Doç. Dr. Yalçın İzbul

Hacettepe Üniversitesi eski öğr. üyesi

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

A Free Bilingual Electronic Ezine

Distributed Bi-Weekly

02/04/02 - 0016

May God keep any form of a MMF* away from you, Dear Members!... A very warm welcome to our new members and may God bless them all! With new subscribers joining us over the weekend, we have now passed the 500-members mark, and will most probably rise to fourth place by mid-week in Yahoo's world listing for "English as a Second Language" (incorporating some 320 groups) !!

This puts tremendous responsibility upon me as it becomes more and more unnerving to hit the "send" button; I do need your encouragement with your questions, comments, suggestions, testimonials, and even frustrations!! In short, some feedback -- preferably of the eulogizing type -- is always welcome, folks...izbul

* Monday Morning Feeling (never abbreviated before in the history of English)

 

HOME AFFAIRS
DEATH TOLL RISES TO 45 IN EARTHQUAKE

At least 45 people are now known to have lost their lives in an earthquake in central Turkland. Worst hit was the township of Sultandağı, where at least fifteen people died.

are known to have lost = ...mış olduğu biliniyor... Worst hit...etc = devrik tümceye dikkat...

The quake had a preliminary magnitude of 6.0, as tremors toppled dozens of buildings, injuring more than a hundred and sending terrified residents leaping from their homes.

a preliminary magnitude of 6.0 = (gazeteci ağzıyla) ilk belirlemelere göre 6.0 şiddetinde [dil mantığı açısından ise saçma bir ifade]... topple = başaşağı etmek, alaşağı etmek... leaping...etc = yine gazeteci anlatımıyla... [meaning, they jumped out of their windows]

In the neighbouring township of Çay, eleven people were crushed to death under collapsing buildings. One person died in Bolvadin in a collapsed house and another person died of a heart attack in the neighbouring city of Konya, where seven people were injured from jumping from windows and balconies, state television said.

died in Bolvadin in a collapsed house = Please note that "logical" alternatives would be: "died of his injuries..." or "found dead..." Şunu söylemek istiyorum: Gazetecilik dili hızlı ve pratik öğrenim açısından benim yöntem önerilerim arasında önemli yer tutuyor, ama bunun klasik yazı dili ölçütlerinin çok dışına taşabildiği de gözden uzak tutulmamalı...

Eight people were still buried under the debris of a collapsed house in Sultandağı, seven miles south of Bolvadin, said the mayor of the provincial capital of Afyon.

debris [deb-ri:] = yığıntı, birikinti, kalıntı... moloz yığını... mayor = belediye başkanı... provincial capital = il merkezi...

In villages around the area, the carcasses of animals lay amid the stones of collapsed barns and one-storey homes, while fires blazed in some houses. In Bolvadin, the minarets of several mosques had collapsed.

carcass [ka:-kıs] = hayvan leşi... (ayrıca, gemi enkazı, inşaatta yapı iskeleti)... amid = amidst = ortasında, arasında (yani, "among" gibi)... barn = ahır, çiftlik ambarı... one-storey = one-story, biçimi de olanaklı... blazed = tutuşmuş, alev alev yanıyor... several = bu sözcük "çeşitli, birçok, pekçok" gibi çeviri olanaklarıyla, sayı belirtmemekle birlikte, tümcenin gelişine ve mantığa bağlı olarak genelde 3-5 veya 7-8 gibi bir kavram uyandırır...

(copyright: Practical English for Turks)

 

FOREIGN AFFAIRS
TURKISH COMPANIES IN AFGHANISTAN

The world community offers full aid for reconstruction of Afghanistan, as brotherly ties between Pakistan and Turkland are being strengthened and both countries are now cooperating in economic matters.

Yine görüyorsunuz, gazetecilik dilinde marifet, olanaklı en küçük boşluğa olanaklı en çok haberi tıkıştırmak = "economy in words" ilkesi, çoğu zaman klasik gramerin sınırlarını zorluyor. Yada, gazetecilik dilinin kendine göre bir grameri var demek daha doğru...

Pakistan seeks partnership with Turkland for reconstruction of neighbouring Afghanistan. Turkish constructor companies have been engaged in highway building projects in Pakistan for a long time.

to seek = çok istemek, özlemle aramak...

Cooperation in the highway sector, however,  needs to be promoted between the two countries. Pakistan will undertake all possible steps to promote cooperation in communications and railways industries, and vast opportunities that exist for the two brotherly countries will bring them closer.

to promote = (burada) geliştirmek, arttırmak... (diğer anlamları: 1. reklamını yapmak, tanıtmak; 2. terfi ettirmek)...

The nature of brotherly relationship between Turkland and Pakistan is exemplary and Turkland desires to extend the range of economic cooperation between the two countries. Pakistan is to play a leading role in the reconstruction of Afghanistan and Turkish companies desire to work jointly with Pakistan to this effect.

exemplary = bir "example" oluşturacak nitelikte... to work jointly = birlikte çalışmak... to this/that effect = bu sonuca yönelik olarak...

Turkland is determined to extend a helping hand in every possible way for the welfare of their Afghan brothers. Turkland and Pakistan are already cooperating in several sectors, and mutual cooperation will further the brotherly ties already existing between the two countries.

welfare = refah... mutual = karşılıklı, ortak... reciprocal = (sadece) karşılıklı... Yani, mutual feeling = reciprocal feelings... Ama "our mutual friend, Mehmet" (ortak dostumuz Mehmet) diyebilirken, bunun yerine "reciprocal" sözcüğünü bu yapıda kullanamayız

(modified from Pakistan News Service)

 
CHUNKS OF WISDOM OR DROPLETS OF BANALITY ?

ON RELIGION, MOSTLY BY VICTIMS & SCEPTICS

I don't agree with those who think that the conflict is simply between two religions, namely Christianity and Islam. . . To me, the key conflict is between irrational blind faith and rational, logical minds. -- Taslima Nasrin

"key" sözcüğünün Türkçedeki eşdeğer deyimde çoğu zaman "kilit" kavramı ile gerçekleştiğine dikkat ediniz: "He is our key man" Kilit adam mı, anahtar adam mı?... irrational (ir--şınıl) = akıl dışı, mantıksız. Kök sözcüğün "reason" olduğunu unutmayın: 1. neden, sebep; 1". mantık, muhakeme, akıl yürütme... blind faith = körü körüne inanma. ("faith" sözcüğü üzerinde bu sütunlarda çeşitli kereler durduk)

Religion is now the first obstacle to women's advancement. Religion pulls human beings backwards, it goes against science and progressiveness. Religion engulfs people with a fear of the supernatural. It bars people from laughing and never allows people to exercise their choice. -- Taslima Nasrin

engulf (in-galf) = içine alıp boğmak... to bar =engellemek, engel oluşturmak... to exercise their choice = seçme hakkını kullanmak...

Religion, society and state from none of these do women get their proper honour. It is religion which has created an unparalleled disparity between men and women. -- Taslima Nasrin

İlk tümce: Ne din, ne toplum ne de devlet kadına gereken saygıyı göstermiyor... unparalleled = misli görülmemiş, benzersiz... disparity = eşitsizlik ("pair" oluşturamıyorlar, "parite" yok; okunuşu dis--rity)...

The Bible and the Church have been the greatest stumbling blocks in the way of woman's emancipation. -- Elizabeth Cady Stanton

a stumbling block = engel, ilerleneyi engelleyen şey... to stumble and fall = sendeleyip düşmek... emancipation (imensi-pey-şın) = kölelikten azat etme veya kurtulma, özgürlüğüne kavuşturma veya kavuşma...

To assert that the earth revolves around the sun is as erroneous as to claim that Jesus was not born of a virgin." Cardinal Bellarmine (1615, Galileo'nun maahkemesi sırasında)

to assert = iddia etmek, savlamak (çoğu kez, kanıt göstermeğe gerek duymaksızın kuvvetle iddia etmek, anlamında)... erroneous (i-roun-yıs) = yanlış, hatalı ("error" dan)... Çevirisi: Dünyanın güneş çevresinde döndüğünü söylemek, [en az] İsa'nın bir bakireden doğmadığını söylemek kadar büyük bir yanlışlığa düşmek olur... [Boşverin, 1615'de olacak o kadar... Şimdi 2002'lerdeyiz, hiç böyle şeyler söyleyen çıkıyor mu içimizden??]

Christ died for our sins. Dare we make his martyrdom meaningless by not committing them? -- Jules Feiffer

Bu şahane ifade yeteneği Türkçe'mizde de var, kuşkusuz... Ama, onlarda birileri çıkıp söylüyor bunları... Üstelik de dinleyici buluyor... Bizde de söylersin de, sonra gardiyanlara anlatırsın gerisini... Çevirisi: İsa bizim günahlarımız için öldü. Şimdi bu günahları işlemeyerek onun kendini feda etmesini anlamsız hale düşürmek olur mu? [Dare we make... = böyle birşey yapmağa cesaret edebilir miyiz?]

No actual tyrant known to history has ever been guilty of one-hundredth of the crimes, massacres, and other atrocities attributed to the Deity in the Bible. -- Steve Allen

known to history  = tarihte bilinen, tarihin tanıdığı... ever = bugüne değin... massacre (-sıkı) = katliam... atrocity (tek-düm-teke) = mezalim örneği, vahşet gösterisi, barbarlık uygulaması (yani, sürüp giden bir durumdan değil, bir olaydan, gösterilen bir dehşet uygulamasından, gerçekleştirilen bir durumdan söz ediyoruz)... Deity = Tanrı veya tanrı...

[The Bible] has noble poetry in it... and some good morals and a wealth of obscenity, and upwards of a thousand lies. -- Mark Twain

good morals = iyi ahlaki değerler, örnekler, dersler... a wealth of = çok sayıda, bol miktarda... obscenity = açık saçıklık, müstehcenlik...

Education: A succession of eye-openers each involving the repudiation of some previously held belief.  -- George Bernard Shaw

repudiation = reddetme, tanımama...

 
   

 

GRAMMAR & VOCABULARY

Answering Your Questions, To Start With:

(Intermediate level sorularınızı Türkçe, Advanced level sorularınızı İngilizce yanıtlıyorum)

* * * * *

 MASTARLARIN KULLANILDIĞI YERLER 
 İKİNCİ BÖLÜM 

4) İngilizcede kendisinden sonra mastar kullanımı gerektiren çok sayıda deyim bulunmaktadır. En iyi bilinenlerinden örnekler veriyorum:

I'll do my best to help you... I'll do what/all I can to help you... (Elimden geleni yapacağım)

You have no right to say so... (Böyle söylemeğe hiçbir hakkınız yok)... I have every right to say so... (Hertürlü hakkım var)...

It doesn't pay to criticise your superiors... It won't do to critise your superiors... (Üstlerinizi eleştirmenin yararı yok, başınıza iş açar)...

We'll make an effort (every effort) to help them... (Hertürlü yardımı yapacağız)...

I've made up my mind to leave at once... (Derhal yola çıkmak için kararımı verdim)...

To take the trouble + mastar = çaba göstermek, zahmete girmek... "Thank you for all the trouble you've taken to revise my paper"... "I couldn't take the trouble ( = can't be bothered) to answer you back!"... (Sana cevap yetiştirmek zahmetine katlanamam)...

He turned out to be a rather well-educated fellow... (Pek beklemiyorduk, ama bir de baktık ki bayağı iyi eğitim görmüş bir kişiymiş)... The meeting turned out to be a well-attended one... (Bir de baktık ki, toplantıya bir hayli insan katılıyor.)

NOT: Bu sonuncusu Türkçe'ye çok zor çeviri veren bir örnek. Dolayısıyla kavranması da öyle. Bu deyimi not ediniz, her gördüğünüz yerde (çok sık kullanılır) anlamını çözmeğe çalışınız. Giderek, kendiniz de örnekler oluşturunuz. İpucu olarak, "Pek beklemiyorduk ama... Bir de baktık ki... Meğerse... Öyle tecelli etti ki..." gibi çeviriler çoğu kez uygun düşüyor.

5) Mastarlarla kurulan çok yaygın, işlek ve kullanışlı bir anlatım kalıbı aşağıda örneklenmektedir:

Soru sözcüğü (yada öbeği) + mastar

I couldn't decide what to do.

Can you tell me how to get to the train station?

We've been wondering where to display his new paintings.

Don't you know when to switch the machine off?

He didn't remember whether to turn right or left.

I can't decide which of the two books to buy.

She didn't know whose shoulder to cry on.

[devam edecek]

* * * * *

UYARI !!!

Sözcükleri satır sonunda nereden bölmeli??

Yanıt: Elinizin altında güvenilir bir "dictionary of word division" yoksa, böyle bir girişimde bulunmayınız. İngilizce'de bizim anladığımız anlamda bir "hece" yapısı söz konusu değildir. Hatta uygulamada çoğu zaman "house rules", yani her yayınevinin kendisi için kabul ettiği kurallar geçerli oluyor. Anadili İngilizce olanlar bile, ellerinde bir başvuru kaynağı olmaksızın satır sonunda sözcükleri bölmekten kaçınırlar...

* * * * *

"OĞLUM ADAM OL BABAN GİBİ EŞEK OLMA !!"

Neden acaba sizlere herzaman için görüntülü bantları, filimleri filan bir kenara bırakıp, ses bantlarından çalışmanızı öneriyorum? Görüntülü malzemeden yalnızca vücut dilini çözersiniz. Konuşmanın içinde gerçekleştiği ortamı tanımak açısından bu belli bir fayda sağlar ama verdiği zarar daha büyük: insan görüntülere dalıp gidiyor, sözel iletişimi kaçırıyor.

Yabancı dil öğrenirken en çok zorluk çekilen konulardan birisi, konuşma akışının nerelerinde ne ölçüde durak olduğu, es verildiği. Anlamın iletilmesinde en önemli etmenlerden birisi...

Şu örneğe bknz: "The son of Pharaoh's daughter was the daughter of Pharaoh's son".

Bu tümce ancak "daughter-of-Pharaoh's" bir solukta, yani tek sözcük olarak okunursa bir anlam ifade eder. (Yani, "Pharaoh's daughter" ile eşanlamlı olur.)

Biliyorsunuz İngilizce'de bizde olduğu gibi tümcenin yazılı biçiminde her durak yerinde bir virgül koymak gibi bir uygulama yok.

Önerim, ses bantlarını tekrar tekrar ve tercihli olarak kulaklıkla dinlemeliyiz ki, konuşma akışı, bütün "entonasyon" örüntüleriyle beynimize kazınsın.

 
   
 
 Here Is An Intermediate Level Vocabulary Test I have Prepared For You 

Fill In The Blanks, Choosing Your Word From Among the Supposed Alternatives

1. He didn't seem to know what was happening at all. He looked completely ............. .

          a. doubtful     b. bewildered     c. disagreed     d. dubious     e. thoughtful

2. They fell in love at ............. .

          a. best     b. short notice     c. the last moment     d. first sight     e. the last resort

3. Your luggage will have to be .............. before you can board the plane.

          a. weighed      b. measured      c. scaled       d. balanced       e. shortened

4. She likes classical music and is particularly ............. on Mozart.

          a. likeable     b. eager     c. keen     d. enthusiastic     e. loving

5. Your latest project, I'm afraid, has little ............. of success.

          a. prediction    b. outlook     c. forecast     d. perspective     e. prospect

* * * * *

Answers A Little Down The Page

You can always mail me, should you have any doubts lingering on your mind.

 
 
   
 
 And This Is An Advanced Level Vocabulary Test 

Test Yourself And See If You Can Find The Synonyms For : --

(1)...agitation    (2)...attend    (3)...bewilder    (4)...detached    (5)...recollection    (6)...requisite    (7)...vengeance    (8)...somnolent    (9)...treachery    (10)...unconditional

( ) (a) absolute, unreserved, unqualified

( ) (b) sleepy, drowsy, dozing, lethargic

( ) (c) remembrance, reminiscence, retrospection

( ) (d) necessary, essential, imperative

( ) (e) aloof, indifferent, uninvolved, cold

( ) (f) revenge, retaliation, reprisal

( ) (g) treason, betrayal, disloyalty

( ) (h) stir, turmoil, restlessness, turbulence

( ) (i) accompany, escort, be present

( ) (j) puzzle, astonish, perplex, confuse

* * * * *

Answers A Little Down The Page

You can always mail me, should you have any doubts lingering on your mind.

Bana olan mesajlarınızı İngilizce yazmağa çalışın... Fayda faydadır. Ama, Türkçe de olur, çekinmeyin...

 

 
NOTES TOWARD A COMPILATION OF ENGLISH IDIOMS FOR TURKS

advantage (to gain/have an advantage over) = avantaj/üstünlük sağlamak veya avantajı/üstünlüğü olmak... "The enemy had an advantage over us in that they outnumbered us by two to one." (= sayıları iki katımızdı)

to the best advantage of = kendisi için en yüksek avantajı sağlayacak şekilde... çıkarları için...  They lost no time in using the unexpected results of the referendum to their best advantage."

turn sth to one's advantage = durumu kendi avantajına çevirmek... "The results came as a shock at first, but it wasn't long before they managed to turn the situation to their advantage."

adversity (in the face of adversity) = aleyhte koşullara rağmen, tüm güçlüklere karşın, kötü talihine karşı... "It's a brave man who smiles in the face of adversity."

advertising agency/agent = reklam ajansı/reklamcı... "His brother works for a large advertising agency."

advice (a piece, bit, word, few words of advice) = "Let me give you a piece of advice, young man!" "They were in such a fix themselves that they had few words of advice to give to others." (to be in a fix = zor durumda olmak)

advocate (devil's advocate) = kendisi inanmasa bile inat olsun, eğlence olsun, kargaşa çıksın, "spor" olsun diye, hatta dikkati kendi üstüne çekmek için ters fikirleri savunmak... "Oh, don't take him seriously; he's just playing the devil's advocate."

under the aegis of (i:-cis) = desteğiyle, koruması altında... "The conference was held under the aegis of the UNESCO."

Aeolian harp = rüzgar kuvvetiyle çalınan harp... "I wonder if they still make and sell Aeolian harps in those parts."

affairs (Ministry of Home/Foreign Affairs) = İç/Dış İşleri Bakanlığı... "An important meeting was held at the Ministry of Foreign affairs today." (Kimi ülkelerde, "ministry" sözcüğü yerine "department" kullanılır. İngiltere İç İşleri Bakanlığının adı: Home Office)

an affair of honour = 1. düello; 2. namus/şeref meselesi... "Back in the eighteenth century, the concept of "an affair of honour" was an essential part of people's worldview."

* * * * *

 
FUNNY IDIOMS !!

to pull someone's leg = şaka yapmak, dalga geçmek, kandırıkçılık yapmak ("dolandırmak" yada "alaya almak" anlamında değil)... "He told me that his father was the president of Patagonia; I think he was just pulling my leg."

to keep under one's hat = sır olarak saklamak... "I will tell you who she is dating with if you promise me to keep it under your hat."

to get off someone's back = yakasından düşmek, rahatsız etmeyi bırakmak... "Listen you two! Get off my back, will you? I will have to report you to the boss if you don't stop bothering me with your silly jokes all day long."

to be dressed to kill = şahane gösteren giysiler giymiş olmak, en iyi elbisesini giymiş olmak... "Everyone was in their best clothes, and especially the ladies looked as if they were dressed to kill."

to horse around = itişip kakışarak, şakalaşarak takılmak... : "I wish the children would stop horsing around at the supper table."

Cat got your tongue? = arpacı kumrusu gibi susmak... Dilini kedi mi yedi?... Hey, what's the matter with you? Cat got your tongue?

to jump down someone's throat = çok öfkelenmek, öfke ile üstüne üstüne gitmek... "Just don't jump down my throat, will you? I am only trying to help" "Hey, you don't have to jump down her throat every time you see her."

something fishy = şüphe verici, kuşku doğuran, bu işin altında bir iş var... "I don't quite understand it; something fishy is going on here." "Hey, those people look quite fishy to me!"

to have something up one's sleeve = bir şeyler hazırlamış ama şimdilik saklıyor... son kozunu daha oynamadı, bir numara var ya, göreceğiz... "Obviously he is planning some surprise. I wonder what is up his sleeve." "Everyone thought the game was lost now, but the coach had something up his sleeve."

for a song = kelepir, neredeyse bedavaya gidiyor... "The house is really going for a song." "We bought the car for a song."

to knock one's socks off  = çok şaşırtmak ve heyecanlandırmak... "The end of the play really knocked the audience's socks off."

* * * * *

Key To Intermediate Vocabulary Test:  1. b    2. d    3. a    4. c    5. e

Advanced Vocabulary Test:   1-h   2-i   3-j   4-e   5-c   6-d   7-f   8-b   9-g   10-a

   

 RECOMMENDED ONLINE RESOURCES 

 Internet TESL Journal for ESL Students 

Visit this site, where a project with contributions by a large number of teachers from all over the world is maintained by The Internet TESL Journal. There are over 1,000 activities here to help you study English as a Second Language.

(Bu sitede her düzeyden yüzlerce "quiz" bulacaksınız. Öneriyorum.)

[NOT: Bu tanıtımdan herhangi bir maddi menfaatim yok; aşağıdakilerden var]

* * * * *

   
 
CLEAN JOKE OF THE DAY

* * * * *

MEN CAN NEVER WIN !

A man and his wife were having some problems at home and were giving
each other the silent treatment.

= birbirleriyle konuşmuyorlardı...

The next week, the man realized that
he would need his wife to wake him at 5:00 AM for an early morning
business flight to Chicago. Not wanting to be the first to break the
silence, he finally wrote on a piece of paper, "Please wake me at 5:00 AM.

realize = Bu sözcük karşınıza çıktığı zaman %99 olasılıkla (burada olduğu gibi) "anlamak, kavramak, kafasına dank etmek" anlamı taşıyacaktır. Türkçeye girmiş olan "gerçekleştirmek, realize etmek" anlamını taşıma şansı ancak %1...

The next morning the man woke up, only to discover it was 9:00 AM and
that he had missed his flight. Furious, he was about to go and see why his wife hadn't wakened him when he noticed a piece of paper by the bed.

**"only" sözcüğünün bu kullanımı için aşağıya bknz... "Furious," = Burada "Being furious,... As he was furious, etc" gibi kavramlardan bir kısaltma olarak düşününüz... to be about to do sth = birşeyi yapmak üzere olmak...

The paper said, "It is 5:00 AM. Wake up."

* * * * *

"only"  sözcüğünün ilginç bir kullanımı. Şu örneklere bakınız: "He rushed to see his friend only to find that he had already left"... "They went back to the village only to find that it was all deserted"... "He knew he wanted that car and went back to offer a new price only to find that it was sold a few ten minutes before he could get there"...

Bu tümcelerden dilerseniz "only" sözcüğünü çıkarabilirsiniz de... Ama gördüğünüz gibi, tümcede olsun yada olmasın. "ama" anlamını iletiyor. Olaağan durumda amaç belirten mastar kullanımı, burada "ama" kavramı olmadan saçma bir anlam taşıyacaktır. Demek ki, "only" sözcüğünün katkısını buradaki semantik görevi ile tanıyabilirsiniz.

 
DIRTY JOKE OF THE DAY

* * * * *

MARRIAGE RULES !

A typical macho man married a typical good-looking lady. After the wedding, he laid down the following rules:

"I'll be home when I want, if I want and at what time I want... and I don't expect any hassle from you.

"I expect a great dinner to be on the table, unless I tell you otherwise.

"I'll go hunting, fishing, boozin', and card-playing when I want with my old buddies and don't you give me a hard time about it.

Those are my rules. Any comments?" His new bride said, "No, that's fine with me....

"But just understand that there'll be sex here at seven o'clock every night -- whether you're here or not."

THREE NUNS !

Three Nuns were talking. The first nun said, "I was cleaning in the father's room the other day and guess what I found? A bunch of pornographic magazines."

"What did you do?" the other nuns asked. "Of course I threw them in the trash."

The second nun said, "I can top that. I was in the father's room putting away the laundry and I found a bunch of condoms!" "Oh my!" gasped the other nuns. "What did you do?" they asked.

"I poked holes in all of them!" she replied. And the third nun fainted.

I can top that = Bende bundan daha iyisi var, daha iyisini yapabilirim... the laundry = yıkanacak çamaşırlar... poked holes in all of them = hepsine delikler açtım...

 
FOLK WISDOM
DERVİŞİN FİKRİ NEYSE ZİKRİ DE ODUR !

(Anybody to offer a translation for this Turkish proverb?)

 

It was my first time ever

And I'll never forget...

I'd do it again

Without a single regret.

 

The sky was dark

The moon was high

We were all alone

Just she and I

 

Her hair was soft

Her eyes were blue

I knew just what

She wanted to do

 

Her skin so soft

Her legs so fine

I ran my fingers

Down her spine

 

I didn't know how

But I tried my best

I started by placing

My hands on her breast

 

I remember my fear

My fast beating heart

But slowly she spread

Her legs apart

 

And when I did it

I felt no shame

All at once

The white stuff came...

 

At last it's finished

It's all over now

My first time ever

At milking a cow.....

 

YEAH !!  THE GUY WAS JUST MILKING A COW !!
 
AND WHAT DID YOU THINK HE WAS TALKING ABOUT ??!?

 

Have a look at the expression "You're a dirty-minded nit !" in the British Slang section down below...

 

LEARN ( BUT DO NOT OVERUSE ) SOME SLANG EXPRESSIONS !!

Systematic (Tentatively) Examples of British Slang

pee, have a pee = çiş, idrar, çişini yapmak... Bu anlamda kullanılan öteki kimi argo sözcükler de (çeşitli cicilik/kabalık derecelerinde) wee, piddle, piss, have a slash, siphon the python, shake the snake, have a jimmy...

sloshed = kafayı çekmiş, kafayı bulmuş. İngiliz argosunda bu anlamdaki sözcüklerin çokluğuna şaşmamak gerek. Çünkü bir anlamda bu onların "milli sporu"...

smarmy = "işbitirici, altından girip üstünden çıkan, ağzından girip burnundan çıkan, uyanık" gibi bir anlam karşılıyor. Örneğin, kız tavlamakta ustalık için kullanılabilir. Genelde "git" ile birlikte: "What a smarmy git!" gibi... Bu ikinci sözcüğün anlamını bilmiyorum, ama pek hoş bie anlamı olmadığını söyleyebilirim. En iyisi uzak durulması gereken bir deyiş...

smart = Amerikan ingilizcesinde "zeki, bilgili, parlak zekalı, çabuk zekalı" gibi anlamlar taşıyan bu sözcük, Britanya İngilizcesinde ise bu anlamına ek olarak ve onun dışında "iyi giyimli, çok yakışıklı giyinmiş" anlamı için de kullanılır...

smashing = şahane, harika, fevkalade, vb gibi anlamlar. Pekiştirici olarak da kullanılabilir: "The Beatles' next album was a smashing hit..."

snap = "Bu bana da oldu, benim de başıma geldi, tıpkısının aynısı, cuk oturdu" gibi anlamlar içerecektir. Sözcüğün kökeni, bir iskambil oyunu. Yere açılan bir kağıdın aynısı elinizde varsa, üstüne patlatıp, "Snap" diye bağıırırsınız. "Pişti" oyunu gibi birşey, ama tabii "snap" sözcüğünün kök anlamı pişirmekle filan ilgili değil: "apansız" eylemlerden söz eden bir kavram: "The cheapest goods were quickly snapped up" (hızla satıldılar)... "What do you mean?" he snapped. = ... diye parladı... The rope snapped and he fell down. = İp koptu... Ve tabii, "snapshot" = şipşak fotoğraf...

sod = Yine şahane bir sözcük, ama bırakın İngilizler kullanmağa devam etsinler. Çok çeşitli anlamlara çekilebileceği için yabancılar tarafından kullanılması tehlikeli... Eski kuşağın ağzında "Oh Sod!" veya "Sod it!" bir hayli kibar küfür sayılabilirken,  "Sod off" yada "Sod you!" gibi kullanımlar "Piss off" ve "F*** off" mertebelerine kadar uzanabilir... Yabancı kültür ortamında neyin sevecen neyin küfür olduğunu ayırd etmek zor. [Yani, insanın "kendi" kültür ortamında bile böyle değil mi? Gençlerin birbirlerine hitap tarzlarına bakıyorum da, kimbilir ben gençliğimde böyle hitaplar için kaç kişiyi hacamat ederdim!]

spend a penny = "tuvalete gitmek" anlamına daha çok kadınların kullandığı bir deyiş. Köken olarak, para atılarak girilen tuvalet kabinlerine dayandığı besbelli...

You ('re a) dirty-minded nit ! Aren't you ? = Bir arkadaşınıza "hiç aklından çıkmıyor ki" türünden söyleyeceğiniz sözler. Gerçi "nit" bit yavrusu, sirke anlamına gelirse de, bu sözler bir küfür değil, hatta arkadaşça bir takdir anlamına gelebilir... Bir kızın bu sözleri size uğrun uğrun yapmacıklı söylemesi ise işlerin yolunda gittiğinin, "dirty-minded" sözlerinizin doğru hedefi vurduğunun göstergesidir...

[Üyelerimizden, yakın yıllarda Ingiltere'de bulunmuş olanların bu sütunlarda bu dinozor ağabeyinize yardımcı olmalarını bekliyorum]

         

ANASAYFA  --  TESTLER  --  OKUMA  --  EĞLENCE