Doç. Dr. Yalçın İzbul

Hacettepe Üniversitesi eski öğr. üyesi

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

A Free Bilingual Electronic Ezine

Issued Every Wednesday

August 28, 02 - 0040

Dearest Members, By your gracious leave, I'll now play the wise but pedantic councillor Uncle İzbul and do my utmost to bore you with my superfluous witticisms and advice... Here goes it then:

Yukardaki paragrafı rahatça anlayabildiyseniz, Yeni Kitabım hakkında bilgi edinmenize gerek yok, anlamına geliyor...

“It is easier to do a job right than to explain why you didn’t.” --Martin Van Buren

Remember that no one attains success for coming up with ingenious justifications for why their work is both late and lousy. (Kimse çalışmalarının neden gecikmiş/kötü olduğunu açıklayan dahiyane mazeretler uydurarak başarıyı yakalayamaz...)

 

“An investment in knowledge always pays the best interest.” --Benjamin Franklin (En iyi getiri, herzaman için bilgiye yapılan yatırımdadır...) -- Remember this, Dearest Members: Just check on the career of successful people, and you'll see that they are life-long learners. Be it in seminars, or in the pursuit of advanced academic degrees, or simply in self-study, they keep up with the trends and novelties in their profession. It is the best investment of time and energy a man/woman can make. “Opportunity has spread its wares before you.” -- Napoleon Hill (Fırsat Tanrısı, mallarını sermiş sizleri bekliyor...) The trick is recognizing them... Püf noktası, fırsatları tanıyabilmek...

Yeni Kitabım hakkında bilgi için

   TIKLAYINIZ  

 

PEOPLE AND EVENTS
THE REBIRTH OF THE MINELAYER NUSRET

from The NTVMSNBC, News in English http://www.ntvmsnbc.com

A Piece Of History Is To Be Restored To Its Former Glory

August 14— A small warship that helped change history and that symbolises the Ottoman victory in the 1915 Çanakkale (Gallipoli) Campaign is to be salvaged, restored and converted into a museum.

rebirth (ri-börØ, düm-tek düzeninde) = yeniden doğuş... minelayer = mayın döşeyici (to lay - laid - laid = yaymak, sermek kavramlarından)... minesweeper = mayın tarayıcı (sweep - swept - swept = süpürmek kavramından)... Metinlerden anladığım kadarıyla, pek az gemide her iki özelliğin birlikte olma durumu var, ama bu benim cahil mantığıma ters geliyor -- denizci bir arkadaş açıklık getirirse sevinirim...

is to be restored = restore edilecek (to be + mastar yapısı gelecek zaman bildirir. Burada: to be + be restored, pasif)...  former glory = önceki şan, eski ihtişam (ayaküstü şiir de yazdık!!)...

symbolyse = -yse mı yoksa -yze mı? Bu çetrefil konuyu işleyen bir çalışmayı websitemize ekledim. http://www.ingilizce-ders.com/ingilizce-ders/diger-kaynak/co-build.htmadresinde madde 3'e bknz.

to salvage (sæl-vic, düm-tek düzeninde) = kurtarmak (buradaki gibi, veya yangından vb ile sınırlı kullanınız; yani örneğin insan hayatı filan için kullanılmaz)... to convert = dönüştürmek... Onun için üstü açılır/kapanır arabalar yada ulusal paralar "convertible" oluyor, yada olmuyor...

The minelayer Nusret, which for many years has been lying half sunk and abandoned in the port of Tarsus in the southern province of Mersin, is to be raised and restored.

The = gemi isimlerinden önce "the" kullanılır: The Yavuz, gibi... half sunk = Bu deyim kullanılmaktadır, ancak to sink - sank - sunk fiilinin (az sayıdaki öteki başka fiiller gibi) past participle'ı (üçüncü hali) sıfat olarak kullanıldığında farklıdır: SUNKEN -- Yani "a sunk ship" diyemezsiniz, "a sunken ship" demek zorundasınız...

During the Çanakkale War, known to the rest of the world as the Gallipoli Campaign, the Nusret won a place in history due to her contribution to the defeat of an Anglo-French fleet that was attempting to force its way through the Dardanelles.

campaigne (kım-peyn) sözcüğünün anlamı için iyi bir örnek: Gelibolu Muharebeleri: sürdürülen, birbiri ile bağlantılı bir dizi aksiyon... "wholesale war" - topyekun savaş yerine, belli bir amaca dönük bir "sefer" diyebiliriz; ancak birden fazla muharebe ve ilgili aksiyonları içerecektir...

to force one's way through = zorla geçmeğe çalışmak...

On the night of March 7-8, the vessel, under the command of Captain Hakkı Bey, laid a field of 26 mines in the waterway, in an area where Allied warships had been observed to manoeuvre during earlier bombardments of the Ottoman defences.

vessel = tekne, sandaldan transatlantik'e hertürlü deniz aracı... waterway = denizde geçiş yolu... alliance (ı-la-yıns) =ittifak... ally (e-lai) = müttefik (çoğul: allies)...  the Allied Forces = 1. Dünya Savaşındaki Müttefik Kuvvetler...

On March 18, when the Allied fleet of 18 battleships entered the strait, three of the vessels: the British warships Ocean and Irresistible and the French battleship Bouvet, struck mines laid by the Nusret and were sunk. Three other ships, the French Suffen and Gaulois and the Royal Navy battle cruiser Inflexible were damaged by shell fire from the shore.

fleet = filo... the strait = boğaz (Çanakkale Boğazı kastediliyor)... the Dire Straits ("uğursuz, meşum, tehlikeli, felaketli boğazlar" -- en beğendiğim müzik gruplarından)...

to strike - struck - struck = vurmak çarpmak, fiilinden... strike = grev (işvereni çarpmak?)... Bu fiilin de sıfat türevi farklıdır: stricken... Örnek: panic-stricken crowds = paniğe kapılmış kalabalıklar (paniğin vurduğu)... battle = muharebe... cruiser (kru-zı) = "kruvazör"... to cruise = denizde (sürekli ve normal hızda) seyretmek, yada gezmek... (Arabanızda da, uzun yolda "cruising speed" yapıyorsunuz: ortalama rahat hız)... shell fire = top ateşi...

After the naval defeat the Allied commanders then launched an invasion of the Gallipoli Peninsula, withdrawing after seven months of fighting, defeated by the Ottoman army under the command of the German General Liman von Sanders.

naval (ney-vıl) = denizciliğe veya donanmaya ilişkin (navy = donanma, sözcüğünden)... to launch (lo:nç) = 1. başlatmak; 2. denize tekne indirmek; 3. havaya/uzaya füze/uydu vb fırlatmak... to withdraw = geri çekmek veya çekilmek (yani pekçok başka fiil gibi, hem geçişli hem geçişsiz kullanılabilir). withdrawal symptoms = ilaç/uyuşturucu bırakma semptomları/sıkıntıları... withdrawal method = şey, nasıl söylesem ki: bir doğum kontrol yöntemi işte...

Mustafa Kemal, later to be known as Atatürk and become the founder of the modern Turkish republic, served with distinction during the land campaign, twice thwarting Allied advances.

to thwart = boşa çıkarmak, "akamete" uğratmak... served with distinction ("distinct" sözcüğünden) = seçkin hizmet verdi, hizmetiyle dikkatleri üzerinde topladı... land campaign = kara savaşları...

The Turkish company Ç**** Mühendislik, which won the tender to salvage and restore the Nusret says that the work to return the minelayer to its original form will take about 90 days.

tender = ihale...

 

GLOBALIZATION & THE NATION STATE
WHERE DO WE STAND NOW?
AN OVERVIEW -- 6

DİKKAT: Bu metnin geliştirilmiş yeni baskısı için,

 TIKLAYINIZ

The World Is Really Turning Into A "Global Village."

What kind of a century will this new century be? What will be the characteristics of the Global World?

It is possible to make virtual journeys via infinite information highways to the most remote places of the world; accordingly, a massive change has taken place in all the fields from economics to politics, from culture to science.

virtual = işte Türkçe'de "sanal" sözcüğü ile karşılanan sözcük!... Asıl anlamı, "gerçeğe yakın, hemen hemen gerçek"... Nitekim, "virtually" türevi "almost" ile eşanlamlıdır ve çok sık kullanılan bu sözcük Türkçe'de "neredeyse, hemen hemen, %99.9 oranında" şeklinde çeviri veriyor...

infinite = sonsuz... information highway = "bilgi otoyolu"... remote (ri-mout) = çok uzak, kuş uçmaz kervan geçmez, ücra...

The whole world has turned into a big market thanks to the Internet. The dimensions that the global market will take in the 21st century will be extremely striking.

thanks to = sayesinde... striking = çarpıcı, dikkate değer... (to strike = 1. vurmak, çarpmak; 2. grev yapmak (işvereni çarpmak kavramından?)...

At the turn of the 20th century, the Head of the U.S. Patent Department told the then U.S. President: "everything that can be invented has already been invented. Close down the Patents department." 4.5 million inventions have been made since then.

the turn of the century = yüzyılın başı... "Close down the Patents department" = Patentler Gn. Md.lüğünü kapatın... since then = o günden bu güne...

Robert Millikan, the Nobel Prize Winner in Physics in 1923, cut it short by saying: "Man has no possibility of making use of the power of the atom" We all know what has happened since then. Taking into consideration these examples, one could easily conjecture that the enormous developments in science and technology will continue.

cut it short = "uzun sözü kısa etti", lafı uzatmadan söyledi, kestirmeden söyledi... to conjecture = to guess, tahmin etmek...

The invention of new vaccines in the field of medicine and transplantations, the profound improvements in genetics, the increase in the average life span, new inventions concerning the human brain will continue and humanity will come across many good news.

vaccine (vık-si:n) = aşı (medikal)... profound = derinlerde, kökü derinlere giden, deruni -- çoğu zaman burada olduğu gibi, "çok büyük, çok etkileyici, büyük çapta" gibi anlamlarla bir pekiştirici olarak karşımıza çıkabilir...

life span = ömür... average life span = ortalama ömür... (açıklama: to span, fiili "X noktasından Y noktasına kadar kapsamak" gibi bir anlam taşır)... concerning (kın--niN) = Bu sözcüğü kendinize kazandırın; çok yararlı = konusunda, ilişkin olarak...

Democracy will continue to spread and to strengthen on a global level.

to strengthen = kuvvetlendirmek, güçlendirmek ("strong" dan çağrıştırınız)... Kanımca, öncelikle bir vt (transitive verb - geçişli fiil: yani nesne alması gerekiyor. Ama Google'da yaptığım araştırma, "native speakers" tarafından az da olsa buradaki gibi geçişsiz fiil niteliğiyle de kullanıldığını gösterdi. Belki de çok yeni bir gelişme. Dolayısıyla, yanlış diyemeyeceğim ama, siz yine de bu yaygın ve güçlü sözcüğü şimdilik geçişli bir fiil olarak kullanmayı sürdürün...

New codes of conduct and values will appear in every area from economics to politics, from culture to education.

code of conduct = davranış kuralları, adab-ı muaşeret... code of values = değerler silsilesi, değerler "manzumesi" (eski dilimizden bazı şeyleri atmakla hata ettik galiba -- Ben de Atatürk gibi yıllar geçtikçe çocukluğumun dilini özlemeğe başladım galiba...

The state will be rebuilt according to the needs of the century, thereby gaining a structure that allows it to enact at a level closest to its citizens.

to rebuild - rebuilt - rebuilt = yeniden inşa etmek... thereby = bu yoldan, bu şekilde... to enact = (burada) davranmak, (devlet olarak) hükmetmek, yasamak, ama genelde "harekete geçmek veya geçirmek, yapmak, ifa etmek" gibi bir anlam verebilir. En iyisi, her karşılaştığınızda bağlamdan gelen kavramı yeniden değerlendirin.

The power and the activity of the civil society will also increase giving a new dimensions to participation. There will be a transition from representative to participatory democracy.

representative (repre-zen-tıtiv, teke-düm-teke düzeninde) = temsili, temsilci... participatory (partisi-pey-tıri, teketek-düm-teke düzeninde)= katılımcı...

Electronic working environment will turn the world into a single market that operates for 24 hours, the concepts of time and place will lose their meaning, and firms of all sizes will be able to do business on a global level.

What matters will no longer be the origin of the firms, but rather where they produce thereby providing employment and welfare.

Önemli olan artık şirketlerin hangi ülke menşeli (kaynaklı, çıkışlı) oldukları değil, nerede üretim yaptıkları ve bu şekilde (nereye) istihdam ve refah sağladıkları olacaktır...

 
 
 

 

 CHUNKS OF WISDOM OR DROPLETS OF BANALITY ? 

 MISCELLANEOUS 

"It is a miracle that curiosity survives formal education." -- Albert EINSTEIN

Okullardaki eğitimin insandaki araştırma merakını tümüyle öldürememesi bir mucize...

In the depth of winter, I finally learned that there was in me an invincible summer. -- Albert CAMUS

winter - summer = burada mecazi: "içimdeki kış - yaz"... invincible (in-vin-sibıl, tek-düm-teke düzeninde) = yenilmez, mağlup edilemez

All success comes from a combination of implementation and knowledge. Knowledge alone is meaningless without action. -- Brian KOSLOW

implementation (implimen-tey-şın, teketek-düm-tek düzeninde)  = yapma, yürürlüğe koyma, fiiliyata geçirme... Bir deyim vardı eskiden, "kuvveden fiile çıkarma" galiba... to implement (imp-lıment, düm-teke) fiilinden... knowledge alone = tekbaşına bilgi...

Yesterday is not ours to recover, but tomorrow is ours to win or lose. -- Lyndon B. JOHNSON

to recover (ri-ka-vı, tek-düm-tek) = (burada) yeniden ele geçirmek, kaybettiğini bulmak...

The proper function of man is to live - not to exist. -- Jack LONDON

"Var" olmak değil, YAŞAMAK !!...

If you would have a faithful servant, and one that you like, serve yourself. -- Benjamin FRANKLIN

fairthful (feiØ-ful, düm-tek) = sadık, bağlı... Hem sadık hem seveceğim bir hizmetkarım olsun derseniz, kendi kendinize hizmet ediniz...

If we get everything that we want, we will soon want nothing that we get. -- Vernon LUCHIES

İstediğimiz herşeyi elde ediyorsak, çok geçmeden elde ettiğimiz hiçbirşeyi istemez hale geliriz...

There are people in the world so hungry, that God cannot appear to them except in the form of bread. -- Mahatma GANDHI

Bu dünyada öylesi aç yaşayan insanlar var ki, Tanrı onlara ancak bir somun ekmek suretinde görünebilir...

*  *  *  *  *

  Or, As Robert Frost Once Put It  

"In three words I can sum up everything I've learned about life: It goes on."

 

 

 

 
   

 

 İNGİLİZCE KONUŞMAK İSTİYORUM !! 

 KONUŞMADA İÇERİK

    İki sayı önce bu sütunlarda açtığım tartışmada, 4. madde olarak konuşmada içerik'ten söz etmiştim: Yani, konuşacağınız konuya özgü deyim, deyiş ve kalıplar... O konuya özgü anlatım tarzı...

    Örneği tekrarlarsak, diyelim ki "obesity" konusunda İngiliz, Amerikalı yada Yeni Zelandalı tıp uzmanlarıyla çok rahat konuşuyor, ama iş bakkaldan peynir ekmek almağa geldiğinde çaresizliğe düşüp, işi el işaretleri ile çözmek zorunda kalıyorsunuz...

    İşte küçük bir test daha: Bir yabancı ile "dünyamızın bugünkü hali ve küreselleşme" konusunu tartışmak istiyorsunuz.

    Öyleyse aşağıda verdiğim kalıpların İngilizce'lerini söyleyiniz. Vereceğim örneklerin hepsi önceki sayılarımızda geçmiş olan deyişler. Yanıtlar daha aşağıda...

    [Not: Bir sözü söylemenin birden fazla yolu olabilir: Öyle olmasaydı, çeviri makineleri çoktan piyasada satılıyor olurdu...]

SUGGEST ENGLISH EQUIVALENTS FOR THE TURKISH EXPRESSIONS BELOW:

Aşağıdaki Türkçe İfadeler İçin İngilizce Karşılık Öneriniz:

1. nükleer silahlar ve kıtalararası füzeler... 2. kıt kaynakları insanlığın yararına kullanmak... 3. yolsuzluk ve israftan arınmış olmak... 4. yoksulluğa karşı mücadele (veya, savaşım)... 5. hızlı nüfus artışı... 6. çevre koruma (veya, çevreyi)... 7. ulusal bağımsızlığı küresel işbirliği ile uzlaştırmak... 8. dünya barışını korumak için... 9. uluslararası işbirliği için vazgeçilmez bir model... 10. tek bir pazar, ortak bir para ve bir gümrük birliği... 11. siyasal birlik üzerine odaklanmış... 12. eğitim ve tıp hizmetlerine erişim... 13. refah, barış ve istikrar... 14. sürdürülebilir kalkınma (gelişme)... 15. hala gündemde...

ANSWERS

1. nuclear weapons and intercontinental missiles... 2. to utilize the scarce resources for the benefit of mankind... 3. to be free from corruption and waste... 4. struggle against poverty... 5. rapid population growth... 6. environmental protection (or, protection of the environment)... 7. to reconcile national independence with global cooperation... 8. to preserve world peace... 9. an indispensable model for international cooperation... 10. a single market, a common currency and a customs union... 11. focused on political unity... 12. access to education and medical services... 13. prosperity, peace and stability... 14. sustainable development... 15. is still on the agenda...

 
 
 
EXERCISE
 
ÖNEMLİ NOT: Burada Sunduğum Test, Yeni Kitabımın "Dolaylı Anlatım" Bölümünden Alınmış Olup, Kişisel Yararlanmanız İçindir. Elektronik Ortamda Olsun Yada Olmasın Hertürlü Çoğaltma ve Dağıtım Hakları Saklıdır.

 Aşağıdaki tümceleri "direct speech", dolaysız anlatıma dönüştürünüz. Konuşan kişi aslında ne demektedir / demişti? Konuşma ortamının farklı yorumlanması sonucu aramızda oluşabilecek ufak tefek farklılıkları (yapısal yanlışlık olmaması koşuluyla) görmezden gelebilirsiniz

1) I warned/told the boys not to swim out too far.

2) She offered to bring me some coffee.

3) He kept wondering whether he should wait for them or go on his own.

4) He asked her where she lived and if it was very far from where they were.

5) Ali was shouting at me, repeating that we were already late.

6) She greeted me, thinking I was a stranger, and asked if I'd ever been there before.

7) She said that her father had died the year before.

8) He said he had seen her two days before.

9) Güneş said that he would/should like to take some photographs of them.

10) Ali said that it was time they began thinking about their holidays.

 

YANITLAR

1) Don't swim out too far, boys! (You mustn't swim out too far...)

2) Shall I bring you some coffee?

3) Should I wait for them or should I go on my own? (I keep wondering whether I should wait for them or go on my own...)

4) Where do you live? Is it very far from here?

5) Don't you hear me! I've been telling you we're already late. (I keep telling you we're already late!)

6) Hello, stranger! Have you ever been here before?

7) We planted this tree three years ago.

8) I saw her two days ago.

9) I would / should like to take some photographs of you.

10) It's time we began thinking about our holidays. (Bknz. "Dilek Kipi," The Subjunctive Mood Bölümünde, dolaylı anlatım kuralları)

ÖNEMLİ NOT:

Burada Sunduğum Test, Yeni Kitabımın "Dolaylı Anlatım" Bölümünden Alınmış Olup, Kişisel Yararlanmanız İçindir. Elektronik Ortamda Olsun Yada Olmasın Hertürlü Çoğaltma ve Dağıtım Hakları Saklıdır.)

Kitap hakkında bilgi için

   TIKLAYINIZ  

 
   

THIS WEEK'S CARTOON

EĞİTİM DÜNYAMIZDAN !!

"Güncel Olaylar" projem gecikti diyorsanız, Tarih Ödevime sayın, Hocam...

   
 
   
CLEAN JOKES OF THE DAY
SMART ALECKS !!
UYANIKLAR !!
( "uyanıklar da, yuttuk mu sanki ??" nüansı ile )

*  *  *  *  *

Boy: Will you punish me for something I didn't do?

Teacher: Of course not!

Boy: Good, 'cause I didn't do my homework!

*  *  *  *  *

Dentist to Patient: "Would you help me? Could you give out a few of your loudest, most painful screams?"

give out a few screams ("let out" daha da güzel olurdu...) =salıvermek, koyuvermek...

Patient: "Why, Doc? It isn't all that bad this time."

Dentist: "There are so many people in the waiting room right now and I don't want to miss the 5 o'clock football game."

*  *  *  *  *

A guy says, "For our Twentieth Anniversary, I'm taking my wife to Australia."

taking my wife to Australia = karımı Avustralya'ya götürüyorum... ("Take me with you = Beni de yanında götür" demektir...)

His friend says, "That's going to be tough to beat. What are you going to do for your Twenty-fifth Anniversary?"

tough to beat = bundan daha mükemmelini, bunu aşacak birşey yapmak zor... ("20. yıldönümünde bunu yapıyorsan, 25. yıldönümünde bunu gölgede bırakacak ne yapabilirsin ki?)

The first guy says, "I'm going to go back and get her."

Gidip onu geri getireceğim!...

 
NAUGHTY JOKE OF THE DAY
CHANGE OF UNIFORMS

A police officer, though scheduled for all-night duty at the station, was relieved of duty early and arrived home four hours ahead of schedule, at 2 AM.

scheduled (şe-cuıld) = "programlanmış" (tüm gece nöbette kalacaktı, ama.)... station = (burada) polis "istasyonu" (karakol)... relieved of duty = görevden erken ayrılmasına izin verildi... hours ahead = saatlerce önce...

Not wanting to wake his wife, he undressed in the dark, crept into the bedroom and started to climb into bed.

to creep - crept - crept = sürünmek, sürünerek hareket etmek... crept into the bedroom = sessizce girdi... to climb into bed = "yatağa tırmandı" deyişi, tıpkı Türkçe'de de olacağı gibi, ki,şinin çok yorgun olduğunu bize anlatıyor...

She sleepily sat up and said, "Mike, dearest, would you go down to the all-night drug store on the next block and get me some aspirin? I've got a splitting headache."

to split = (vurup) ikiye ayırmak veya ayrılmak... splitting headache = insanın başımı "çatlatan" bir başağrısı...

"Certainly, honey," he said, and feeling his way across the room, he got dressed and walked over to the drug store.

feeling his way = yolunu el yordamıyla bularak...

As he arrived, the pharmacist looked up in surprise, "Say," said the druggist, "aren't you Officer Fenwick of the 8th District?"

eczacı = pharmacist (US), chemist (UK)...

"Yes, I am," said the officer.

"Well, then, what in the world are you doing in the Fire Chief's uniform?"

what?, who?, yerine, what/who on earth?, what/who in the world? gibi anlatımlar vurgu içindir: Kim/ne yahu, Allah aşkına, der gibi... the fire chief's uniform = itfaiye müdürünün üniforması...

 
 
 
 READING FOR FUN 

 WORD STUDY !!  ETYMOLOGY OF "SHIT"

etymology : /eti--lıci... noun... inflected form(s) : etimologies... Middle English ethimologie, from Latin etymologia, which, in turn, is from the Greek etymon ("true meaning of a word") and logia  ("the study of")... 1 : the history of a linguistic form, tracing its evolution since its earliest recorded occurrence in the language... 2 : a branch of linguistics concerned with etymologies...
etymo-log-ical
: adjective
etymo-log-ically :
adverb

["in turn" deyimini Türkçe'ye herzaman "ki o da / ki bu da" şeklinde çevirmeniz gerektiğini unutmayınız]

*  *  *  *  *

Ever wonder where the word "shit" comes from?... Well, here goes the whole story...

Ever wonder... etc = Do you ever wonder...

A long time ago, certain types of manure used to be transported (as almost everything was back then) by ship.

back then = eskiden o zamanlar... manure = mı-nyüır = tabii gübre, özellikle de ağıl, ahır gibi yerlerde çöplerle karışık biriken gübre...

In dry form, manure weighs a lot less, but once sea water hit it, the manure became heavier and the fermentation process began again (the by-product being methane gas).

to weigh = (ağırlık ile ilgili) çekmek, gelmek... "weighs a lot less" = çok daha hafiftir. weight (ad - noun) ile karıştırmayınız... "to weight" şeklinde bir fiil vardır, ama anlamı tümüyle farklı. (Gerçi, pasajı internet'te kendi anadilinde bile yanlış yazılmış buldum ya, neyse)...

Paragrafın ortasındaki "tense" değişikliğine dikkat ediniz. "Bu işler eskiden böyleydi" kavramının gereği... end-product = amaçlanan, elde edilen ürün; by-product = yan ürün (isteseniz de istemeseniz de)... being = olmak üzere...

As the manure was stored below decks in bundles, methane began to build up, and the first time someone
came below deck at night with a lantern... BOOOOM!

to store = depolamak, istiflemek... deck = güverte... bundle = demet, balya... lantern = (læn-tırn) lamba...

I am a green lantern; I burn and turn; And when it comes to Feyenoord; I just go POOOPH !!  = Ben bir yeşil fenerim; hem yanar hem dönerim; İş Feyenoord'a gelince; PUF diye sönerim... (Fener'e çok kızgınım... Bu arada "poooph" sözcüğü İngilizce'ye benim armağanım olsun...)

Several ships were destroyed in this manner, before it was discovered what was happening.

After the discovery, bundles of manure were always stamped with the term "S.H.I.T" on them, which translated as: "Ship High In Transit". In other words, high enough off the lower decks, so that any water which came into the hold would not touch the volatile cargo and start the production of methane gas.

were stamped = damgalanıyordu... "Ship high... etc" = to ship, burada emir kipinde fiil = Sevkediniz, Naklediniz, Gemide/Denizde taşıyınız: Yani, "Yolculuk sırasında gemide yüksek bir yerde tutunuz"... hold = gemi ambarı... volatile = dengesiz, değişken; (kimya) gaz haline geçebilen, kolay geçebilen...

Betcha you didn't know that one....

Betcha  (beç-ya) = I bet you that = Sizinle bahse girerim ki... Eminim ki... (Daha az sıklıkla "I betcha" şeklinde de işitilebilir. Bir başka yaygın ve ilginç deyiş ise  "You betcha" = Ne demezsin, kesinlikle öyle, hiç şüphen olmasın..." gibi anlamlar veriyor.

Modified/adapted from several sources over the 'Net... (Hernekadar etini internetten topluyorsam da, kemiğinden ayırıp, tuzunu biberini salçasını eklerken belli bir emek veriyorum. Alıntılarınızda kaynağınızı da anarsanız sevinirim...)

 

         

ANASAYFA  --  TESTLER  --  OKUMA  --  EĞLENCE