Doç. Dr. Yalçın İzbul

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

Free Bilingual E-Zine -- # 066

 WEBSITE HERE

April 30, 2004

 

 EĞİTİM

 MESAJ

 

 News Headlines

 

Syria Blames Al-Qaida-Linked Group For Attacks: The Syrian government blames a terrorist group that could be related to al-Qaida for the violence in Damascus that left four dead. The Manchester Guardian (www.guardian.co.uk) to blame = suçlamak, kabahati ondan bilmek... -linked = ---bağlantılı... could be related = 1) ilişkili olabilecek; 2) ilişkilendirilebilecek... Damascus /dı-mas-kıs/ = Şam... left four dead = geride dört ölü bıraktı...

 

Support For War Is Down Sharply, Poll Concludes: Support for the war in Iraq has eroded substantially over the past several months, and Americans are increasingly critical of the way President Bush is handling the conflict, according to the latest New York Times/CBS News Poll. The New York Times (www.nytimes.com) to be down = azalmış olmak... is down sharply = hızla ve büyük ölçüde azaldı... (opinion) poll = kamuoyu araştırması (bizim TV dilinde "anket" de diyorlar)... to conclude = sonucuna varmak, kanıtlara dayanarak bir sonuç çıkarsamak (ayrıca "bitirmek" anlamı da vardır: He concluded his speech... I concluded from his speech that he was going to resign... to erode /i-roud/ = aşınmak, aşınıma uğramak... substantially = büyük ölçüde, önemli ölçüde... to handle = ele alış, yürütüş, ilgilenme, muamele etme...

 

DİKKAT: "over the past several months" ("last" değil)...

DİKKAT: "the latest poll" ("last" değil) "Last" = en sonuncusu, bundan sonra başka "poll" yapılmayacak... "Latest" = şimdiye kadar yapılanlardan sonuncusu, en yeni olanı; ama bundan böyle de muhtemelen başkaları da yapılacak...

 

DİKKAT: "the late Mr. Brown" dediğimizde, "müteveffa Bay Brown" demiş oluruz ve genellikle yakın zamanlarda terk-i dünya eylemiş kişiler için kullanılır. (Bu arada, Müslümanlar için "merhum" sözcüğünü kullanmanız gerektiğini sanırım bilirsiniz. Durup dururken hassas kişilerin damarına basmayınız lütfen...)

 

 

 Top National News

 

AKP: Immunity Issue Not On The Agenda: AKP parliamentary group deputy leader İpek says limiting parliamentary immunity, supported by the CHP, was not on their agenda, but hoped the CHP would support their 10-article constitutional reform package. İpek added that the first round of votes on the package may be held next Tuesday or Wednesday. The Turkish Daily News (www.turkishdailynews.com)  immunity issue = "dokunulmazlık meselesi"... (be) not on the agenda = gündemde yok, gündemde değil... deputy leader = "başkan yardımcısı"... the first round of votes (voting) = birinci tur oylama...

 

 

 CD

 TANITIM

 
 
 

BELIEVE IT OR NOT !!

İster İnan, İster İnanma !!

Homeless Student Lived In Library For Seven Months

Açıklama: Çoğu yayıncı, yukardaki başlıkta "ana sözcükler" dışındaki sözcükleri küçük harfle başlatarak yazacaktır: in, for... Bu tür şeyler, "house rules" adı altında, yayıncıdan yayıncıya farklı tercihlerin önplana çıktığı, değişiklik gösterebilen uygulamalardır.

A homeless New York student says he slept for seven months in a university library without being caught.

without being caught = yakalanmaksızın... preposition + present gerund passive yapısına dikkat... Neden gerund? Çünkü ilgeçler (preposition) ad alır ve gerund'lar da biliyorsunuz fiilin ad işlevli bir türevidir... Şimdi, buna benzeterek, "görülmeksizin" ve "yakalanması üzerine" sözlerinin İngilizce karşılığını verelim: "without being seen", "on/upon being caught"...

Steve Stanzak, 20, says he set up home in New York University's main library because he couldn't afford housing costs on top of his tuition.

set up home = mesken edindi, "evini kurdu"... on top of = üstüne üstlük, ilaveten... tuition (fees) /tu-i-şın/  = okul harçları, paralı eğitim okul ücreti...

He was finally discovered by shocked administrators last week, reports the New York Post.

Açıklama: Gazetecilik dilinde, olabildiğince kısa ve kestirmeden anlatım için, örneğin bir sıfat tümcelik yerine tek sıfat kullanımının tercih edileceğine dikkat ediniz: "administrators who were shocked" değil, "shocked administrators"...

He was running his own website, www.homelessatnyu.com, in which he chronicled his undercover life in the Bobst Library on New York's Washington Square.

to chronicle = olayların güncesini tutmak, "vakainame" tutmak... undercover = gizli, kimlik değiştirerek, tebdil kıyafet. "undercover agent" gibi...

NOT: Adresi verdim, ama ben bu satırları yazarken, aşırı tahaccümden dolayı, sayfaya girmek mümkün olmuyordu... Bir de siz deneyin. Verdiğim linkleri tıklamaktan korkmayın; bu sayfayı kaybetmeyeceksiniz; ayrı pencere açılacaktır;

Stanzak said he washed himself in the library's toilets, had an occasional shower at friends' dorms and kept his clothes and books in lockers.

occasional = arada bir... dorm = dormitory /do-mitıri/ = yurt, yatakhane (Latince "dormire" uyumak, fiilinden)... locker = kilitli çekmece veya dolap...

"It was kind of interesting at first and then it became part of the norm, part of the routine. It was getting quite comfortable," he said.

to become part of the norm = alışılmışın, normalin bir parçası haline gelmek...

The creative-writing student said he gets no financial help from his parents and works about 30 hours a week to make spending money.

creative-writing student = "yazarlık eğitimi" öğrencisi... Yani en az antropoloji ve felsefe öğrencileri kadar "çatlak" olmaya müsait...

NYU spokesman John Beckman said Stanzac had now been provided with free housing for the rest of the semester.

Asked whether the school believed the student had lived in the library for seven months, Beckman said, "I don't know; we've taken what he said at face value."

to take at face value = söylenenleri gerçek kabul etmek; gerçekliğini araştırabilecek durumda olmamak...

"The library is open 24 hours for a reason; there's a demand for students to study around the clock," he said. "And it's not unusual to see someone who's fallen asleep."

around the clock = yirmidört saat...

Bu son paragrafı, vizeden vizeye iki saat çalışan öğrencilerimize; ve ÜDS'den ÜDS'ye iki hafta hazırlıkla yetinen hocalarımıza adıyorum...

Mum Gives Goldfish Kiss-Of-Life

A mother has revived a goldfish with the kiss-of-life after it was found in a dried-up stream.

to revive = yeniden hayata döndürmek... goldfish = Japon balığı (Demek ki, bu balıklar bize ilk ithal edildiğinde, "Olsa olsa Çin işi, Capon işidir" kanaatine varmışız)... kiss-of-life = hayat öpücüğü... dried-up = kurumuş, kupkuru kalmış... stream = dere, derecik, küçük akarsu (ayrıca "akış; akıntı -- the Gulf Stream -- süreklilik" gibi anlamları da vardır. Edebiyat öğrencileri için not: "stream of consciousness" ekolünü hatırlayınız)...

Maria Venghaus's young sons found the lifeless fish in the muddy stream near their home in  Swindon, Wiltshire, and rescued it.

muddy = çamurlu... to rescue /res-kyu= kurtarmak...

Mum Maria, 30, sprang into action and blew hard into its mouth and then dropped it into a tank of water when he revived.

to spring into action = derhal eyleme geçmek... blew hard = kuvvetle üfledi... to revive = Burada da fiilin "intransitive" (geçişsiz) kullanımını görüyorsunuz: yeniden hayata dönmek...

Maria told the Daily Record: "I used to win fish from fairs when I was younger. My grandad taught me how to blow into their mouths when they are weak and it usually did the trick."

fair = fuar... to do the trick = işe yaramak, gereken sonucu vermek...

The new fish -- named Boris -- is now enjoying life with the family's 16 other goldfish.

 
 

BELIEVE IT OR NOT !!

İster İnan, İster İnanma !!

Billie Pines For Bread

Billie Piper is getting withdrawal symptoms - from bread!

to pine for = to yearn for, to long for = özlemini çekmek, hasret kalmak... withdrawal symptoms = uyuşturucu, vb bırakma semptomları...

According to The Sun, she misses it so much after starting the Atkins diet that she now stands outside bakeries just for a sniff of the buns baking inside.

sniff = koklama, burnunu çekme... bun = küçük ekmek somunu... baking inside = içerde pişmekte olan ("which are baking inside" sıfat tümceliğinden kısaltma...)

Billie said: "I was brought up on bread and butter, so not having it is like losing a friend. I find myself hanging round bakeries, inhaling. It's quite sad.

I was brought up = büyütüldüm, yetiştirildim... bread and butter /bred-n-ba-tı/ = tereyağlı (sürülmüş) ekmek... (Yani tek birim olarak okuyunuz; ekmek ve tereyağ değil... Ayrıca "on" ilgecinin burada Türkçe'ye "tereyağ sürülmüş ekmek ile" şeklinde çeviri verdiğine dikkat ediniz)... not having it is like losing a friend = "ona sahip ol(a)mamak, bir dostunu kaybetmek gibi birşey"... to hang (a)round = "takılmak", oralarda sık bulunmak veya dolaşmak... bakery /bey-kıri/ = fırın, ekmek veya pasta fırını (evdeki "fırın" farklıdır = "oven" /a-vın/... microwave oven mikrodalga fırını... to inhale /in-heyl/= soluk almak, içine çekmek...

"But getting rid of it makes me feel much less guilty after eating.

"Bread makes me feel like such a heifer."

heifer = genç inek, özellikle de henüz yavru doğurmamış olan... (Yanılmıyorsam) "İriyarı, güçlü kuvvetli, anaç olmağa hazır" gibi nüanslar taşıyor. Buradaki deyimi ilk defa duyuyorum. Kanaatimce "iyi gelişmiş bir inek gibi iştahlı" anlamı veriyor olabilir...

Billie plays Orlando Bloom's girlfriend in the upcoming film The Calcium Kid.

upcoming = yakında piyasaya çıkacak olan...
 

Edinburgh Bus Drivers Get DNA Kits

get sözcüğünü burada "kendilerine verildi" şeklinde çeviriniz...

Edinburgh bus drivers are to be issued with DNA kits in an effort to catch people who spit on them while they're working.

to spit = tükürmek... to be issued with = kendisine verilmek...

ÖRNEK TÜMCE: All frontline female soldiers are to be issued with bullet-proof bras and knickers. Cephede savaşan kadın askerlere kurşun geçirmez sütyen ve külot dağıtılacak... Neler neler oluyo yav şu dünyada!!...

More than 1,800 employees at the city's two main bus firms are to be given the kits to secure evidence and encourage more reporting of incidents.

the city's two main bus firms = kentin önde gelen, bellibaşlı iki otobüs şirketi... to secure = elde etmek, elinden kaçırmamayı garantilemek... to encourage = teşvik etmek, yüreklendirmek... incidents = olaylar, hadiseler...

About one driver a week is reported to police as having been spat on, although the actual figure is believed to be twice as high because many incidents go unreported.

About one driver... spat on = Yaklaşık haftada bir sürücüye tükürülmüş olduğu polise bildiriliyor... go unreported = bildirilmiyor...

The move, instigated by Lothian and Borders Police, follows the introduction of the "spit kits" on the London Underground, ScotRail services and on some buses in Glasgow.

move = (burada) girişim... to instigate = başlatmak, yürürlüğe koymak... introduction = getirilmesi, başlatılması...

The kits include sterile swabs to pick up any trace of an offender's DNA, says The Scotsman. The packs also contain a pair of latex gloves and an evidence collection bag.

swab /swob/ (/a/ ile /o/ arası) = özellikle tıpta, sıvı numunesi almak için kullanılan, bir ucuna pamuk veya sünger sarılı küçük çubuk (birisi bana bunun Türkçe'sini yazarsa, sevinirim)... trace = iz, belirti... evidence collection bag = kanıt toplama torbası...

New laws mean anyone arrested for any offence can be DNA-tested and their unique profile added to the national database. Any DNA matches can be made within a matter of seconds.

to mean = (burada) amaçlamak... match = eşleşme, eşleştirme... within a matter of seconds (minutes, hours, days, months) = birkaç saniye içerisinde...

Bill Campbell, the operations manager for Lothian Buses, said: "As far as we're concerned, spitting on the driver is exactly the same as any other form of assault and is completely unacceptable."

as far as we're concerned = 1) bizim açımızdan; 2) bizi ilgilendirdiği kadarıyla... assault = saldırı...

More than 25 bus passengers faced assault charges for spitting at drivers following the introduction of the saliva recovery kits on all services run by First in Glasgow last September.

assault charges = saldırı suçlamaları... saliva /sı-li-va/ = tükürük... recovery = (burada) elde etme, ele geçirme...

*  *  *  *  *

ALL stories adapted and slightly modified from http://www.ananova.com

 
 
 

 

CHUNKS OF WISDOM OR...

DROPLETS OF BANALITY ?

MEDICAL QUOTATIONS  --  PART II

Mens sana in corpore sano

A sound mind in a sound body

Sağlam kafa sağlam vücutta

Everything in excess is opposed to nature. -- Hippocrates

in excess = aşırı olan...

It should be the function of medicine to have people die young as late as possible. -- Ernst L. Wynder

Tıbbın işlevi insanların olabildiğince geç (ama) genç ölmelerini sağlamak olmalı...

One finger in the throat and one in the rectum makes a good diagnostician. -- Sir William Osler (1849-1919)

"Bir parmağınız hastanın boğazında, bir parmağınız da makatında: İşte iyi teşhisin sırrı..." Çağının bu en ünlü hekiminin harikulade aforizmalarını toplu halde aşağıdaki adreste bulabilirsiniz. Şiddetle tavsiye ederim:

 http://www.vh.org/adult/provider/history/osler/

The art of medicine consists of amusing the patient while nature cures the disease. -- Voltaire

Tıp sanatı, hastalığı doğa iyileştirirken, hastayı eğlendirip oyalamaktan öte birşey değil...

My doctor is nice; every time I see him I'm ashamed of what I think of doctors in general. -- Mignon McLaughlin

Doktorum çok tatlı bir adam; Onu her görüşümde, doktorlar hakkındaki genel düşüncelerimden utanç (ve pişmanlık) duyuyorum...

PROVERBS & MODERN EXTENSIONS

An apple a day keeps the doctor away.

Hergün bir elma doktoru uzak tutar.

 

An onion a day keeps the world away.

Hergün bir soğan herkesi uzak tutar.
 

An apple a day makes 365 apples a year.

Hergün bir elma yılda 365 elma eder.
 

A pill a day keeps the stork away.

Hergün bir hap leyleği uzak tutar.
 

A condom a day keeps AIDS away.

Hergün bir kondom AİDS'i uzak tutar.

*  *  *  *  *

LAST BUT NOT LEAST

If I'd known I was gonna live this long (100 years), I'd have taken better care of myself. --Eubie Blake

Bu kadar uzun yaşayacağımı bilseydim, kendime daha iyi bakardım !!

 

 
 
 
 

 

 NASTY COMPLIMENTS - NICE INSULTS

Yılandilli Övgüler - Güzel güzel Sövgüler

PART - 03

 #  I bet your brain feels as good as new, seeing that you've never used it. Bahse girerim ki beynin taptaze geliyordur sana -- onu hiç kullanmadığına göre...

 #  How many years did it take you to learn how to breathe?  Nasıl soluk alıp verileceğini öğrenmen kaç yılını almıştı?...

 #  I can't talk to you right now; tell me, where will you be in ten years?.
Şu anda seninle konuşacak vaktim yok. On yıl sonra nerede olacağını söyle bana... (DİKKAT: Zaman belirten ifadelerde "in" ilgeci büyük çoğunlukla "sonra" anlamı verir.)

 #  I don't mind that you are talking so long as you don't mind that I'm not listening.
Bunca uzun konuşuyor olman benim için sorun değil -- dinlemiyor olmam senin için sorun olmadıkça...

 #  I like your approach, now let's see your departure. Yaklaşımın hoşuma gitti; şimdi bir de çekip gidişini görelim...

 #  I thought of you all day today. I was at the zoo.
Bugün bütün gün seni düşündüm. Hayvanat bahçesindeydim de...

 #  He's the first in his family born without a tail.  Ailesinde ilk kuyruksuz doğan odur...

 #  I would have liked to insult you, but with your intelligence I'm sure you wouldn't get offended. Sana hakaret etmek isterdim, ama sendeki zekayla aldırmayacağına eminim... (to get offended = gücenmek, kendini hakarete uğramış hissetmek)

 #  He doesn't know whether to scratch his watch or wind his butt. Saatini mi kaşısın, kıçını mı kursun birbirine karıştırır...

 

 
 
 

 

 

Onsuz geçen yıllarınıza üzüleceksiniz !!

 

 

"ESSENTIAL  ENGLISH  FOR  TURKS"

İLERİ İNGİLİZCE ÖĞRENİM SETİ - 10 KİTAP

   BİLGİ 

 

 
 
 

 

 A PARABLE !!

 Moralistic Story !!

One day a farmer's donkey fell down into a well. The animal cried piteously for hours as the farmer tried to figure out what to do.

well = kuyu, su kuyusu... oil well = petrol kuyusu... artesian well / a-ti:-jın / = artezyen kuyusu... piteously / pi-tiyısli / = acınacak şekilde, acıklı halde... to figure out / fi-gıaut / = düşünüp taşınarak, muhakeme ederek bir yol, çare bulmak...

Finally, he decided the animal was old, and the well needed to be covered up anyway; it just wasn't worth it to retrieve the donkey.

anyway = zaten, herhalükarda... it wasn't worth = değmezdi... to retrive = çekip çıkarmak, kurtarmak...

He invited all his neighbours to come over and help him. They all grabbed a shovel and began to shovel dirt into the well.

to grab / græb / = kavramak, sımsıkı yakalayarak tutmak... shovel / şa-vıl / = kürek (bahçe aleti)... to shovel = küreklemek, kürekle atmak... dirt = toz toprak, pislik...

At first, the donkey realized what was happening and cried horribly. Then, to everyone's amazement he quieted down.

to realize = anlamak, kafasına dank etmek... then = daha sonra, ardından... to everyone's amazement = herkes şaşırarak gördü ki... (Much) To my surprise, my very first book had become a bestseller!! = Şaşırarak gördüm ki... Beni çok şaşırtaraktan...

A few shovel loads later, the farmer finally looked down the well. He was astonished at what he saw. With each shovel of dirt that hit his back, the donkey was doing something amazing. He would shake it off and take a step up.

shovel load = kürek yükü, bir kürek dolusu... back = sırt... amazing = şaşırtıcı, hayretlere düşüren... would shake it off = silkinip üstünden atıyordu... take a step up = bir adım yukarı çıkmak...

As the farmer's neighbours continued to shovel dirt on top of the animal, he would shake it off and take a step up. Pretty soon, everyone was amazed as the donkey stepped up over the edge of the well and happily trotted off!

pretty soon = çok geçmeden, çok kısa bir süre sonra ("pretty" pekiştirici)... to trot off = tırısın tırıs uzaklaşmak...

*  *  *  *  *

SO, THE MORAL OF THE STORY IS THAT --

(Kıssadan Hisse; Öyküden Çıkartılacak Ders)

Life is going to shovel dirt on you, all kinds of dirt. The trick to getting out of the well is to shake it off and take a step up. Each of our troubles is a stepping stone. We can get out of the deepest wells just by not stopping, never giving up! Shake it off and take a step up.

Life is going to... etc = Hayat üzerlerinize kürek kürek pislik boşaltacaktır, hertürlü pislik... trick = (burada) püf noktası, hüner, çekilecek numara... stepping stone = (yukarılara giden yolda) basamak taşı...

Remember the five simple rules to be happy:

1. Free your heart from hatred -- Forgive.
2. Free your mind from worries - Most never happen.
3. Live simply and appreciate what you have.
4. Give more.
5. Expect less

Free your heart... etc = Yüreğini nefretten uzak tut, arındır... Forgive. = Bağışlayıcı ol... appreciate what you have = elindekilerin kıymetini bil...

*  *  *  *  *

THE SKEPTIC'S INTERPRETATION

(Kuşkucunun Yorumu)

NOW -- Enough of that crap... Bütün bu zırva saçmalıkları bir yana bırakalım...

The donkey later came back and bit the shit out of the farmer who had tried to bury him. The gash from the bite got infected, and the farmer eventually died a painful and horrible death.

Eşek daha sonra geri gelip çiftçiyi öyle bir ısırdı ki canına okudu... Isırık yarası da daha sonra enfekte oldu ve bizim çiftçi sonunda acılar içinde korkunç şekilde öldüüüü...

THE MORAL OF THIS STORY IS IN FACT --

When you do something wrong and try to cover your ass, it always comes back to bite you.

ass = 1) = donkey... 2) argoda, "mabad"... to try to cover one's ass = yediği naneyi örtmeğe, saklamağa çalışmak

 

 
 
 

Ücretsiz İnternet Yayınlarımız

YahooGroups'da 1 Numara

Ücretsiz İngilizce Dergi

Google'da 1 Numara

 Practical English

 For Turks

Ücretsiz Süper Web-Site

 MİZAH-HİCİV:   Bir Kadınyiyenin Öğleden Sonrası

Uluslararası Listelerde Türkiye'yi Temsilen 1 Numara

 ANTROPOLOJİ & DİLBİLİM

 İnsanın Evrimi - Kültür - Dil

 BİLİMSEL MAKALELER

FAMOUS QUOTATIONS

İNANILMAZ KAYNAK

 CLICK !!  

 KİŞİSEL SAYFALAR

 
 

         

  ANASAYFA   --   TESTLER   --   OKUMA   --   EĞLENCE