Doç. Dr. Yalçın İzbul

Hacettepe Üniversitesi eski öğr. üyesi

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

A Free Bilingual Electronic Ezine

Issued Every Wednesday

04/24/02 - 0027

          Değerli Üyeler, izninizle bu açıklama ve duyuruyu Türkçe yazmam yararlı olacak: Tatilden yararlanarak hızlı bir çalışma ile Grubumuz için bir Web Sitesi açtım. Anasayfa adresimiz şöyle: http://www.ingilizce-ders.com/ingilizce-ders/pratik-ingilizce.htm. Henüz estetiği ile uğraşacak zamanım olmadı ve yalnızca eski sayıları yükleyebildim. Anasayfadan linkleri izleyerek istediğiniz sayıya ulaşabilirsiniz. Hem de reklamlara katlanmadan. Ana Dergimiz bundan böyle Çarşamba günleri çıkacak. Test ve benzeri çalışmaları ise sizlere bundan böyle sitemizden sunacağım. Bu arada numaralama sistemi de değişti: Bugünkü Derginiz 00034 yerine 0027 numarasını aldı ve buradan devam edecek. Sitede sistematiği sağlamak açısından bu değişikliği yapmak zorunda kaldım.

           Olayı birkaç hafta içinde bir hayli toparlamış olurum. Doğrusu son birkaç gün çılgın bir tempoda geçti. Şu anda da gecenin ikisi ve dergiyi bitirmeğe çalışıyorum; ne yalan söyleyeyim, gözlerimden uyku akıyor. Arada "spelling" hataları filan kaçırdıysam, bu seferlik idare ediverin. (Ama, yine de bana yazın, ki düzeltebileyim.) Umarım dergideki değişiklikleri beğenirsiniz... İzbul

 

DOMESTIC NEWS
WORLD BANK CLEARLY WORRIED ABOUT THE OVER-VALUED LIRA

The World Bank is discussing a new loan pact for Turkland when the current deal ends in 2003

Modified from the REUTERS

The World Bank is discussing a new loan pact for Turkland when the current deal ends in 2003, but is concerned that local currency strength may threaten growth targets, the bank’s representative in Turkland said on Monday.

clearly = besbelli, açıkça... is concerned = endişe, tedirginlik duyuyor... ("concern" sözcüğü, bazen ayrı ayrı bazen de birlikte ifade ettiği, "ilgi" ve "endişe" şeklinde iki anlam atomunu içeren bir molekül)... over-valued = aşırı değerlenmiş, veya aşırı değer atfedilen... loan pact = borç anlaşması... current deal = mevcut anlaşma, şimdiki anlaşma... local currency = burada "yerel para" kavramıyla "ülke para birimi" kastediliyor... growth targets = büyüme hedefleri...

Ajay Chhibber picked out recent strength in the Turkish lira as a possible threat to Turkland’s plans to return to growth after a 2001 crisis caused gross national product decrease by 9.4 percent.

gross national product = gayri safi milli hasıla...

Turkland’s current two-year pact with the bank, known as a Country Assistance Strategy or CAS, is worth $6.2 billion and aimed mainly at financial, public, energy and agricultural reforms. It backs a $16 billion IMF lending deal to help Turkland out of recession.

to back = desteklemek, destek olmak... lending deal = borç verme anlaşması... recession = durgunluk (sözcük anlamı = gerileme, geri çekilme)...

“Sometime by the end of this year we will also provide a new CAS for Turkland for 2003 to 2005. This is still under discussion,” Ajay Chhibber told Reuters in an interview.
Chhibber said IMF targets to reduce Turkish inflation to 35 percent by end-2002 from 65 percent in March looked set to be met and the country should now focus on a return to growth.

IMF targets ... look set to be met = IMF hedefleri gerçekleşecek (gerçekleşmeğe hazır) görünüyor...

Chhibber pointed out that the stronger lira since October last year against the dollar could hurt export and tourism revenues, which were expected to play a key role in growth: The urgent need for growth had to be brought under focus now and this would require concentrating also on the exchange rate because this was beginning to affect the competitiveness of Turkish exports in an adverse way.

revenues = gelirler (özellikle de devlet veya resmi kuruluşların gelirleri)... exchange rate = döviz kuru... to affect in an adverse way = olumsuz etkilemek...

Turkish Central Bank and IMF officials have all recently expressed concern over the lira’s rise and Chhibber’s remarks now only add to market concerns: “The real exchange rate has reached now pre-crisis levels and at some point this is going to hurt the exports and tourism,” he said.

to express concern = endişelerini dile getirmek... Chhibber's remarks = sözleri, belirttikleri... add to market concerns = piyasadaki endişeleri daha da arttırıyor... at some point = bir noktada, belli bir yerde... 

The World Bank is still in talks with Turkish authorities over the payment of a number of loans that make up parts of the current Country Assistance Strategy. A $300 million loan to support education was being planned and this would be discussed at the Bank’s board in June.

to make up = (burada) oluşturmak... board = "yönetim kurulu" anlamına... (= board of directors).

A World Bank team would come in May to review progress in agricultural reform, and Chhibber said the Bank expected to release a $600 million loan aimed at providing direct income support to farming communities to replace the system of state subsidies.

team = ekip, heyet... review progress = ilerlemeyi, gidişatı gözden geçirmek... to release = (burada) serbest bırakma... (1. salıverme; 2. salgılama)... direct income support = doğrudan gelir desteği... to replace = yerine geçmek, yerini almak... state subsidies = devlet subvansiyonları...

 

DOMESTIC NEWS
ONE OUT OF EVERY TEN !!

Study says one out of every ten Turkish children are part and parcel of the country's regular workforce and most of these are participating in the agricultural sector

one out of every ten = her on (çocuktan) biri... part and parcel of = pekiştirilmiş bir ifade tarzı... regular workforce = sürekli işgücü... to participate = katılmak, (burada) yer almak...

The day before Turkland marks its Children's Day, a report released on Monday paints a bleak picture for the country’s youth.

to mark = kutlamak, anmak... to celebrate = kutlamak şenlikli kutlama)... to commemorate = anmak... a bleak picture = iç açıcı olmayan, gri bir görüntü... 

The study, which focused on the participation of children in the workforce and was commissioned by leading trade union and labour confederations, says that one tenth of Turkland’s children are involved in some form of employment.

to be commissioned by = ücretli olarak görevlendirilmek... be involved in = işin içinde olmak, dahil olmak, karışmış olmak, "içerilmek"...

The study said the children were mostly used for agricultural work with 57.6 percent of them working in the fields, followed by 21.8 percent working in industry and 10.2 percent in trade and services. The study said that 87.2 percent of the children working were being paid while 12.8 were family labourers and received no payment.

working in the fields = tarlalarda çalışıyorlar... family labourers = ailenin işlerinde çalışıyorlar...

The study said children mostly worked to boost the family income while a secondary aim in some cases was to provide vocation training or meeting its expenses. The study stated that only 31.2 percent of children in the work force were attending schools.

to boost = arttırmak, hızla yükseltmek... the family income = ailenin geliri... vocation training = mesleki eğitim, kariyer eğitimi... to meet the expenses = masraflarını karşılamak...

vocation = meslek, kariyer... vacation = tatil (holiday)...

On the positive side, the study said that the introduction of eight-year compulsory education had helped decrease the numbers of children involved in labour, as well as the gap in the income distribution and high level of unemployment in Turkland.

introduction = getirilmesi, başlatılması... compulsory education = zorunlu eğitim... the gap in the income distribution = gelir dağılımındaki uçurum...

Dikkat ederseniz: 1) had helped decrease = "help" fiilinden sonraki fiil "to" alabilir veya almayabilir (had helped to decrease, olanaklı):anlamı, "azaltmağa yardımcı oldu"... 2) "decrease" fiiline bağlı üç (gramatik) nesnevar: Yani zorunlu eğitim üç şeyin azalmasına yardımcı olmuş...

 *  *  *  *  *

TURKISH ARCHIVES NOW AVAILABLE ON THE INTERNET
The site will allow researchers and others interested in Turkish and Ottoman history to delve into the past

to delve into = Eski bir fiil olan ve "kazmak" anlamı taşıyan bu sözcük, günümüzde "araştırma yapmak amacıyla konuya eniboyu dalmak" anlamında kullanılıyor...

The archives of the Turkish Republic and Ottoman Empire have been opened up to world through the internet.

The State Archives General Directorate has arranged for the catalogues listing the materials held in its rich Turkish Republican and Ottoman Empire era archives to be made available on the Internet.

General Directorate = Genel Müdürlük... era = dönem, çağ... to be made available = ulaşılabilir hale getirmek; istenilirse ulaşılmasını sağlamak...

The service, which began operating on 18 April, can be accessed by logging onto the Directorate’s website. The website address for the site is:

 http://www.devletarsivleri.gov.tr 

 
 
CHUNKS OF WISDOM OR DROPLETS OF BANALITY ?

FAMOUS LAST WORDS
PART FOUR

God damn the whole friggin' world and everyone in it but you, Carlotta. -- W. C. Fields (1880-1946)

Vodvil komedyeni ve sinema yıldızı. Aşırı alkolizm sonucu siroz hastalığı nedeniyle hastanede yatarken geçirdiği mide kanaması ile hayata veda ederken uzun zamandır birlikte yaşadığı Carlotta'ya son sözleri... Bu arada hastanede de arkadaşlarının kaçak soktuğu şişeleri zevkle devirmeğe devam etmişti... "Tanrı senin dışında bütün bu s** dünyanın ve içinde yaşayan herkesin belasını versin, Carlotta"... [to frig = to copulate anlamında eski ve az kullanılan bir sözcüktür. Günümüzde, tıpkı "f***ing" gibi anlamını bir hayli yitirmiş kaba bir pekiştirici olarak rastlanabiliyor. Kullanmayın.]

No, not quite naked. I shall have my uniform on. -- Frederick William I (1688-1740)

Prusya kralı ve Büyük Frederick'in babası. Güçlü bir ordu kurarak geliştirmesiyle ünlüdür. Ölüm döşeğinde papaz İncil'den "Naked came I out of my mother's womb and naked shall I return thither," (Ana rahminden çıplak geldim; yine çıplak oraya döneceğim) sözleri üzerine, "Hayır, pek çıplak değil: Üzerimde üniformam olacak"...

My dear Schur, you remember our first talk. You promised to help me when I could no longer carry on. It is only torture now, and it has no longer any sense. -- Sigmund Freud (1856-1939)

"Azizim, Shur, ilk konuşmamızı hatırlarsın. Artık taşıyamayacağım zaman gelince bana yardımcı olmaya söz vermiştin. Artık yalnızca işkence, ve (uzatmanın) bir anlamı yok." Günde 20 dolayında puro içen Freud daha 1923'de ilk kanser teşhisiyle çene ameliyatı geçirmiş, tedaviye artık yanıt alınamayan son günlerinde ise "It is tragic when a man outlives his body." (İnsanoğlunun vücudundan daha uzun yaşaması nekadar trajik) sözleri kayıtlara geçmişti...

I'd like to thank my family for loving me and taking care of me. And the rest of the world can kiss my ass. -- Johnny Frank Garrett (?-1991)

Katolik bir rahibeyi vahşiyane öldürmekten idam hükümlüsünün son dileği: "Aileme beni sevip baktıkları için teşekkür ederim. Dünyanın geri kalanı k**ımı öpsün..."

I know you have come to kill me. Shoot, coward. You are only going to kill a man. -- Ernesto "Che" Guevara (1928-1967)

"Biliyorum beni öldürmeğe geldiniz. Ateş et, korkak herif. Sadece bir adam öldüreceksin." Santa Clara'da Bolivya ordusu askerleri tarafından yaralanarak ele geçirilip "infaz" edilmeden az önce... Aslen Arjantinli olup, Küba devriminde de önemli rol oynayan "Che", 1960-70'li yılların büyük kült sembollerinden biriydi...

Dying is easy. Comedy is difficult. -- Edmund Gwenn (1875-1959)

İngiliz aktör. Hollywood'da da büyük ün yapmıştır. Seksenli yaşlarında hala sahnedeydi: "Ölmek kolay; komedi zor." (veya "Ölmek kolay; zor olan komedi...")

I only regret that I have but one life to lose for my country. -- Nathan Hale (1755-1776)

Amerikan bağımsızlık savaşı sırasında İngilizler tarafından yakalanarak idam edilen ünlü milliyetçi... "Ne yazık ki vatanım için verebileceğim yalnızca tek canım var." Kimilerine göre ise, son sözleri şöyledir: "It is the duty of every good officer to obey any orders given him by his commander-in-chief." ("Komutanı tarafından verilen bütün emirleri yerine getirmek her iyi subayın görevidir.")

My friend, the artery ceases to beat. -- Albrecht von Haller (1708-1777)

İsviçreli hekim, bilim adamı ve şair: "Dostum, (bu aşamada) atar damar artık atmaz olur." Haller'in son sözleri ayrıca şu şekilde de kaydedilmiştir: "It's beating--beating--beating--it's stopped." ("Atıyor -- atıyor -- atıyor -- durdu.")

It is unbelievable. -- Mata Hari (Margaretha Geertruida Zelle) (1876-1917)

Aslen Holandalı, Almanlar hesabına çalışan ünlü casus, Fransızlar tarafından kurşuna dizilmeden önce son sözleri sorulduğunda: "İnanamıyorum." (veya, "İnanılacak şey değil"; "İnanılmaz şey")... Ellerinin veya gözlerinin bağlanmasını reddetmişti. Komut verildiği anda, mangaya gülümseyip göz kırptığı söylenir. Bir söylentiye göre de, idam öncesinde bir rahibeye şunları söylemiş: "Death is nothing, nor life either, for that matter. To die, to sleep, to pass into nothingness, what does it matter? Everything is an illusion." ("Ölüm hiçbir şey... Aslına bakarsan, yaşam da hiçbir şey... Ölmek, uyumak, sonsuzluğa geçmek... Ne önemi var ki? Herşey bir yanılsama.")

Only one man ever understood me. And he really didn't understand me. -- Georg Wilhelm Hegel (1770-1831)

"Beni bugüne değin yanlız bir kişi anladı. O da aslında pek anlamadı." Marxist felsefenin kendini dayandırdığı belli başlı kaynaklardan olan Alman filozofun eserleri zor anlaşılır olmalarıyla ünlüdür. Marxizmin kaderine bakılırsa, onlar da pek anlayamamışlar diye düşünüyorum...

*  *  *  *  *  *  *

Değerli Okurlar, Bir Millet nasıl Oluşur, Oluşturulur? Bir ahlak nasıl oluşur, oluşturulur? Açın İnternet'i, "Ünlülerin Sözleri" türünden onbinlerce İngilizce/Amerikanca site var... Affedersiniz ama, Büyük Ata'nın, Büyük Şairimiz Nazım'ın, Büyük Fatih'in, yada Hacı Arif Bey'in son sözlerini bilen, hatırlayan, önemseyen var mı aramızda... Sonra, bakın çoğu Hollywood filmine: Herbiri insan olmanın, Amerikalı olmanın bir yönüne parmak basıyor... Geçenlerde TRT 1'i (tesadüfen!) açtım: Akşam üzeri, özellikle çocukların TV saati: Bir Yeşilçam filmi ve inanılmaz derecede rezil bir "ırza geçme" sahnesi... Pes doğrusu...

 

 
 
 
FOREIGN NEWS
LE PEN: BOMBASTIC, FIERY, THEATRICAL

Extreme-right leader Jean-Marie Le Pen, bombastic, fiery and theatrical, has been a fixture on the political scene for decades, playing on fears of immigration and vowing to keep France French

Paris, Associated Press

bombastic = abartmalı konuşarak, yüksekten atarak, şişirilmiş... fiery = ateşli, hararetli, kavgacı... theatrical = tiyatrovari, rollere bürünerek, abartılı... to vow = yemin etmek... to keep France French = Fransa'yı Fransız "tutmak", öyle olmasını/kalmasını sağlamak...

Brushing off charges of racism and anti-Semitism, the 73-year-old leader of the anti-immigration National Front party has wielded considerable influence over France’s right wing.

brushing off = süpürüp atarak (fırça ile çıkarıp temizlemek, kavramından)... charges = suçlamalar... anti-immigration = göçmen(lik) aleyhtarı... to wield considerable influence over = üzerinde oldukça büyük etkiye sahip olmak, bu etkiyi kullanmak... 

On Sunday, he stunned the political establishment by making it into the second round elections for presidency two weeks from now, shoving aside Socialist Prime Minister Lionel Jospin. Le Pen will now face President Jacques Chirac in a battle of the far right and the more moderate right.

to stun = şaşkınlıktan dondurmak... political establishment = mevcut siyasi yapı, "müesses nizam"... To make it into = başarmak... two weeks from now = iki hafta sonra... shove aside = dirsekleyip kenara iterek...  

Loud, sometimes almost thundering, Le Pen has put forth a ‘French first’ message that excludes immigrants.

loud, sometimes almost thundering = yüksek perdeden konuşan, kimi zaman da adeta gürleyen... to put forth = ortaya atmak, ortaya koymak, öne sürmek... to exclude = dışlamak (opposite of, to include)...

 

In his fourth presidential bid, Le Pen also effectively capitalized on his law-and-order message at a time when more and more French feel prey to violent crime.

his fourth presidential bid = cumhurbaşkanlığı için dördüncü girişimi (bid = teklif vermek, pey sürmek)...

GÖRÜYORSUNUZ: SÖZLÜK ANLAMI YALNIZCA KABACA BİR BELİRLEMEDİR; ANLAMI HERZAMAN İÇİN BAĞLAM BELİRLER...

to capitalize on = yararlanmak, faydalanmak (kendine sermaye yapmak, kavramından)... law and order = yasa ve düzen (nizam intizam, türünden tekerlemeli bir söz)... prey = av, avlanan, kurban... more and more French feel (themselves) prey to violent crime = gitgide daha çok Fransız (yurttaşı kendisini) şiddet suçlarına av/kurban hissediyor...

While the left howled in distress, ‘It’s not a surprise to me,’ said simply the former Foreign Legionnaire on the French television shortly after the first projections were announced.

the left = sol (cular)... to howl = ulumak, ulur gibi bağırmak veya sesler çıkarmak... distress = acı çeker, sıkıntılı durumda... simply = sadece... the former = eski (yabancı lejyoner)... first projections = ilk tahminler... 

A former paratrooper who fought in Indochina and Algeria, the silver-haired Le Pen strikes a chord among voters who fear that the French identity, and the French themselves, are being displaced by waves of Muslim immigrants, many of them from Africa.

silver-haired = kır saçlı... to strike a chord = hassas noktayı yakalamak, hitabetmek (= çekici gelmek, anlamında; akor vurmak, uyumlu sesler çıkarmak, kavramından)... to be displaced by = yerinden edilmek, yerine geçilmek... 

Le Pen often compares immigration to an invasion, and blames foreigners for rising unemployment and urban violence and he claims he is saying aloud what others think privately.

often compares immigration to an invasion = çoğu zaman (sıklıkla) göçmenlerin gelişini bir istilaya benzetiyor... to claim = iddia etmek, öne sürmek... to say aloud = yüksek sesle söylemek... what others think privately = başkalarının içlerinden düşündükleri şeyleri...  

   

ARTS & ENTERTAINMENT

BEING "JULIET" ON STAGE

Ballerina Elif Fırat, who has been dreaming of performing the role since she was 14, will realize her dream on May 11

Ankara (AA),  slightly modified from http://www.turkishnews.com.tr/

Ballerina Elif Fırat's childhood dreams will finally come true on May 11 when she steps on the stage as Juliet in Shakespeare’s famous love story...

Fırat started her dancing career when she was five. The talented dancer has since watched many videos of "Romeo and Juliet" performances from Kenneth McMillan to the legendary Nureyev.

talent = [tæ-lınt] yetenek, doğuştan yetenek... talented = [-lıntid] yetenekli, doğuştan yetenekli... legend = [le-cınd] efsane... legendary = [le-cındıri] efsanevi...

She felt on the top of the world when she heard that she had been chosen to perform the lead role. Fırat has been working with choreographer Andre Prokovsky for 20 days. Ballet dancer Bahri Gürcan and Fırat will enchant the audiences with 21st century’s ‘Romeo and Juliet’ on May 11.

choreography = KO-reografi (Şey, ayıp oluyo ama, o kadar çok KA'ralayan var ki, bir yazayım dedim...)

"It fascinates me," Fırat told Anatolia News Agency, adding that she was very happy to accept the role of Juliet. "This role is very special for me. Its theme and music fascinates me. I really feel part of this story," she said.

"I was dreaming of performing the role whenever I watched the play. I was asking myself whether I would ever have the chance to perform it. Finally, my dream has come true. I’m very happy."

Almula Özlem, who will take turns with Fırat in performing the role of Juliet, said her dream was to perform the leading role in "Don Quixote."

take turns = sırayla oynamak... Quixote = /kwik-sout/ okuyunuz...

A pair of star-crossed lovers

Set in Italy in the 1500s, Romeo and Juliet tells the story of two teenagers who pursue their love for each other despite the fact that their families have been at odds with each other for decades. The story combines sword fighting, disguise, misunderstanding, tragedy, humor, and some of the most romantic language found in literature.

star-crossed = bahtsız, kadersiz... The story is set in Italy = Öykü İtalya'da geçer... to pursue = [pö-syu] izlemek, takip etmek; burada "ısrarla sürdürürler" anlamı veriyor... to be at odds = anlaşmazlık içinde olmak, uyuşamamak, hasım olmak... for decades = onyıllardır (örneğin 30-40 yıldır)... sword fighting = kılıç döğüşü... disguise = kılık değiştirme, kimliğini gizleme... 

Choreography is by Andre Prokovsky, with costume design by Alexandre Vassiliev and set design by Robin Don. Other performers include Volkan Ersoy, Armağan Davran, Serkan Ceylan, Hakan Odabaşı, Ekin Cangal, Ertuğrul Bolat, Gamze Erbaş and Cevat Aydemir.

choreography = KO-reografi (Şey, ayıp oluyo ama bir daha yazayım dedim)...

 
 
WOW !!
MANBASHING !!

Diamonds are a girl's best friend. Dogs are man's best friend. So which is the dumber sex?

dumber = daha aptal...

Men are like fine wine: They all start out as grapes, and it is your job to stomp on them and keep them in the dark until they mature into something you'd want to have with dinner.

fine wine = iyi şarap... stomp on them = ayaklarının altına alıp çiğnemek...

Q: What does a neuron do in a man's brain?
A: It gets bored.

Erkek beyninde nöronlar ne iş yapar? Hiç, canları sıkılır...

Q: What's the best thing about your child turning 3 years of age?
A: Daddy now has someone who has more in common with him.

turning 3 years of age = 3 yaşına gelmesi...

Q: Why do women fake orgasms?
A: Because it's sad watching a grown man cry.

to fake orgasm = orgazm taklidi yapmak...

Q: Why do men only think of sex all the time and women don't?
A: Because women can think of more than one thing at a time.

at a time = bir defada, aynı anda, aynı zamanda...

Q: Why do men whistle when they're sitting on the toilet?
A: Because it helps them remember which end they need to wipe.

to whistle = 1. ıslık çalmak (buradaki anlam o); 2. düdük çalmak... Because it helps ...etc = Çünkü bu onlara hangi ucu sileceklerini hatırlatır...

Q: Why is food better than men?
A: Because you don't have to wait an hour for seconds.

seconds = sofrada ikinci yemeğin servis edilmesi (yani, çorbadan sonra et yemeği, gibi)...

Q: Why did God make man before woman?
A: You need a rough draft before you have the final copy.

rough draft = kaba kopya, ilk taslak...

 

WOW !!

GUYS ANSWER BACK !!

Young Son: Is it true, Dad, I heard that in some parts of Africa a man doesn't know his wife until he marries her?
Dad: That happens in every country, son.

***A man inserted an 'ad' in the classified: "Wife wanted". Next day he received a hundred letters. They all said the same thing: "You can have mine."

inserted = burada doğrudan doğruya "yayınlanması için verdi" anlamına (fiilin asıl anlamı "yerleştirmek, içine sokmak")... the classified = classified ads = bizdeki "küçük" ilanlar...

Q: Why do men die before their wives?
A: They want to.

Q: Do you know the punishment for bigamy?
A: Two Mothers-in-law.

bigamy = [bi-gımi] çift eşlilik, aynı anda iki kişiyle evli olma... Tekeşlilik = monogamy...

Q: How do you know when a woman is about to say something smart?
A: When she starts her sentence with "A man once told me..."

smart = zeki... (başka anlamı = iyi giyimli)...

Q: What do you call a woman who has lost 95% of her intelligence?
A: Divorced...

divorced = boşanmış...

Q: If your dog is barking at the back door and your wife is yelling at the front door, who do you let in first?
A: The dog of course. At least he'll shut up after you let him in...

to bark = havlamak... to yell = bar bar bağırmak... at least = hiç olmazsa, en azından...

Q: Why do men pass gas more than women?
A: Because women won't shut up long enough to build up pressure...

To pass gas = yellenmek, gaz çıkarmak... to build up pressure = yeterli basınç oluşturmak... (Erkekler neden daha çok gaz çıkarır? Kadınlar basınç oluşturacak kadar çenelerini kapatmazlar da ondan...)

A boy asked his father, "Daddy, how much does it cost to get married?" And the father replied,, "I don't know son, I'm still paying."

"Evlenmek kaça maloluyor, baba?" "Bilmem ki, evlat, hala ödüyorum"...

   

 

THIS WEEK'S CARTOON

Bu geceki tartışmamızın konusu iklim değişiklikleri...

   
   
CLEAN JOKE OF THE DAY
WHAT'S IN A PUSH !!

Loud pounding on the front door awakens a man and his wife at 3 AM. The man struggles out of bed and goes to the door, opens it, and finds an obviously drunken stranger standing in a pouring rain. Almost snarling because of the inconvenience, the guy says to the drunk, "Yeah, what do you want?" Would you give me a push?" the drunk slurs.

loud pounding = yüksek sesle güm güm vurma... almost snarling = neredeyse hırlayan (öfke) bir sesle... inconvenience = rahatsızlık... to slur = dili dolaşarak konuşmak (tam sarhoş ağzı)...

"Are you crazy? Not a chance," the husband answers. "For God's sake, dude! It's three o'clock in the morning!" He slams the door and returns to bed.

slams the door = kapıyı çarparak kapatır... for God's sake = Tanrı aşkına...

"Who was it?" asked the wife, not helping the situation in the least. "Some drunk asking for a push," he mumbles.
"Did you help him?" she asks. Now on the edge of exploding, the guy says, "NO! I didn't help him! It's three in the morning and raining like hell outside."

mumbles = mırıldanır, homurdanır... on the edge of exploding = patlamak üzere...

"Well, you've got a very short memory," says his wife. "Don't you remember when the car broke down when we were on the way to a party and those two guys helped us? I think you should help this poor man."

have a very short memory = nede çabuk unutuyorsun...

Now wide awake and knowing he'll be unable to go back to sleep, the husband went to the front porch and stood in the driving rain.

"Hey, are you still out there?"
"Yeah", comes the answer.
"Do you still want a push?" asks the husband.
"Yes, please!" comes the reply from the dark.
Unable to see anything or anyone in the dark, the husband asks, "Where are you?"

"Over here -- on the swing," the drunk said.

Buradayım -- salıncaktayım...

*  *  *  *  *

 
DIRTY JOKES OF THE DAY
VIAGRA FOR CLEANLINESS !!

An elderly gentleman went to see his doctor and asked for a prescription of Viagra. The doctor said, "That's no problem. How many do you want?" The man answered, "Just a few, maybe 4, but cut each one in 4 pieces."
The doctor said, "That really won't do you any good."
The elderly gentleman said, "That's alright. I don't need them for sex anymore as I am over 90 years old. I just want it to stick out far enough so I don't pee on my shoes."

prescription = reçete (yazmasını istedi)... stick out far enough = yeterince öne doğru çıksın... to pee = "küçüğünü" yapmak...

 

SHE WOULDN'T MINCE HER WORDS

"It's just too hot to wear clothes today," Jack said as he stepped out of the shower, "Honey, what do you think the neighbors would think if I mowed the lawn like this?"

not to mince one's words = lafını esirgememek... to mow the lawn = çimleri biçmek...

"Probably that I married you for your money," she replied.

 

THREE OLD LADIES & THE FLASHER

There were three old ladies sitting on a park bench talking amongst themselves when a flasher came by.
The flasher stood right in front of them and opened his trench coat.

flasher = teşhirci (uzun paltolulardan)... trench-coat = trençkot, yağmurluk...

Well, the first old lady had a stroke.
Then the second old lady had a stroke.

sözcük oyunu: to have a stroke = 1) felç olmak, inme inmek; 2. şöyle bir okşamak...

The third old lady had arthritis and couldn't reach that far.

Üçüncü hanımın artiriti vardı ve okadar uzağa uzanamıyordu... Tabii, "to have a stroke" ile ne kastedildiğini bu noktada anlıyoruz...

 

 READING FOR FUN 

 SIGNS AROUND THE WORLD 

Outside a Paris Lady's Dress Shop:
"Women have fits upstairs"
(a tailor's fitting = terzi provası... to have a fit = asabi kriz geçirmek)

Outside a Small Hotel in Vienna:
"Patrons should feel free to take advantage of the chambermaid"
(to feel free = kendini serbest hissetmek... to take advantage of = zaafından yada zor durumda olmasından yararlanmak)

Outside a men's laundromat in the Netherlands:
"Men feel free to drop your pants here."
(Buraya atınız demek istemişler ama "aşağı indirin" olmuş... pants = pantolon (USA); külot(GB))

A sign in Texas:
KEEP OUT! TRESPASSERS WILL BE SHOT.
(Survivors will be prosecuted)
(İzinsiz girenler vurulacaktır. Sağ kalanları mahkemeye vereceğiz)

On the tap in a Finnish washroom:
To stop the drip, turn cock to right.
(Damlamayı kesmek için musluğu sağa çevirin, demek istemişler ama, "(Külota) damlamasını enegellemek için, ç**ünüzü sağa çevirin" olmuş)

In the window of a Swedish furrier:
Fur coats made for ladies from their own skin.
(Kendi getirdikleri kürklerden dikiş yapılır, demek isterken...)

From the Soviet Weekly:
There will be a Moscow Exhibition of Arts by 15,000 Soviet Republic painters and sculptors. These were executed over the past two years.
(to execute = Bu fiilin ifa etmek, yapmak anlamı da vardır, ama ne yazık ki burada "idam edildiler" anlamı kazanıyor)

Sign on a repair shop door:
We can repair anything. (Please knock hard on the door - the bell doesn't work)
(= Herşeyi onarabiliriz. Lütfen kapıyı yüksek sesle çalınız. Zil çalışmıyor)

Spotted in a safari park:
Elephants please stay in your car.
(spotted = görüldü... Noktalama işareti yada satır bölünmesi kullanmayınca "Ey filler! Lütfen arabanızdan dışarı çıkmayın, olmuş)

Notice in health food shop window:
Closed due to illness.
(Sağlıklı yiyecekler satan dükkan niye kapalı ?? -- hastalık yüzünden!)

Seen in a Coventry Factory:
Any member of staff who needs to take the day off to go to a funeral must warn the foreman on the morning of the match.
(Cenazeye gitmek için izin alacak olanlar ustabaşına maç sabahı bildirsinler!!)

Outside a second-hand shop:
We exchange anything - bicycles, washing machines etc. Why not bring your wife along and get a wonderful bargain?
(Herşeyi değiştiriyoruz: Karınızı da getirip kelepir birşeyler kapatın!!)

Modified from several sources on the Net...

 

         

ANASAYFA  --  TESTLER  --  OKUMA  --  EĞLENCE