Doç. Dr. Yalçın İzbul

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

A Free Bilingual E-Zine

February 26, 2003

# 0063

 

 

 

 

 Top Breaking News Headlines   Rocket That Could Strike At The Heart Of Israel: The missile at the centre of the looming showdown between Iraq and the United Nations may be part of an ambitious secret project to develop a much longer-range missile that could hit Tehran or Tel Aviv, UN and independent missile experts believe... The specifications of the al-Samoud 2 missile appear to have been designed so that it could be fitted with a second engine, making it a much more potent threat than previously realised, the experts have told The Times... (The London Times)

 

looming = "ufukta kara kara görünen"... showdown = hesaplaşma... may be part of = bir parçası olabilir... ambitious /em-bi-şıs/ = hırslı, iddialı, büyük hedefleri olan... Ad hali "ambition" biraz daha olumlu bir niteliğe işaret ederken, sıfat hali genelde olumsuz bir değerlendirmeye işaret edebilir... independent missile experts = füzeler üzerine bağımsız uzmanlar... could be fitted with a second engine = ikinci bir motor takılabilir...  potent /pou-tınt/ = 1. güçlü; 2. "potansiyeli" olan... ("impotent" /im-pıtınt/ sözcüğü nereden geliyordu sanıyordunuz!!!) to realise = 1. anlamak, kafasına dank etmek; 2. gerçekleştirmek... (DİKKAT: Metinlerde genellikle karşınıza birinci anlamıyla çıkar; dolayısıyla, Türkçe'ye yerleşmiş olan ikinci anlamında saplanıp kalmayın)...

 

U.S. Lists Iraqis to Punish, or to Work With: WASHINGTON, Feb. 25 — United States intelligence officials have specifically identified more than 2,000 members of the Iraqi elite, including some to be captured as possible war criminals and many more the American military will try to turn against Saddam Hussein during any invasion, senior government officials said today... (The New York Times)

 

lists Iraqis = ...Iraklı'ları listeliyor (cezalandıracağı veya birlikte çalışacağı... intelligence officials /in-te-licıns/ = istihbarat yetkilileri... elite = Okunuşu: /e-li:t/... DİKKAT: Son tümceyi kolayca anlayabilmek için, "many more (= many more Iraqis)" 'den sonra aslında bir  whom = ki onları  olduğunu görebilmeniz gerekiyor. Yani ne yaparsanız yapın, biraz gramer bilgisi şart!..

 Top National News  Washington Says Anti-Iraq Force Ready: The United States said it has massed enough troops in the Gulf to attack Iraq, as Washington pressed on with its drive towards war by working on a U.N. Security Council resolution that it hoped would secure support from an international community not convinced of the need to use force against Baghdad. (The Turkish Daily News)

 

to mass = biraraya getirmek, kitle halinde toplamak, biriktirip çoğaltmak... troops = askeri birlikler... to press on = ara vermeksizin aciliyet ve kararlılıkla sürdürmek; belli bir konuda "bastırmak"... drive = sürdürme, gerçekleştirme uğraşı, çabası ve hırsı... resolution = "karar sureti", ayrıca "kararlılık" anlamı da vardır... to secure = elde etmek, olmasını sağlamak, olmasını garanti altına almak... convinced = ikna olmuş, kanaat getirmiş...

 

DİKKAT... DİKKAT... Gazete BAŞLIKLARINDA kullanılan dili sınav İngilizcesi için örnek almaktan uzak durun. "GRAMERİ BOZUKTUR" tur!! (Daha doğrusu, kendine göre bir grameri vardır.)

 

ÖNERİ...  Sözcük haznenizi genişletmek için, tek sözcük ve karşılığından oluşan listeler yerine, sözcüğü içinde geçtiği metinden "müştemilatı ile birlikte" kaldırıp kaydedin: "a looming showdown between Iraq and the U.N"... "secure support from the international community" gibi...

 

ÖNEMLİ...  Yukardaki öneriyi, özellikle de kendi konunuz ve bilim dalınız için önemle uygulayın. Dikkatinizi çeken, hoşunuza giden, ilerde bir biçimde sizin de kullanacağınızı düşündüğünüz sözcük bölüklerini (= deyim, deyiş ve ibareleri) grup halinde özel bir dosya (file) veya defterde not edin. Diyelim ki, "alcoholic liver diseases" başlığı altında toplayacağınız bu ifade bölükleri, ilerde sizin de aynı konuda yazacağınız bir makalede dilsel cepaneniz olacaktır...

 

 

 
 
QUIRKY NEWS !!

Saddam Hussein T-Shirts Selling Slowly

Saddam Hussein T-shirts are selling slowly in Indonesia among young Muslims.

Syahrul Arief's Quds company started making Saddam T-shirts about a month ago, reports The Straits Times.

Şirketin adı: "Quds";  sahibinin adı "Syahrul Arief"... The Straights Times = Singapur'un ünlü gazetesi. Burada "straits" ile, korsanları ile ünlü "Malacca Boğazı" kastediliyor. (Neden bir türlü Pasifik adalarına ulaşıp yerleşemedim sanıyordunuz ki!!)...

So far, he says sales have been sluggish with about 400 sold but the entrepreneur is confident business will pick up.

sluggish = yavaş hareket eden; burada "gevşek" satışlar. (slug = sümüklü böcek, kavramından. Dikkat: salyangoz = snail... Tembel ve yavaş insan, özellikle de işçi için, "sluggard" sıfatı kullanılır... entrepreneur = girişimci; Okunuşu: /ant-ripre-nö:r/ "düm-teke-düm"..  ... business will pick up = işler açılacak, hızlanacak...

 He is confident (that) business will pick up. = Bu tür tümceleri çözmekte güçlük çekiyor musunuz? Oradaki "gizli" that bağlacını görebilirseniz mesele kalmaz. Aslında, "I am glad (that) you came," tümcesinden gramatik yapı olarak hiçbir farkı yok...

He said: "These are different from the Osama T-shirts we sold last year. Saddam is not a bestseller yet because many Indonesians understand he is not a completely pure Muslim. He has done bad things.

"But if war starts, more people would be interested in Saddam T-shirts. Then they would perceive him as a fighter against America and support his cause. When that happens, the T-shirts will move faster."

to perceive /-si:v/  = algılamak... perception = algılama, algı... a very perceptive man = gözünden birşey kaçmayan adam... DİKKAT... DİKKAT... Psikoloji dalındaki arkadaşlarımız daha iyi bilirler, ama, Türkçe'de "sensation - perception - cognition" üçlüsünün, ve özellikle de son ikisinin kapsam alanları fazla belirgin değil. İlgi duyan üyelerimizin "bilişsel süreçler" konularına göz atmalarını öneririm...

cause = dava (yani, uğruna uğraş verilen, savaşılan dava... (Mahkeme davası farklı = case... Öte yandan, biliyorsunuz her iki sözcüğün de daha bir sürü anlamları var.)

He has three designs. Two show Saddam wearing his beret and bearing slogans "We Support You" and "Ready for War". The third depicts Saddam defying President Bush.

Osama T-shirts hit the streets last year after US action in Afghanistan began.

to bear - bore - borne = taşımak... to depict = göstermek, tasvir etmek ("... olarak resimlemek" anlamında)... to defy /di-fay/   = meydan okumak, boyun eğmemek... hit the streets = popüler oldu, sokaklarda boy boy satıldı...

Mr Syahrul said that more than 100,000 Osama T-shirts had been sold through his shop in Jakarta and university campuses nationwide.

nationwide = ülke çapında...

Asked what he thinks of criticisms that he is adding fuel to anti-US feelings, he said he is tapping into existing sentiments, and not creating them.

Asked = "When he was asked" yapısından kısaltma = Kendisine sorulduğunda... BİRAZ GRAMER BİLGİSİNDEN KAÇIŞ YOK, DOSTLAR!! Bu tür yapılar ancak, asgari düzeyde de olsa gramer bilgisine başvurularak kestirmeden öğrenilebilir...  to add fuel to = yangına körükle gitmek... to tap into sth = fayda sağlamak amacıyla mevcut bir kaynaktan (çoğu zaman gizlice) çalmak. Örneğin, "illegally tap into power lines / the electricity system, etc" = kaçak elektrik kullanmak... "tap the telephone lines" = görüşmeleri gizlice dinlemek... tap = musluk, kavramından olsa gerek...

   
MORE QUIRKY NEWS !!

Sir Isaac Newton Predicted 2060 Apocalypse

Newton Kıyamet İçin 2060 Kehanetinde Bulunmuştu

Sir Isaac Newton predicted the world would end in the year 2060, according to theories uncovered by academics in Jerusalem.

The prophecy has been unearthed from little-known handwritten manuscripts in a library.

prophecy = kehanet, geleceği söyleme (prophet = peygamber, sözcüğü de aynı kökten)... to unearth = günışığına çıkartmak... "handwritten manuscripts" = "manuscript" etimoloji olarak zaten "elle yazma" kavramından geldiği için, bu bileştirme gereksiz ve mantıksız gibi görünüyorsa da, bir makalenin daktilo edilmiş (baskıya girmemiş) nüshasına da "manuscript" adı verildiğinden, günümüzde sıkça rastlanabilen bir kullanım...

The pages show Newton's attempts to decode the Bible, which he believed contained God's secret laws for the universe.

Onlarda da İncil'in sırlarını çözmeğe çalışanların sayısı, bizdeki Kuran-ı Kerim'in sırlarını çözmeğe çalışanlardan az sayılmaz. Ne mutlu o insanlara ki, bizim birtürlü göremediğimiz gizli işaretleri görürler!!...

DİKKAT... DİKKAT... Şu "law" sözcüğünü Allah Aşkına "lav" (yani aşk = love) şeklinde telaffuz etmeyiniz. Edenleri de vurun... DOĞRUSU : /lo:/...

The most definitive date he set for the apocalypse, which he scribbled on a scrap of paper, was 2060.

definitive /de-finitiv/  (düm-teketek" = kesin... to scribble = çiziktirmek (yazı için), kargacık burgacık yazmak... a scrap of paper = kağıt parçası...

*  *  *  *  *

 FUNNIEST NEWS OF THE WEEK !!

Cigarette Machine Falls On Smoker

A German smoker had a painful lesson about the health risks of smoking when a cigarette machine fell on him.

Walter Neubauer, 42, from Cologne started banging the machine with his hand when it failed to give him the cigarettes he had paid for.

fail + mastar = olumsuzluk bildiren bir yapı... "She failed to come," tümcesini "Gelmedi," şeklinde çevirin; "Gelmekte başarısızlığa uğradı," şeklinde değil...

But the machine fell off the wall and landed on top of him, closely followed by a large section of the wall.

Alet duvardan kopup adamın üstüne inmiş; ardından da duvarın koca bir bölümü...

Passers-by who heard the crash and the man's calls for help were able to free him.

a passer-by = yoldan gelip geçen bir kimse. Çoğuluna dikkat...

He was taken to hospital but after treatment for cuts and bruises was allowed to go home.

bruise /bru:z:/ ("i" harfini görmezden gelin) = morartı, çürüme...

GO FIGURE !!

O halde, işte haftanın sorusu: Bizler bir darbe alınca, orası "MORARIR"... Peki, anadili İngilizce olanlarda NE RENK ALIR ??

Go figure! = "Gel de anla, gel de işin içinden çık" anlamında bir deyimdir...

 
 
 
CHUNKS OF WISDOM, OR DROPLETS OF BANALITY ?

 CENSORSHIP AND THE FREEDOM OF SPEECH

DİKKAT... DİKKAT... to censor = sansürlemek, sansür uygulamak: Okunuşu: /sen-sı/... Ayrıca "ad" olarak: "the Board of Censors" = Sansürcüler Kurulu; "the Board of Censorship" veya "Censorship Board" = Sansür Kurulu...

VE... BİR KAT DAHA DİKKAT... Bu sözcüğü "to censure" = kınamak (bayağı şiddetle), tekdir etmek, fiili ile karıştırmayınız. Okunuşu: /sen-şı/... "A censure motion was defeated in the Parliament." = Kınama önergesi reddedildi...

ADVANCED: "Without anyone to censure his actions, his own unconscious became the last word." Buyrun size haftanın 1 trilyon liralık faşist felsefi ve psikolojik dil çeviri sorusu... "Eylemlerine yol gösterecek kimse olmayınca, kendi bilinçaltının buyruklarına uydu..."

I disapprove of what you say, but I will defend to the death your right to say it. -- Voltaire

 

Bu dört fiile dikkat: to prove = kanıtlamak... to disprove = çürütmek (bir tezi, vb)... to approve (of) = onaylamak... to disapprove (of) = onaylamamak, hiç beğenmemek... to defend to the death = ölümüne savunmak ("defend to death" biçimi de daha az yaygın olmak üzere görülür)...

 

NOT: Son derece yaygın ve çok kolay bir yapı. Yararlanın. what you say = söylediğin şey... what you did = yapmış olduğun şey... who you go out with = kiminle çıktığın...  where you will go = gideceğin yer, nereye gideceğin... ÖRNEKLER: I don't care who you go out with... (Bana ne, Kiminle çıkarsan çık.) Will you tell me where you will go... = Nereye gideceğini bana söyler misin (söyleyecek misin)? I just don't know whom I can trust, whose shoulder I could cry on! = (Hüngürsümük) Kime güvenebileceğimi, kimin omzunda ağlayabileceğimi bilmeyom...

Censorship reflects a society's lack of confidence in itself. -- Potter Stewart

lack of confidence in himself, itself, themselves...

Assassination is the extreme form of censorship. -- George Bernard Shaw, 1856-1950

to assassinate /ı-sæ-sineyt/ = süikast düzenlemek, süikastle öldürmek... assassin /ı-sæ-sin/  = süikastçi, katil...  assassination /ısæsi-ney-şın/  = süikast...

Censorship always defeats it own purpose, for it creates in the end the kind of society that is incapable of exercising real discretion. -- Henry Steele Commager, Historian

defeats its own purpose = kendi amacını yenilgiye uğratır, amacına terstir... for = çünkü... in the end = sonunda... to exercise discretion = Akıllı, mantıklı, zaman ve zemine uygun davranış seçimleri yapabilmek... ("discreet" sözcüğünden gelen zor bir sözcük)

ADVANCED ÖRNEKLER: "You can depend on full discretion when you contact us." = Bizimle temasa geçtiğiniz takdirde kimliğinizi açıklamayacağımızdan emin olabilirsiniz... "The Sponsor, at its sole discretion, reserves the right to cancel, suspend or modify all results..." = Yani, Sponsorunuz bütün sonuçları iptal, askıya alma veya değiştirme hakkına sahiptir... Yada, örneğin İnternet siteniz için size yer olanağı sağlayan şirket size şöyle bir tavsiyede bulunur: "Please show some discretion where it comes to sex, violence and gore..." = Lütfen, cinsellik, şiddet ve kanlı sahneler gibi konularda aşırılığa gitmeyiniz, belli sınırlar içinde kalınız."

DİKKAT... DİKKAT... capable, incapable = "ka-PAB-le, inka-PAB-le" gibi okunmasını söyleyenleri "assassinate" edin (Yada, isterseniz, "castrate" veya daha hafifi" "cimcumcise" edin). Özel ders filan alıyorsanız da paranıza yazık... Okunuşları: /key-pıbl/  ve /in-keypıbl/ ... Yani: "düm-teke" ve "düm-teketek" düzeninde...

If we don't believe in freedom of expression for people we despise, we don't believe in it at all. -- Noam Chomsky

to despise = aşağılık görme... Chomsky, herzamanki gibi uçuyor... Böyle laflar söylemek kolay da, gerçek durumlarda insanın kendi duyarlıklarına karşı hiç mi görevi yoktur ki? Bence, çoğu kişinin saçmalıklarına tahammül göstermektense, onları oracıkta boğuvermek çok daha mantıklı...

Free speech is the whole thing, the whole ball game. Free speech is life itself. -- Salman Rushdie

İlahi Rüştü Bey... Milliyetçilerin milliyetçiği, dincilerin dinleri, kapitalistlerin kapitalizmi, sosyalistlerin sosyalizmi batırdığı bir dünyada, çeneni tutup olayların seyrini izleseydin, şimdi Londra'da fiili hapis hayatı yaşamak zorunda kalmazdın!!...

*  *  *  *  *

  LAST, BUT NOT LEAST  

 You have not converted a man because you have silenced him.

John Morley

 Adamı susturdun demek, adamı kazandın demek değildir ki...  [ to convert = Kendini düşüncesine, doktinine, dinine vb. kazandırmak]

 

 

 
 

 DOĞRU KAYNAK : VAKİT VE NAKİTTEN TASARRUF !!

 PRACTICA ENGLISFOTURKS

 BEŞİNCİ BASKI !!

 Onsuz Geçmiş Yıllarınıza Üzüleceksiniz !!

    BİLGİ   

   
 
 

 

 THIS WEEK'S BOVINE CARTOON !!

 DEJA MOO !!

 İNEK DEJAVÜSÜ !!

 DEJA VU -- Okunuşu: deja-vu:/ veya /deja-vü:/ --"Bu olayı daha önce de görmüştüm, yaşamıştım" duygusu... BOVINE /bo-vayn/ = "İNEKSEL", sığıra ilişkin...

 A bovine bazaar = is one where moochandise (merchandise) relating to merry moo moos is sold.

 
 
   

 

 

 CLEAN JOKES OF THE WEEK

 

 

JOB INTERVIEW

 

Reaching the end of a job interview, the human resources person asked a young engineer fresh out of MIT what kind of a salary he was looking for.

"In the neighborhood of $140,000 a year, depending on the benefits package."

"Well, what would you say to a package of 5-weeks vacation, 14 paid holidays, full medical and dental, company matching retirement fund to 50% of salary, and a company car leased every 2 years...say, a red Corvette?"

"Wow! Are you kidding?"

"Yeah, but you started it."

human resources = insan kaynakları... person = Burada, tıpkı "chairman" yerine "chairperson" denildiği gibi, cinsiyet ayrımı gözetmemek için "man, woman" yerine... MIT /em-ay-ti:/ = Massachusetts Institute of Technology -- ABD'nin ünlü eğitim kurumlarından... neighbourhood = (burada) dolaylarında... benefits package = Aylık ücrete ek olarak sunulan sigorta, emeklilik, izin, tatil gibi çalışanın lehine eklentiler... Are you kidding? = Şaka mı ediyorsunuz?... Yeah, but you started it! = Doğru, ama bunu sen başlattın!!

Tipik bir "benefits package" için en alta bknz...

 

 LONG SPEECH

A man is giving a speech at a meeting. He gets a bit carried away and talks for two hours.

Finally, he realizes what he is doing and says; "I'm sorry I talked so long. I left my watch at home."

A voice from the back of the room says, "Yeah, but there's a calendar behind you."

a bit = a little (tabii, burada mecazi olarak "bir hayli" anlamında)... to get carried away = coşmak, kendinden geçmek, mestolmak, ölçüyü kaçırmak, abartmak...

Bir "benefits package" içinde anılanlara örnekler: retirement system, health insurance, life insurance, disability benefits, holidays, bereavement leave (yakın akraba ölümlerinde)... İleri ülkeler, çalışanlara köle muamelesi yaparlar: "Holidays" başlığı altında azami yılda on gün tatil ya vardır ya yoktur. Oysa bize gelince, sağolsun şimdiki Hükûmet de, "az maaş -- çok tatil" ilkesini öncekilerden aynen tevarüs etmişe benziyor...

 

 

 

 

 NAUGHTY JOKE OF THE WEEK

 

 

MISFORTUNE NEVER COMES SINGLY

It's Saturday morning and John's just about to set off on a round of golf when he realizes that he forgot to tell his wife that the guy who fixes the washing machine is coming around at noon. So John heads back to the clubhouse and phones home.

"Hello?" says a little girl's voice.

"Hi, honey, it's Daddy," says John. "Is Mommy near the phone?"

"No, Daddy. She's upstairs in the bedroom with Uncle Fred."

After a brief pause, John says, "But you haven't got an Uncle Fred, honey!"

"Yes, I do, and he's upstairs in the bedroom with Mommy!"

"Okay, then. Here's what I want you do. Put down the phone, run upstairs and knock on the bedroom door and shout in to Mommy and Uncle Fred that my car's just pulled up outside the house."

to pull up = Motorlu taşıtlar için, "frene basıp durmak"... Sanırım, eskiden at arabalarında, hayvanın dizginlerine asılıp durdurmak" kavramından gelmiş olsa gerek...

"Okay, Daddy!" A few minutes later, the little girl comes back to the phone. "Well, I did what you said, Daddy."

"And what happened?"

"Well, Mommy jumped out of bed and ran around screaming, then she tripped over the rug and went out the front window and now she's all dead."

trip over the rug = kilime ayağı takılıp düşmek...

"Oh, my God! What about Uncle Fred?"

"He jumped out of bed too, and he was all scared, and he jumped out the back window into the swimming pool. But he must have forgot that last week you took out all the water to clean it, so he hit the bottom of the swimming pool and now he's dead too."

There is a long pause.

"Swimming pool? Is this 555-3097?"

 "Yüzme havuzu mu dedin? Orası 555-3097 değil mi? 

 
 
 
 

 READING FOR FUN 

 CHILDREN'S LETTERS TO GOD

 ÇOCUKLARDAN TANRI'YA MEKTUPLAR

 PART - 1

*  *  *  *  *

Dear God:

* Are you really invisible or is that just a trick?

invisible /in-vi-zibıl/ = görünmez, görülemeyen...

trick = numara, mağrifet, aldatı, oyun, hokkabaz numarası...

* In Sunday School they told us what you do. Who does it when you are on vacation?

 Sunday school = Kiliseler tarafından her yaş grubu için ayrı düzenlenen ve Pazar günleri ayinlere ek olarak yürütülen dini eğitim... 

vacation = tatil, izne çıkma... "to vacate" = boşaltmak, "münhal" bırakmak, kavramından... Bu sözcüğü vocation = "iş, meslek, hayat yolu, kaderin veya kişiliğin insanı eninde sonunda götüreceği meslek" sözcüğü ile karıştırmayınız...

* In Sunday School they told us you live up in the skies. How come the planes ain't crashing into you?

How come? = Nasıl oluyor da?...

ain't = (Americanism) isn't, aren't...

* Did you mean for giraffe to look like that or was it an accident?

to mean = 1. demek istemek, kastetmek; 2. anlamına gelmek; (burada) öyle olmasını istemek, bile bile yapmak...

to look like = benzemek, gibi olmak; (burada "that" ile birlikte = bu şekilde olmak)...

 Zürafayı bile bile mi böyle yaptın, yoksa bir kaza mı oldu?...

* Is it true my father won't get into Heaven if he uses his bowling words in the house?

bowling words = bowling oyunu sırasında babasının küfürleri kastediliyor...

* On Halloween I am going to wear a Devil's costume, is that all right with you?

 Halloween (Cadılar Bayramı) günü Şeytan kostümü giyeceğim. Darılmazsın, değil mi?...

 CREME DE LA CREME

 * Who draws the lines around the countries?

 GERÇEKTEN DE, KİM ÇİZİYO YAHU ÜLKELERİ ÇEVRELEYEN BU ÇİZGİLERİ !!

 
 

Listemize Katılmak için: http://groups.yahoo.com/group/pratik-ingilizce 

 Veya Doğrudan Bana e-Posta Atınız: --> İzbul  

 Listemizden Ayrılmak İçin:  pratik-ingilizce-unsubscribe@yahoogroups.com 

BU YAYINDA KULLANILAN FONETİK SİMGELERİ

1. æ = /a/ ve /e/ arası: cat /kæt/, black /blæk/, bad /bæd2.  : /a/ ile /o/ arası... UK İngilizcesinde /o/ ya daha yakın; USA ingilizcesinde /a/ ya daha yakın: hot /ht/, dog /dg/  3. I : (Schwa) : İnternet ortamında /@/ veya başaşağı "e" ile temsil edenler var. Hemen bütün vurgusuz hecelerde ünlünün yuvarlandığı, dilin orta bölgelerinde oluşturulan güçsüz seslik. Türkçe'deki /ı/ ile /a/ arası bir ses  4.  Ø = thin /Øin/, thimble /Øim-bl/, thunder /Øan-dır/... "pelthek pelthek" konuşma  5. ð = this /ðis/, then /ðen/, those /ðouz/...  ses "telleri" titreşimsiz olan "Pelthek" kardeşin "badzi badzi" yürüyen titreşimli kardeşi  6. w "Dabıl-yu", yani /u/ nun katmerlisi. Hakkını veriniz. Dudaklar yuvarlak ve ileri uzatılmış. /v/ ile uzaktan yakından bir akrabalığı yok  7. /v/ sesine ÖZEL DİKKAT: konuşma organ ve boşlukları aynen /f/ sesi için olduğu gibidir ve /f/ sesinin titreşimli kardeşidir  8.  N = "-ing"  9. : İki nokta üstüste: önceki sesi uzat  10. /r/ BBC İngilizcesinde telaffuz edilmiyorsa, göstermiyoruz...

___________________________________________________________________________

         

  ANASAYFA   --   TESTLER   --   OKUMA   --   EĞLENCE