Doç. Dr. Yalçın İzbul

Hacettepe Üniversitesi eski öğr. üyesi

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

Intermediate Level Exercises

A Weekly Supplement Issued On Wednesdays

02/13/02 - 0001

 

GRAMMAR & VOCABULARY

   
 
MASTARLARIN KULLANILDIĞI YERLER 
 DÖRDÜNCÜ VE SON BÖLÜM 

(8)  Fiillerin mastar biçimi ve aşağıdaki türevleri çoğu zaman amaç belirtmek için kullanılır:

- Why do you want to go there?

- To see her...

- In order to see her...

- So as to see her...

(Onu görmek için)

- Why do you want to leave now?

- Not to see her...

- In order not to see her...

- So as not to see her...

(Onu görmemek, karşılaşmamak için)

(9)  Bir mastarın bir kez kullanılıp, yinelenmesinin bir anlam katkısı sağlamayacağı durumlarda, tek başına "to" anlam aktarımını üstlenebilir:

- Do you really want to go and see her this evening?

- Well, I don't really want to, but I suppose I have to.

(10)  Özel işlevli, deyimsel nitelikte bazı çok önemli yapılara da dikkatinizi çekmek isterim:

a.  Fail + mastar : Olumsuzluk bildirir. Ayrıca, ingilizcede mümkün olmayan "double negative" kurulumu için de bir çıkış kapısıdır:

She failed to come. = She didn't come. (Çevirisi: "Gelmedi" şeklindedir. Gelmekte başarısızlığa uğradı, şeklinde çevrilemez)

She didn't fail to come. = Gelmemezlik etmedi... (İşte size mükemmel bir "double negative" örneği.)

b.  Manage + mastar (succeed in + gerund) = Becermek, başarmak

Despite all those hardships, we managed to get there on time.

c.  Happen + mastar (Türkçeye çok zor çeviri verir)

That her father happens to be the director doesn't concern me... (= It doesn't concern me that her father happens to be the director) = Babası müdürmüş, hiç umurumda değil. ["Babasının müdür olması vukubulmuş" gibi garip bir ifade yerine, tümcenin gelişine göre karşılık bulunur]

The man you have been talking about so disparagingly happens to be my uncle... Böylesine yerin dibine batırdığın adam benim amcamdır. [Örneğin burada, ses tonuna göre, "çok şaşıracaksın ama" yahut "ayıp ediyorsun ama" nüansı sezilecektir]

She happened to sit (be sitting) next to a great composer... ( = It so happened that she was sitting next to...etc.) = Masada ünlü bir bestecinin yanına düştü. ["Tesadüf bu ya" nüansı var]

d.  To be supposed + mastar = Birşeyi yapması kendisinden bekleniliyor olmak, yada bu yönde kendisine direktif verilmiş olmak; bir şeyi yapacağı varsayılmak yada umulmak:

I am supposed to go and see the boss this afternoon, but I don't really want to. = Gidip görmem gerekiyor, ama aslında istemiyorum.

The bungalows were supposed to be vacated by noon, but in practice nobody really complied. = Boşaltılmaları gerekiyordu, bekleniyordu, ama uygulamada aslında kimse buna uymuyordu...

[Bir sonraki sayıda, sizlerden gelen istekler doğrultusunda, "If'li" tümcelere başlıyoruz]

* * * * *

 
   
  Vocabulary Study: Verb + Customary Particle Combinations 

Five Such Items Are Presented Each Week

No Need To Get Involved In Any Linguistic Discussion of Whether These Are "Phrasal" or Not; or, Whether the Accompanying Particle Is an Adverb or a Preposition: Just Concentrate on the Constructions Presented and, Profitably, Memorize the Sample Sentence(s) Offered

Açıklayıcı Not: Dikkatinizi Verilen "Deyim" ve "Deyiş" lerin Anlamı ve Kullanım Özellikleri Üstüne Yoğunlaştırınız ve Lütfen Örnek Tümceleri Ezberleyiniz. Çok Yararını Göreceksiniz. Benim Değerlendirme Ölçeğimde "Orta-Boy Sözcük Bilgisi" Sınıfına Giren Bu Tür Yapılara Tam Hakim Olmadıkça, ÜDS veya KPDS gibi Sınavlarda Başarı Beklemek Boşuna Olur. (Dost Acı Konuşur)

abide by (ı-bayd-bai) = be true/faithful to (a promise); obey (the rules)... (Verdiği söze, kurallara, vb) Uymak, itaat etmek... An honourable man must abide by his promises... The employees must abide by (comply with) these regulations...

abstain from (ıbs-teyn-frım) = hold oneself back from, persevere in not doing... (Bir kötü huy, alışkanlık vb. için) Kaçınmak, sakınmak, uzak durmak, "imtina" etmek... The doctors had advised her to abstain from alcohol and cigarettes... [Soru: Burada past perfect tense kullanımı ne anlam veriyor? = "Ama bu hanım, doktorların tavsiyesine uymadı ve başına bu işler açıldı" anlamını veriyor. Biliyorsunuz, past perfect, geçmişteki bir nokta yada dönemin öncesi için kullanılır.]

abstract from (æbs-trækfrım) = özetleyerek çıkarmak, özümleyerek ayırmak, soyutlamak... Such statements, when abstracted from their true context, are very misleading... Most metals are abstracted from various ores naturally found... [context = bağlam... misleading = yanıltıcı... ore = maden cevheri]

account for (ı-kaunt-fı) = give a good reason for, explain in a satisfactory way... Nedenini açıklamak, hesabını vermek (cezasını çekmek anlamında değil)... His illness accounts for his absence... Lack of any precipitating factor could not be accounted for... I want you to account for every lira you've spent... [precipitating factor = başlatıcı neden]

accuse smb of sth (ı-kyu:z) = birisini birşey ile suçlamak... He was accused of having planned the whole thing... You mustn't accuse anybody before you have positive evidence pointing to their involvement... [having planned = planlamış olmak... involvement = işe karışmış olmak]

   
 
 Here Is An Intermediate Level Vocabulary Test I have Prepared For You 

Fill In The Blanks, Choosing Your Word From Among the Supposed Alternatives

1. I'm just hoping that she'll grow out of that nasty .............. of hers someday.

          a. custom     b. tradition     c. usage     d. habit     e. error

2. He says he used to ............. much more than that in his old job.

          a. acquire     b. win     c. gain     d. earn     e. inherit

3. Do you .............. in any sporting activities ?

          a. take apart      b. overtake      c. take a stand       d. undertake       e. participate

4. It was very .............. of him to leave you there all unprotected.

          a. inconsiderate     b. thoughtful     c. kind     d. considerate     e. admirable

5. I didn't say I didn't like it. It just doesn't .............. my waist properly.

          a. fit    b. match     c. look good on     d. go well with     e. suit

* * * * *

Answers A Little Down The Page

You can always mail me, should you have any doubts lingering on your mind.

 
   

[ All Ads Deleted ]

   
 

Key To The Vocabulary Test:  1. d    2. d    3. e    4. a    5. a

AÇIKLAMALAR

1. Deyiminiz, "to grow out of a habit" = zamanla veya büyüdükçe bir alışkanlığı bırakmak, vazgeçmek. Diğerleri için, to break away from a custom/tradition... to drop/give up/abandon a particular usage... to correct an error... düşünülebilir.

2. Hayatını kazanmak, ücret almak gibi konularda geçerli olan fiil = "earn"... Nasıl Türkçe'de "maaş edindim" anlaşılır fakat "doğru" ifade değilse, burada da aynı durum geçerli.

3. "take apart" sese dayalı bir çeldirici (demonte etmek, parçalarına ayırmak, demek)... Doğrusu "take part in" = katılmak, olurdu ki, bu da "participate in" ile eşanlamlı... [overtake = yetişip geçmek, trafikte sollayıp geçmek... undertake = yapmayı üstlenmek, yürütme veya gerçekleştirme sorumluluğunu üstüne almak, "deruhte" etmek... take a stand = tavır almak, direnmek...]

4. inconsiderate = düşüncesiz, sorumsuz... Diğerlerinin hepsi olumlu nitelikler... "thoughtful" = "considerate" = başkalarını düşünen, bencillik etmeyen... admirable = takdire değer...

5. "Beğenmediğimi söylemedim; sadece belime doğru dürüst oturmuyor..." Diğerleri, "yakışmak, uygun olmak" kavramlarının çeşitli nüansları...

[Bütün bu malzemeyi, yayın haklarıma saygı göstererek ve kaynak göstererek eğitimde kullanabilirsiniz]

 

* * * * *

 

         

ANASAYFA  --  TESTLER  --  OKUMA  --  EĞLENCE

 

BU YAYINDA KULLANILAN FONETİK SİMGELERİ

æ = /a/ ve /e/ arası: cat /kæt/, black /blæk/, bad /bæd/, man /mæn/ ------  : /a/ ile /o/ arası... UK İngilizcesinde /o/ ya daha yakın; USA ingilizcesinde /a/ ya daha yakın: hot /ht/, fog /fg/, dock /dk/  -----  I : (Schwa) : İnternet ortamında /@/ veya başaşağı "e" ile temsil edenler var. İngilizce'de aşağı yukarı bütün ünlülerin vurgusuz hecelerde yuvarlandığı, orta damağın çeşitli yerlerinde oluşturulan seslik. Türkçe'de /ı/ ile /a/ arası bir ses. Hatta, "ğ" harfinin gırtlaksı olmadığı çoğu zaman bu sesi verdiğini söyleyebiliriz: ağlamak /a-ğı-lamak/  ------  Ø = thin /Øin/, thimble /Øim-bl/, thunder /Øan-dır/... "pelthek pelthek" konuşma...  ------ ð = this /ðis/, then /ðen/, those /ðouz/...  ses "telleri" titreşimsiz "Pelthek" kardeşin "badzi badzi" yürüyen titreşimli kardeşi...  -------- w "Dabılyu", /u/ nun katmerlisi. Hakkını veriyoruz. Dudaklar yuvarlak ve ileri uzatılmış. /v/ ile uzaktan yakından bir akrabalığı yok... /v/ sesi için konuşma organ ve boşlukları aynen /f/ sesi için olduğu gibidir ve /f/ sesinin titreşimli kardeşidir...  --------  N = "-ing"...  ---------  : İki nokta üstüste: önceki sesi uzat...  --------- /r/ BBC İngilizcesinde telaffuz edilmiyorsa, göstermiyoruz...

___________________________________________________________________________

Bu E-Posta Gönderisinin İçeriği Ticari Amaçla Çoğaltılamaz. Tamamen Özgün, Bir Bölümü Yayınlanmış, Bir Bölümü Yayına Hazırlanmakta Olup, Tüm Hakları Saklıdır. Kaynak Göstermek Koşuluyla Eğitimde Kullanabilirsiniz: Emeğe Saygı Lütfen.

___________________________________________________________________________