Doç. Dr. Yalçın İzbul

Hacettepe Üniversitesi eski öğr. üyesi

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

A Free Bilingual Electronic Ezine

Distributed Bi-Weekly

01/28/02 - 0014

    Let me hereby publicly offer my early condolences to all English soccer fans!! British press this last week was brimming over with "delighted" shrieks of "Turkish Delight For England!" An excellent example of this kind of cheaply bombastic and provocatively chauvinistic journalism you will find down below... Please note that it does not come from any cheap tabloid; it comes from the normally "sober" Financial Times! Well, such a pure gem of wistful thinking transformed into wishful thinking -- should not go unanswered... So, my deepest condolences, old chummies, for we will be bereft of the pleasure of seeing you in the second round of the European Cup...You see, these Slovakians -- as "the inferior footballing half of the former Czechoslovakia" -- seem so determined to grab the second place in the group that we cannot hope to do much to bail you out.

    Seriously, though, we do admire English soccer greatly and a lot of soccer fans never miss English super league matches televised in a number of channels here. But club football is no guarantee for the national team's success, as amply exemplified by the perennially-unsuccessful Spanish side vis-à-vis the magnificent Real Madrid. With British clubs "foollowing" suit, I'm afraid the same dire fate awaits Sven Goran Eriksson's students, too... izbul

 

PEOPLE AND EVENTS
SEZER VETOES THREE ARTICLES

    President Ahmet Necdet Sezer yesterday returned parts of a bank re-capitalization law to parliament, the presidential press office announced in a statement. Sezer vetoed three articles of the law, namely those requiring private labour contracts for employees of state banks, lifting Supreme Court of Accounts supervision over these banks and providing partial immunity for state bank executives in transactions related to restructuring of corporate debts.

articles = (burada) yasa maddeleri... re-capitalization = yeniden sermayelendirme... namely = adını vermek gerekirse... adını verecek olursak... labour = çalışma, emek, ağır iş, amele, doğum sancısı... Supreme Court Of Accounts = Sayıştay... partial immunity = kısmi bağışıklık (burada, sorumlu olmama)... executives = yöneticiler... transactions = işlemler... restructuring of corporate debts... şirket borçlarının yeniden yapılandırılması... ["debt", /det/ şeklinde okunacak. Lütfen /b/ sesini okumayınız .]

BAHÇELİ'S NEWS CONFERENCE

   Senior coalition partner Nationalist Movement Party (MHP) leader Devlet Bahçeli, the deputy prime minister, said Friday his party is not against democratic reforms that will improve Turkland's chances of entering the European Union (EU) but that these should not jeopardize national unity and should not be used as a pretext to extend concessions to any separatist groups.

senior coalition partner = koalisyonun büyük ortağı... deputy prime minister = başbakan yardımcısı... to jeopardize [ce-pıdayz] = tehlikeye atmak, riske sokmak... national unity = milli birlik... pretext = bahane, sözde neden ... concession = taviz, ödün... separatist [se-pırıtist] = ayrılıkçı, bölücü...

TUSIAD CALLS FOR A MENTALITY REFORM

   In a speech he made on Friday, the president of the top businessmen's group in the country Tuncay Özilhan has urged that restructuring of politics and the implementation of the reforms recently passed by the Parliament were of paramount importance for speeding up the European Union accession process...

to implement = yürürlüğe koymak, gereğini yapmak, uygulamak, gerçekleştirmek... of paramount importance = büyük önem taşıyor... 

   Mr. Özilhan said that Turkland must undergo a mentality reform, restructure its political system, and undertake further democratic reforms, thus speeding up the whole process of its European Union accession.

 

"TURKISH DELIGHT FOR ENGLAND"

From "The Financial Times"

Turkish delight for England in football draw
By Robert Orr
Published: January 25 2002

After their arduous yet ultimately successful campaign for a place in this summer's World Cup, England's footballers were on Friday handed what on paper looked like a more straightforward route to the 2004 European Championships in Portugal.

arduous = meşakkatli... yet = (burada) ama... ultimately = sonunda, nihai olarak... ultimatum = "Bu bizim son sözümüz!"... on paper = kağıt üstünde... {Buradaki "more" sözcüğünün sıradan bir sıfat olarak kullanılışına dikkat ediniz. Çok emin olmadıkça bu uygulamadan uzak durmanızı öneririm.]

In the draw in Oporto, Sven Goran Eriksson's men were placed in Group Seven alongside Turkland, one of the weakest of the top-seeded teams.

[Umarım, "weakest" sözcüğünü görür görmez hemen küplere binmediniz. Adam ardından "of the top-seeded teams" diye eklemiş: Bunun anlamı, "Kurada üst torbalarda yer alan" demektir...] draw = kura... Arkadaşlar arasında kura çekerken, "to draw lots" deyimi kullanılır... alongside = yanısıra...

Top spot in the group guarantees automatic qualification, while second place teams go into a series of play-offs.

Grup birincisi olmak otomatik olarak tur atlama garantisi anlamına geliyor; ikinci sırada bitiren takımlar ise "play-off" serisine katılıyorlar... [Bir "çeviri" sınavında olmadıkça, hedef dilin selameti bakımından rahat çeviri yapmakta yarar var.]

Placed alongside England in Group Seven were Slovakia, the inferior footballing half of the former Czechoslovakia, Macedonia and lowly Liechtenstein, none of whom should provide tough opposition.

[Buradaki devrik tümce yapısı sanırım dikkatinizi çekmiştir: "On the table was a book"... "Upon the hill stood a huge castle" türünden tümceler. Yani, yer zarfını başa çekiyorsunuz, ardından özne ve fiil yer değiştiriyor. Özne ve fiilin sayıca uyumuna dikkat etmek gerek: "At the bus-stop was a man... were two men...]

the inferior footballing half of ... = eski Çekoslavakya'nın daha kötü futbol oynanan yarısı... Gazetecilerin yerden kazanmak için geliştirdikleri dil zaman zaman gerçekten çok yaratıcı ve hatta çekici... "lowly" = Eh yani, şimdi bir Liechtenstein'lı gidip bu gazeteciyi hacamat etmez mi? [Bu arada, Sayın Güneş, biz bu Liechtenstein'a yenilmeyiz değil mi? Tarihte şişindikçe başımıza neler geldiğine çok tanık olduk da...]

 
CHUNKS OF WISDOM OR DROPLETS OF BANALITY ?

AMBROSE  BIERCE 

from The Devil's Dictionary

Happiness : An agreeable sensation arising from contemplating the misery of another.

Mutluluk : Bir başka insanın çaresizlik ve mutsuzluğunu düşünerek elde edilen hoş duygu...

Hatred : A sentiment appropriate to the occasion of another's superiority.

Nefret : Bir kimsenin sizden üstün olması durumunda duyulması gereken bir duygu. ["to hate" fiil kökünden türeyen bu sözcüğün okunuşu: heyt-rid]

Impiety : Your irreverence toward my Deity.

Tanrıya saygısızlık : Benim Tanrıma karşı saygısızlığınız... [pious (pa-yıs) = dindar... impious (im-piyıs) = dine saygısız, mutekit olmayan... piety (pa-yıti) = dindarlık... impiety (im-pa-yıti) = dine saygısızlık, koyu dindar olmama hali... Bu sözcüklerin "dinsiz" anlamına gelmediğine dikkat ediniz.]

Deliberation : The act of examining one's bread to determine which side it is buttered on.

Ayrıntılı Düşünme : Çıkarlarının ne yönde olduğunu saptamak amacıyla yapılan dikkatli inceleme. [deliberately = bile bile, maksatlı olarak]

Day : A period of time of twenty-four hours, mostly misspent.

Gün : Çoğu boşa harcanan yirmi-dört saatten oluşan bir zaman süresi.

Birth : The first and direst of all disasters.

Doğum : Başımıza gelecek felaketlerin ilki ve en büyüğü... [dire (dayr) = ürkütücü, korkunç, uğursuz]

Longevity : Uncommon extension of the fear of death.

Uzun Ömür : Ölüm korkusunun yaygın olmayan düzeyde uzaması. [okunuşu: lon-ge-viti]

Man : An animal so lost in rapturous contemplation of what he thinks he is as to overlook what he indubitably ought to be.

İnsanoğlu : Hüsnü kuruntularını kendinden geçmiş şekilde kafasında evirip çevirirken, olması gereken herşeyi gözden kaçıran bir hayvan. [indubitably = undoubtedly = hiç şüphesiz, hiç kuşkusuz, kesinlikle... ["doubt" sözcüğünde /b/ sesinin okunmadığını biliyorsunuz, değil mi dostlar? Yani okunuşu: /daut/ şeklinde -- ama tek hecede, yani /au/ bir diphthong  olarak... İki heceye bölüp "davut" gibi değil...]

Logic : The art of thinking and reasoning in strict accordance with the limitations and incapacities of the human misunderstanding.

Mantık : İnsan [anlayışının] sınırlılık ve yetersizliği ile tam uyum içinde düşünme ve akıl yürütme sanatı. [okunuşu: lo-cik... logical (lo-cikl) = 1. mantıklı, akla yatkın; mantıksal; 2. mantık bilimine ilişkin.

Year : A period of three hundred and sixty-five disappointments.

Yıl : Üçyüzatmışbeş hayalkırıklığından oluşan bir zaman birimi...

Life : A spiritual pickle preserving the body from decay. We live in daily apprehension of its loss; yet when lost it is not missed.

Yaşam : Vücudu çürümekten koruyan tinsel salamura. Hergün onu yitirmek korkusu içinde yaşar, ama yitirince de özlemeyiz. [pickle = turşu... Ah! Onlar "pickled herrings" yiyorlar, ama rakıları yok; biz rakı içiyoruz, ama "pickled herrings" imiz yok!]

Apologize : To lay the foundation for a future offence.

Özür : Gelecekteki bir kabahatin temelini atmak...

Optimist : A proponent of the doctrine that black is white.

İyimser : Karaya ak diyen öğretiyi savunan.

* * * * *

NOT : Bir Sayın Üyemiz, buraya aldığım lafların hepsine katılıp katılmadığımı sormuş. Wallaa, bir bölümünü ben söylesem daha güzel söylerdim diye düşünmüyor değilim, ama konuşmak için ünlü olacağım günleri bekliyorum... Örneğin şimdilerde yaptığı hayalgücü dolu tablolar ile ünlenen bir eski devlet büyüğümüz, Picasso'nun sanatına ilişkin görüşlerini eskiden hiç dile getiriyor muydu? Ne yaptı? Bekledi... Başka işlerle avundu... En az Picasso kadar ünlü oluncaya değin... Akıllı adam susmasını bilir, arkadaş!... 

 
   

 

GRAMMAR & VOCABULARY

Answering Your Questions, To Start With:

(Intermediate level sorularınızı Türkçe, Advanced level sorularınızı İngilizce yanıtlıyorum)

* * * * *

YALIN MASTAR GEREKTİREN FİİL VE YAPILARA ÖRNEKLER

( yalın mastar = fiilin "to" suz kök hali )

a) Ought to, used to, have to dışında kalan yardımcı fiiller:

I must leave today / this afternoon / tomorrow.

He is getting fatter and fatter. He must be eating rather a lot.

The ground is still wet. It must have rained last night.

b) Need ve dare (do/did veya will/would ile çekime girmedikleri sürece):

You needn't say anything... You needn't have said anything... Fakat, You don't/didn't/won't need to say...)

How dare you insult me!... I dared not wake him... Fakat, I didn't/wouldn't dare (to) wake him...

c) would rather / would sooner -- rather than / sooner than (= tercih aderim... --den ziyade, --maktansa):

I'd rather wait till tomorrow.

I'd rather have stayed at home last night.

Rather than risk a defeat, they decided not to play at all. (Bir yenilgiyi göze almaktansa, hiç oynamamaya karar verdiler)

d) had better

I'd better go now... You'd better go now...

e) let, make, have ile ettirgen (causative) çatıda:

You mustn't let them play with matches.

You can't make me do it if I don't want to.

I'll see if I can have a friend of mine do the job for me. (Fakat, get a friend of mine to do...)

f) feel, hear, see, watch, notice

I heard him lock the door.

Did you notice anyone say anything suspicious?

NOT: Bu fiillerden sonra değişik anlamla participle da kullanılabilir:

I saw the man cross the street. = Adamın karşıya geçtiğini gördüm. (Adam karşıya geçti. Ben de bunu gördüm)

I saw the man crossing the street. = Adamı karşıya geçerken gördüm. (Ben gördüğümde karşıya geçiyordu)

I felt the train move. = Tren hareket etti. Bunu hissettim.

I felt the train moving. = Tren hareket halindeydi. Bunu hissediyordum.

g) Help her iki biçimde de kullanılabilir:

He helped me (to) push the car.

Please help me (to) push this heavy bookcase out of the way.

h) "And" sözcüğü ile bileştirilerek ardarda iki mastar kullanıldığında, genelde ikincisi yalın mastar olur:

I intend to stay at home and write some letters.

i) Go ve come emir kipinde veya must, will gibi yardımcı fiillerle birlikte kullanıldığında yalın mastar alacaklardır. Bu yapının türkçeye en iyi çevirisi "gidip görmek, gelip yardım etmek" şeklindedir:

Go and fetch me a knife, will you? = Gidip bana bir bıçak getirir misin?

I suppose I must come and help you again tomorrow. = Sanırım yarın yine gelip sana yardım etmeliyim.

I'll go and see him tomorrow. = Yarın gidip kendisini göreceğim.

Yukardaki durumlar dışında ise her iki fiil de olağan mastar kalıbında kullanılır:

I've come to check your accounts. = Hesaplarınızı kontrole geldim.

I've come to talk to you; I haven't come to take you away with me!

j) Aşağıdaki yapılarda, but ve except sözcüklerinden sonra yalın mastar kullanılması gerektiğine dikkat ediniz:

He does nothing but complain all the time. = Durmadan şikayet etmek dışında hiç birşey yapmıyor.

Can't you do anything else except keep pestering people with your silly jokes? = Bu budalaca şakalarınla insanları durmadan rahatsız etmek dışında birşey bilmez misin sen!

* * * * *

 
   
 
 Here Is An Intermediate Level Vocabulary Test I have Prepared For You 

Fill In The Blanks, Choosing Your Word From Among the Supposed Alternatives

1. Please send for me at any time that .............. you. ( = beni çağırtınız)

          a. assures     b. matches     c. chooses     d. agrees     e. suits

2. You can't .............. how frightened I was when I came face to face with my first shark and last shark ever!.

          a. imagine     b. suppose     c. assume     d. wonder     e. confuse

3. They decided that would have to keep on good ............ with their new neighbours for the children's sake.

          a. friendship      b. intentions      c. regulations       d. terms       e. communication

4. We're late because we got involved in a traffic .............. on the way.

          a. stop     b. jam     c. holding     d. suspension     e. confusion

5. There is a very good index ............... of this book. (Please choose the logical alternative.)

          a. on the end    b. in the end     c. at the end     d. towards the end     e. before the end

* * * * *

Answers A Little Down The Page

You can always mail me, should you have any doubts lingering on your mind.

 
 
   
 
 And This Is An Advanced Level Vocabulary Test 

Test Yourself And See If You Can Find The Synonyms For : --

(1)...accomplish    (2)...allegiance    (3)...ecstasy    (4)...eloquence    (5)...freakish    (6)...latent    (7)...propensity    (8)...slaughter    (9)...sloth    (10)...versatile

( ) (a) hidden, concealed, dormant

( ) (b) tendency, aptitude, inclination, talent

( ) (c) laziness, idleness, indolence, inertia

( ) (d) butchery, massacre, murder

( ) (e) creative, adaptable, many-sided, skilful

( ) (f) fulfill, achieve, complete, succeed

( ) (g) loyalty, devotion, faithfulness

( ) (h) oratory, rhetoric, persuasiveness

( ) (i) abnormal, unnatural, odd, peculiar, monstrous

( ) (j) contentment, exaltation, trance

* * * * *

Study Suggestions: Consult a good dictionary for any word or expression you have doubts about -- for advanced learners I suggest an all-English dictionary and preferably one that offers extensive coverage of idioms and expressions for each entry and sample sentences as well... Write down your words in company with their dictionary definition, synonyms and antonyms, adding a good number of the idioms and expressions it appears in, not forgetting the sample sentences... Try to memorize these sentences... Come back and have a look at the whole group from time to time - to refresh your memory and maybe to make a few additions...

* * * * *

Answers A Little Down The Page

You can always mail me, should you have any doubts lingering on your mind.

Bana olan mesajlarınızı İngilizce yazmağa çalışın... Fayda faydadır. Ama, Türkçe de olur, çekinmeyin...

 

 
NOTES TOWARD A COMPILATION OF ENGLISH IDIOMS FOR TURKS

interim addenda:

acquaint oneself with = kendini aşina kılmak, bilgisini kazanmak... "You'll have to acquaint yourself with their local customs first."

acquired characteristics = sonradan edinilmiş özellikler... "Congenital tendencies are later modified greatly by acquired characteristics."

acre (God's acre) = mezarlık... "The way you're carrying on with your drinking, you'd better start bargaining for your place in God's acre."

act as = ... olarak davranmak, görevini veya rolünü üstlenmek... "The last time I met him, he was acting as a consultant with several law firms."

act of God = doğal afet, doğal felaket; hukukta: mücbir sebep, icbar edici sebep. "The insurance company apparently considers the incident an act of God."

act (be caught in the act) = There's no doubt that he would deny his involvement, had he not been caught in the act."

act (put on an act) = rol yapmak, mahsuscuktan yapmak... "I don't thik he was serious. I think he was putting on an act."

continued : --

action (killed in action) = savaşta/savaşırken öldü/öldürüldü... "Let us now pray for all our valiant young men killed in action..."

action (take/bring an action against) = hakkında dava açmak... "Nothing to stop you from bringing an action against me now!"

active officer = muvazzaf subay... "Her husband was an active officer in the artillery."

active volcano = aktif volkan... "There aren't any active volcanoes in Turkey."

acute angle = (geometri) dar açı... "I asked the boy to draw an acute angle for me, and he just answered back that he knew nothing about acute angles."

Adam's apple = gırtlak çıkıntısı... "I watched his Adam's apple bob up and down as he talked on."

 
MEDICAL AND PSEUDO-MEDICAL IDIOMS: BE CAREFUL -- KNOWING THESE OR NOT MAY BECOME A MATTER OF LIFE OR DEATH !!

to indicate = 1) göstermek, işaret etmek... 2) gerekli olduğuna işaret etmek. Tıptaki "endikedir" deyişi işte bu ikinci anlamından geliyor. "Certain conditions indicate severe treatment." Tabiatıyla, bir bilim dili olarak, tıpta da pasif kullanım örnekleri ön plana çıkıyor ve "is indicated" yapısı Türkçeye "endikedir" şeklinde çevriliyor. 

hang out one's shingle = muayene vb. açılışını duyurmak... "Her boy-friend has decided to hang up his shingle as soon as he finished medical school."

to get a medical check-up = to have a physical = to have a physical examination... "We send all our employees to have a physical once a year."

head shrinker = psikiatrist... "Frankly I think you ought to go and see a head shrinker before you go completely round the bend!"

just what the doctor ordered = tam gereksinim duyulan şey, tıpı tıpına aranan şey... "Ah, that was just what the doctor ordered."

to look the picture of health = çok sağlıklı olmak ve görünmek... "Oh, I'm so surprised to hear that! Frankly, he was looking the picture of health when I went to visit him only the other day."

on the mend = iyileşmekte, iyileşiyor... "The boy is on the mend after the unfortunate accident he had last week."

to be out cold = baygın durumda olmak... "When we got there we found that the guard was out cold with a huge cut on hid forehead."

Addressing the patient for a physical for suspected carcinoma of the breast: "Now, please sit up nice and straight. ... Now put your arms on your hips. ... Fine. ... Now overhead. ... Now rest your arm on mine. That's right. I just want to feel under your arm. ... Good. Now the other one. ... Now, would you please lie down? Let's put this pillow under your right shoulder. ... Now, put your right arm over your head. Fine. ... Now, let's do the same in the left. ... Good. ... We're all done. Now, that wasn't very painful, was it?"

* * * * *

Any Corrections  Or Suggestions To Add To Our List, Please?

* * * * *

Key To Intermediate Vocabulary Test:  1. e    2. a    3. d    4. b    5. c

Advanced Vocabulary Test:   1-f   2-g   3-j   4-h   5-i   6-a   7-b   8-d   9-c   10-e

   

 RECOMMENDED ONLINE RESOURCES 

 OWL -- Online Writing Lab 

Materials and services offered to students, teachers, businesspersons, and others from around the globe. The OWL is a cyber-extension of the Purdue University Writing Lab. The site currently contains over 500 pages of handouts, tutorials, and workshops and hundreds of links to other writing resources across the WWW. The home page contains a search engine, a message board, a set of pull-down menus, and a grouping of descriptive paragraphs that contain bunches of links.

Yararlanmanız için severek önerdiğim bir başka site.

[NOT: Bu tanıtımlardan herhangi bir maddi menfaatim bulunmamaktadır]

* * * * *

   
 
CLEAN JOKE OF THE DAY

* * * * *

THE BILINGUAL DOG !

A local business was looking for office help, so they put a sign in their window saying "HELP WANTED. Must be able to type, must be good with a computer and must be bilingual."

A little later, a dog passing by the window saw the sign and went inside. He went straight to a typewriter and proceeded to type out a perfect letter.

to proceed = devam etmek... To proceed + mastar = devamla ... yapmağa başladı...

He then went to the computer. The dog proceeded to demonstrate his expertise with various programs, producing a sample spreadsheet and database and presenting them to the manager.

expertise [ekspö-ti:z] = uzmanlık...

By this time the manager was totally dumbfounded. He looked at the dog and said, "I realize that you are a very intelligent dog and have some interesting abilities. However, I still can't give you the job." The sign also says that you have to be bilingual."

dumbfounded (/b/ okunmaz) = şaşkınlıktan dilini yutmuş gibi...

The dog looked him straight in the eye and said, "Meow.

look smb straight in the eye = gözlerini kaçırmadan dimdik bakmak...

* * * * *

 
DIRTY JOKE OF THE DAY

* * * * *

WROTE IT BY HAND !

A husband and wife decided they needed to use a code word to indicate that they wanted to have sex, without letting their children in on the idea, so they decided on the word "typewriter."

to indicate = işaret etmek, göstermek... let smb in on sth = sırrını açmak veya anlamasına meydan vermek... 

One day, the husband told his five year old daughter, "Dear, go tell your mommy that Daddy needs to type a letter. "

go tell = gidip söyle...

The child went into the next room and told her mom what Daddy had said, and her mother responded, "Honey, tell your daddy that he can't type a letter right now because there's a red ribbon in the typewriter."

ribbon = (burada) daktilo şeridi... ayrıca, kurdele, bant...

The child went back to tell her dad what her mom had said. A few days later, the mother told her daughter, "Honey, go tell Daddy that he can type that letter now."

The child went into the next room and gave her dad the message.

A few moments later, she returned to her mother and announced, "Daddy said never mind with the typewriter, he already wrote the letter by hand."

* * * * *

 
FOLK WISDOM

My idea of housework is to sweep the room with a glance.

Biz gözlerimizle "tarıyoruz", onlar "süpürüyorlar"!

No husband has ever been shot while doing the dishes.

Kısacası, ev işlerine yardım ettiğiniz sürece güvendesiniz...

Age is a very high price to pay for maturity.

I have found at my age going braless pulls all the wrinkles out of my face.

braless = sütyensiz... wrinkles (rin-kılz) kırışıklıklar...

If you look like your passport picture, you probably need the trip.

A balanced diet is a cookie in each hand.

balanced = dengeli...

A conscience is what hurts when all your other parts feel so good.

Thou shalt not weigh more than thy refrigerator.

"Thou shalt not" = İncil dilinde emir: You shall not... Yapmayacaksın... Yapma...

Blessed are they who can laugh at themselves for they shall never cease to be amused.

"Blessed be..." = Yine bir dua deyişi: Kutlu (takdis edilmiş) olsunlar, mutlu olsunlar, mutludurlar... cease = stop...

Not one shred of evidence supports the notion that life is serious.

not one shred of evidence = en küçük bir kanıt (parçası) bile... shred = lime, kıyıntı, parça...

 

 

LEARN ( BUT DO NOT OVERUSE ) SOME SLANG EXPRESSIONS !!

Systematic (Tentatively) Examples of British Slang

knuckle sandwich = yumruk... "Hey! You wanna taste a knuckle sandwich? On your bike, boy, or I'll thump your face in!"

on your bike = "F*** off" yada hatta "piss off" yerine bayağı "kibar" sayılabilecek bir deyiş: Tozol, yaylan!..

mate = dost, arkadaş... Çok yaygın kullanılan bir sözcük...  "How're you doing, mate?" Arkadaşlarınızdan söz ederken, "my friend, my old chum" gibi anlatımlar kullanabilirsiniz, ama yüzyüze konuşmada en yaygını "mate" sözcüğüdür.

nosh = yiyecek... "Let's go out for a good nosh up." Ama, kız arkadaşınızın size hazırladığı yemek için bu sözcüğü kullanmanız doğru olmaz; fazla iltifatkar sayılmayacaktır.

getting pissed = kafayı çekmek, kafayı bulmak... Fazla kaba sayılabilecek bir deyim değil. "Why? After all, you go to a pub for a piss up, i.e. to get pissed." Ama "piss" kelimesinin öteki kullanımları ile çok dikkatli olmalısınız...

getting pissed off = sıkılmağa, öfkelenmeğe başlamak. "I was getting rather pissed off." Öte yandan "Piss off, man!" dediğinizde, bir gayret "F*** off" seviyesine ulaşmış sayılabilirsiniz.

pissing around = ortalıkta aylak aylak takılmak... Pek kibar bir deyiş olduğu söylenemez...

plastered = tam sarhoş olmuş, aşırı kafayı çekmiş... "Oh, we were just plastered last night." "I was plastered out of my mind, man!"

potty = hafiften üşütük... birazcık "looney"... "one card short of a full deck"...

puke = kusmak veya kusmuk (fiil, ad)... Ayrıca, bıktırmak, usandırmak, midesini bulandırmak... "Oh, you make me puke!" Yada, "What a puke!", amma da sıkıcı, saçma şey anlamı verecektir. Sözcüğü tek başına bir ünlem olarak da kullanmak mümkün...

[Üyelerimizden, yakın yıllarda Ingiltere'de bulunmuş olanların bu sütunlarda bu dinozor ağabeyinize yardımcı olmalarını bekliyorum]

Bu hafta bana gelen eleştiri mesajlarından birisindeki inciyi çok tuttum: "Argo bilginize bakarak, sakın oralarda kaldırım mühendisliği tahsil etmiş olmayasınız!"

         

ANASAYFA  --  TESTLER  --  OKUMA  --  EĞLENCE