Doç. Dr. Yalçın İzbul

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

A Free Bilingual E-Zine

January 29, 2003

# 0062

 

 

 

 

 Top Breaking News Headlines  Blix report swings the balance in favour of US-led invasion: International opinion shifted noticeably against Baghdad yesterday, after world leaders digested Hans Blix’s report... (The London Times)

 

swings the balance = dengeyi döndürdü (burada "to swing" fiilinin kullanılması, hareketin bir sarkaç hareketi şeklinde algılanmasından dolayı)... in favour of = lehinde... against = aleyhinde... shifted = kaydı, yön değiştirdi... noticeably /nou-tisibli/ = farkedilebilir şekilde, belirgin ölçüde... to digest = özümlemek, hazmetmek...

 

Bush Tells Nation He Will Deal With Iraq and Economic Woes: President Bush pledged to protect the United States from "outlaw regimes" such as Iraq, North Korea and Iran while promising on the other hand to revive the economy... (The New York Times)

 

deal with = ... ile ilgilenmek, uğraşmak; gerekeni yapıp üstesinden gelmek... economic woes = sıkıntılar (woe /wo:/ "ah-ü vah" kavramından)... to pledge = yemin etmek, söz vermek... outlaw regimes = yasadışı rejimler (ne kadar garip bir kavram!!) /ri-ci:m/ okuyunuz, ancak alternatif okunuşları da var... Bu sözcüğü siyasi anlamla sınırlı kullanırız; diğer "rejimler" için = regimen /re-cimın/ "the daily regimen of a football star"... "a regimen for patients with duodenal ulcer"... "Kilo vermek için perhiz" kavramında "diet" daha uygundur... to revive = canlandırmak, yeniden hayata döndürmek... (re- öneki "yeniden, tekrar, repete" anlamı verir... Fiil kökünü ise Fransızlar açıklıyor: Vive la France!!

 Top National News  Iraq's Deputy PM Aziz Accuses Turkland of Not Having Clear Stance on Iraq: Iraqi Deputy Prime Minister Tariq Aziz states that Justice and Development Party's (AK Party) stance on a war in Iraq is not clear Monday... (The Turkish Daily News)

 

deputy = yardımcısı, vekili... (Irak'taki sıfatı, biliyorsunuz, Başyardımcısı...) PM = prime minister... clear stance = açık tavır (belli, belirgin anlamında)... to state = demek, belirtmek, beyan etmek...

 

One Dead, Several Injured in Pülümür Quake: One person died and several were reported injured early on Monday when an earthquake measuring 6.5 on the Richter scale struck Pülümür, a sparsely populated area in Eastern Turkland, the state-run Anatolian news agency said... (The Turkish Daily News)

 

quake = earthquake... were reported injured = yaralandıkları bildirildi... to strike - struck - struck = vurmak, çarpmak (ancak bu fiilin V3 = past participle hali sıfat olar kullanıldığında "stricken" şeklindedir: panic-stricken crowds... paniğe kapılmış ("panik vurmuş") kalabalıklar... sparsely populated = seyrek nüfuslu... state-run = Bu deyimi not ediniz. "to run" geçişli fiil olarak, biliyorsunuz, "çalıştırmak, işletmek, sahibi veya yöneticisi olmak" demektir: to run a shop, to run a sports car: My wife runs a kids' clothing shop... I can't afford running a sports car on my present income...

 

 

 
 
QUIRKY NEWS !!

Ecuador President Jogs To Work To Save Cash

President Lucio Gutiérrez of Ecuador is going to jog to work once a week to show his civil servants how to save money.

Ecuador = G.A. ülkesi; okunuşu için, http://www.m-w.com sözlüğünü deneyebilirsiniz... equator = bildiğimiz "ekvator"; okunuşu için yine aynı sözlüğe bknz (alternatif okunuşlara dikkat)... jogs = "jogging" yapıyor... jog to work = işine koşarak gitmek (mecazi değil, gerçek anlamda koşarak -- ama ben aşağıda mecazi kullanacağım)... civil servant = kamu hizmetlisi, devlet memuru...

İSTER MİSİNİZ, BÜTÜN "ANKARA" -- HAFTADA BİRGÜN OLSUN -- SABAHLARI İŞE "KOŞARAK" GİTMEĞE BAŞLASIN !!

The former military officer jogs six kilometres from his home in northern Quito to his office in the Palacio de Carondelet on Fridays.

The poor Andean country is facing a serious fiscal deficit and Gutiérrez has introduced tough austerity measures.

Andean = And Dağlarına ilişkin.. fiscal deficit = mali açık... introduced = getirdi, başlattı... tough = sert, haşin... austerity measures /os-te-riti/ = kemer sıkma önlemleri...DİKKAT: Burada yalnızca ekonomi deyimi olarak açıklıyorum. Diğer anlamları için sözlüğe danışınız.

The president has banned civil servants from using official cars and has banned officials from travelling first class.

to ban = yasaklamak... official cars = resmi arabalar...

vb... vb... Anlaşılan Ekvator Halkı Bu Filmi Daha İlk Kez Görecek !!

*  *  *  *  *

Driver, 7, Stopped By Police

Police who stopped a car in the US state of Connecticut have found it was being driven by a seven-year-old boy.

Officers in East Hartford spotted the black four-door Toyota Lexus weaving on the road.

to spot = görmek, yerini belirlemek (özellikle de uzaktan veya zor görülebilir nesneler için -- bazen de "keşfetmek" veya "tesadüf" nüansları ile)... to weave = Asıl anlamı "dokumak, kumaş dokumak" olan bu fiil bu şekilde "bir araçla zigzaglar çizmek" anlamında da kullanılabiliyor......

The boy's father, Kitson Brown, told police he'd let his son drive home from football practice.

SINAV SORUSU: = Buradaki "he'd let" neyin kısaltılmışı? "had let" mi, "would let" mi? Bildiniz: "had let": Geçmişteki bir noktanın öncesi için tipik bir past perfect. (Unutmayınız, fiiliniz: let - let - let...)

Sergeant James Leonard said: "I couldn't believe what I saw - a little kid. His head was about even with the edge of the window."

even = Burada "aynı hizada" ("denklik" kavramından)...

Brown, 36, was charged with risk of injury to a minor, reckless driving and allowing a minor under 16 to operate a vehicle.

was charged with = ile suçlandı, mahkemeye verildi... reckless driving = "tehlikeli araba kullanmak" anlamında trafik terimi...

The Hartford Courant says the boy had driven about a mile when he was stopped.

İşte yine geçmişteki bir noktanın öncesi için tipik bir past perfect kullanımı...

   
MORE QUIRKY NEWS !!

Indian Men Offered £20 Bike After Vasectomy

Indian family planning officials are offering men a £20 bicycle if they undergo a vasectomy.

-ectomy = Tıbbi terimlerde bu soneki gördünüz mü, biliniz ki adamın bir yerlerini kesiyorlar!! Indian men = Hindistanlı erkekler... Hayret bişi: Adamlar bi bisiklete tav... Mersedes versen "he" dedirtemezsin bizimkilere...

to perform an operation X to undergo an operation...

In the district of Bankura, 100 miles north-west of Calcutta 24 have been rewarded with bikes after having the surgery.

24 = twenty-four men...

"Last winter we got a poor response. Less than 25 men came to us voluntarily. So this year we came up with this attractive idea of bicycles and it has clicked," a district administration official said.

got a poor response = zayıf tepki aldık, rağbet görmedi... voluntarily = gönüllü olarak... has clicked = "olay tuttu" ("klik" sesiyle yerine oturdu" kavramından)... district administration official = yerel yönetim yetkilisi...

Social scientists say if India cannot check its population growth rate in the way China has been doing it will be difficult for the country to bring the majority of Indians above poverty level.

to check = (burada) durdurmak, kontrol altına almak...

*  *  *  *  *

 BEST NEWS OF THE WEEK !!

Prostitute Arrested For Charging Too Little !!

A prostitute has been arrested in Italy for charging her customers too little.

prostitute = fahişe, para karşılığı seks yapan kadın. Bir "male prostitute" ise gay olabilir veya olmayabilir... charging too little = çok az ücret talep ediyor, alıyor...

Police claim Monica Isa has broken the country's competition laws by trying to force other call girls in Turin out of business.

competition laws = rekabet yasaları... Bizdeki Rekabet Kurulu neden böyle önemli konuları atlıyor ki?... Turin = Torino...

The 24-year-old had cut her normal service fee from 35 euros to 5 euros, the equivalent of £3.20.

 YAKLAŞIK 9 MİLYON TL'CİK !!

Tgcom website reports she has been remanded in custody and will face charges in court of fraudulently lowering prices in a public trade market and unfair competition.

to be remanded in custody = gözaltında tutulmak... face charges in court = mahkemede yargılanacak... fraudulent = sahtecilik, üçkağıtçılık.. to lower the price = fiatı düşürmek... unfair competition = haksız rekabet...

Under Italian law, it is an offence to cut prices with the intention of forcing competitors out of business.

offense = suç (ağır ceza dışı suç ve kabahatler için)... intention = niyet, amaç... force out of business = işini kaybetmeğe mecbur bırakmak... competitors = rakipler...

Monica, originally from Sierra Leone, was reported to the police by other prostitutes working in the same area.

(stories from http://www.ananova.com)

 
 
 
CHUNKS OF WISDOM, OR DROPLETS OF BANALITY ?

 HUMOROUS QUOTATIONS

Mizahi Alıntılar

What is an Australian kiss?

Same thing as a french kiss, except it is done down under... -- Anonymous

 

Ayy, bu felaket ayıp!! "French kiss" nasıl bişi bilirsiniz (bilenler bilmeyenlere öğretsin). "Down under" veya "Downunder" ise Avustralya'dan söz ederken kullanılan bir deyimdir: Here I am now living downunder, long way away from my native town on the Mediterranean... Pekii, insanın "down under" ı neresi ola ki!!

Because a man is unfaithful to you is no reason to leave him. You should stay with him and make sure the rest of his life is a living hell. -- Roseanne Barr

unfaithful = aldatan, kaçamak yapan... is no reason to leave = terketmek için bir neden değil... to make sure = olmasını sağlamak (Türkçe'ye "...'dan emin olun" şeklinde de çeviri verir: Make sure that you come home early... "living hell" = Burada en iyi anlam çevirisi "gerçek bir cehennem" şeklinde olur...

Just because nobody complains doesn't mean all parachutes are perfect. -- Benny Hill

just because = sırf öyle diye... mean = 1. Demek istemek; 2. Anlamına gelmek: I mean you can't treat me that way, and I mean it... = Demek istiyorum ki bana böyle davranamazsın ve bu konuda çok kararlıyım... This'll mean war... = Bu savaş demektir; savaş anlamına gelecektir... perfect = kusursuz, mükemmel...

That married couples can live together day after day is a miracle the Vatican has overlooked. -- Bill Cosby

married couples = evli çiftler... day after day = süreli, biteviye, günler boyu... miracle /mi-rikl/ = mucize... to overlook = (Çok ilginç bir fiil) 1. Bilerek görmezden gelmek; 2. Farkına varmadan atlamak... 3. Yukardan bakıyor olmak -- fiziki mekan anlamında: Their balcony overlooked the sea... a miracle the Vatican has overlooked = Vatikan'ın atladığı bir mucize (THE U.S.A., THE Netherlands, THE Vatican -- Özellikle, Hollandalı'ları kızdırmamak için o ülkeden "The Netherlands" diye söz ediniz: Bazıları, "Holland" sözcüğünden hiç hoşlanmazlar -- tarihi ve etnik nedenlerle.)

PEŞİN SERZENİŞ: "That" ile başlayan bu tümce yapısını, şimdiye değin Dergi'de üç kez anlattım. Lütfen eski sayılara, veya ana kitabımızdaki "ad-tümcelikler" konusuna bknz...

An alcoholic has been lightly defined as a man who drinks more than his own doctor. -- Alvan L. Barach

lightly = "Layt erkek" deyimine temel olan "hafif" kavramı dışında, burada "mizahi, şakaya vurarak, fazla ciddi olmağa çalışmaksızın" anlamında... CİDDİ ÖNERİ: Kendinize sizden daha fazla alkol ve tütün tüketen akıllı bir doktor bulun; angziete sendromlarından kendiliğinden kurtulmuş olursunuz!!

I never drink water; that is the stuff that rusts pipes. -- W. C. Fields

Hayatta su içmem; su nedir bilmem... Boruları paslandıran nesne değil mi o?

Biliyorsunuz, bu sözlerin sahiplerinin kişiliklerini merak ediyorsanız, tek yapacağınız www.google.com 'u açıp bakmak -- Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük ansiklopedik sözlüğü...

If your time ain't come not even a doctor can kill you. -- American Proverb

VAKT-İ ZAMANINIZ gelmediyse, DOKTOR bile öldüremez sizi...

*  *  *  *  *

  LAST, BUT NOT LEAST  

Many people die at twenty five and aren't buried until they are seventy five.

Benjamin Franklin

Pekçok kişi yirmibeşinde ölür, ama yetmişbeşine değin gömülmezler...

 

 

 
 

 Doğru Kaynak Bizden; Kısa Süreli Ciddi Çalışma Sizden

 PRACTICA ENGLISFOTURKS

 Başarının Sırları !!

    BİLGİ   

   
 
 

 

 THE ADVENTURES OF

 GORİL ABİ !!

I dedicate this one to those who have deistanbulified İstanbul !!

[Bu karikatürü, İstanbul'u İstanbul olmaktan çıkaranlara adıyorum...]

 
 
   

 

 CLEAN JOKES OF THE WEEK

 

 

SURE SIGNS

 

A woman walked into the kitchen to find her husband walking about with a fly swatter. "What are you doing?" She asked.


"Hunting Flies" He responded.


"Oh. Killing any?" She asked.


"Yep, 3 males, 2 Females," he replied.


Intrigued, she asked. "How can you tell?"


He responded, "3 were on a beer can, 2 were on the phone."

sure signs = kesin belirtiler, kanıtlar... walking about = dolanıyor, oraya buraya yürüyor... fly swatter /swot-ır/ = Hani, şu sinek öldürmek için saplı plastik nesneler var ya, işte o (Ne açıklama, ama!)... to swat = hızla vurup ezmek, "dümdüz etmek"... yep = yes... intrigued = merakı uyanmış, kafası biraz karışmış...

 MAKING UGLY FACES

Finding one of her students making faces at others on the playground, Ms. Smith stopped to gently reprove the child. Smiling sweetly the teacher said, "When I was a child, I was told if I made ugly faces I would stay like that."

The student looked up and replied, "Well, you can't say you weren't warned."

making faces, making ugly faces = ağız burun göz eğmek; suratına türlü şekiller verip komiklik yapmak... gently = yumuşak bir şekilde, incitmeden... to reprove = azarlamak, kınamak, onaylamadığını belirtmek... Well, you can't...etc = Eee, walla sizi uyarmadıklarını söyleyemezsiniz, örtmenim!!...

 

 

 

 NAUGHTY JOKE OF THE WEEK

 

 

COWBOYS AND INDIANS

A cowboy is riding on the plains. He comes across an Indian buck naked lying on his back with a hugh erection.

is riding = atının üstünde yol alıyor... plain = düzlük, ova... to come across= rastlamak... buck = erkek geyik kavramından, "güçlü kuvvetli ve viril erkek irisi" anlamında...  lying on his back = sırtüstü yatıyor...

Disgusted he asked "What in the hell are you doing?"

The Indians looked at the shadow of his dick and said "I'm just checking the time. It's 1:0pm."

disgusted = tiksinerek, iğrenerek (hatta biraz da öfke ile)... dick = (argo) penis...

The cowboy rode on. Soon he ran into another Indian. He was lying on his back naked with a hugh erection. The cowboy again asked "What in the hell are you doing"?

to run into = rastlamak (= to come across) = to encounter)...

The Indian looked at the shadow and said "I'm just checking the time: It's now 2:30 pm".

The cowboy rode on. Later he came upon third Indian. He was lying on his back, naked and wacking himself off.

rode on= atını sürmeğe devam etti (GRAMMAR: fiil + on = o eylemin sürdürüldüğü anlamı verir)... to wack off = to jerk off = (argo) masturbasyon yapmak...

The cowboy asked "Jesus Christ! What are you doing?"

The indian replied "I'm winding my watch."

 I'm winding my watch = SAATİMİ KURUYORUM !!

 
 
 
 

 READING FOR FUN 

 CONTRADICTORY PROVERBS

 ÇELİŞEN ATASÖZLERİ

 PART - 3

*  *  *  *  *

* With age, comes wisdom.
* Out of the mouths of babes and sucklings come all wise sayings.

1. Yaşlanmak, bilgelik getirir; yaşlandıkça kemale erersiniz... 2.  babe /beyb/ = bebek, yavru (ve tabii tıpkı Türkçe'deki gibi mecazi anlamda da YAVRU !!)... suckling = emzirilme dönemindeki bebek... to suckle = emzirmek... to suck = emmek... Sonuçta ikinci atasözü "Akıl yaşta değil baştadır" diyor...

* Save for a rainy day.
* Tomorrow will take care of itself.

1. Ak akçe kara gün içindir ("Yağmurlu" günlere karşı tasarruf et, kavramından)... 2. Bugün yaşamaya bak; yarına Allah kerim ("Yarınlar" kendi başlarının çaresine bakacaktır" kavramından)...

* Actions speak louder than words.
* The pen is mightier than the sword.

1. Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz (/lâafa/ okunur)... 2. Kalem kılıçtan keskindir (Tabii, onlar "mightier" = daha güçlüdür, diyorlar)...

* Faint heart never won fair lady.
* Fools rush in where angels fear to tread.

1.  faint heart = Mecazi: korkaklar... ("baygın yürek kavramından)... fair lady = en uygun çeviri "güzel kadın" -- anlamı tam aktaramasa da... 2.  fool= budala... rush in = koşarak içeri dalarlar = üşüşürler...  where angels fear to tread= Meleklerin adım atmağa korkacakları yerde...

 Sonuçta, birinci atasözü "Korkaklar asla hedefine varamaz" derken, ikincisi ise, "Cesaret budalalıktır" diyor...

* Life is what you make it.
* What is to be will be.

1. İnsan kendi kaderini kendisi çizer... 2. Akacak kan damarda durmaz ("Olacak, olacaktır"...)

* Absence makes the heart grow fonder.
* Out of sight, out of mind.

1. Sevgilinin yokluğu aşkı arttıırır... 2. Gözden ırak, gönülden ırak...

abscence /æb-sıns/ = yokluk, "gaygubet"... fond = seviyor... GRAMER= "make smb/sth do sth = yaptırtmak (ettirgen) "yüreği daha fazla seviyor yaptırtır"...

* The bigger, the better.
* The best things come in small packages.

1. Büyüğü iyiiiiiiiiidir... 2. Hayııır, küçüğü iyiiiiidir...

* Don't look a gift horse in the mouth.
* Beware of Greeks bearing gifts.

1. = Armağan atın dişine bakılmaz... 2. Armağan getirenlerin gizli planları olabilir (Doğrusu bu sözün etimolojisini bilmiyorum. Neden Grekyalı komşularımızı seçmişler ki acaba? İncil'den filan bir öyküye dayandırılıyor olsa gerek)...

 CREME DE LA CREME

 * Bear ye one another's burdens. (İncil'den) Birbirlerinizin yükünü sırtlanıp taşıyın...

 vs

 * For every man shall bear his own burden. (İncil'in aynı cüz ve babından) Çünkü her Adem kendi yükünü kendisi sırtlayıp taşıyacak !!

 HAYDEEE, NAPCEZ ŞİNCİK?  NOLCEK ŞİNCİK !!

 

         

  ANASAYFA   --   TESTLER   --   OKUMA   --   EĞLENCE