Doç. Dr. Yalçın İzbul

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

Free Bilingual E-Zine -- # 065

 WEBSITE HERE

April 22, 2004

 

 EĞİTİM

 MESAJ

 

 News Headlines

 

Suicide Bombers Blast Basra: The British Army was urgently reviewing its approach to peacekeeping in Iraq last night after terrorists mounted their deadliest attacks on British-controlled Basra since the end of the war. The London Times (www.timesonline.co.uk) suicide bomber = intihar komandosu... to blast = patlatmak, havaya uçurmak, yerle bir etmek... to mount an attack = saldırı başlatmak, gerçekleştirmek (ancak çok değişik anlamları olan bu ilginç fiili sözlüğünüzden dikkatle incelemenizi öneririm)... deadly = öldürücü...

 

Attacks On Basra Extend Violence To A Calm Region: BAGHDAD, Iraq, April 21 — The suicide attacks in Basra on Wednesday shattered a week of relative calm in Iraq, bringing anger, mourning and upheaval to a mostly Shiite southern city that has been spared the worst of the violence in the yearlong American occupation. The New York Times (www.nytimes.com) to extend = genişletmek, uzatmak... suicide attack = intihar saldırısı... to shatter = darmadağın etmek, binparçaya kırıp dökmek... relative = nısbi, nisbeten, göreli, göreceli... mourning = yas... upheaval /ap-hi:-vıl/ = kargaşa, ayaklanma... Shiite /şi-ayt/ = Şii... to spare  = "to spare one's life" (hayatını bağışlamak) deyiminden yola çıkarak buradaki anlamını belirleyiniz... the yearlong occupation  = bir yıldır süren işgal...

 

 

 Top National News

 

Özturk Resigns From CHP: Famous theologian and deputy from İstanbul Professor Yaşar Nuri Özturk, who joined the opposition Republican People's Party (CHP) before the November 2002 national elections, has resigned from the party. The number of parliamentary seats the CHP holds has now dropped to 174. The Turkish Daily News (www.turkishdailynews.com)  theologian = dinbilimci, din alimi... deputy = milletvekili... to resign = istifa etmek... to hold a seat / seats in the Parliament = Meclis'te sandalye sahibi olmak...

 CD

 TANITIM

 
 
 

BELIEVE IT OR NOT !!

İster İnan, İster İnanma !!

US Doctors Offer A "Voice-Lift"

Doctors in the US are offering cosmetic surgery for people who want to sound as young as they look with a so-called "voice-lift".

to offer = sunmak, teklif etmek... voice-lift = kozmetik cerrahide kullanılan "face-lift" (Yüz gerdirme teriminden yola çıkarak oluşturulmuş yeni bir terim: "ses gerdirme"... Bu işlemlerde neden "lift" sözcüğünün kullanılmış olduğuna gelince, yüzümüz zamanla yerçekiminden dolayı sarmıyor mu?!..). so-called = 1. sözde, güya; 2. adı verilen...

Like the rest of the body, the vocal chords grow weaker with age as talking, shouting and singing take their toll.

the vocal chords / ko:dz / = ses "telleri", ses kirişleri... to take its toll = vereceği zararı vermek..

People can make their voices sound younger by exercise, but some require surgery to help the vocal chords to close. When the two vocal chords close together they produce sound.

can make their voices sound younger = seslerinin kulağa daha genç gelmesini sağlayabilirler (ettirgen kalıp: make sth do sth)... to close together = birbirine yaklaşmak, yakın gelmek...

For about $17,500 (about £10,000) doctors will insert implants through an incision in the neck or inject fat, collagen or a bone-making substance called hydroxyl appetite through the mouth.

Neck !! = Nekadar ilginç değil mi? Anatominin yabancısı olan bizler, doktorların burada implantı "ense" veya "boyun" daki bir kesiden yapıp yapmadıklarını kestiremiyoruz.... Neredesiniz ey "İngilizce zengin bir dildir" ciler !!

After resting for a couple of weeks, the patient can speak with less effort in a firmer tone, says The Times.

in a firm tone = normalde "kesin bir tonla"... Burada "daha sağlıklı, titrek olmayan" kastediliyor...

Dr Robert Thayer Sataloff, of the ear, nose and throat department of Philadelphia's Graduate Hospital, said: "If someone can take the tremor out of your voice, that would be of more value for you."

tremor (tremour) = titreme... (Soğuktan titreme = shiver)...

He said among those interested in the procedure are radio announcers, actors, politicians, sales personnel and corporate executives.
(Bilumum gevrekçi ve bozacı esnafı dikkatine saygıyla sunulur...)

*  *  *  *  *

ALL stories adapted and slightly modified from http://www.ananova.com

 
 

BELIEVE IT OR NOT !!

İster İnan, İster İnanma !!

Prince William Accused Of Shooting A Cat

Prince William has been investigated by police after a woman claimed he shot her pet cat.

Jeshiera Art filed a complaint saying Prince William, 21, fired a gun outside her home near Balmoral -- and her cat has not been seen since, reports The Sun.

filed a complaint = suç duyurusunda bulundu...

She said: "It had gone 11 when there were a couple of shots."

it had gone 11 = saat 11'i geçmişti (birkaç el silah patladığında)...

Buckingham Palace confirmed the Prince had been on a rabbit shoot near Balmoral, but denied a cat was shot.

had been on a rabbit shoot near Balmoral = Balmoral yakınlarında tavşan avındaydı... to deny / di-nay/ = reddetmek, inkar etmek...

 

School Play's Lesbian Kiss Shocks Parents

A high school play featuring a lesbian kiss has provoked a row in Canada. The principal of Handsworth Secondary told the school's drama teacher to take the scene out of the play Broken Theory after complaints from parents.

featuring = "gösteren, içeren"... row /rau/ = tartışma, münakaşa... principal = başöğretmen, müdür... Broken Theory = piyesin adı...

North Vancouver School Board chair Ginny Diebolt told CBC News: "I think there is an expectation in our community that if you go to a high school play that it is suitable for a broad range in the community."

But students involved in producing the play complain that axing the scene amounts to censorship and homophobia: "Stopping children from seeing a one-second kiss is not going to make homophobia go away. It's just going to add to it."

to axe = "kesip çıkarmak" (balta ile vurmak kavramından)... amount to = "sonuçta toplamı o kadardır" kavramının Türkçe'ye en iyi çevirisi: "--den başka birşey değildir"...

Stopping children...etc = Çocukların bir saniyelik bir öpüşme sahnesini görmelerini engellemek eşcinsel fobisini ortadan kaldıracak değil. Bu fobiyi daha da arttıracaktır... Homophobia = Eşcinsel kimselere karşı duyulan olumsuz duygular için kullanılan bir psikiatri terimidir ve Batı ülkelerinde toplumsal hoşgörü açısından genellikle istenmedik bir "fobi" olarak değerlendirilmektedir.

 
 
 

 

CHUNKS OF WISDOM OR...

DROPLETS OF BANALITY ?

MEDICAL QUOTATIONS

What People Said About Medicine Throughout History

The life so short, the craft so long to learn.

-- Hippocrates

Hayat öylesine kısa ve meslekte öğrenecek o kadar çok şey var ki... Bu sözün acaba Türkçe'ye "resmi" (yaygın kabul gören) bir çevirisi yapılmış mıdır? Sayın tıp mensubu üyelerimiz bana yazarlarsa sevinirim...

Medicine makes people ill, mathematics makes them sad, theology makes them sinful. -- Martin Luther (1483-1546)

sin = günah... sinful = günahkar...

The miserable have no other medicine but only hope. -- William Shakespeare

Çaresizlerin umuttan başka devası yoktur... ("Measure for Measure" adlı oyundan alınan bu sözler, gerçi orada tıbbi bir bağlamda kullanılmıyor, ama günümüzde çoğu zaman bu çerçevede de başvurulduğunu görüyoruz.)

Doctors are men who prescribe medicines of which they know little, to cure diseases of which they know less, in human beings of whom they know nothing. -- Voltaire

to prescribe medicine = ilaç yazmak, önermek... prescription = 1. ilaç yazma, önerme; 2. reçete...

Nearly all men die of their medicines, not of their diseases. -- Moliere (1622-1672)

nearly all = neredeyse tümü... to die of = --den dolayı ölmek...

God heals and the Doctor takes the fee. -- Benjamin Franklin

to heal /hiıl/ = 1. iyileştimek; 2. iyileşmek (özellikle de yara, vb. kapanması)... fee /fi:/ = ücret (doktor, avukat vb gibi profesyonel hizmetler veya kulüp üyeliği vb için ödenen)...

Medicine, the only profession that labors incessantly to destroy the reason for its own existance. -- James Bryce

to labour = uğraşmak, çabalamak, büyük emek göstermek... incessantly /in-se-sıntli/ = kesintisiz, sürekli (to cease /si:z/, fiilinden)...

How unfair! Only one health, and so many diseases. -- Victor Schlichter

Nekadar büyük bir haksızlık! Yalnızca tek bir sağlığımız, ve bunca çok hastalık (var)...

*  *  *  *  *

AS FOR PSYCHIATRY

Psikiatriye gelince...

The only difference between psychiatrists and their patients is that the patients have a chance of getting better.

Psikiatristler ve hastaları arasındaki tek fark, hastaların bir iyileşme şansı olmasıdır !!

 

 
 
 
 

 

 NASTY COMPLIMENTS - NICE INSULTS

Yılandilli Övgüler - Güzel güzel Sövgüler

PART - 02

 #  Oh well, I'll consider letting you have the last word if you guarantee it will be your last. Eh, pekala... Sonsözü senin söylemene izin vereceğim -- eğer bir daha çeneni açmayacağına söz verirsen...

 #  Do the world a favor and kiss the front of a speeding train, you gangrene-brained straightjacket-escapee.  Dünyaya bir iyilik yap da, hızlı tirenin önüne at kendini, seni kangren beyinli deli gömleği kaçkını seni...

 #  Do the decent thing for once in your life and introduce your wrists to a sharpened knife, you unibrowed monster.
Hayatında bir kere de insan onuruna yaraşır bir şey yap da bileklerini keskin bıçakla kesiver, seni tekkaşlı canavar seni...

 #  How did you get here? Did someone leave your cage open?
Nereden çıkıp geldin buraya? Birisi kafesin kapağını açık filan mı bıraktı??...

 #  Do you have to leave so soon? I was about to poison the tea. Bukadar erken mi gitmek zorundasın. Ben de tam çayı zehirlemek üzereydim...

 #  Keeps claiming he's better at sex than anyone; all he needs to prove it is a partner, I suppose
Sekste herkesten üstün olduğunu iddia edip duruyor. Sanırım kanıtlamak için tek eksiği bir partner bulabilmek...

 #  He is living proof that man can live without a brain!  İnsanın beyinsiz de yaşayabileceğinin canlı kanıtı...

 #  Can I borrow your face for a few days while my ass is on vacation? Kıçım tatile çıkınca yüzünü birkaç günlüğüne ödünç alabilir miyim??...

 

 
 
 

 

 

Onsuz geçen yıllarınıza üzüleceksiniz !!

 

 

"ESSENTIAL  ENGLISH  FOR  TURKS"

İLERİ İNGİLİZCE ÖĞRENİM SETİ - 10 KİTAP

   BİLGİ 

 

 
 
 

 

 When Will Men EVER Learn !!

 Erkekler Hiç Öğrenemeyecek mi??

Due to inherit a fortune when his sickly, widower father died, Charles decided he needed a woman to enjoy it with.

Hasta dul babası ölünce servet bir miras alacak olan Charles, bunun tadını birlikte çıkarabilmek için bir kadına ihtiyacı olduğuna karar verdi... (En alttaki nota bknz.)

Going to a singles' bar, he spotted a woman whose beauty took his breath away.

singles' bar = bekar barı (Tabii bizdeki gibi yalnız erkeklere mahsus ağlama meyhanesi değil)... spotted = gördü... to take someone's breath away = nefesini kesmek (hayran bırakarak... boğazını sıkarak değil... Boğazını sıkarak öldürmek = to strangle / st--ngl)...

"I'm just an ordinary man," he said, walking up to her, "but in
just a week or two, my father will die and I'll inherit 20 million dollars."

I'm just an ordinary man, but... = Ben sıradan bir adamım, ama...

The woman went home with Charles, and the next day she became his stepmother.

Kadın Charles ile birlikte evine gitti ve ertesi gün onun üvey annesi oldu!!

 Linguistic Note:

(to be) due + mastar (infinitive) = --cek, --cak; gelecek zaman belirtir

due to + ad = --den dolayı (= because of)

The ship is due to arrive tomorrow. = Gemi yarın geliyor, gelecek, gelmiş olacak...

Due to a storm, it has been delayed. = Bir fırtınadan dolayı gecikmiş bulunuyor.

 

 
 
 

Ücretsiz İnternet Yayınlarımız

YahooGroups'da 1 Numara

Ücretsiz İngilizce Dergi

Google'da 1 Numara

 Practical English

 For Turks

Ücretsiz Süper Web-Site

 MİZAH-HİCİV:   Bir Kadınyiyenin Öğleden Sonrası

Uluslararası Listelerde Türkiye'yi Temsilen 1 Numara

 ANTROPOLOJİ & DİLBİLİM

 İnsanın Evrimi - Kültür - Dil

 BİLİMSEL MAKALELER

FAMOUS QUOTATIONS

İNANILMAZ KAYNAK

 CLICK !!  

 KİŞİSEL SAYFALAR

 
 

         

  ANASAYFA   --   TESTLER   --   OKUMA   --   EĞLENCE