Doç. Dr. Yalçın İzbul

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

Free Bilingual E-Zine -- # 064

 WEBSITE HERE

April 16th, 2004

 

 EĞİTİM

 MESAJ

 

 News Headlines

 

They're too young to vote today, but 16-year-olds could be MPs tomorrow: Teenagers would be given the right to become MPs under changes to be recommended next week to revive the interest of the young in voting. The London Times (www.timesonline.co.uk) MP = Member of Parliament, Milletvekili, Meclis-i Mebusan Üyesi... to revive /ri-vayv/ = yeniden canlandırmak, hayata döndürmek... too young to vote = oy kullanamayacak kadar küçük yaşta... to be given the right to become MPs = milletvekili olma hakkı verilmek...

 

Troops in Iraq Strain to Hold Lines of Supply: Attacks on supply lines pose new hazards to civilian contractors and siphon combat forces away from the fight against militants. The New York Times (www.nytimes.com) (the) troops in Iraq = Irak'taki askeri birlikler... to strain = zorlanmak, güçlük çekmek, güçlerinin sınırına gelmiş olmak... lines of supply = ikmal hatları... to pose a hazard to (on) /-zıd/ = tehdit oluşturmak, tehlike oluşturmak... combat forces = muharebe güçleri, savaş birlikleri... to siphon /say-fın/ = "sifonlamak, hortum gibi çekmek"; DİKKAT: "Punduna getirdiğiniz" her adı bir fiil olarak da kullanabilmek İngilizce'nin en güçlü yönlerinden biri... Tabii, Türkçe'nin de...

 

ÖRNEK:

 

"The thing the thing of which I thinged !!"

"Şeyini Şey Ettiğimin Şeyi !!"

 

 

 Top National News

 

Beşiktaş blows chance to close gap: Beşiktaş team missed a golden opportunity to close the gap between themselves and the league leader Fenerbahçe on the weekend, after they were held to a two all draw against Gençlerbirligi on Sunday. The Turkish Daily News (www.turkishdailynews.com)  missed a golden opportunity = altın bir fırsat kaçırdı... gap /gæp/ = aralık, boşluk... two all = iki-iki... draw /dro:/ = beraberlik...

 CD

 TANITIM

 
 
 

BELIEVE IT OR NOT !!

İster İnan, İster İnanma !!

Macbeth Cast Meet Murderer for "Insight"

Actors with the Royal Shakespeare Company have met a convicted murderer to help them with their current production of Macbeth.

cast /ka:st/ = oyuncular, oyuncular listesi... insight = sezgi, sezgisel bilgi... convicted = hüküm giymiş, mahkum edilmiş...

Dominic Cooke, the director, said it was important that cast members talked to someone with a real experience of killing and the effect it had on everyone involved.

everyone involved = olaya karışmış, duruma müdahil (olayın içinde) olan herkes...

He arranged for a man convicted of robbing and murdering a woman to face questions from five cast members, all of whom have to carry out a killing in the play, says the Daily Telegraph.

to face questions = sorularla yüzyüze gelmek... to carry out = gerçekleştirmek, yapmak, uygulamak, sonuca ulaştırmak (genellikle, başarı ile sonuçlandırmak, anlamı verir)...

Mr Cooke said the 45-minute discussion had provided "fascinating insights". He added: "It is important for actors to plug into the reality of the situation they are portraying on stage. I wanted them to understand what killing did to the perpetrator.

to plug = "musluk takmak" veya "fişi elektiriğe takmak" gibi bir kavramın mecazi dönüştürümü ile elde edilen anlamları düşününüz. Örneğin burada "sezgisel olarak olaya nüfuz etmeleri" diyebilirsiniz... perpetrator / pö:-pıtreytı/ = bir olayı gerçekleştiren kişi; burada "fail"...

"My assistant found the perfect person. He took responsibility for what he had done. He talked about his desperation, his initial sense of denial and how he eventually came to accept what he had done. It was an awakening for all of us."

took responsibility = (burada) sorumluluğunu kabul ediyordu... desperation / des-pı-REY-şın/ = çaresizlik, ümitsizlik... initial /i-ni-şıl/ = başlangıçtaki... denial /di-nayl/ = red, inkar... (to deny /di-nay/ fiilinden.) Burada, önceleri "ben bunu yapmış olamam duygusu" yaşamış olduğu anlatılıyor... eventually /i-ven-çuıli/ = sonunda, nihayette, sonsal olarak...

The criminal, now in his 40s, was convicted in 1981. He served 18 years of a life sentence and is now running his own business.

to serve a sentence = bir hükümden dolayı "yatmak"... life sentence = müebbed hapis cezası...

 
 

BELIEVE IT OR NOT !!

İster İnan, İster İnanma !!

Eminem Moons for German Viewers

to moon = pantolonunu indirip maabadını göstermek

Eminem pulled down his pants and mooned at the audience during an appearance on German television. The rapper was on Pro7 show TV Total when he unzipped his trousers and pulled down his Calvin Kleins.

rapper / ræp-/ = repçi... to unzip = fermuarını açmak...

After baring his bum to the camera and the audience, he told host Stefan Raab: "We love your country". Eminem then complained flashing is always censored in America, before getting up and mooning again.

to bare = bir giysi parçasını çıkararak çıplak hale getirmek... bum /bam/ = (argo) k*ç, maabad... flashing = topluluk içinde "edep yerlerini" açarak gösterme; bir tür teşhircilik sayılabilirse de, ondan farkı, cinsel değil, protesto veya geyik nedenleri ile yapılması...

Wrong Way Driver Stops to Complain to Police

A pensioner spotted driving the wrong way down a motorway stopped when he saw police, to complain that everyone else was heading in the wrong direction.

pensioner / pen-şını/ = emekli... (emekli maaşı alan, veya "darülaceze" tarafından bakılan kimse gibi anlamlarla kullanılan bu sözcüğün İngilizce'de hiçbir zaman Türkçe'deki "pansiyonda kalan" anlamına kullanılmadığına dikkat ediniz... to head for = yönüne, yönünde gitmek... He was heading for his office. = Bürosuna gitmekteydi...

The 86-year-old granddad from Bern, Switzerland, said he had even flashed his lights at six motorists on the A6 motorway to let them know they were in the wrong.

flashed his lights = "selektör" yaptı...

Officers confiscated the pensioner's car keys and drove him home while a colleague followed in the man's vehicle. They are now reviewing whether to take his licence from him.

to confiscate = el koymak... colleague = Burada "bir diğer polis memuru" kastediliyor...

ALL stories adapted and slightly modified from http://www.ananova.com

 
 
 

 

CHUNKS OF WISDOM OR...

DROPLETS OF BANALITY ?

MISCALLANEOUS SAYINGS

Never try and teach a pig to sing: it's a waste of time, and it annoys the pig. -- Robert A. Heinlein

It's a waste of time. = Vakit kaybıdır; zamanı boşa harcamaktır... to annoy = canını sıkmak ("sinirlendirmek" anlamında)...

Animals are reliable, many full of love, true in their affections, predictable in their actions, grateful and loyal. Difficult standards for people to live up to. -- Alfred A. Montapert

reliable = güvenilir (burada, "istikrarlı" nüansı ile)... affection = sevgi (akraba veya dostlara duyulan tür)... predictable = önceden kestirilebilir, istikrarlı... grateful = minnettar, müteşekkir... loyal /lo-yıl/ = sadık...

Santa Claus has the right idea -- visit people only once a year. -- Victor Borge

has the right idea = doğrusunu, ne yapılması gerektiğini biliyor...

What's the use of happiness? It can't buy you money. -- Henny Youngman

what's the use of = Yararı ne ki??...

Until I was thirteen, I thought my name was "shut up." -- Joe Namath

"Onüç yaşıma değin, adımı Kapa Çeneni sanırdım!!"

My wife has a slight impediment in her speech -- every now and then she stops to breathe. -- Jimmy Durante

a slight impediment in her speech = hafif bir konuşma bozukluğu... impediment /im-pe-dimınt/ = engel... every now and then = arasıra...

I never hated a man enough to give his diamonds back. -- Zsa Zsa Gabor

"Hayatımda hiçbir erkekten, elmaslarını geri verecek kadar nefret etmedim."

Last week I stated this woman was the ugliest woman I had ever seen. I have since been visited by her sister and now wish to withdraw that statement. -- Mark Twain

I... now wish to withdraw that statement. = Şimdi o beyanımı geri çekmek istiyorum...

I never drink water because of the disgusting things that fish do in it. -- W. C. Fields

disgusting = iğrenç, tiksindirici, tiksinç... (Bizdeki Rakı üstadlarının, "Suyun tadını bilmem" sözünde olduğu gibi, bu söz de bir içki muhabbeti.)

*  *  *  *  *

LAST, BUT NOT LEAST

If you want to make GOD Laugh, tell him your future plans. -- Woody Allen

Eğer Tanrı'yı güldürmek istiyorsanız, O'na geleceğe ilişkin planlarınızdan söz ediniz !!

 

 
 
 
 

 

 NASTY COMPLIMENTS - NICE INSULTS

Zehirli Övgüler - Güzel güzel Sövgüler

PART - 01

Not: nasty /na:-sti/ Am. /-sti/ = kötü, berbat, kötü niyetli, kahpece... insult /in-salt/= hakaret, sövgü... to insult /in-salt/ = hakaret etmek...

 #  As an outsider, what do you think of the human race?  outsider = dışardan biri, içimizden olmayan... race = Burada "ırk" olarak çevirmeyiniz. Bu deyim, "insan türü, tüm insanlık" anlamındadır...

 #  Any similarity between you and a human is purely coincidental! coincidence /ko-in-sidıns/ = rastlantı, tesadüf... coincidental /koinsi-den-tıl/= rastlantısal, tesadüfi...

 #  Anyone who told you to be yourself couldn't have given you worse advice.
anyone who told you... etc. = Sana kendin olmanı, kendin gibi davranmanı her kim söylediyse...

 #  Are you always so stupid or is today a special occasion?
Herzaman bu derece aptal mısın, yoksa bugün özel bir gün mü?

 #  You are as useless as rubber lips on a woodpecker.
rubber lips = kauçuk dudaklar... woodpecker = ağaçkakan...

 #  Have you considered suing your brain for non-support?
Sana destek çıkmadığı için beynini mahkemeye vermeyi hiç düşündün mü?... to sue /su:/= mahkemeye vermek, dava etmek...

 #  If ignorance were a disability, you'd get the full pension. Eğer cehalet bir özürlülük hali olsa, sana en yüksek maluliyet maaşını verirlerdi...

 #  Truly, you are about as interesting as watching a slug move slowly across the floor. Walla, aşağı yukarı yerde yavaş yavaş sürünen bir sülüğü izler derecede ilginç bulduğum bir adamsın...

 #  Genius does what it must, talent does what it can, and you had best do what you're told, you dyslexic lobotomy patient.
dyslexic = "sözcük özürlü"...

 #  Why don't you shrink your head and use it as a paperweight? It's not much use for anything else, it seems. to shrink = büzüştürmek, küçültmek, veya ıslanınca "çekmek"... "shrunken head" = Eski Maori kabilesi savaşçılarının, düşmanın kafatası kemiklerini çıkarıp mumyalamak suretiyle oluşturup boyunlarına astıkları "küçültülmüş kafa"...  headshrinker = (argo) psikiatrist... paperweight = kağıtların uçuşmaması için üzerlerine konulan hertürlü biblo veya ağırlık...

 

 
 
 

 

 

Onsuz geçen yıllarınıza üzüleceksiniz !!

 

 

"ESSENTIAL  ENGLISH  FOR  TURKS"

İLERİ İNGİLİZCE ÖĞRENİM SETİ - 10 KİTAP

   BİLGİ 

 

 
 
 

 

 A UNIVERSAL PRAYER...

 EVRENSEL BİR DUA, YAKARIŞ...

 Linguistic Note:  Neden "A Universal..."? Çünkü, "a" veya "an" tercihi, yazılışa göre değil, okunuşa göredir... Okunuş: /ı-yuni-vö:-sıl/

 

 
 
 

Ücretsiz İnternet Yayınlarımız

YahooGroups'da 1 Numara

Ücretsiz İngilizce Dergi

Google'da 1 Numara

 Practical English

 For Turks

Ücretsiz Süper Web-Site

 MİZAH-HİCİV:   Bir Kadınyiyenin Öğleden Sonrası

Uluslararası Listelerde Türkiye'yi Temsilen 1 Numara

 ANTROPOLOJİ & DİLBİLİM

 İnsanın Evrimi - Kültür - Dil

 BİLİMSEL MAKALELER

FAMOUS QUOTATIONS

İNANILMAZ KAYNAK

 CLICK !!  

 KİŞİSEL SAYFALAR

 
 

         

  ANASAYFA   --   TESTLER   --   OKUMA   --   EĞLENCE