacaklardır yoksa sizi...

 Ø = İşte Türkçe seslikler sisteminde benzeri olmayan bir ses daha. Örnekler: thin /Øin/, thimble /Øim-bl/, thunder /Øan-dır/... Efendim, dilinizin ucunu dişlerinizin arasına yerleştirin, havayı iki yandan sızdıracak şekilde /t/ demeğe çalışın. Böylece, tıpkı gerektiği şekilde "pelthek pelthek" konuşmuş olacaksınız. Bu işi yaparken, etrafa birkaç küçük tükürük sıçratamıyorsanız, tam başaramıyorsunuz demektir.

ð = Ve tabii, yukardakinin karındaşı. Oradaki ünsüz (yani ses kirişleri titreştirilmiyor) iken, bu da onun "ünlü" kardeşi. Pelthek kardeşin /badzi badzi/ yürüyen kardeşi... Örnekler: this /ðis/, then /ðen/, those /ðouz/...

Şimdi bu baş belalarının buraya kocaman resimlerini asıyorum. Eminim ki görünce onları heryerde tanıyacaksınız:

æ  ð  Ø    :  w  ı  N  "r"

* * * * *

 Kulak eğitiminden bir başka sayımızda söz edeceğim 

 
   
 Here Is An Intermediate Level Vocabulary Test I have Prepared For You 

Choose The Correct Word From Among The Supposed Alternatives

1. His new appointment takes ............. from the beginning of next month. 

a. place   b. effect   c. post   d. part   e. position

2. He couldn't ............ the thought of leaving his hometown forever.

a. support     b. bear     c. think of     d. hold     e. carry

3. I noticed that there were two buttons ............ from his coat.

a. falling      b. losing      c. departing      d. dropping      e. missing

4. A loud scream from the street ............ me from my reverie.

a. distracted     b. obstructed     c. prevented     d. restrained     e. dissolved

5. The main road was blocked because of an accident ............ two lorries (trucks).

a. containing    b. fastening     c. involving     d. including     e. combining

lorry (UK), truck (USA)

* * * * *

Answers: 1. b    2. b    3. e    4. a    5. c

You can always mail me, should you have any doubts lingering on your mind. 

 
 
   

Seeing That The Medical Profession Is Amply Presented On Our List

This Is A Test On How You'd Communicate With Your Patients

1. ............. your tongue way out. 

a. Shift   b. Spin   c. Suck   d. Stick   e. Slide

2. Have you been ............ any phlegm?

a. spitting down     b. bringing up     c. investigating into     d. sick with     e. holding down

3. If you have to reach down for something, bend your knees, and keep your back ............. .

a. steep      b. stiff      c. straight      d. supine      e. stable

4. ............ time for hospitalized patients is 11:00 a.m.

a. Admission     b. Delay     c. Departure     d. Discharge     e. Treatment

5. Does you water burn when you have to ........... it?

a. pour    b. pass     c. drink     d. secrete     e. cancel

* * * * *

Answers: 1. d    2. b    3. c    4. d    5. b

You can always mail me, should you have any doubts lingering on your mind. 

 
 
 

HERE IS ANOTHER INTRIGUING,

LIFE-THREATENING PUZZLE FOR YOU

Three friends register at a hotel and take a room for 30 dollars. Each pays the clerk 10 dollars.

register at a hotel = oda tutarlar, giriş yaparlar... (re-cistır)

Since the room is worth only 25 dollars, the clerk's conscience begins to trouble him, so he calls the bell-boy and gives him 5 dollars to return to the three guests.

conscience (kan-şıns) = vicdan... conscious (kan-şıs) = farkında, bilincinde... bell-boy = komi...

But the bell-boy has only half a conscience and returns 3 dollars, pocketing 2 dollars for himself.

to pocket = cebine atmak...

Since they paid 27 dollars for the room, and the bell-boy kept 2 dollars (making 29 dollars all in all) what happened to the extra dollar?

* * * * *

Your answer for the puzzle in our previous issue should have been "a last name / surname / family name"...

Remember the one with

Schwartznegger has a big one,
Michael J. Fox has a small one,
Madonna doesn't have one,

and etc...

Well, what did you think it was?

* * * * *

Just mail me, if you have any doubts lingering on your mind.

 

SILLY PUNS

See if You Can Work These Out

"Why should you take a pencil with you when you go to bed?"  "To draw the curtains!"

to draw = 1. çizmek, resim çizmek; 2. çekmek... to draw the curtains = perdeleri çekip kapatmak... drawer = çekmece... a carriage drawn by horses = at arabası...  

"Why did the man with one hand cross the road?"  "To get to the second hand shop."

man with one hand = tek eli olan adam... second hand shop = ikinci el dükkanı...  

"Why did the picture go to jail?"  "Because it was framed."

framed = 1. çerçevelenmiş; 2. (USA) oyuna getirilmiş, kumpasa düşürülmüş...

"Why was the soccer player carrying some string?"  "So that he could tie the score."

string = ip... to tie = bağlamak... to tie the score = skoru eşitlemek... The game ended in a tie, 2-2... It was a tie... The two teams tied.

"What do you do with a blue whale?"  "Try to cheer him up!"

blue whale = mavi balina... blue = hüzünlü... blues = 1. hüzün; 2. hüzünlü zenci şarkılarından evrimleşmiş olan caz tarzı... Cheer up! = Hadi bırak şu üzgünlüğünü/keyifsizliğini/sıkkınlığını; neşelen biraz...

"How do you communicate with a fish?"  "Drop him a line!"

drop a line = 1. birkaç satır yazmak; not veya mektup yazmak; 2. olta sarkıtmak...

"Why were the teacher's eyes crossed?"  "She couldn't control her pupils!"

eyes crossed = cross-eyed = şaşı... pupils = 1. öğrenciler; 2. gözbebekleri, pupilla'lar...

people (pi:-pıl); pupil (pyu-pıl)

 Bana olan mesajlarınızı İngilizce yazmağa çalışın... Fayda faydadır. Ama, Türkçe de olur, çekinmeyin...

   

 RECOMMENDED ONLINE RESOURCES 

 DISTANCE LEARNING 

Two Business Courses - World of Work 1 and World of Work 2 - are for pre- intermediate to advanced learners and are delivered by CD-ROM and the Internet. Using specially designed and stimulating material, you can practise the English language skills you will need at work: English for Meetings and Discussions; Giving Information; Telephoning; Business Correspondence; Socializing...

(Ücretsiz yararlanmak için bazı örnekler filan var. Gerisi paralı.)

* * * * *

   
 
 
CLEAN JOKE OF THE DAY
THIS IS MY FATHER

What I am going to tell you now takes place in the principal's office at a school. The telephone rings... "Hello, this is Dunn Elementary," answers the principal.

principal (prin-sipıl) = 1. belli başlı; 2. başöğretmen, okul müdürü... principle (prin-sipıl) = ilke,  prensip (okunuş aynı, yazılış farklı)...

"Hi. Jimmy won't be able to come to school all next week," replies the voice.

"Well, what seems to be the problem with him?"

"We are all going on a family vacation," says the voice, "I hope it is all right."

vacation (vı-key-şın) = holiday = tatil.. 

"I guess that would be fine," says the principal. "May I ask who is calling?"

"Sure. This is my father!"

This is my father = Babam telefom ediyor; ben babamım... (Telefonda kendinizi tanıtırken, "Hello, this is Yalçın..." veya "Hello, this is Yalçın calling", dersiniz...

QUITE NATURALLY !

 Psychiatrist: What's your problem?

Patient: I think I'm a chicken.

Psychiatrist: How long has this been going on?

Patient: Ever since I was an egg!

* * * * *

 
DIRTY JOKE OF THE DAY
WHAT'S HIS NAME ??

A businessman boards a flight and is lucky enough to be seated next to a gorgeous woman. They exchange brief hellos and he notices she is reading a manual about sexual statistics.

boards a flight = uçağa biner... gorgeous (go:-cıs) = şahane, harikulade... manual (mæn-yuıl) = elkitabı...

He asks her about it and she replies, "This is a very interesting book about sexual statistics. It identifies that American Indians have the longest average penis and Polish men have the biggest average diameter. By the way, my name is Jill. What's yours?"

American Indians (in-diyınz) = kızılderililer... diameter (da-yımitır) = çap... radius (rey-diyıs) = yarıçap...

He coolly replies, "Tonto Kawalski, nice to meet you."

THE REVENGE

A husband and his wife had a bitter quarrel on the day of their wedding anniversary.

The husband gave his wife a gift - a tombstone, with the inscription: HERE LIES MY WIFE - COLD AS EVER.

Later the furious wife bought a return present - also a tombstone - on which the inscription read: HERE LIES MY HUSBAND - STIFF AT LAST

inscription = oyma yazı, kitabe, yazıt, ithaf... stiff = (argoda mecazi: ölü)... Asıl anlamı: 1. kaskatı, sertleşmiş; 2) tutulmuş: She has a stiff neck = Boynu tutulmuş...

* * * * *

 
FOLK WISDOM
THE DIFFERENCE BETWEEN A MAN AND A WOMAN

* A man will pay $2 for a $1 item he needs.

* A woman will pay $1 for a $2 item that she doesn't need.

* Married men live longer than single men, but married men are a lot more willing to die.

* Any married man should forget his mistakes; there's no use in two people remembering the same thing. 

(Meaning, his wife will never forget or forgive them herself, anyway...)

* A woman marries a man expecting he will change, but he doesn't.

* A man marries a woman expecting that she won't change, and she does.

* A woman has the last word in any argument.

* Anything a man says after that is the beginning of a new argument.

A HEADLINE: BEER FOUND TO CONTAIN FEMALE HORMONES

Yesterday scientists revealed that beer contains small traces of female hormones. To prove their theory, the scientists fed 100 men 12 pints of beer and observed that 100% of them gained weight, talked excessively without making sense, became emotional, couldn't drive, and refused to apologize when wrong.

 

LEARN ( BUT DO NOT USE ) SOME SLANG EXPRESSIONS !!

More Examples of General American Slang

blow snot rockets = Tam anlamıyla bizdeki kazmaların sokaklara "sümkürme" davranışı... Yalnız, Amerikalı kazmalar bunu tek burun deliğini kapatarak sırayla yapıyor...  "Gross! He just blew a snot rocket!"

bogus = 1. Nahoş, sevimsiz, delikanlı değil... "Don't let me see you talk to him again; he's bogus."... 2. Sahte... "I'm sure that's a bogus zippo lighter."

funds = para... "Sorry I can't come along with you; I'm short on funds."

go moo-moo = Yatıp uyumak... "Goodnight ya'll, I'm going moo-moo now."... To sleep "until the cows come home" = Uzun süre uyumak... Uyuyup kalmak...

kevork = Öldürmek... Besbelli, intihar etmek isteyen hastalarına yardımcı olan Amerikalı doktor Jack Kevorkian'dan esinlenilerek...

kick ass = 1. Zafer kazanmak, galip gelmek... "GS kicked ass again this weekend!"... 2. Döverek yaralamak, iyi bir sopa çekmek... "He kicked that guy's ass!"

pushbutton panic = Özellikle karşı cinsten birisine telefon etmeden önce yaşanan sıkıntı, endişe ve heyecan... "Hey, dude, get over your pushbutton panic and just call her!"

         

ANASAYFA  --  TESTLER  --  OKUMA  --  EĞLENCE