Doç. Dr. Yalçın İzbul

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

A Free Bilingual E-Zine

November 6, 2002

# 0050

 

 

 

 Dearest Members...

Thanking You All for your Continuing Support on the Occasion of this Issue

 # 50 !!

 

 

       

 

 

 
QUIRKY NEWS !!

Men Join Women on Pirelli Calendar

The world's most famous calendar is to feature men alongside scantily clad women in a break from convention.

calendar / kæ-lındır/ = takvim... to feature = baş rolde olmak, ön planda sunmak... feature film = seanstaki "esas" filim ( reklam, fragman vb'den sonraki) ... alongside = yanısıra... scantily clad = bi gayret çıplak (bu iki sözcüğü ayrı ayrı öğrenmenize gerek yok; ama birlikte hoş ve sık kullanılan bir deyim)...

break = kopma, ayrılma... convention = gelenek, âdet, alışılmış uygulama... break from convention = geleneğin dışına çıkma, alışılmışlıktan uzaklaşma...

Renowned photographer Bruce Weber says he is "tired" of separating the sexes for the shoots for the Pirelli.

renowned / ri-naund/ = ünlü (sıfat)... to be tired of = bıkmış olmak... to separate = ayırmak, ayrılmak. DİKKAT: "seperate" yazanları vurun!!... shoot = çekim, fotoğraf veya filim çekimi (to shoot a film)...

Dearest Members, I'm afraid you'll have to get hold of a Pirelli Calendar to view these lovely ladies in their "scantily clad" selves...

Next year's calendar returns to the traditional tastefully shot bare flesh after cutting down on the nipple count last year.

tasteful = zevk sahibi, ince ve görgülü...  the traditionally tasteful shot bare flesh = geleneksel bir incelikle fotoğraflanmış çıplak vücutlar... to cut down on = azaltmak...

the nipple count last year = (geçen yıl sırf çıplaklık sergilemek için çekilmiş pek sanatkarane sayılamayacak bir sürü çıplak resim bulunduğu anlaşılıyor. "nipple count" = meme ucu sayımı)...

The calendar features a topless Sophie Dahl who said the presence of the male models on her shoots in Italy had made her more nervous.

nervous = Biliyorsunuz bu sözcük Türkçe'ye çok zor çeviri veriyor. Örneğin buradaki karşılığı, kesinlikle "asabi" değil. = "Kendimi rahat hissetmiyordum, elim ayağım titriyordu" diyor Dahl kızımız...

She stated: "Having the men there made me incredibly shy. I don't know if anybody else felt like that. I was feeling like a 13-year-old schoolgirl would."

incredibly = inanılmaz şekilde... shy = utangaç...

(Adapted from http://www.ananova.com)

   
MORE QUIRKY NEWS !!
Maradona Fans Set Up Church To Worship Their Idol

Maradona fans who set up their own church to worship their idol have celebrated their "Christmas" - on his birthday. About 100 members of the "first Maradonian church" marked the footballer's 42nd birthday with a service.

to set up = kurmak, tesis etmek... to worship = tapmak, tapınmak... idol / ay-dıl/ = put, ilah, çok sevilen ve örnek alınan kimse... to mark = kutlamak... service = ayin...

The Hand of God church was established in the Argentinian town of Rosario by founders Hernán Amez, Hector Campomar and Alejandro Verón. The trio told sports newspaper Diario Ole that they have been celebrating Christmas on October 30 since 1999.

founders = kurucular...

"We believe he is football's god. So, for us, this is the 42AD," they said, explaining that 'AD' stands for After Diego. The followers call themselves Diegorian Brothers and have chosen his book, I Am Diego, as their bible.

ÇOK ÖNEMLİ : BC; AD = Lütfen alttaki "vocabulary study" bölümüne bknz...

On his birthday, they celebrated by reading their own version of the Ten Commandments which include: "You will be only a fan of Maradona not any football club in particular."

the Ten Commandments = On Emir... "You will be only... etc" = Herhangi belli bir takımı tutmayacaksın; yalnızca Maradona taraftarı olacaksın...

In the ceremony, they also unveiled a Maradona Christmas tree. It was a normal tree but decorated with images of the footballer.

veil = yüz örtüsü, peçe... to unveil = örtüsünü kaldırmak, açığa vurmak ("to unveil a mystery" deyiminde olduğu gibi = "üzerindeki esrar perdesini kaldırmak"...

 VOCABUARY STUDY:

BC = "Before Christ" : İsa'dan önceki çağlar için kullanılır... AD =  "Anno Domini" ="In the Year of our Lord" : İsa'dan sonraki çağlar için kullanılır. Ancak şu ilginç noktaya dikkat ediniz: BC yıl sayısından sonra, AD ise önce kullanılır. Örnekler: 546 BC, 34 BC; ama, AD 546, AD 1453...

Bu neden mi böyledir? Çeşitli savlar var, ama bu soruya, "Walla, öyle adet olmuş işte" demek dışında pek yanıt verebilecek kimse olduğunu sanmıyorum. Hem zaten FAZLA MERAK DA İYİ DEĞİLDİR !!

 

 
 
 CHUNKS OF WISDOM OR DROPLETS OF BANALITY ? 

 ON GOOD BUSINESSMANSHIP

 --ship (sonek) = --lık : friendship = arkadaşlık... Dikkat: "businessmanship" fazla yaygın bir sözcük değil...

 "business" okunuşu /biz-nis/ : iki hece ve "düm-tek" düzeninde. Üç hece okuyanları, tereddüt etmeyin, vurun !!

The secret of business is to know something that nobody else knows. -- Aristotle Onassis, 1900-1975

the secret of business = Nasıl çevirirdiniz?

I don't pay good wages because I have a lot of money; I have a lot of money because I pay good wages. -- Robert Bosch, German inventor, industrialist (1861-1942)

Süper : = İşçilerime, çok param olduğu için yüksek ücret ödemiyorum; yüksek ücretler ödediğim için çok param var !!

Some regard private enterprise as if it were a predatory tiger to be shot. Others look upon it as a cow that they can milk. Only a handful see it for what it really is - the strong horse that pulls the whole cart. -- Winston Churchill

to regard = saymak, addetmek, o gözle görmek... private enterprize = özel teşebbüs... predatory = yırtıcı, avcılıkla geçinen... the hunter and its prey = avcı ve şikârı (avı)... to be shot = vurulması gereken... only a handful = yalnızca bir avuç insan... cart = at arabası... Basit ve açık olan cinsi. Şaşaalı olanlarına "carriage" veya "horse carriage" deriz... Burada birinci sözcüğün tercih edilmesinin tek nedeni, daha bir "ortaçağımsı" havası olduğu için "vecize" havasına daha uygun olması. Churchill İngiliz dilinin en büyük ustalarından biridir: Okumanızı ve en azından dil açısından yararlanmanızı önemle öneririm...

I learned that the only way you are going to get anywhere in life is to work hard at it. Whether you're a musician, a writer, a businessman, or an athlete, there is no getting around it. If you do, you'll win -- if you don't, you won't. -- Bruce Jenner, Olympic Gold Medallist, Decathlon

to get anywhere in life = hayatta bir yerlere varabilmek... to work hard at it = çalışmak, çalışmak, çalışmak... there is no getting around it = bundan sıyrılmanın, bir çaresini bulup es geçmenin hiçbir yolu yok...

No one gets an iron-clad guarantee of success. Certainly, factors like opportunity, luck and timing are important. But the backbone of success is usually found in old-fashioned, basic concepts like hard work, determination, good planning and perseverance. -- Merlin Olsen, NFL Tackle, Sports Broadcaster and Actor

iron-clad = zırhlara bürünmüş; mecazi olarak "dokunulmazlığı olan, bozulamaz" (söz, vaat, andlaşma, vb)... timing = zamanlama... backbone = omurga, belkemiği, "ana dayanak"... determination = kararlılık... perseverance = sebat, ısrarla dayanma...

Take away my people, but leave my factories, and soon grass will grow on the factory floors. Take away my factories, but leave my people, and soon we will have a new and better factory. -- Andrew Carnegie

Burada "emir kipini" "if'li tümceler" cinsinden yorumlamamız bekleniyor: "Eğer işçilerimi götürür, ama fabrikalarımı bana bırakırsanız... vb. Bu geçerli ve sık başvurulan bir tekniktir. Türkçe'de de rastlanan bir uygulama.

*  *  *  *  *

  Or, as Elbert Hubbard Pointed Out  

 "One machine can do the work of fifty ordinary men. But no machine can do the work of one extraordinary man."

 

 

 
   

 

 Vakit ve Nakitinizi boşa harcamayın...

 Derdinizin ilacı burada !!

PRACTICA ENGLISFOTURKS

31 Aralık'a kadar eski fiat ve masal kitabı hediyeli    BİLGİ  

 Doğru Kaynak Bizden; Üç Aylık Ciddi Çalışma Sizden = BAŞARI !!

   
 
   

 CLEAN JOKE OF THE WEEK

A SICK STORY

When Beethoven passed away, he was buried in a secluded churchyard... A couple days later, the town drunk was walking through the cemetery and heard some strange noises coming from the area where Beethoven was buried.

sick joke = marazi fıkra, tiksindirici, zevk yoksunu veya incelikten uzak... to pass away = ölmek, "ebediyete intikal etmek"... to be buried = gömülmek (to bury - buried - buried, fiilinin edilgeni: /be-ri/, /be-riid/ okuyunuz... secluded = asude...  churchyard = kilise avlusu...

Terrified, the drunk ran and got the priest to come and listen to it. The priest bent close to the grave and heard some faint, unrecognizable music coming from the grave. Frightened, the priest ran and got the mayor.

bent close = eğilerek yaklaştı... faint = belli belirsiz, zor işitilen, ébaygın" kavramından... mayor = belediye başkanı...

When the mayor arrived, he bent his ear to the grave, listened for a moment, and said, "Ah, yes, that's his Ninth Symphony, being played backwards."

He listened a while longer, and said, "There's the Eighth Symphony, and it's backwards, too. Most puzzling." So the mayor kept listening; "There's the Seventh... the Sixth... the Fifth..."

being played backwards = tersine, sondan başa çalınıyor... most puzzling = çok kafa karıştırıcı, bilmece-bulmaca gibi... keep + Ving = sürdürmek: kept listening = dinlemeyi sürdürdü....

Suddenly the realization of what was happening dawned on him; he stood up and announced to the crowd that had gathered in the cemetery, "My fellow citizens, there's nothing to worry about. It's just Beethoven decomposing."

realization = anlama, kafaya dank etme... dawn on = "ampul yanmak", birden anlamak... to gather = toplamak, toplanmak... the crowd that had gathered = toplanmış olan kalabalığa... My fellow citizens = Yurttaşlarım! (hitap)... to decompose = çürümek, dekompoze olmak... "To compose music" (müzik kompoze etmek) kavramı ile ilişkilendirilen bu kullanım sonucunda ise, ortaya gerçekten de çok "sick" ve "sick-minded" (hasta ruhlu) bir fıkra çıkmış...

   

 DIRTY JOKE OF THE WEEK

SEX AND SENILITY

A ninety-year-old man is sitting on a park bench, sobbing, when a young man walks by and asks him what's wrong.

 Through his tears the old man answers, "I'm in love with a twenty-five-year-old woman."

senile /si-nayl/ = bunak, bunamış (sıfat)... senility /se-ni-liti/ = bunaklık, bunamışlık... park bench = bank... to sob = hıçkırmak, içini çeke çeke ağlamak... through his tears = gözyaşlarının arasından...

"What's wrong with that?" asks the young man.

Between his sobs and sniffles, he answers, "You don't understand. Every morning before she goes to work, we make love... At lunchtime she comes home and we make love again, and then she makes my favourite meal.

sniffles = burun çekmeler... You don't understand. = Anlamıyorsun ki... my favourite meal = en sevdiğim yemek...

In the afternoon when she gets a break, she rushes home and gives me oral sex, the best an old man could want. And then at suppertime, and all night long, we make love."

He breaks down, no longer able to speak.

to get a break = iş arası verilmek... rushes home = koşarak eve gelir... to break down = asabı bozulup hıçkırmağa başlamaktan ağır depresyona kadar hertürlü kişilik çöküşünü kaposayabilen bir deyimdir...

The young man puts his arm around him. "I don't really understand. It sounds like the two of you have got a perfect relationship. Why are you crying?"

The senile old man answers, again through his tears, "I forgot where I live."

it sounds like = Öyle görülüyor ki, öyle anlaşılıyor ki... Bu deyime dikkat ediniz. İngilizce'de gözle görülen durumlar için "it looks like"; kulakla işitilenler için ise "it sounds like" tercih ediliyor. Türkçe'de böyle bir ayrım gözetmiyoruz.... the two of you = siz ikiniz... ADAMA GELİNCE, SENİL MENİL AMA SOPALIK WALLA !!

 
 
 

 

 FAMILY PICTURE OF THE WEEK !!

 PAPAĞAN AİLESİ !!

 

 
 
 
 

 READING FOR FUN 

 FUNNY SAYINGS & PLAYFULLY DISTORTED PROVERBS

 PART - 6

*  *  *  *  *

playfully distorted = şakacı bir tavırla çarpıtılmış

* Plan ahead: it wasn't raining when Noah built the Ark.

İleriyi şimdiden planla, planlarını önceden yap... Nuh Nebi Gemisini inşa ederken yağmur filan yoktu henüz ortalıkta...

* Pray to God, but row for the shore (old Russian proverb)

Tanrıya dua et, ama kıyıya doğru kürek çekmekten de geri durma...

* Excuses are the easiest things to manufacture, and the hardest things to sell.

 Mazeretçilik kolay meslek, ama satışlar pek durgun...

* Great minds discuss ideas. Average minds discuss events. Small minds discuss people.

Büyük beyinler fikirleri, ortalama beyinler olayları, küçük beyinler de insanları tartışır... Popüler TV "ankorman"larının dikkatine...

* A true friend walks in when the world walks out.

Herkes bırakıp giderken, koşup yanında saf tutanlar gerçek dostlarındır...

* Eagles may soar, but weasels don't get sucked into jet engines.

Kartallar yükseklerde süzülür, ama yerlerde sürünenlerin jet motorlarına kaçtığı görülmemiş hiç... (weasel = aslında "sansar" ve tabii sürüngen değil, ama farklı kültürlerin herşeyde olduğu gibi hayvanlara yükledikleri yan anlamlar da çok değişiktir)

*  *  *  *  *

 LAST BUT NOT LEAST

* God promises a safe landing, not a calm passage.

 Tanrı size salimen karaya varmayı vadediyor; sakin bir yolculuk değil !!

 

         

  ANASAYFA   --   TESTLER   --   OKUMA   --   EĞLENCE