Doç. Dr. Yalçın İzbul

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

A Free Bilingual E-Zine

January 1, 2003

# 0058

 
 

 

 

 
 

 

 

 

 Top Breaking News Headlines  "Difficult and Dangerous" Times Ahead: Britain faces an unprecedented number of "difficult and dangerous" problems in the coming year: The threat of war, terrorist attacks and economic uncertainty pose major challenges both at home and abroad, the Prime Minister has warned in his New Year message... (The London Times) (ahead = ilerde, önümüzde ("kafa doğrultumuzda" kavramından)... unprecedented /an-presi-den-tid/ = daha önce emsali görülmemiş... uncertainty = belirsizlik... to pose a challenge = engel, tehdit, güçlük oluşturmak ("to challenge" = meydan okumak, kavramından)... "Message" ve "massage" sözcüklerini karıştırmıyorsunuz, di mi! Birincinin okunuşu /me-sic/... İkincisinin okunuşu /-sa:j/...

Change Opens Door for Turkish Politician: The president of Turkland approved constitutional amendments today that would open the way for the country's most popular politician to become prime minister... (The New York Times) (constitutional amendments = anayasa değişiklikleri... (Türkiye'ye dışardan bakan, konuyu bilmeyen birisine, gel de meseleyi anlat!!...)

 

 Top National News  Goverment Continues Peace Efforts But Prepared For All Eventualities: The Turkish government is intent in exhausting all avenues to prevent a war and resolve the Iraqi issue through peaceful means but also will not hesitate to shoulder a role in a possible Gulf War, Prime Minister Abdullah Gül told Turkland's leading editors on Monday. (The Turkish Daily News) (for all eventualities = "her türlü olasılığa karşı" ("sonuçta başımıza ne gelirse", nihayetteki her türlü netice" kavramından... to be intent on = kesin kararlı olmak, kesin niyetli ve dikkatini buna yoğunlaştırmış olmak... to exhaust all avenues = her türlü yolu tüketmek... to resolve through (by) peaceful means = barışçı yollardan çözmek... to shoulder a role = rol omuzlamak, yüklenmek...

 

 

 

 
 

 

 Don't Just Say: "The More I Get To Know People, The More I Appreciate My Dogs' Faithful Sensibilities." -- ACT UPON IT !!

 Don't just say... ACT UPON IT = ............ demekle yetinmeyin -- Bu konuda harekete geçin ve gerekeni yapın...

 Owner Wanted for Canine Couple

A canine couple who hate being apart are being cared for at Battersea Dogs Home while their owners are traced. The pair -- a border collie and Jack Russell terrier -- were found wandering the streets homeless on Christmas Eve and may have been abandoned, the home in London said.

to be apart = ayrı düşmüş olmak... to trace = izini sürmek (burada edilgen)... border collie = "border" burada "sınırda" anlamında değil; ünlü bir köpek cinsi... to wander = başıboş dolaşmak, ortalıkta dolanmak (bir şeyler aramak anlamında da kullanılabilir)... "I was born under a wandering star" (Ünlü kovboy şarkısı) = Ben gezginci bir yıldızın altında doğmuşum... eve = arife...

They were discovered hungry and cold on an industrial estate in Potters Bar, Hertfordshire. The collie, named Flora by staff at the dogs home, and the Jack Russell, named Wayne, are said to be inseparable. Director of Communications Helen Tennant said: "Whenever we try to separate them they get agitated, so if the owners don't come forward we will try and rehouse them together."

industrial estate = sanayi sitesi... staff = personel... inseparable = ayrılmaz, ayrılamaz... DİKKAT: "to sepArate"... "E" ile yazmayınız... to get agitated = /æ-citeytid/ yani ilk hece vurgulu: huzursuzlanmak, "ajite" hale gelmek... "Eğer sahlpleri ortaya çıkmazsa, onları bir yeni bir eve birlikte yerleştireceğiz..".

The owners could be desperate to find the pair, or may simply have abandoned the dogs just before the festive period, she explained. The home's rules were that all dogs not claimed after seven days were put up for re-homing.

to be desperate + mastar = çok istiyor olmak, çaresizlik derecesinde kıvranarak istiyor olmak... to abandon = terketmek... festive period = tatil ve kutlama dönemi (burada "Noel" ve yılbaşı haftası kastediliyor... to claim = "benimdir" beyanında bulunmak, kendisinin olduğunu söylemek ve talep etmek... put up for (sale, etc) = (satışa, vs.ye) çıkarılmak, sunulmak...

However, the Christmas period was a generally positive one for Battersea as the number of dogs taken in between December 10 and 26 was the lowest for the last four years, according to Ms Tennant.

generally positive = genelde olumlu...

"It's a good sign that people are starting to get the message that dogs are for life and are not just temporary toys," she said.

 YENİ YILDA PARLAMENTERLERİMİZE ÇAĞRI: "Varolan herşeyi Allah yarattı" demekle iş bitmiyor -- ACT UPON IT !! -- Uygar "Hayvan Hakları Yasasını" Bir An Önce çıkartarak, Allah'ın bütün yaratıklarına duyduğunuz saygıyı fiilen kanıtlayın !!

(story from http://www.ananova.com)

 
 
 
 
 CHUNKS OF WISDOM, OR DROPLETS OF BANALITY ? 

 COMMON SENSE

 vs.

 "UNCOMMON SENSE"

PART - 2

You can't depend on your eyes when your imagination is out of focus. -- Mark Twain

depend on = güvenmek, ona dayanmak, bağlı ve bağımlı olmak (kölelik anlamında değil)... Hayal gücünüz (veya, hayalinizde, gözlerinizde canlandırdıklarınız) yanlış odaklanıyorsa, gözlerinize güvenemezsiniz...

He that is discontented in one place will seldom be happy in another. -- Aesop

to be discontented = hoşnutsuz, olaydan veya durumdan memnun olmamak, "homur homur homurdanmak" (discontent = hoşnutsuzluk)... Başka bir deyişle: Mutsuz insan, her yerde mutsuzdur; nereye gitse mutsuzluğunu da beraberinde götürecektir...

It is not the man who has little, but the man who craves more, that is poor. -- Seneca, Epistulae Morales.

the man who has little = çok az şeye sahip insan (burada "mal mülk" anlamında)... to crave (for) = çok istemek, açlığını çekmek (mecazi), "aş" ermek (mecazi veya gerçek anlamda; ikinci durumda genellikle "for" almaz) : Some pregnant women crave pickles; She had a craving for salty foods)... Örnek: Pople have a deep craving for love and in receiving and seeing it, they respond with love... (Benim gibi bir "misanthropist" yada "misanthrope" dan hiç beklemeyeceğiniz bir örnek, di mi!)...

It ain’t so much trouble to get rich as it is to tell when we have got rich. -- Josh Billings

'Cause it seems there's no limit to man's greed and craving for more, one might add...

Things alter for the worse spontaneously, if they be not altered for the better designedly. -- Francis Bacon

Kendi haline bırakırsanız, herbir şeyler daha kötüye gidecektir -- eğer "planlı, programlı, bilerek ve isteyerek" (=designedly) iyileşme yönünde değiştirilmezlerse...

Our only security is our ability to change. -- John Lilly

Tek güvencemiz, değişebilme yeteneğimiz... Doğru walla! Daha etkili tüfekler icat etmeğe çalışmak dururken, "Tüfenk icad oldu, mertlik bozuldu" şarkısıyla avunanlar için sonuçta seçenek, kurşunu alnına yemektir -- k**ının yerine!!

The foolish and the dead alone never change their opinion. -- James Russell Lowell

the + sıfat = "sınıf" adı yapar (ve herzaman çoğuldur) :   the foolish = budalalar... the dead = ölüler... for = çaba... for = çaba... for = çaba... for = çaba... for = çaba... The rich get richer, the poor beget more children... DİKKAT: "to beget children" deyimi "derogatory" (aşağılayıcı, küçümseyici, neredeyse küfür kabilinden) bir anlatımdır. Dolayısıyla da çook faydalı ve güzel bir deyimdir: As long as people in this country keep begetting more children than they can care for, we'll never manage to overcome all the social and economic problems we have...

The important thing is somehow to begin. -- Henry Moore

Yes... The God said, "Let there be light" -- and all the rest followed thereafter...

*  *  *  *  *

  As One Folk Sage Pointed Out  

If you know you're going to look back on today and laugh, you might as well start laughing now.

Anonymous

Madem birgün maziye bakıp bütün bu olup bitenlere gülüp geçeceğinizi biliyorsunuz, bugünden gülmeğe başlayın, derim...

 

 

 
 

 

 TEST YOURSELF  =   KENDİNİZİ SINAYINIZ

Aşağıdaki çeviri pasajları bana bir değerli üyemiz tarafından gönderildi. Yakın zamanlarda bir sınavda sorulmuş... Çeviri önerilerimi sunuyorum. Bunlar yalnızca birer "öneri", çünkü unutmayınız, çeviri bir sanattır. Anlamda denklik aranırsa da, anlatımda  "her yiğidin bir yoğurt yiyişi" olduğunu kesinlikle akıldan çıkarılmamalı...

Aşağıda sunduğum (kendi yaptığım) çeviri örneklerinden her ikisini de asla bu halleri ile ASLA yayınlamazdım... Çünkü birincisi Türkçe'ye, ikincisi de İngilizce'ye ihanet !!.. Şimdi, her dilde benzerleri olan şu genel gözlemi, bir de biz burada dile getirelim: Çeviri, güzel bir kadın (yada yakışıklı bir erkek) gibidir: "Sadık" olmaması için üzerinde çok güçlü baskılar var...

Ama, ne yazık ki, çeviri sınavlarında "sadakati" önplana alıyorlar (yada almak zorundalar)... Hele, tümcelerin bölünüp parçalanmaması, tek parça halinde "çevrilmesi" talebi yok mu? Olacak iş değil... Çünkü, iyi çevirinin ilk kuralı, tümceleri, hedef dilin yapısına göre bölüp parçalamak, yada hatta bütünleştirmek...

Bu bakımdan, çeviri sınavlarında en önemli öğe, sınavı değerlendirecek kişilerdir, diyebiliriz. Sınavlarda, ellerine tutuşturulan şablonlarla sınırlı kalmayan değerlendiricilere düşmeniz duasıyla... 

 
 
   

TRANSLATE INTO TURKISH

*  *  *  *  *

Most of the people who appear most often in the history books are great conquerors and soldiers, whereas the people who really helped civilization forward are often never mentioned at all. And I think most people believe that the greatest countries and ruled over them as conquerors. (Karşı sütuna bknz.) Animals fight; so do savages; hence to be good at fighting is to be good in the way in which an animal or savage is good, but it is not to be civilized. Fighting means killing, and civilized peoples ought to be able to find some way of setting their disputes other than by seeing which side can kill off the greater number of the other side, and then saying that that side which has killed most has won.

TRANSLATE INTO ENGLISH

*  *  *  *  *

Bu insanlara göre acil önlemler alınmazsa, bu sorunlar yakında daha büyük boyutlara ulaşacak ve çözümlenebilmeleri çok daha zorlaşacaktır. Pek çoğumuz, çözüm için hemen herşeyi devletlerin yada büyük kuruluşların yapmalarını bekliyoruz. Oysa, çevrenin korunması için sıradan insanların da yapabilecekleri pek çok şey vardır. Sorunlar özellikle son on beş yirmi yıl içinde çok arttı. Ne demek istediğimi basit bir dille anlatayım: Herkes hergün bir sürü mektup alıyor. Herkes benim gibi yaparsa, kağıt yapmak için daha az ağaca ihtiyaç olur; bu da , ormanların korunmasına bireysel bir katkı anlamına gelir.

   

TÜRKÇE'YE ÇEVİRİ ÖNERİSİ

*  *  *  *  *

Tarih kitaplarında en sık rastlanan kişilerin pekçoğu büyük fatihler ve askerlerdir. Oysa, uygarlığın gerçekten ileri adımlar atmasına yardım etmiş kişiler çoğu zaman hiç anılmazlar. (Bir sonraki, altını çizdiğim tümce ne yazık ki düşük veya eksik -- ne olabileceği konusunda hiçbir tahmin yürütülemeyecek ölçüde)... Hayvanlar döğüşür, uygarlaşmamış ilkeller de. Bu nedenle, savaşta başarı ancak bir hayvanın yada vahşi insanın kavgada gösterdiği başarı ile karşılaştırılabilir ve uygar olmak anlamına gelmez. Savaşmak öldürmek demektir. Uygar insanlar, anlaşmazlıkları çözmek için, hangi taraf karşı taraftan daha çok insanı öldürebilirse, kim daha çok insan öldürmüşse o tarafın kazandığını söylemekmek dışında bir yol bulabilmelidir.

İNGİLİZCE'YE ÇEVİRİ ÖNERİSİ

*  *  *  *  *

According to these people, unless urgent measures are taken, these problems will soon reach greater dimensions and their solution will become much harder. A great majority of us expect that governments or great organizations provide the solution for almost everything. But, there are a lot of things that ordinary men can also do to protect the environment. Problems have become multiplied especially in the last fifteen to twenty years. Let me put it in simpler language: Everybody receives a lot of correspondence daily. If everyone did as I do, fewer trees would be needed to produce paper, which, in turn, would mean an individual contribution to the conservation of forests.

 
 
 

 Doğru Kaynak Bizden; Kısa Süreli Ciddi Çalışma Sizden

 PRACTICA ENGLISFOTURKS

 31 Aralık'a Kadar Eski Fiat ve Masal Kitabı Armağanlı

 Başarının Sırları !!

    BİLGİ   

   
 
 
 

 

 When Billy the Kid Was Really A Kid !!

 No Kidding !!

No kidding !!  =  Şaka etmiyorum !!

(Soru tonunda sorarsanız = Şaka etmiyosun, di mi ?? anlamı verir)

 
 
   

 

 CLEAN JOKES OF THE WEEK

 

 

"TAKE A CLEAN DISH AND..."

 

Two confirmed bachelors were sitting and talking. Their conversation drifted from politics to cooking. "I got a cookbook once," said the first, "but I could never do anything with it."

 

confirmed bachelor = ezeli bekar ("kanıtlanmış" kavramından)... to drift = sürüklenmek... cookbook = yemek kitabı... crib = beşik... crib = beşik... crib = beşik...

"Too much fancy cooking in it, eh?" asked the second.

 

fancy = (burada) fantazi...

"You said it. Every one of the recipes began the same way - 'Take a clean dish and...'"

 

"You said it. = Tam dediğin gibi; tam üstüne bastın...

 

 

CONFESSION

 

One Saturday, as Mom was finishing the dinner dishes, my father stepped up behind her. "Would you like to go out, girl?" he asked.

Not even turning around, my mother quickly replied, "Oh, yes, I'd love to!"

They had a wonderful evening, and it wasn't until the end of the evening that Dad finally confessed that his question had actually been directed to the family dog, laying near Mom's feet on the kitchen floor.

 

finishing the dinner dishes = bulaşıkları bitirirken... wasn't until ... that Dad confessed = Babam ancak ... zaman itiraf etti... to direct a question = bir soru yöneltmek...

 

 

FUNNY HA HA; FUNNY HO HO ??

 

Why did the chicken say, "Meow, oink, bow-wow, and moo?"

She was studying foreign languages!

 

 

 

 DIRTY JOKES OF THE WEEK

 

 

WHAT'S FOR DINNER !!

 

It was Christmas Eve and a woman came home to her husband after a day of busy shopping. Later on that night when she was getting undressed for bed he noticed a mark on the inside of her leg.

 

Christmas Eve = Noel Arifesi... mark = iz, işaret...

 

He asked her what it was she told him that she had visited the tattoo parlor that day and on the inside of one leg she had "Merry Christmas" tatooed, and on the inside of the other one she had "Happy New Year."

 

tattoo /ta-tu:/ (ikinci hece vurgulu ve uzun) = dövme (vücuda yapılan süsleme)... parlor = salon, işyeri...

 

Her husband asked her what all that meant and her reply was, Well, now you can't complain that there's never anything to eat between Christmas and New Year's Day!"

 

asked her what all that meant = bütün bunların ne anlama geldiğini sordu...

  WOW !!

 

HOW TO DEAL WITH OBSCENE CALLERS ?!

 

"Hello darling," breathed the obscene phone caller. "If you can guess what's in my hand, I'll give you a piece of the action."

 

obscene telephone caller = telefon sapığı...


"Listen asshole," came the reply, "If you can hold it in one hand, I'm not interested."

 

Listen asshole = Dinle, k**ımın kenarı !!... If you can hold... etc = Madem ki tek elinle tutabiliyosan, ilgilenmiyorum...

 

  WOW !!

 
 
 
 

 READING FOR FUN 

 BELIEVE IT OR NOT

 İSTER İNAN İSTER İNANMA

 PART - 4

*  *  *  *  *

Crazy Facts You Might Not Have Known

* The original name for butterfly was flutterby.

"flutter" sözcüğünün anlamına bakarsanız, kelebekler için çok daha uygun bir ad: "Pırpır ederek yanımdan uç geç"... Bu güzel anlam dururken "tereyağ sineği" de nereden çıkmış?... DİKKAT: Bütün bunlar bir şaka. Aslında "butterfly" sözcüğü Eski İngilizce (O.E.) "buttorfleoge" sözcüğünden geliyor ve etimolojisi gerçekten çok karışık...

* By raising your legs slowly and lying on your back, you cannot sink into quicksand.

Here is some useful, practical advice for you!!  to raise = kaldırmak, yükseltmek... to lie on your back = sırtüstü yatmak... quicksand = insan yutan kum...

Çok önemli bir gözlem: Biliyorsunuz, "to lie - lay - lain" fiili "yatmak, uzanmak" anlamındadır. "Yatırmak, uzatmak, sermek, yaymak" şeklindeki geçişli (transitive) anlamı ise "to lay - laid - laid" fiili ile karşılanır. Ama, ana dili İngilizce olan pekçok kişi "to lay on one's back" deyimini hiç yadırgamadan kullanabiliyor. Çok garip doğrusu... Ama, sakın sınavlarda bu tür hatalara düşmeyiniz...

* Orcas (killer whales) kill sharks by torpedoing up into the shark's stomach from underneath, causing the shark to explode.

orca = (yanında yazıyooo) "katil" balina... to torpedo veya to torpedoe = torpidolamak... from underneath = allttan, aşağıdan...

* An old law in Bellingham, Washington, made it illegal for a woman to take more than 3 steps backwards while dancing.

So what?!! The time-honoured Mehteran Law in this Country stipulates that the rules pertaining to economy and human rights take two steps forward then one step back -- ad infinitum... N'oolmuş ki, yani... Bu ülkenin kabl-et-tarihi, ezeli ve ebedi Mehteran yasası da ekonomi ve insan haklarının sonsuza değin iki adım ileri bir adım geri yürütülmesine amir değil mi ki...

time-honoured = eskiden beri geçerli, kökü tarihten gelen... to stipulate = (yasa, yönetmelik vs. için) "amir" olmak, emredici olmak... pertaining = ilişkin... ad infinitum = sonsuza değin, biteviye...

*  *  *  *  *

 AND LAST BUT NOT LEAST

* A female ferret will die if it goes into heat and cannot find a mate.

ferret = gelincik... to go into heat = (hayvanlar için) kızışmak... mate = (hayvanlarda) eş (genelde çiftleşme kastedilerek)... İnsanlarda ise genelde erkeklerle sınırlı olmak üzere "arkadaş, dost, can yoldaşı" anlamında kullanılır.

 Düşünebiliyor musunuz, erkek gelincikler ne kasım kasım kasılıyorlardır !!

 

         

  ANASAYFA   --   TESTLER   --   OKUMA   --   EĞLENCE